25 Kasım 2010 Perşembe

Şeniz'den inciler



Facebook'da, Friend Feed'de saçıp etrafa toparlayabildiğim incilerim;
Not: Bizati kendi şahsıma aittir...

Samimiyetsizsen ki öylesin, önce susacaksın sonra bunu kabul edip ona göre konuşacaksın. Yoksa ağzından çıkan sözler istediği kadar Mevlana'nın gül bahçesinden olsun inan ki kokar lağımlardan beter. 



Yunanca şarkılar neden bana hep, güneşli günleri, rakı-balık kokan yaz gecelerini, ya da denizden esen sert rüzgarlı yağmurlu kara bulutlu sevgili koynunda geçen geceleri 
hatırlatır ki ? 
Evet İzmir metrosunda kulaklığı yanlışlıkla çıkınca etrafa yunanca şarkı dineleten kadın benim.. 

Yarın Kayınvalidenin gününe kurabiye yapılacak, diz üstü elbise giyilip şıkır şıkır süslenip güne gidilecek. Çay ikram edilecek..Gelin'in yarın ben... - 

Mutfağı kaplamış çay, kızarmış ekmek kokusu... Su kenarındaki ceylanlar gibi görüyorum onları..Ben kimim şimdi sizce ?

Git dedin ya bana ama gider gibi yap der gibi...


Yıldızları say derim ben sana, içtiğin her yudumda. Yalnız olduklarını düşünüp hüzünlenme sakın, unutma yoldaşsın bu akşam onlara en kalabalık halinle...


Şuraya yazacağım çok şey var ama daha hazır değilsiniz..



Not: Resim sevgili Masal'dan...

Suskunluk




Bu suskunluk neden ? Korkuttun mu yoksa ? 
Hep böyle olmaz mı zaten ?
İlk bakışlar, 
İlk iç çekişler, 
İlk verilen çiçekler, 
Gülüşler, gizli saklı el tutmaya çalışmalar bunlar aşılınca bitiyor mu herşey ? 
Gel dedin bi gün bana geldim bende hemde en yağmurlu günde.
Saçlarıma fön çekmiş, makyaj yapmış bir de havalı olsun diye kalın kazak yerine ince bi tişört geçirmiştim sırtıma 
Ne oldu sonra ? Nerde yanlış yaptım ? Neyi yanlış dedim.
Arabandan kül tablasını boşaltır gibi attın ilk durakta.
Ne kaldı geriye,
Kafası karışık , saçları yağmurdan fönü bozulmuş, gözaltıma akmış rimellerim, 
Tir titrer bi şekilde döndüm tekrar kendime.
Suçlu kim şimdi ? Ne dememi isterdin ?
Sen söyle..