10 Ağustos 2009 Pazartesi
Çatı
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Çiçeklerim
Evin ön tarafında da deli begonvilimiz var. Hatta şimdi fark ettim büyük resimde arka tarafta cılız bir dal var işte begonvilim o. Çok fazla büyümüyor hani o her tarafı saran ve bol çiçekli olanlardan değil. Yinede kışın ilk aylarına kadar dayandığı için güzel bir yeşillik oluyor benim için. Kışın alt katta oturduğumuzda pencereden bana bayağı yoldaş oluyor. Resimdeki çiçekler, balkonumdaki geçen seneki çiçekler. Pembe renkli olan yeni gine diye bir çiçekmiş. İlk aldığımda kıştı ve yeşil yaprakları için almıştım. Sonra yaz başı birden tomurcuklandı ve bu güzel pembe renkler çıktı ortaya. sokaktan geçen bir çok komşum bayıldı çiçeğime ne yazık ki nazar değdi kurudu gitti İzmir sıcağında. bu sene yine aldım bu kadar olmasada onunda güzel pembe çiçekleri var. Ayrıca telefon çiçeği dediğimiz aşağılara uzanan bir çiçeğim var taze yeşil renkli yapraklarını sularken seviyorum. Umarım anlıyordur :). Ayrıca yine bir komşumun verdiği yeni diktiğim mum çiçeğim var onun büyümesini ve o güzel kokulu mum gibi çiçeklerini açmasını bekliyorum sabırsızlıkla.
1 Ağustos 2009 Cumartesi
GÖZÜMDEN DÜŞENLER
Yoksa kim alır o zaman kasetlerini, cdlerini, konser biletlerini de mi?
Sizi boykot ediyor ALLAH'a ve ŞEHİTLERİMİZE havale ediyorum.
31 Temmuz 2009 Cuma
Günler birbirine bağlanmış tren vagonları gibi...
28 Temmuz 2009 Salı
ŞİMDİ BEN BUNUN ÜSTÜNE NE YAZSAM BOŞ :((
"DOG"
Ajans: MARKOM LEO BURNETT (Turkiye)
KreatifDirektor: YASAR AKBAS, IDIL AKOGLU
Sanat Direktoru: ATILLA KARABAY
Copywriter: SELVA BAYYURT
Muzik: JINGLE MINGLE
Yonetmen: FATIH KIZILGOK
Produksiyon: HAZER BAYCAN
ODULLER:
Eurobest 2007 TV Kategorisi Shortlist
Goldendrum TV Kategorisi Shortlist
EPICA SosyalSorumluluk/TV Kategorisi Bronz Odul
http://www.bgd.org.tr/
İzmir uçuyor
26 Temmuz 2009 Pazar
Hint rüzgarları
http://leylakdali.blogspot.com/ 'nın blog sayfasını okurken aklıma geldi. Eski kottan çanta yapmış. Dolapta eşimin eski bir kotu var çanta yapayım dedim. Hem şu anda son ses Formula 1 yarışmasını izleyen eşimden öcümü almış olurum. Tamam izliyorsun da o son ses ne yaaa. İstanbul'daki yarışmalarda izleyicilere kulaklık dağıtılmış yüksek sesten dolayı.
Bende taktım kulaklığımı şu sıralar severek dinlediğim hintçe şarkılar dinliyorum. Algıda seçicilikmidir nedir şu son günlerde nereyi açsam, nereye baksam hint kültürü sarmış durumda her yanımı. Çevremizde hintlide yok gerçi. Aslında hikaye şöyle başladı. Daha önce izlediğim bir hint filmindeki müziği arıyordum. Tesedüfen filmi tekrar izledim ve o şarkıyı nette buldum. Onu dinlerken bu seferde bir arkadaşımın yıllar önce taa hindistandan getirdiği hint kınası geçti elime. Bir gece sol ayağımın üstüne dal ve yapraklar çizerek o kınayı yakmaya çalıştım ayağıma. Ve kuruması içinde sabah 4'e kadar oturdum.Bir süre sonra ayağım kaşınmaya başladı ama ne kaşınma yoksa kına bayatda ayağıma bişilermi oluyor dedim. aklıma geldi bizim kınalarımızı yakarkende elim kaşınırdı. Kaşımak isterdik büyüklerimiz kaşınması iyidri iyi tutuyo demektir derlerdi. Ohh dedim ne güzel kına tutuyor. Sonra uykumda geldi kalktım yıkadım ayağımı sonuç? Tutmadıııı. Kına tutmadı yaaaa. Nasıl sinir oldum. Harcadığım emeğimemi yoksa o saate kadar beklediğimemi yoksa kınayı getiren arkadaşımamı? Arkadaşımın ne suçu var ki gönlünden geçmiş getirmiş. Ne yazık ki tutmadı kına.Tutsaydı çok güzel olucaktı. Gerçi sonra öğrendim ki yapım aşamasında yanlış bişiler yapmışım. Hint kınasını oksijen suyu ile karıştırıp çok koyu neredeyse kahve telvesi kıvamında yapmam lazımmış. Sıcak biraz azalsın nöbetçi eczaneye gidip oksijen suyu alıp yeniden denemem lazım.
Nedense bişeyi kafama taktım mı yapmadan rahat edemem. Eşim şu son yazdığımı okusa neler der düşünebiliyorum ;) - bu göz işaretide O'na -Bu arada kot pantolonu çantaya çeviremedim. Annemle bişiler yaparız artık.
24 Temmuz 2009 Cuma
Sıcağa rağmen yazabildiklerim
Bazen tıkanıyorum ne yazsam acaba diye? Yaz gelince sanırım düşüncelerim, beynimde tatile çıktılar. Yinede biraz yazayım neler yapıyorum diye takip edenler var ;) -bu bir göz atma işareti -
Çarşamba günü ani bir kararla İzmir'e yakın olan Annem'in köyü Kemalpaşa Halilbeyli Köyü'ne gittim. Günübirlik akşam döndüm. Teyzemi, dayımı, kuzenleri ziyaret ettim.Köyün tozlu yolları falan demiyeceğim yoktu toprak yollar. Baharda gittiğimizde damlara gidip buzağı ve inekleri sevmiştik. Şimdi hava sıcak diye o taraflara gitmek istemedik. Küçükken pek fazla sevmesemde köyü yinede o yollardan tekrar geçmek çok güzeldi. Evet köyü sevmezdim çünki kimse Türkçe konuşmazdı. Halilbeyli köyü boşnak köyü olduğu için herkes, oyun oynayacak bir iki kayda değer arkadaşlarım bile boşnakça konuşurdu. Yanımdaki yabancı bilmez, anlamaz demezler konuşurlar.
Çok kötü bir huyum var. Gereksiz ışıkları bazen gerekli olanları bile kapatmak gibi. Her lamba düğmesinin altında askeriyedeki gibi "Gereksizse söndür" yazısını görüyor gibiyim. Böyle olunca başıma kazalarda gelmiyor değil. Yine ışığı kapattım o karanlıkta odadan çıkmaya çalışıyorum küttt diye bir ses. Öyle böyle değil ama gerçekten çok kötü çarptım kapıya. Eşim hemen kalktı ayağına bişi oldumu diye sordu. Bende ayağımı çarpmadım elmacık kemiğimi çarptım dedim. Elmacık kemiği yaa ne demek. Nasıl acıdı hemen buz falan bastırdık. Yoksa yüzümdeki morluğun nedenini kapı desem kimse inanmaz ama gerçekten kapıya çarptım ben.
Haber geldi kayıp oğluuşumuz Lucky'e benzeyen bir köpek görmüşler Buca Koop civarında.Akşam gittik gezindik ama ne yazık ki bir sonuç çıkmadı :(
Yarın İzmir'de yılın en sıcak günü yaşanacakmış. Benimde kuzenle niyetim Kemeraltına gitmekti. Eh bu sıcakta beynimi haşlamaya niyetim yok vazgeçtik.
Resimler : Halilbeyli köyü minik buzağılar, Samsun'dan dönerken uçaktan çektiklerimden, Halilbeyli köyü teyzem ve kızı, Yeğenim emirhan ve ayak parmaklarına çizdiğim yüzler, lucky
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Nereye gidiyoruz?
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Ordan burdan

18 Temmuz 2009 Cumartesi
Dön Lucky nerdesin?

İzmir'de buca semtinde oturuyoruz. Evimizin bahçe kapısından atlayıp bir daha da geri dönmedi. Aslında onu hiç bir zaman bağlamayı düşünmedik. Bahçemizde serbestçe dolaşırdı hep. Gece olunca bahçe kapısından atlardı ama sabahları mutlaka dönerdi. İşe giderken onu ya durakta ya da sokakta diğer arkadaşlarıyla oynarken bulur bahçe kapısını açık bırakıp içeri girmesini sağlardık.
Üye olduğumuz www.petarkadas.com sitesinde açtığımız kayıp ilanını sürekli biz ve arkadaşlarımız güncelliyorlar sağolsunlar ama yine de bir sonuç çıkmadı.
Oturduğumuz yer de geceleri hep çıkıp aradık. Artık nerdeyse devriye gezen polislerin dikkatini çekmeye bile başlamıştık. ama yok yok yok. Yer yarıldı içine girdi sanki Lucky. Lucky'nin en belirgin özelliği burnunun gerisindeki döner gibi olan siyahlık. Ayrıca sol gözünün kahverengi olan kısmında da saydamlık vardı. Son zamanda çıkmıştı yine kaçtığı bir gece darbe aldığı için olmuştu. Damlalarla en iyi hale getirmiştik. Oldukça sakin olan türünün özelliklerini taşıyor. Oyun delisi, cana yakın. Her gel diyenin peşinden gidecek bir yaratık :).
17 Temmuz 2009 Cuma
Out of reach
Gittiğim yer ya da beni orada bekleyecek birisinin olması çok da önemli değildi açıkçası. Belki de önemliydi ama benim anlatmak istediğim o değil bana bunları hisettiren bu şarkı. Bu şarkıyı kaydedip günlerce durmadan ileri geri sarıp durmadan dinlerdim. Aslında tam çevirsini bulamadım şarkının adı Out of reach şimdiye kadar uzanmak olabilir mi acaba?
Bilemiyorum. Şarkınında ilk başında da dediği gibi çok aptalca bir düşünceydi...
13 Temmuz 2009 Pazartesi
Son günlerde dinlediklerim
Bu hastalık halinde dinlerken beni rahatlatan sevdiğim şarkıları paylaşmak istedim sizlerle.Bakalım beyencekmisiniz?
11 Temmuz 2009 Cumartesi
Hastayım :(
Didim'den dönerken otobüste tepemde çalışan klimayı kapatmak biraz geç geldi aklıma. İlk anda o sıcak havada iyiydi verdiği serinlik fakat bir süre sonra rahatsız etmeye başladı. İzmir'e geldiğimde boğazım faranjit gibi acımaya başlayınca tamam dedim hasta oluyorum. Eh dönünce evde yapılması gereken temizlikti falan derken yoruldum. Akşamda klimayı açtık. Gerçi karşısına oturmadım beni rahatsız edemiyeceği bir yere geçtim. Buzdolabından su içmek yerine çeşmeden içtim. Çok sıcak şeyler yemedim. Sonunda benim klasik faranjit kuru ve ciğerden gelen içimi acıtan öksürüğe döndü. Hastayımmm.
Cuma günü de Didim'de hasta oldum. Bir önceki akşam Babam balık almıştı Annem'de mısır ununa bulayıp pişirdi. Bende bir heves çıtır gibi olan derilerin hepsini mideye indirdim. Akşamları yürüyüş yapardık o akşamda yapmayacağımız tuttu. Sabah namazında Annemin namaza kalktığını duydum. Sağdan sola dönerken midemden gelen iğrenç bir ağrı yediğim balıkların orda olduğunu anlatıyordu sanki ııyyy çok kötüydü. Bu da benim klasik mide üşütmemdir. 2 senede bir olur. Ne yazık ki istifra etmek gibi bir yeteneğim olmadığı için bütün gün yatarak o balıkları hametmeye çalıştım. Hiç kalkmadım. Annem'le Babam'ın bişiler ye demelerine kızdım. Babam sağolsun bahçeden mercanköşk dediğimiz bir ot vardır ondan toplamış. Annem'de nane ve limonla kaynatıp içmemi istedi. O beni rahatlatıp midemi yumuşattı.
Onun dışında Didim güzeldi ama. Denize girdim bol bol ama güneşin altında yatmadım. öyle güneş altına yatıp yanmayı sevmem. Zaten denizde bol bol yanıyorum. Denizinde suyu bayağı ısınmıştı aslında. Yinede hakkını yemiyeyim Didim harika.
29 Haziran 2009 Pazartesi
Deniz beni çağırıyorrr

Sezonu geçen ay açmıştım fakat havaların serin olmasından dolayı biraz üşütmüştüm denize girince. Bu sefer olmaz artık. Annem'de ne zamandır gitmemiş Altınkum plajına. "Sen gelince gideriz" dedi. Gerçi çok kalmıycam ama belli de olmaz benim sağım solum. Kafama eser biraz daha kalayım diyebilirim nasip bakalım .
27 Haziran 2009 Cumartesi
Masa da masaymış ha/ Edip Cansever

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip Cansever
Masalar neler taşır değil mi?
Resim : Şeker Ahmet Paşa - (1841-1907) Türk
26 Haziran 2009 Cuma
Bu böyle
Geçti!
O zaman aşık olduğum rüzgarlar esti esti.
Geçti!
Geriye sadece yarım yarım sevgiler,
Yüzüme inceden uzun uzun çizgiler..
Öznesi kalan süresi kalan cümleler
Yalan dolan cümleler kaldı.
Aşk seni bulabilir de, uzakta durabilir de
Samimi oluyor derken mesafe koyabilir de
Bu böyle vurabilir de, ilgisiz durabilir de
Onu sana katıyor derken tuzaklar kurabilir de
Bu böyle.
25 Haziran 2009 Perşembe
NOOLURR SADECE BİR KAP SU


Özel Hayatımızda Güvenlik...
Son yıllarda;
çocuk veya yaşlı fark etmez, gün içinde saldırıya uğrayan, kaçırılan veya öldürülen kurbanların sayısının artmasından dolayı…
Ülkemizde ve özellikle de İstanbul’da durum farklı olmadığı için….
Lütfen bir göz atıp, Sevdiklerinizin güvenliği için sevdiklerinizle paylaşınız.
Dirsek
1)Vücudun en sert ve dayanıklı bölgesi olduğu için en iyi silahınız dirseğinizdir,
Kullanacak kadar yakınsanız, dirseğinizi savunma silahı olarak kullanınız.
Cüzdan
2)Hırsız sizden cüzdanınızı istiyorsa, CÜZDANI ONA VERMEYİNİZ.
Bunun yerine, cüzdanı uzak bir yere fırlatmayı deneyiniz.
Hırsız sizden çok cüzdanla ilgilenirse, TERS İSTİKAMETE DOĞRU hızla kaçınız.
Bagajda kilitli kalırsanız
3)Herhangi bir şekilde bir arabanın bagajında kilitli kalırsanız, ayağınızla arka farları kırıp çıkartmaya çalışın.
Oluşan boşluktan elinizi dışarı çıkarıp elinizi sallayarak dikkat çekmeniz mümkün olabilir.
Aracın şoförü elinizi göremez, fakat arkadan gelen araçları sizin zor durumda olduğunu fark edebilir.
Bayan Sürücüler
4)Özellikle bayan sürücüler, iş çıkışı, alışveriş v.b. faaliyetlerden sonra, arabalarına binip bir şeylerle uğraşma eğilimindeler.
(çanta düzeltme, makyaj tazeleme,
cüzdan yerleştirme, fatura kontrolü gibi).
BUNU YAPMAYINIZ.
Bu zaman, kötü niyetli kişilere aracın sağ veya arka koltuğuna binip, başınıza bir silah tutma zamanı ve imkanı verir.
Aracınıza biner binmez kapıları kilitleyip, HEMEN hareket ediniz.
Araca Binerken
5)Aracınıza park yerlerinde veya evinizin önünde binerken dikkat etmeniz için birkaç öneri :
a) Aracınıza binmeden sağınıza, solunuza,arkanı za, ön ve arka koltuklarına ve yerlerine bakarak, etrafı şüpheli durumlar-kişiler için kontrol edelim.
b) Şayet aracınızın yanına büyük bir kamyon veya Tır park etmişse, aracınıza şoför kapısından değil, yan kapıdan giriş yapınız.
Birçok seri katilin, kurban kendi aracına binerken, kurbanlarını büyük araçların içine çektikleri tespit edilmiştir.
c) Aracınızın yanına park etmiş olan aracın yan koltuğunda tek başına bir erkek oturuyorsa, belki alışveriş merkezine geri dönmek, sonra geri gelmek veya bir güvenlik görevlisinin sizi izlemesini rica etmek uygun olacaktır.
Unutmayınız ki, temkinli olmak, pişman olmaktan daha iyidir.
Hatta paranoyak olmak, ölmüş olmaktan daha iyidir!
Asansör
6)Merdivenleri kullanmaktansa, asansörü tercih ediniz.
Issız merdivenler ve merdiven boşlukları her tür suç ve şiddet için uygun mekanlardır. (özellikle de geceleri.)
Silah
7)Saldırganın bir silahı varsa ve siz onun kontrolü altında değilseniz, KAÇINIZ.
Onun sizi kaçarken vurma ihtimali 100 atışta 4’dür.
Vursa bile, kurşunun yaşamsal bir organa gelme ihtimali daha da düşüktür.
Koşarak kaçınız, hatta yapabilirseniz, zig zag çizerek kaçınız.
Duygusallık
8)Bayanlar olarak çok duygusal ve sempatik yaklaşımlarımız olmaktadır.
Bu devirlerde BUNDAN VAZGEÇİN.
Bazı seri katiller bunu kullanmak için, ayağı kırılmış, bastona ihtiyacı olan, sakat kişiler rolünü oynamaktadır.
Aracına binmesine yardımcı olmanızı isteyebilir ve orada sizi yeni kurbanına çevirebilir.
Kapıdan Satışlar
9)Kapıdan pazarlamacılar sizin kapınızda size yeni bir parfüm, deterjan vb.. yeni bir ürünü test için koklamanızı isterler,
SAKIN YAPMAYIN, KOKLAMAYIN.
Ayıldığınız da ( eğer ayılabilirseniz. !) belki soyulmuş olacaksınız, belki de iç organlarınız olmayacak,
İlginç
10)Son bir güvenlik uyarısı daha :
Son zamanlarda katil veya hırsızlar, kurban seçtikleri ve yalnız olduklarını bildikleri bayanların kapısının önüne, bebek veya çocuk ağlaması kaydedilmiş teypler bırakıyormuş.
Bu sesi duyan bayanlar meraktan veya merhametten kapıyı açtığında saldırıya uğrayabilirler.
Lütfen her tür olağandışı ses, gürültü v.s.’de MUTLAKA ÖNCE YARDIM ÇAĞIRINIZ.
Paylaşmak Güzeldir…
Lütfen bu bilgileri, kendilerinde endişe yaratmadan, ama konuya yeterince önem ve ciddiyeti vererek, sevdiklerinizle ve hatta çocuklarınızla paylaşınız.
Maalesef her geçen gün daha güvensiz ve tehlikeli bir dünyada ve şehirde yaşadığımız için, eşlerimizi, arkadaşlarımızı ve çocuklarımızı korumak için onları bilinçlendirmemiz ve farkındalıkları nı arttırmamız gerekiyor.
Alıntı
22 Haziran 2009 Pazartesi
Yoorrgguunnuumm

Çok ama çok yorgunummmm. Malum gezdim, dolaştım şimdi de geldiğimden beri boya, badana, temizlik bitmek bilmiyor. Aslında bitiyor gibibu hafta ama bende bitiyorum. Eee bu yorgunluk nerede atılır pekiii? Didim'deeeee. Şöyle deniz kenarında olucam, denize giricem çıkıcam biraz da yatıp uyucam ohhh. Annem'le beraber giderim denize genelde. Didim'de Altınkum Plajında gireriz denize. Denize karşı durunca sol uçtaki yerde bahçesinde ağaç olan bir ev vardır. Tam onun önünde gireriz. Öğleden sonra o ağacın gölgesi çok güzel olur. Ben genelde denize girince fazla duramam. 15 - 20 dakika kalıp çıkarım. Ama Annem aman Allah'ım ben 3 kere denize girer çıkar kururum falan O hala denizde olur. En büyük yardımcısı elinden bırakmadığı makarnası ile sırt üstü yüzer yosunları sevmez biraz da yosunluk yerler vardır oraları makarnasını sırtının altına alarak sırt üstü yüzerek geçer. Annem yüzme bilmez ama sırt üstü yüzer :). Bazen de denizin içinde bir şeyler ararcasına suya bakar neymiş balıkları izliyormuş :). Tabii bu kadar zaman denizde kalınca yoruluyor. Denizden çıkınca bir yatar horluyarak uyur. Çok gülerim o zaman O'na. Akşam oluncada derki "Kollarım, sırtım çok ağrıyor neden acaba?" Bende derimki "Neden olucak kaç suda kalıyon elbette ağrır". Yaaa denizi özledimmmm. bu hafta gidemem malum yaz geldi evlenen evlenene hiç bitmiyor düğünler. En iyisi haftaya gitmek bakalım.
Resim : Aydın Didim Altınkum Plajı
Müzik : Bob Sınclar - Love Generation
Uzanın kumlara takın müzik çalarınızı bu şarkıyı dinleyin Off.
20 Haziran 2009 Cumartesi
Cennet bahçeleri

Çeşmelerinden içimi hoş sular akar o bahçelerde,
Bir yudum içseniz bile geçer günlerce çöllerde susuz kalmış haliniz.
İçinde her tür ağaç barınır o bahçelerde,
O ağaçların altından geçerken güneş yüzü göremezsiniz.
Bir ağacın gölgesi bile bir yaz mevsimini geçirecek kadar kocamandır.
Daha önce hiç görmediğiniz, adını, tadını bile bilemediğiniz
Her ağacın meyvesinden bir kere ısırmak bile yeter
Kıtlıktan çıkmışcasına aç olduğunuzu hissettiğinizde.
O bahçelerde o kadar güzel hayvanlar dolanır ki ortalıkta
Sizi sırtınıza alıp gezdirmek isteyen tek boynuzlu beyaz atlar
Tüylerindeki renkleri bile bilemediğiniz rengarenk tavuskuşları.
Bir çiçek tarlası açılır önünüze ansızın
Ne kokusunu duymuşsunuzdur ne de isimlerini bilirsiniz
Değişik değişik kimi narin, küçük kimi dev gibi insanı yutar.
Bir yağmur yağar aniden şakır şakır
Ama ne bir bulut vardır gökyüzünde, ne de ıslanırsınız
Ağzınıza gelen damlalardan anlarsınız ki gülden tadı şekerden şerbet.
Gökyüzü ne mavi ne yeşil ne de gridir
Gönlünüz neyse o anda odur baktığınız her yer.
Ne önünüzde uzun taşlı bir yol, ne de yumuşak bir halı vardır
Ayaklarınız yerden kesilmiş uçuyorum sanırsınız
Aslında uçmuyorsunuzdur yanınızdan geçiyordur
Düşledikleriniz, hayalleriniz, sevinçleriniz, sevdikleriniz.
Sıkıntı nedir? Zarar verir mi? Isırır mı? Sever mi? Güler mi?
Korku nedir kötülük nasıldır? Bilinmez.
Ellemi tutulur bir balta ucundadır yoksa dipsiz karanlık bir kuyumudur?
Resim: Alıntı
Yazarken bana ilham veren müzik: Loreema McKennitt La Serenissima
17 Haziran 2009 Çarşamba
http://www.uyaneygozlerim.com

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Edebiyat, matematik, fizik, kimya, beden eğitimi, müzik, resim gibi dersler yanında meslek dersi olarak belirtilen Kuran-ı Kerim okuma, fıkıh, tefsir, hadis, kelam gibi derslerde gördüm. Babam'ın bir yolculuk esnasında tanıştığı bir adamdan dini yönden aldığı bilgilerin etkisiyle bu okula yazdırıldım.
Liseden çıktıktan sonra içine girdiğim ortamlarda ilk anda mezun olduğum liseden bahsetmedim hiçbir zaman. Önce insanların beni tanımasını istedim. Çünki mezun olduğum okulu söylediğimde karşımdaki kişilerin tepkisi hep negatif oldu.
İlk zamanlar her ne kadar Babam'a kızsamda beni o okula gönderdiği için sonradan çok dua etmeye başladım hem Babacığıma hem de buna vesile olan o kişiye iyi ki bu okula gönderilmişim diye. Bana manevi olarak o kadar güzel bir dünya yarattı ki bunun içimde, ruhumda açtığı güzellikleri görmeye başladım.
Buralara nerden geldim? Bugün lisedeyken 5 yıl aynı sırada oturduğum arkadaşım Sümeyye geldi bana oturmaya. Onunla lisedeyken dinlediğimiz bir kaset vardı. 3.Sultan Murad Han'ın şiirini yazdığı "Uyan Ey gözlerim gafletten uyan" diye başlayan bir ilahi. Koskocaman bir imparatorluğa hükmeden bir padişahın sabah namazını kaçırdığı için üzüntüsünden yatağından kalkıp bu sözleri yazması gerçekten Yaradan'a karşı ne olduğumuzu hatırlatmaktadır sanki. Dinlerken insanın içini yıkayan, nerden gelip nerde durduğunu, nereye gideceğini anlatan bir ilahidir.
Başlıkta verdiğim link bu şiirin değişik şekillerde yorumlarını yayınlayan bir siteye ait. Dinlemenizi ve dinlerken içinizde size verdiği duyguları yorumlarsanız çok mutlu edersiniz beni.
15 Haziran 2009 Pazartesi
Gelmesemiydim acaba?
Bir de o valiz nedense bir yere sığamamışken :). Kardeşime gittiğimde valizimi her zamanki gibi Yeğenim Emirhan'ın odasına koydum. Bir süre sonra ne göreyim benim 4,5 yaşındaki yeğen al valizimi Annesiyle Babasının odasına at. Benim odamda kimse yatamaz diye bağrınır halde :))).
Oturma odasında yattım bu seferde tv izlediği için yine o oda onun odası oldu.
Ama yinede güzel geçti. Sağolsunlar.
İzmir'e dönünce ne yazık ki bende sizler gibi biri oldum. Boya, badana, temizlik off ne zormuş yaaa.Salonun yarısını boyadık taş beji. Gelgelelim yan taraf için boya kalmadı almaya gittik boya bitmiş. Bulamazsak yandık. Gerçi bizim salon iki bölüm olmazsa yarısı eski renk olarak kalıcak fıstık yeşili.
12 Haziran 2009 Cuma
Dönüş 13.06.09 st:12,15 SZF - ADB
Dönünce haftaya çok işim var aslında evde. Malum temizlik. Birde yaz geldi ya üst kata çıkıyoruz. Oranın temizliği falan eee her zaman tatil olmaz işte olmalı demi.
10 Haziran 2009 Çarşamba
Bağlanmayacaksın
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
Alıntı...
7 Haziran 2009 Pazar
Cuma günü





Hala Amasya Merzifon'dayım. Cuma günü öğlen vakti buraya her geldiğimde uğrayıp ziyaret ettiğim Piri Baba Türbesi'ne gittim. Aslında kararsız kaldım gidip gitmemekte çünki sabahtan hava bayağı kapalı ve yağmurluydu. Daha sonra hava açılır gibi oldu bende gitmeye karar verdim. Kimselerin olmadığı sakin ve sessiz sokaklardan geçtim. Piri Baba Türbesinde pek kimse yoktu. Türbeye girerek ziyaretimi yaptım dua okudum. sonrada çıkıp biraz orada oturdum. Ne araba sesi ne çocuk sesi. Sadece huzur vardı. Ordan çıkıp tekrar başka başka sokaklara girdim. Bazı sokaklar çok dardı. Evler birbirine çok yakındı. Ama yinede çok güzeldi.
31 Mayıs 2009 Pazar
Merzifon'dayım
İlk resim : Merzifon / uçaktan tuz gölünün görünüşü / Samsun'a giderken bindiğim uçak Pegasus - Karşıyaka
29 Mayıs 2009 Cuma
Bir şarkının bana düşündürdükleri

Bana bunları düşündüren şarkı : Loreena Mckennitt ; Kecharitomene
Resim : Alıntı Loreena Mckennitt albüm kapağı
27 Mayıs 2009 Çarşamba
Bezelye yemeği yapıyoruz :)
Sonra bilgisayardan www.dinleyiver.com adresine girilir. Ordan arama motoruna şu grup ismi yazılır Redd ve onlarında dünya adlı şarkısı seçilir son ses açılır son sesle eşlik edilerek yemek yapılır.
*Ayıklanan bezelyeler yıkanır ve süzülür.
*Su ısıtılır.
*Bir orta boy soğan - Lokanta boy olmayacak lokanta boy soğan büyük olur :)
*Soğanlar küçük küçük doğranır yemeklik yani - rendelenmez o zaman sulanır
*Bir orta boy patates alınır oda kuşbaşı kadar doğranır tabii bu kuş kartal, güvercin yada karga başı hatta devekuşu başı kadarda değil yavru bir saka kuşu olabilir.
*4 tane domat alınır oda aynı patateslerin şıkkındaki gibi işlemden geçirilir.
*Soğan ve domatlar birazda salça ile elde ovkalanır ( bknz:ovkalamak;yani elle sıkmak)
*Ateşe oturtulan düdüklü tencerenin içine artık kalbinizi ne kadar sevdiğinize ters orantılı olarak çiçek yağı eklenir.
*Önce patatesler atılır biraz kavrulur ama patates kızartması gibide kızartılmaz.
*Sonra bezelyeler eklenir.
*Bu şıkka gelince şarkı bitti demi ? O zaman hemen elimizi yıkayıp Yüksek Sadakat yazıyoruz şarkıda Ben Seni Arayamam seçiyoruz. Ses biraz daha açılır.
*Ocağa bakın bu arada bezelyeleri unutmayın üstüne mıncıklanan domat ve soğanlar eklenir tuzu eklenir hatta birazda pul biber.
*Üstüne ısıttığımız su eklenir ama bezeleyeleri geçmeyecek kadar.
*Düdüklünün kapağı kapatılır ve düdüğü kaldırılır.
*Şimdi kalan sıcak su ile nescafe yapılır ve bir sigara yakılır.
*Düdüklüden duman çıktımı düdük indirilir. Ocağın altı kısılır ve saate bakılır tam 13 dakika pişirilir.
Umarım güzel olur afiyet olsun.
25 Mayıs 2009 Pazartesi
Merdiven

23 Mayıs 2009 Cumartesi
Yazıyorum, siliyorum.
21 Mayıs 2009 Perşembe
Öylesine...
15 Mayıs 2009 Cuma
Dünyaaa yenidennn dönüyorrrr
12 Mayıs 2009 Salı
Çöl gülü

Daha fazla düşünmeden atını sürmeye başladı bedevi. Yaklaşan akşamla beraber gittikçe kuvvetlenmeye başlayan rüzgar çöldeki kumları havalandırmaya başladı. Yaklaşan kum fırtınasında kalmamak için sığınacağı bir yer bulması gerekiyordu. Yakınlarda eskilerden kalma yıkıntılar olduğunu hatırladı ve atını oraya doğru sürmeye başladı. Çok geçmeden yıkıntıları bulup daha fazla toz bulutu altında da kalmamak için güvenli bir sığınağa kavuştuğunu düşünüp içeri girdi bedevi. Atından atlayıp onun eyerini çözüp rahat bıraktı. Kendiside bu korunaklı yerde saklanan kimbilir kaçıncı kişi olduğunu düşünüp uykuya daldı.
Bir süre sonra nerden geldiği belli olmayan bir takım sesler uykusuna karışmaya başladı. Gelen sesler atındanmı yoksa dışarıdanmıydı çıkaramıyordu. Belkide çölde esen rüzgar ona uzaklardan bir takım sesler getiriyordu. Bir hızla gözlerini açtı. O karanlık içinde gördüğü dolunay ile içeri dolan ışıktı. Kum fırtanısı dinmiş, tüm çöl sanki dolunayla kaplanmıştı. Az ilerisinde de uykusu arasında duyduğu seslerde yavaş yavaş yaklaşmaktaydı. Kulak kabarttığında konuşanların hararetle birbirlerine bir şeyler anlattığını anladı.Bu konuşmaların konusuna göre yakınlardan geçen bir kafileden bir yolcunun kaybolmuştu. Fakat bu yolcunun kayıp mı yoksa kaçırılmış mı yada kim olduğunu anlayamadı. Yavaşca atını eyerleyen bedevi ses çıkarmadan ordan ayrılıp hararetle konuşanlardan ters yöne doğru atını yavaşca sürmeye başladı ve onlara görünmeden ordan ayrıldı. Konuşanlardan pek etkilenmemişti çünki her zaman çöldeki kafilelerden kum fırtınası çıktığında kaybolan yada türlü nedenlerle kaçırılanlar olurdu.
Şimdi dolunay çöl üzerinde ona o kadar güzel ışıklar sunuyorduki bedevi bunu izlemenin daha güzel olduğunu düşünmeye başladı. Ancak yinede çölün gündüze göre çok kesin bir şekilde kendisini hissettiren soğuna rağmen bir an ürperdiğinide hiseeti. Çölde doğup büyümesine karşın bunca senede buna alışmak onun için her zaman zor olmuştu.Hele hele annesini kaybettikten sonra. Kendisini ısıtmak için sokulacak yegane kadın da ölünce hayat onun için bambaşka bir anlam almış kalbini çöl kadar büyük bir boşluk kaplamıştı. Bu düşüncelerle yol alırken atının huysuzlandığını geç fark etmişti. Atı sanki onu daha fazla taşımak istemiyor gibiydi. Önünde sanki aşamadığı bir set vardı. Bedevi bunu fark ettiğinde atından indi. Önünde yere yan yatmış ölmek üzere olan atı gördü. Ve birden kendisininde bir kum çukurunun kenarında olduğunu gördü. Aşağıya doğru baktığında da bir karartıyı fark etti. Sonra da atının heybesinden ipini çıkarıp ipin bir ucunu atına bağladı diğer ucunuda dikkatlice aşağıdaki karartıya doğru uzatmaya çalışarak dikkatlice aşağıya kaymaya başladı. Aşağıda hareketsizce yatan karartıya doğru seslenerek ipi tutmasını istedi. Yerdeki karatıdan bir süre cevap gelmedi. Bedevi tekrar yardım etmek istediğini yenileyerek seslendi. Bir zaman sonra aşağıdaki karartıdan önce bir öksürük sonrada bir takım boğucu sesler geldi. Kendisine uzanan ipi tutmaya çalışırken hareket edince biraz daha kaydı. Bedevide iple atını çekerek biraz daha aşağıya doğru uzandı. Karartı son anda ipi yakaladı ve yine aşağıya doğru biraz daha kayarken at bu çekme işinden dolayı önce huzursuzlandı sonrada sahibinin kendisine emir vermesiyle başını geriye doğru anlamış bir ifadeyle kaldırarak yavaşca geri geri gitmeye başladı. Ve bir süre sonra aşağıdaki karartıyı yukarı çıkarmayı başardılar. Yabancı yukarıya çıkınca hemen ayağa kalkmaya çalıştı ayaklarının üstüne kalkmaya çalışırkende tekrar yığılıp kaldı. Bedevi hemen yaralı olduğunu düşündüğü yabancının başına elinde su ile koşup suyu içirmek istedi. Yabancı sanki yüzyıllardır susuz kalmış gibi su kesesini kaparak kana kana içmeye başladı. Suyu içip ayaklarına derman gelince hemen yerde yatan atına doğru koştu. Atı ölmüş ve kendisini yalnız bırakmıştı. Bunu fark eden yabancı atına kapanarak ağlamaya başladı. Bedevi yabancının elini kavrayarak onu ordan uzaklaştırmaya çalıştı. Bu çok zor olmuştu ama yinede başarmıştı. Çünki yabancı atından ayrılmak istemiyordu. Bedevi atına ikisinin beraber binmesini emredici bir ses tonuyla ileterek yabancıdan kendisine itaat etmesini istedi. Yabancı bir karşılık vermeden kendisine söyleneni yaptı. Bedevi yabancıyı atın üstünde önüne oturttu ve atını sürmeye başladı.
Bedevi önündeki yabancının kim olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini merak ediyor fakat önündeki yabancının bitkin halinden dolayı bir şey söyleyemiyordu.İkisi ıssız çölde yol alıyor dolunayda onlara yol gösteriyordu. Bedevi sabahın ilk ışıklarıyla kendi kabilesine varabileceğini ve sorularınında orda cevap bulabileceğini umarak yoluna devam etti...
Resim : Alıntı.
10 Mayıs 2009 Pazar
Cumartesi

8 Mayıs 2009 Cuma
Mamografi muayenesi

Bu aşamada öncelikle belirtilmesi gereken bir konu mamografi incelemesine mutlaka dikkatli bir meme muayenesinin de eklenmesinin erken tanı olasılığını artırma açısından son derece önemli olduğudur. Bu meme muayenesi bu konuda tecrübeli bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı tarafından veya bir Genel Cerrahi Uzmanı tarafından gerçekleştirilir. Rutin Mamografi Ne Sıklıkta Yapılmalıdır?
Günümüzde tarama amaçlı mamografinin meme kanseri açısından risk faktörü bulunmayan kadınlara 40 yaşında başlanması, 50 yaşına kadar 2 yılda bir, daha sonra yılda bir uygulanması önerilmektedir. Her yıl yapılan rutin jinekolojik muayeneler esnasında yapılan meme muayenesinde bir sorun saptanması durumunda veya kadının her ay kendi yaptığı meme muayenesi esnasında bir sorun saptaması ve bu sorunun doktor muayenesiyle doğrulanması durumunda mamografi yenilenir.
Otuz yaşından daha genç olan kadınlarda bir yandan meme dokusunun yoğun olması nedeniyle görüntülemenin zor olması, öte yandan meme kanseri görülme olasılığının oldukça düşük olması nedeniyle bu yaş grubundaki kadınlara rutin mamografi önerilmez. Genç bayanlarda meme dokusundaki sorunlar genellikle meme muayenesi ve meme ultrasonografisiyle aydınlatılır.
Ailesinde meme kanserli birey bulunan veya meme kanseri geliştirme açısından çeşitli risk faktörleri olan kadınlarda rutin mamografi aralıkları Genel Cerrahi Uzmanı'nın belirlediği şemaya göre uygulanır.Mamografi, mamografi cihazı adı verilen özel bir röntgen cihazı yardımıyla her iki memenin sıkıştırılarak çeşitli seviye ve kesitlerde filmlerinin alınmasından ibaret bir incelemedir. Mamografi esnasında meme dokusunun sıkıştırılmasının amacı daha nitelikli görüntüler elde etmek ve kadının alacağı radyasyon dozunu en düşük seviyeye indirmektir.
Elde edilen röntgen görüntüleri daha sonra bir Radyoloji Uzmanı tarafından değerlendirilir ve bulguların ve önerilerin yer aldığı bir rapor düzenlenir.
Radyoloji Uzmanı değerlendirmesini yaparken genellikle önceki yıllardaki görüntüleri de dikkate alır. Bu nedenle mamografi filmlerinin ve raporlarının düzenli olarak muhafaza edilmesi ve Radyoloji Uzmanına sunulması son derece önemlidir.
Meme protezi olan kadınlarda mamografi ile görüntü elde etmek zordur. Bu durumlarda inceleme genellikle Manyetik Rezonans (MR) ile yapılır.
6 Mayıs 2009 Çarşamba
Yıldönümümüz

Bembeyaz gelinlik, şık bir smokin, mis kokulu çiçekler,
Bir iki damla gözyaşı mendillerde saklanan,
Küçük gelin kızlar ellerinde çiçeklerle etrafta koşuşturan,
Çekinelisi atılan adımlar ilk dansla.
Günün ilk ışıklarıyla başlayıp, hiç bitmesin istenen
O mutlu anlar, kalıcı fotoğraflar bir mutluluğun ortakları.
5 Mayıs 2009 Salı
Zafer Yolu - Seabiscuit






