Ne siz sorun nerede olduğumu ne de ben diyim.
İzmir'deyim gitmedik bu bayram Didim'e.
Atamadım kendimi kumsala, denize...
Annem gelmeyin dedi haftaya gelicekler miş zati
Sünnet var kuzenin oğlunun.
İlk gün Eşimin tarafında geçti
Abisi, Kayınvalidem, eltimin babası derken
İkinci günde güzel bir kahvaltıdan sonra
Teyzem ve halamları ziyaret edememekle geçti.
İlk gittiğimiz teyzemi gezmekten gelmiş tam eve girerken yakaladık.
İkinci teyzemi evde bulamayınca lanet de başlamış oldu.
Hani "İlk gittiğinde kimse yoksa diğer gittiklerinde de kimseler olmaz" ya işte öyle
Halama gittik kapı duvar hani dinlenmek için bahçeye bile giremedik.
Kayınvalideme uğradık oda evde yoktu ama en büyük abi evdeydi kapıyı açmamış :))
Bakmamış bile kim geldi diye ağırlayamam annem yok diye düşünmüş
Oysa bizim olduğumuzu görseydi açardı kapıyı
Telefonla da aramadık evet sanırım birazda
Eve dönüp uzanmak kimseyi bulamamanın götürdüğü enerjiyi geri toplamak istedik.
Attık kendimizi koltuklara bulduk bir iki bayram filmi vakit geçirdik.
Yalnız akşam üstü bana davetsiz gelen nezle
Hem ateş hemde akmayan burun ve baş ağrısıyla ne yapacağımı bilemedim.
Şu anda burnumdan konuşur gibiyim.
Not: Bayram tatlısı hemen her evde kalburabastıydı.
Bol bol yedim,
Kayınvalidemin ki biraz şerbetliydi fakat cevizi boldu
Teyzemin kaburastısındaki zeytinyağı tadına bayıldım
Hatırlamıyorum ama bi gittiğimiz yerdekinin de kıtır hali çok güzeldi..
Annemde yapmış artık gelirken getiriver dedim bakalım.
31 Ağustos 2011 Çarşamba
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Yaz günü
Uzun yaz günleri nasıl bitirilir ki?
Bahçeler arasında bir sopayla koşturmaklaSabah uzun süren bir kahvaltıyla
Kitap okumakla
Öğle sonrasında uyumakla
İkindi de çay ve gevrekle yapılan bi molayla
İncir ağacından yemiş toplamakla
su dolu küçük havuzda ayaklarını sokup serinlemekle
Ve
Gün kavuşurken akşama
Batırma telaşıyla güneşi gelecek sabaha kadar
Domates soslu biber, patates kızartması kokusu sarmalı dört bir yanıMümkünse odun ateşinde kapkara olmuş bir tava içerisinde...
Gönderen
25 Ağustos 2011 Perşembe
Bi yorgunluk kahvesi
Şimdi ben şu yukarıda gördüğünüz üçlemenin keyfindeyim desem.
Ama hak ediyorum.
Şöyle uzanmışken kalkıverdim
Perdeleri çıkardım attım makinaya biraz serinleyin dedim.
E perde yıkanır da pis camlara mı asılır,
Camlar, çerçeveler silindi, temizlendi.
Ee cam silinir de halılar silinmez mi?
Onlarda silindi, fırçalandı bi güzel genel temizlik diye adlandırılan
Kimyasal maddeyle sulandırılmış bi temizlik malzemesiyle
Tozlar alındı mobilyanın, büfenin
Bi dantel yerleştirme kaldı ki aman dedim
O kadar kusur kadının kızında bile var.
Yorgunluk denen illet girince vücuda
Bi es vereyim dedim.
Yaptım bi kahve
Ben küçükken şimdiki gibi züccaciye, sırça bolluğu nerdeee
Kıbrıs'a asker gidenlerden istenirdi
Fincan oradan durelex annemin büfesindeydi evlenirken yalvarmıştım bana versin diye
Kültablası da balayında gittiğimiz Kıbrıs'tan
Mavi renkli su bardağı kardeşimle yaşıt 35 senelik Adana'dan almış annemler
Kaçak gelmiş oraya da zamanında
Danteli de ben lisedeyken örmüştüm o zamanlar ebruli iplikler vardı.
Sigara biraz bozmuş olabilir fotoğrafı hani sağlık açısından
Ama olsun ya çok yoruldum zaten çok içen biri değilim
Bilenler bilir.
Hadi sizlere kolay gelsin ben bitirdim sayılır
Bayram temizliğimi buyursun gelsin bayram bey.
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Hayat bazen arabesk şarkılar dinletebilir insana
Blog yazmaya başladığım zamanlarda eşe dosta yalvarır küçük kağıtlara adresimi yazar okuyun nolurrr derdim.
Tabii okuyan olmazdı işte neden aramızdan yazar çıkmadığının en iyi kanıtlarından biri sana. Ama şimdi diyorum ki iyi ki okumuyorlarmış ya, hani insan bazen şuraya iki çift aile dedikodusunu yazamayıp içini dökemeyecekse ne yapsın ? Otursun mum yaksın derdine baksın derim. Zaten yazmayan insan bence depresyona girer. Ben de girmedim mi zamanında sadık okuyucularım bilir bir ayağı kırık çöp konteyneri için nasıl ağladığımı. Bir de eş, dost, akraba okuyunca soracaklar "Sen bunları nerenden uyduruyon kız?" Neremden uydurucam ki hani desen yaşadın mı çoğunu yazdıklarının bazıları var yaşamadığım belki de fantezilerim onlar yaşamak istediğim evrene mesaj yolluyorum secret -sıkrit- yapıyorum hani gerçekleşir belki diye.
Şimdi vakit öğleden sonrası sokağımda tek tük anasının elinden kurtulup sokağa çıkmış bir iki veletten, pet şişe toplayıp satıp internete gitme derdindeki 11-12 yaşlarındaki oğlan çocukları ve bayram hazırlığı için yıkamacaya verilen halıları götüren arabalardan başka kimseler yok. Varoş burası demiş miydim daha önce. Hatta bazen "halı kenarına overlok yapılır" diye anons yapan arabalarda geçebilir. Ortama uyayım diye ne dinlediğimi sorsan cevabıma şaşmazsın Bergen dinliyorum. Liseden çıktıktan sonra düzgün bi iş bulana kadar tezgahtarlık yaptım Kemeraltı'nda Şadırvanaltı denilen yerde. Bir de o tezgahtarlık yaptığım dükkanların atölyelerine giderdik eleman az olunca. İplik temizlemeye, paket yapmaya. Çalınan şarkılar değişmezdi arabeskin en acılı sesleri eşlik ederdi orada dikiş makinasındaki kızlara, yaz sıcağından bunalıp beyaz atletleriyle çalışan erkeklere.
Ne anlatıyordum ben ha evet benim için terapi olan bu yere yazdıklarımı okuyanlara hayat dersi vermek değil ki amacım, kendimi eğlendiriyorum ben burada. Varsa benimle eğlenen parmak göstersin derim. Çevremde çok fazla arkadaşım yok oysa bu kadar arkadaş canlısı, herkesle iyi anlaşabilecek biri gibi dururken. yıllarca hep çalıştım o yüzden iş yerindekiler oldu arkadaşlarım benim. Çay molalarında, iş çıkışlarında, öğle yemeklerinde anlatılanlarla tanıdık birbirimizi hep. Ama çok şey paylaştım arkadaşlarımla. Her arkadaşımda paylaşabileceğim farklıydı konularım. Kimi eşinden, kimi sevgilisinden dert yanardı kimi annesine babasına kızar yada çok severdi. Benimde bunlara göre olurdu diyeceklerim. Aslında öyle çokta sıkıntılı konulara gelemiyorum ben. Karşımdakinin anlattığı derdine göre ettiğim laf çoğunlukla "Takma kafana, sen kendin ol, sıkma canını hasta etme kendini" gibi cümlelerle sınırlı olsa da çoğu zaman bunlar benimde işime gelmiyor. Ne çelişki dimi ? Hem sıkıntı sevme hemde sıkıntılı olanın ben olmam. Beynimde çok konuşurum ben, dır dır yerim bitiririm kendimi hani eşimle bile bu kadar konuşmam mesela. Yüz üstü sıkıntımı anlatır cevap beklerim. Eşimde aynı benim arkadaşlarıma ettiği lafları sıralar ama bilir benim içimde kendi kendimi yediğimi. O yüzden biraz ettiği lafa diklenecek olabileceğim ihtimalinden fazla deşmeden çeker gider. O'da haklı ne diyim. Aslında sevdiği biri hakkında dert yanan birine sevdiği kişinin çok fazla eksi yönlerini göstermeye çalışsam da biliyorum ki, pozitif yönleri baskın geliyor.
Genelde hep böyle değil miyiz?
Yazdığım yazının ana fikri,mesajı falan yok. Sadece içimden geldi yazdım. Şu ıssız sokakta dertleşip kafamı dağıtacak biri yok en azından vakit öldüreyim dedim. Hani yazıyı okuyup ne yorum atsam ki diyecek olursanız şayet ondan diyim dedim.
23 Ağustos 2011 Salı
Kütüphaneden alınan kitaplar 2
Dün o sıcakta
Ağustos sıcağı de sen ya da civciv sıcağında
Ben deniz şeniz mavi balon attım kendimi sokağa
Bankadaki işim biraz uzayınca biraz soluklanayım diye kuzenime uğradım
Otobüs durağı karşısındaki evlerinin kapı önünde laflayıp otobüsü beklerken
Baktım ki bizim yeğen -Hala derler bana- oflayıp pufluyor
O ergen hallerinden geçmiş biri olarak anladım mecalini
"Sıkılıyorum hala hemde çok" dedi.
Bende öyleydim o yaşlarda
Habire durmadan sıkılır havaya offf puff gibi sesler çıkarıp
Omuzlarımı da hafif öne düşürüp hani vücut gelişimimi belli etmemeye çalışarak
Dolanırdım ortalarda.
O zamanlar şimdiki gibi bilgisayar, internet, cep telefonu, 24 saat açık tvler, doktorlar dizisi falan nerdeeeee....
"Sıkılıyorummmm "derdim,
Annem o anki ruh haline göre
Ya "sıkı can iyidir çıkmaz" ya da "Canın çıksın" derdi.
Nasılda kızardım oysa,
Ama hak veriyorum şimdi O'nun da o zamanlar demek ki kendine göre sıkıntıları vardı atlatması gereken.
Neyse "hadi o zaman gel beraber inelim Konak'a -
"Siz şimdi bu Konak'a kelimesini Türkçe ses uyumuna göre ğ ile yumuşatıpta okuyun oldu mu?"- dedim.
Hemen geçirdi ayağına terliklerini otobüste geldi atladık ama Eşrefpaşa'da indik Varyant'tan aşağıya yürüyerek inelim dedi.
İyi de giymişim topuklu ayakkabıları o yokuşlardan inerken düşmeyeyim diye cebelleşirken
Ayak kaslarımı mahvettim et kırığı oldum sanırım,
Yaşlılık işte.
Yollar ve sokaklar bomboştu saat 3 gibi,
Bir tek tek tük geçen arabaların sesi ve ağustos böceklerinin sesleri eşlik etti bize.
Tutulmuş ayaklarım ve sıcaktan erime noktasına gelen beynimle girdiğim kütüphaneden
Ne yazık ki yanlış kitap alarak çıktım evde fark ettim.
Hani hiç olmazsa kitap kitaptır diyerek okuyayım dedim
Aman aman hiç sarmadı beni.
Ha kitap neydi diye sorarsanız "Bizim gizli bahçemizden" Nermin Bezmen'e ait.
4 eylül son teslim tarihi ama sanırım cuma günü geri gidecek.
Kendimle sohbet 2
Bir durgunluk ki üzerimde.
Ölü toprağı serpilmiş sanki.
Gözlerim açık fakat görmek için bişileri beynimle arasındaki iletişim kopuk.
Aslında görebildiğimizi görmekle, yorumlayabilmekle geçiyor işte hayat.
Bir hafta öncesi şehitler için üzülürken
Bu hafta gelecek bayram için yapılacak temizlikti, tatlıydı falan derken geçicek.
Uzun bir yürüyüş işte hayatımız
Ara sıra kimi acıklı
Kimi sevinçli olaylarda
Bir araya toplanıp, ara verip yürüyüşe
Sonrasında yine dağılıveriyoruz işte kendi kabuklarımıza.
Sonuç;
Sonuç yok bu işte demek istediğim.
Hayat devam ediyor bi şekilde.
Sağlıkla devam etsin dilerim
Yalnızca beden değil akıl sağlığı da diliyorum.
19 Ağustos 2011 Cuma
Kendimle sohbet 1
Eğrisiyle doğrusuyla yanlış ya da saçma geleni sana göre
Bana göre ise doğru olan bi takım kişilik özelliklerim var benim.
Aslında senin de var, onunda var hepimizin yani.
Ve ben bu kişilik özelliklerimle yaşamak zorunluluğunu geçtim mecburiyetteyim.
Atsam atamam, satsam satamam en önemlisi değiştiremeyeceğim.
Sıksam kendimi belki asgari orana indirebilirim mesela
Ama ne kadar sıkmak lazım neye göre ?
Evini sırtında taşıyan deniz kabukluları gibi anlayacağın
İndirdiğim anda sırtımdan biliyorum ki çıplak kalıcam.
O yüzden böyle yaşamaya devam,
Sen kabul etmesen toprak kabul ediyor bir şekilde
Çürütüyor, karıştırıyor.
Ben alışmaya alıştım kendime sende dene derim
Kabul etmek boyun eğmek değil
Aksine olgunluk gibi geliyor bana.
18 Ağustos 2011 Perşembe
Acı
Ne zaman Vival'di dinlese neşelenen,
Sonsuz yeşillikler ve ağaçlar arasındaki şatolarda
Masanın üzeri incir, üzüm, ekmek, peynir şarapla dolu
Etrafı insana huzur veren labirent biçimli bahçeleri olan kareler gelen ben,
İlk defa bu akşam şu eser sayesinde ağlama noktasına geldim.
İsyanım ben bunları düşünürken şehitlerimizin gelmesi aklıma.
"Hayat devam ediyor, kalan sağlar bizimdir, vatan sağolsun" gibi laflar
Beni rahatlatmıyor açıkçası.
Göze göz, dişe diş bir ortam yaratıp kaos içine sürüklenmek hiç değil isteğim
Oysa sürüklenirken bir şekilde.
Hala Osmanlı devleti gibi zihniyetle, komşu bir ülkenin iç mesele hale gelmesi dile getirilirken
Sadece konvoy geçişinde, veda ziyaretinde, öğle yemeği molasında olan
Silahına bile sarılamadan savunma bile yapamadan vatanını, canını yitip giden canlar için,
Yapılmayanlar!
Ya da göstermelik yapılanlar.
Yarın tv'yi açmak, izlemek istemiyorum
Bugün 5 dakikalık reklam aralarında verilen şehit haberleri
Yarın 45 saniyelik bi hayat hikayesiyle anılıp
Ölü toprağını serpicekler üzerimizeve biz de dönücez hayatımıza,
Hani Allah korusun, Allah'a emanet yeni bi acı haber gelen kadar.
Saat 03:34- kulağımda Vival'di, dışarıda davulcunun sesi, öten arabaların alarmı
Ve şu yazının başında sessizce ev halkına belli etmeden ağlamaya çalışan ben.
12 Ağustos 2011 Cuma
Açıl susam açıl
Sizce bu ne olabilir ?
Hadi
Açıl susam açıl !
Yetmedi sanırım bir kere daha
Açıl susam açıl !
Dı dı dımmmmm !
Bu bir makyaj kutusu...
Pudrası, fondöteni, kalemleri, allıkları, farları, rujları, ojeleri
Hatta parfümü bile olan.
Gerçi fondöten ve parfüm yerinde değil
Ama hala kullanıyorum.
"Pupa" marka...
Kütüphaneden alınan kitaplar 1
İskender Pala -Kırklar meclisi
Kütüphaneden alınış tarihi :11-08-2011
Kütüphaneye geri verilecek tarih : 26-08-2011
Yeni gelmiş bu kitap ilk alan ben oldum.
11 Ağustos 2011 Perşembe
Valla şimdi tırı vırı yapmak yok.
Bu sayfa benim istediğim gibi at sürerim.
Ramazan ayı çok güzel geçiyor Allah'a şükür bu konuda bi şikayetim yok.
Yalnızzzzz
Gerçekten şu somali yardımları ile ilgili olan paylaşımlar, yazılar, reklamlar
Gerçekten ööğğkk geldi kusura bakmayın.
Öncelikle 11 ayda bi köşeye atılıp mayalanan manevi duygular Ramazan ayında
İyice istenilen kıvama ulaşıp ortaya dökülmeye bile başladı.
Ramazan 1.gün daha iftar açılmadan Somali yardımlarıyla ilgili yazılara, reklamlar başladı.
Daha önce nerdeydiniz a kardeşler ?
Bu arada belirtmek isterim elbette üzülüyorum oradaki insanlar için
Sonuçta hepsi de insan, can yardıma muhtaç....
Ama bunu bari görsel bir şova dönüştürülmese ?
Somali'deki durum yeni değil ki?
Afrika yıllardır böyle.
Ne yardım kampanyaları, konserler yapıldı.
Hani ne oldu onca toplanan yardımlar ?
Nereye gitti ?
Afrika'da var olduğuna inanılan kaynaklar neden işlenip bi şekilde geri kazanç sağlanmıyor ?
Bir kıta yükselirken diğer kıtanın batması kimlerin gizli emelleri?
Bir şeyi kör gözün parmağına sokar gibi sürekli yapılırsa an gelir o gözden kan akar..
Bu sayfa benim istediğim gibi at sürerim.
Ramazan ayı çok güzel geçiyor Allah'a şükür bu konuda bi şikayetim yok.
Yalnızzzzz
Gerçekten şu somali yardımları ile ilgili olan paylaşımlar, yazılar, reklamlar
Gerçekten ööğğkk geldi kusura bakmayın.
Öncelikle 11 ayda bi köşeye atılıp mayalanan manevi duygular Ramazan ayında
İyice istenilen kıvama ulaşıp ortaya dökülmeye bile başladı.
Ramazan 1.gün daha iftar açılmadan Somali yardımlarıyla ilgili yazılara, reklamlar başladı.
Daha önce nerdeydiniz a kardeşler ?
Bu arada belirtmek isterim elbette üzülüyorum oradaki insanlar için
Sonuçta hepsi de insan, can yardıma muhtaç....
Ama bunu bari görsel bir şova dönüştürülmese ?
Somali'deki durum yeni değil ki?
Afrika yıllardır böyle.
Ne yardım kampanyaları, konserler yapıldı.
Hani ne oldu onca toplanan yardımlar ?
Nereye gitti ?
Afrika'da var olduğuna inanılan kaynaklar neden işlenip bi şekilde geri kazanç sağlanmıyor ?
Bir kıta yükselirken diğer kıtanın batması kimlerin gizli emelleri?
Bir şeyi kör gözün parmağına sokar gibi sürekli yapılırsa an gelir o gözden kan akar..
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Günden geriye kalanlar
Aslında şu koltuk yerinde değil
Son günlerde netten izlediğim
"Vampir günlükleri" dizisinden dolayı
Koltuğu bilgisayarın karşısına çektim..
Aman bi güzel oldu ki bayıldım.
Sandalyede oturup izlemekten kıçım ağrıdıydı doğrusu
Hatta şu yazımı koltuğa ayaklarımı uzatmış
Klavyeyi de kucağıma almış yazmaktayım.
Keyfim pek yerinde doğrusu..
Aman Allah bozmasın.
Dün şişe domatı yaptık efendim,
Bir kasa -23 kg- domat
Yıkandı, delinip sıcak suda bekletilip soyuldu
Eşim tarafından doğrandı
Blendırdan geçririldi
Komşu teyzeden alınan büyük tencerede kaynatıldı
Kavanozlara doldurulup
Eşim tarafından sıkıca kapatılıp
Dinlenmeye bırakıldı.
Bozulmazsa nasipse kış hazırlığı oldu.
İyi de biz de yorulduk
Hem de nasıl.
Şu an tüm sırtım, omuzlarım, ellerim,ayaklarım tüm vücudum
Sızlıyor..
Resim ; netten alıntı
Ee bunca yorgunluğa Maviş dinlenir mi?
Öğlene kadar yatma planlarım
Şu anda satılma aşamasında olan evimiz için gelen müşteriden dolayı bozuldu.
Yine koltukta güzel bir kahvaltıyla vampir dizisinin bir bölümü daha izlendi.
Sonrasında yapılan ev işleri, toz alma, çamaşır falan derken
Öğleden sonra bir tatlı yapıldı şeftaliden.
İlk tart hamurunu ne yazık ki fırından çıkarırken düşürdüm
Tekrar hamur yapıldı, açıldı pişirildi.
Eh akşam oldu vampir dizisinden bir bölüm daha izliyim bakalım tatlı eşliğinde.
Yapmak isterseniz şayet valla tarifi vermem zor
Netten bir iki yere baktım uydurdum bişiler işte göz kararı.
6 Ağustos 2011 Cumartesi
Kendimce
Sabahları kalktığınızda nasıl olursunuz ?
Asık suratlı, afyonu patlamamış ya da günün ağarmasına sevinip hiç durmadan bunu kutsayıp öten serçeler gibi.
Aslında uykum hafiftir gece tık duysam uyanırım ve sabah kalktığımda mız mız biri değilsem de kalktıktan 5 dakika sonra kendime gelme çabalarında yastığımı da alıp koltuğa atarım kendimi. Tv kanallarında dolanıp açılmaya çalışırım. Sonra da kahvaltımı hazırlayıp ki bir nazi baskısı altında çünki 1,5 senedir düzensiz ve düzenli de olsa saçma bi şekilde yemek yemiyorum. Yiyemiyorum. Sürekli hafif bir açlıkla dolanıp artık açlığın en kuvvetli anında oburlar gibi yemek yiyip mideme yemek depoluyorum sonra yine bi süre bişi yemeden yaşıyorum işte. Çok fena bu çok biliyorum ama önüne de geçemiyorum. Ve bunları anlattığımda su bile içseler yarıyor diyen insanlar zayıflığımla alay edercesine gülüp geçiyorlar bana.
Sanırım beni kıskanıyorlar hihihi..
Gün içinde işlerimi bitirdikten sonra mutlaka güzel bişiler giyip evin içinde dolanmayı severim. Hani öyle bi eşofman şort tişört değilde daha özentili yani. Seviyorum böyle olmayı. Hatta bazen sadece ekmek almak için dışarı çıkacağımı bilsem de makyaj yapmayı severim. Bugünlerde kendimce hobi olarak Ebru gündeş makyajı yapmaya çalışıyorum. Nette araştırıyorum bi kaç yer buldum. Denemelerdeyim.
4 Ağustos 2011 Perşembe
Ordan burdan
Belki 10 yıldır oruç tutmuyorum.
Pek moda mide rahatsızlığına sığınarak
Bırakmıştım tutmayı.
Onca kış mevsimi geçti
Günlerin kısa olduğu
Ve bugün yıllar sonra oruç tuttum ben.
Ölmedim ki....
Ve ne mide ağrısı ne susuzluk
Tamam biraz başım döndü
Olsun artık demi dile kolay neredeyse 16 saat.
Son zamanlarda pek oflaya puflaya girer olduydum okuduğum bloglara
Sanki yaz mevsiminin uzun, sıcak sıkıcı öğleden sonraları gibiydi
Bi hareket yok
Konular üç aşağı beş yukarı aynı
Ki bende dahil....
Bu sıkıcı günler arasında serinlemek adına
Kapılıp gidip okuyabileceğim bi yer dilerken
Keşfettim bi bloğu
Önceden uyarayım
Dili pek ayıp gelebilir
Anlattıkları falan.
Umurumda değil
Pek sevdim ben.
Buyrunnn Hayat erkeği
Üye olduğum kütüphanedeydim dün
Seçtiğim bir kitabı bulamadım
Başkalarındaymış
Sabahattin Ali'nin Kürk mantolu Madonna'sı.
Pek methettilerdi.
Hani şurda yazan Fil uçuşu sayfasında
Yekta Kopan'ın "İçimde kim var" kitabını aldım.
Geçen haftada yine Yekta Kopan'ın "Aşk mutfağından yalnızlık tarifleri" ni okumuştum.
Pek sevdim tavsiye ederim.
Av ve avcı
Avcı tam kendisiyle ilgili bir şeyler anlatacaktı belki de
Sözde.
Belki de kadın tavlama taktiğiydi bu avcının
Modası geçmiş.
Ortaya atılan bir iki laf sonrasında
Sözü dolaştırıp dolandırıp seçtiği avın üzerine
Getirip spot ışığını.
Av bir sevinç içinde
Kalakalırdı.
Karşısındakinin niyetini bir körün bile okuyabileceği gözlerini
Okuyamaz, çözemezdi şifresini.
Ve o kadar sözü havada bırakıp
Geri vitese takardı avcı.
Av ise havada kalanları eteğine toplama derdine düşmüşken
Bir ıslık çalıp uzaklaşıverirdi avcı.
Av ise eteğini dolduranlarla mesut olmakla yetinemediğinden
Düşüverirdi ıslığın sesine aldanıp
Kendisini karanlıklara sürüklediğini bile anlayamadan.
Bir labirentin içine çekilen av,
Avcının her adımında büyürken egosu
Aslında bir son'du kendisi için hazırlanan
Büyük kazana doğru.
Son bilinmez köşeyi dönünce boğazda hissedilen acı
Avın büyüyen gözleri gerçeği görmesindendi.
Avın çırpınışı geriye dönülemezliğin çaresizliği
Avcınınsa en büyük zevkiydi adrenalinin zirvesi.
3 Ağustos 2011 Çarşamba
Özlem
Şöyle bi havada olamadım
Böyle avare, kayıtsız
Gezemedim.
Şaka şaka
Gezdim, tozdum, eğlendim
Çok şükür.
Biz sıramızı savdık
Şimdi gençler gezsin tozsun.
Ben gün batımı otursam denize karşı
Yanımda sevdiceğim
Ellerimiz kenetli birbirine
Yeter bana...
Hiç konuşmasak ta
Olur.
Ek süre
Aslında herşeyim hazırdı yazmak adına.
Ellerimi yıkamıştım mesela klavyenin arasındaki kırıntılara rağmen.
Vantilatörü de açmış ayarlamıştım bir yaz gecesi uzaklardan gelip boynuma dolanıp, yüzümü yalayıp gidecekti
Şarkılarım da vardı bilgisayarımda ayarlamıştım
Oturdum netin başına ellerimdeki ıslaklığı boynuma sürdüm hoş bir duyguydu
Coca coladan aldığım bir yudumla beynimde bir nefeste sigara çekmiş gibi varsaydım
Ve
Kalakaldım öylece
Anladım ki kafam bomboş gelmiyor yazacak bişey aklıma.
Aslında içim dolu benim kafam değil
Büyük hesaplaşmalar falan var içimde
Hani kimseye diyemiyorum ama kendime ettiğim itirafın gecesi içtiğim hap
Belki rahatlatır, içimdeki sesi bastırır diye düşünürken
İçimdekileri kusamadan daha biletimi kesmişim haberim olmadan
Öteki diyara....
Çok günahım var benim.
Önce tövbe edip, o tövbeme sadık kalıp kendimi affettirmem lazım.
Hele bi affettirebilmek için kendimi biraz daha yalvarmam gerek.
Kimilerine dünya kelamıyla anlatıp
Kimilerine de dünya gözüyle görüp helalleştikten sonra
Bunun anlaşması olur mu?
Hani en azından günahlarımdan bir parça da olsa arınmak adına ek süre istiyorum ben.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










