24 Şubat 2010 Çarşamba

Tontişm, Pontişim


İzmir'de dışarıda çok güzel bir yağmur var şu anda. ( saat: 23,19 )
Önce şimşek çakıyor ve ben başlıyorum saymaya.
1, 2 , 3, 4, 5....
Eğer gökgürültüsü rakam sayım az olduğunda geliyorsa demek ki
Elektrik yüklü kızgın bulutlar yakında demektir.

Aklımıza minik köpeklerimiz Tontiş'le  Pontiş geldi,
Akşam yemeğinden kalan tarhana çorbasına ekmekleri doğradık Eşim'le ufak ufak.
Sonra içine yine biraz kalmış patates püresi,
Dün onlara alıp haşladığım tavuk sırtının suyundan da ekledik.
Ben de arka bahçedeki eski odasından alıp getirdim onları.
Birbirlerine sokulmuş yatıyorlardı,
Yemeğin kokusunu alınca şapır, şupur tabağı yalarcasına yediler.
Karınları nasıl şişti yaa :))

Şimdi bugün bir arkadaşım bir köpeği sahipleneceğini söyledi.
Düşünüyorum hangisini versem diye ne zor bir karar yaaa...
Aslında niyetim boz renkli olan Tontiş'i vermek çünki o biraz daha sakin
Sokakta ya da barınakta yaşayamaz.
Siyah olan Pontiş ise biraz daha cevval,
Kardeşiyle ya da benim eşofmanların paçalarıyla oynarken daha çok sinirleniyor ve hırlıyor.
Sanki hakkını arıyor gibi,
aslında onlar için böyle bir kararı verdiğimden dolayı da üzülüyorum
Ama en azından bir tanesi daha yuva bulmuş olucak.
Umarım Pontiş'i de yan komşularımız alır çıtlattım biraz çünki isteklerini belirtmişlerdi
Ehh bu kadar zamana kadar bile onları yaşatabilmek güzel bir duygu.