Tıpır tıpır otobüsün camlarına vuru yağmur damlaları
Başını cama dayar hem o yağmuru görürken hemde yüzüne vurmaması
Islanmamış olmak ne tezattır oysa.
Severim otobüs yolculuklarını
Hele hele varacağım şehirde varsa beni bir bekleyen,
Otobüsten iner inmez alır bavulumu bagaja koyar,
Arabanın içini ısıtmıştır,
"emniyet kemerini tak" der seni düşünür sever seni.
Eve gidersiniz çayı demlemiştir,
Soyulmuş salatalık, haşlanmış yumurta kokar mutfak.
Ekmekler, gevrekler çıkar ortaya...
Yolculuk anlatılır
Nerede yol kötüydü, yağmur nerde bastırdı paylaşılır.
Uzar kahvaltı hasretlikle doğru orantılı..
Otobüs gecenin karanlığında birden bire çıkan bir dinlenme tesisine tıslayarak yaklaşır. Otobüsün ışıkları açılır uyuyan yüzler değişir,
muavin mikrofonda tok bi sesle
"Sayın yolcularımız ..dinlenme tesisinde mola vermiş bulunmaktayız, mola süremiz 20 dakikadır." der.
Kapı açılır aşağıya inersin,
tutulan ayaklarını açmaya çalışırken
Gecenin soğuk rüzgarı, ayazı çarpar yüzüne.
Yaşlı, kirli sakallı, ağzında sigarası, ayağında çizmeleri biri yaklaşır
Elinde hortum ve fırça otobüsün camlarını yıkamaya başlar.
Kimi sigara içer, kimi çay, bir anne çocuğuyla tuvaletlere koşturur..
Sıcaktır, bozkırdır, ıssızdır
Anadolu şehirlerine, kasabalarına, köylerine giden yollar.
Kimi uzundur sevgilin saçları gibi
Kimi kıvrım kıvrım bükülerek gider.
Bazen bir dönemeçten uçurum çıkar sağ tarafında.
Kimi kurumuş bir derenin yanından geçer
Simli çakıl taşları çıkmış ortaya kumu, çakılı kalmış bir ot bitmemiş.
Kimi zaman birhayrat belirir
Yyanında da kendi gibi yalnız bir ağaç
Belki yaban armudu belki badem ağacı.
Hayratın üzerindeki ruhuna fatiha okusan isim silinmiştir.
Tek tük evler görünür uzaklardan
bir iki kavak ağacı etrafında kuzular.
Yere çömelmiş bir adam kasketi arkaya yatmış
cigara sarar o kocaman nasırlı ellerine rağmen narince
Bir tükürükle kağıdı yapıştırıp cigaradan sararmış bıyıklarının altına yerleştiriverir
Bir duman savurur havaya
Belkide boşa geçen hayatına küfürdür,
O giden otobüste olamamanın verdiği üzüntü, pişmanlıkla.
Otobüs gecenin karanlığında birden bire çıkan bir dinlenme tesisine tıslayarak yaklaşır. Otobüsün ışıkları açılır uyuyan yüzler değişir,
muavin mikrofonda tok bi sesle
"Sayın yolcularımız ..dinlenme tesisinde mola vermiş bulunmaktayız, mola süremiz 20 dakikadır." der.
Kapı açılır aşağıya inersin,
tutulan ayaklarını açmaya çalışırken
Gecenin soğuk rüzgarı, ayazı çarpar yüzüne.
Yaşlı, kirli sakallı, ağzında sigarası, ayağında çizmeleri biri yaklaşır
Elinde hortum ve fırça otobüsün camlarını yıkamaya başlar.
Kimi sigara içer, kimi çay, bir anne çocuğuyla tuvaletlere koşturur..
Sıcaktır, bozkırdır, ıssızdır
Anadolu şehirlerine, kasabalarına, köylerine giden yollar.
Kimi uzundur sevgilin saçları gibi
Kimi kıvrım kıvrım bükülerek gider.
Bazen bir dönemeçten uçurum çıkar sağ tarafında.
Kimi kurumuş bir derenin yanından geçer
Simli çakıl taşları çıkmış ortaya kumu, çakılı kalmış bir ot bitmemiş.
Kimi zaman birhayrat belirir
Yyanında da kendi gibi yalnız bir ağaç
Belki yaban armudu belki badem ağacı.
Hayratın üzerindeki ruhuna fatiha okusan isim silinmiştir.
Tek tük evler görünür uzaklardan
bir iki kavak ağacı etrafında kuzular.
Yere çömelmiş bir adam kasketi arkaya yatmış
cigara sarar o kocaman nasırlı ellerine rağmen narince
Bir tükürükle kağıdı yapıştırıp cigaradan sararmış bıyıklarının altına yerleştiriverir
Bir duman savurur havaya
Belkide boşa geçen hayatına küfürdür,
O giden otobüste olamamanın verdiği üzüntü, pişmanlıkla.