sıkıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıkıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2013 Cuma

Derdimi dökmeye mecalim yok




Olur bazen bana karıştırırım bişileri, bile bile ayağımın çukura gideceğini basarım illaki..
Sonra da alır beni bir telaş..  
Ağlamalar, olayları kurmalar, senaryolar yazmalar, başrollerine, figüranlarına kadar yerleştirmeler, hatta filmin sonunu bile görmeler..
İnerim kendimin en karanlık yerlerine sonrada işin içinden çıkamaz sarılırım etrafıma..
Ve isterim ki o anda bana "sen hatalısın" demesinler tam tersi sustursunlar beni, teselli etsinler, sakinleştirsinler..
Zaten sağlıklı düşünebildiğim bir zaman değildir ki o zamanlar...
Ne yaptığımı bilemez dolanır dururum ortalıklarda hem kimseye belli etmemek için didinirken bir yandan da yer içimi bitiririm kendimi..
İnsan gerçekten kaç kişinin yanında ağlar ?
O ağladığı anda nasılda savunmasızdır aslında bilir misiniz ?
Omuzları sarsılırken elini kim tutar,
Mendil uzatır,
Saçlarını arkaya atar,
"Haydi artık daha fazla üzme kendini kalk bakalım bir ılık duş al, çay demle ve iç sıcak sıcak" 
der ?

Elbetteki yanında ağladığı, gerçek dost, arkadaşi yakın, eş, insan olanın yanında...



9 Temmuz 2011 Cumartesi

Mutluyum, mutluyuz



Ne umutsuz geçen 2 gündü 
Ne yemek yiyebildik şöyle ağız tadıyla
Ne de sohbet edebildik
Sabah geçen biraz sıkıntılı bir süreçten sonra
Havamız dağılsın bari dedik öğleden sonra çıkalım dışarı
Attık kendimizi İzban'a önce Karşıyaka sonra da Vapurla Konak yönüne
Ama daha Şirinyer'e varmadan gelen bi telefonla
Halkapınar'da yapılan aktarmayla eşim metroyla Basmane'ye 
Bende Konak'ta Kütüphaneye gittim.
Kitabımı teslim edip yenisini alırken
Eşim bir önceki gün başvurduğu bi işyerinde son ayrıntıları konuşurken
Yapılan dualarınız, dilekleriniz, ettiğim dualar kabul oldu sanırım
Eşim pazartesi bir işe başlıyor
Önceki işiyle aynı oranda maaş alsa da en azından daha uygun bir ortamda
Bakalım hayırlısı inşallah...
Çok sağolun
Çok teşekkürler
Her şey için....







16 Mayıs 2011 Pazartesi

İç dökme



Lanet olsun demeliyim ama diyemiyorum.
Sebebini sormayın.
Hiç lugatımda yoktur bu kelime ve benzerleri
Mesela,
Lanet olsun ve Allah belanı versin,
Bu kelimeleri bir cümle içinde kullanmam, 
Kullanmayı da sevmem..
Çok sinirlendiğimde, 
Tahammül sınırımı aştığım da dahi savurabileceğim küfürler 
Belli başlı bir iki kelimedir.
Arkasından da zaten tövbe tövbe derdim.
Ama Lanet olsun ve Allah belanı versin...
İşte bu iki cümleyi kullanmam
Aklıma bile gelmez...
Şimdi de aklıma gelmedi gerçi 
Sadece tahammülümü zorlayan bir iki şey var
Bunun da bir sınav olduğunu,
Büyümem, kimi insanların nasıl bir insan olduğunu öğrenmek
Böyle karakterlere sahip insanlar da olduğunu öğrenmem için 
Bana verilen bir rol gibi düşünüyorum.
O iki kelimeyi cümle içinde kullanmıycam
İlahi adalete inanan biri olarak
Elbet bir gün ayaklarına, ellerine dolanacağını bilerek
Dünyanın küçük olduğunu elbet bir gün bir yerde karşılaşılabileceğini düşünerek
Neyse...
Bu kadar...
Olur bazen şen şakrak, daldan dala konan mavi balonunda 
Atlarken düşebileceği,
Balonunun patlayabileceği
Mavi renginin sinirinden mor renge dönüşebileceği,
Her daim güler yüzünün
Dünyaya gülümser gibi bakan gözlerinin de 
Bazen değişebileceği.


Açıklasam inanıyorum ki,
"Amann mavişş bumuyduu boşverrr" 
Diyebileceğinizi bunun bile idrakinde olabiliyorsam
Ben güçlüyüm, 
Ben de ara sıra insanlar hakkında yanılabilirim
ancak böyle büyüyebilirim,
Falan filan işte...


........


Saat:22,45 notum,
sıkıldığım durum geçti.
Demek ki evrene mesaj göndermek lazım
Bana sıkıntı veren olay çözümlendi..
Yuppii....
Çok şükür Allah'ım....

5 Ocak 2011 Çarşamba

Başlık bile yok.







Bir şey yazasım yok aslında
Çok düşünce var kafamda.
Birbirini takip eden vagonlar gibiler
Bağlı bulundukları halde bir sıra halinde geçiyorlar
Ve sürekli olarak meşgul ediyorlar kafamı
Aslında düşünmek istediklerim bunlar değil.
Mesela,


Pilav için ölçü 1 e 1 mi olsun ?
Ekşili terbiyeli köfte çorbasına yanına makarna gider mi ?
Pazarda brokolinin kilosu 1,5-Lira daha ucuzunu bulabilir miyim ?
Mudo'da gördüğüm yeşil kazağı almalı mıydım ?
Daha önce yarısını örüp bi kenarıya attığım bolero hangi cehennemde ?
Saçlarıma dip boyası yapmasam ne olur ki ?
Flo'daki o mor ayakkabı indirime girdiğinde kaç Lira'ya düşer ?
Eşimin kahverengi pantolunu için aldığım düğmeyi nereye koymuştum ?


Keşke keşke bunların cevabını düşünmek olsaydı işim sadece...











21 Kasım 2010 Pazar

Mutlu son



Son dakika haberi misali
Dünden beri içimde tuttuğum
Yemeyip, içmeyip
Sadece içimdeki sıkıntıyı
Öğütmeye çalışan 
Ben !
Haksızlık yaptığım kişiyle konuştum
Yaptığım haksızlığı
Kendimde yarattığım sıkıntıyı
Dünden beri Eşime yaşattığım
Gergin mi gergin ev halini
Ve karşımdaki kişi 
O kadar olgunlukla karşıladı ki
Geçti
Gitti
Bitti
Eh şimdi bi kek çırpıp 
Yarım elma gönül alma
Zamanı...
St: 18,06



25 Ağustos 2010 Çarşamba

Gezmek


Kalk dedim kalk kızımm böyle evde kukumav kuşu gibi oturulup 
Sıkıntı sıkıntı üstüne eklenerek geçmez vakit
Çık dışarı gez , toz , dolaş,
Bir iki nefes al, bir iki insan gör 
Havan değişsin, rüzgar olsun...
Çıktım öğlen evden istikamet 
Alsancak - Kıbrıs Şehitleri...
Mango Outlet'e uğradım her şey talan ama hiç bişi bulamadım
Yürüdüm sokaklarda garip bişi oldu
Tam ben adım atarken önümden geçen bir gencin ayakkabısına çarptı 
Sol ayağım.
Sol ayak başparmağımın tırnağı kırıldı, kanadı hatta....
Hala evin içinde oraya buraya çarpınca accayip acıyor.
Bir de yeni aldığım ayakkabı arka taraftan vurdu :(
Yine su toplamalar, acımalar falan bepanthen süreyim bari..



İşte vuran ayakkabı


Tüm Kıbrıs Şehitlerini arşınladım ama Koton'a girdim
İndirim var demişti arkadaşım iyi de giyilebilecek düzgün bi giysi olsa bari..
En sonunda denemek için arayıp durduğum K.norr'un M.ercimek k.öftesi harcını buldum.
Cuma'ya yapılacak...






Sonra da eve döndüm 
Açıldım mı ? 
Tam değil biraz...
Oluruna bırakmaya karar verdim...

Olsun, olmasın...




Bakmayın öyle neşeli, dilimde bi şarkı lay lay lom 
Evdeki bi büyükten harçlık kapıp bi koşu bakkala koşan çocuk hallerime
Elbette hayat denilen şu yolda yürürken dert ve tasalara "Amann" dercesine
Tekme atsam da çıkıyor bazen attığım dert ve tasalara tekmelerin ayağımı acıtması.
Şimdi burada anlatamasam da belki gerçekleşme imkanı olmayacak -ki inşallah olmaz-
Ama dün kulağıma çalınan bir serzeniş, bir düşünce pazar günü bana bakılan falla birleştirdiğimde 
Şu anki sıkıntım ete, kemiğe bürünüp dillendi hiç gitmiyor yanımdan.
Sıkıntımdan sabah boğaz acısı, nefes alamama gibi rahatsızlıkla kalktım.
Aslında hem olmasını isterken 
Belki de gerçekleşme yüzdesi durup dururken artınca bir sıkıntı sardı beni.
Her şeyin hayırlısı gibi artık amacından sapmış bir cümle sarfetsem de 
Bu söz dilime çok dolanır oldu
Etmediğim kadar dualar ederken buluyorum kendimi bazen 
Gördüğüm bir kuşun kanat çırpınışında, 
Kokusu evimi saran mum çiçeğinin yaratılışında,
Gökyüzünü saran batan güneşin o muhteşem kırmızılığını yaratan Yaradan'ın hikmetinde...
Bunları yaratan Yaradanım'dan dünyalık istiyorum hiç de sevmediğim halde...
Belki de içimdeki sesi bastırmak için yapıyorum...







25 Mart 2010 Perşembe

5 Mart 2010 Cuma

Gün aydınnnn

<><><> <><><> <><><>
<><><> <><><>
Get this widget
Track details
eSnips Social DNA


Şimdi efendim gerçekten gün aydın.
Gününüz aydın olsun, aydınlık olsun.
O kadar ki gözünüz kamaşsın bu aydınlıktan.
Her dakika haliyeti ruhiyesi değişen insanlardan değilimdir ama,
Nedense dün gün içinde yaşadığım bir takım kendimden kaynaklı sıkıntılardan dolayı daha başka davranamadım.
İnsanız sonuçta tabii ki başka türlü tepki vermemiz beklenemez insanı insan yapan neyse o tepkileri veririz.
Kimimiz ağlar, kimimiz güler, kimimiz buz dolabının başına gider, kimimiz de en sevdiğimizi deşmeden rahat edemeyiz.
Ben aciz kulunuz da veririm kendimi müziğe kendi kendimi yer dururum.
Ama geçti, geçecek, geçmeli sonunda.
Şimdi nedir bu diye sormayın.
Tamam kendimizi bir şekilde anlatıyoruz şurda ama bir takım şeylerde bende kalsın.

Demiş ki büyüklerden biri
"Başkalarının ıstırabını unutmak kolaydır." Graham Greene
Şimdi Graham beyi tanımam ama doğru demiş vesselam.
Anlatsam der ki karşımdaki
"Amannn bumuydu? O kadar attın kendini yerlere dövündün durdun."
Olmaz yakışığı kalmaz ben o kadar atmışım kendimi yerlere karşımdaki daha da beter yerlere düşürsün diye de anlatmanın mecali yok di mi?
Ben kendim attım kendimi yere kendimde kalkmasını bilirim.

Hem bir büyüğümüz daha ne demiş?
"Kırılsanda düş ama asla eğilme"
Ya da buna benzer bişidi işte.
Belkide bana böyle güzel geldi kullanırım hep.
Severim bu sözü, kırıl düş yerlere ama asla seni kıran kişiye karşı eğilme.
Var sen bildiğin yoldan git, ama o kişinin boyunduruğu altına girme.
Hatta bu sözü sanki tarih dersimizde söylemişti hocamız ya da edebiyat dersinde. 
Bir büyük şair mi demişmiydi ne?  
O an başımda esen hangi kavak yeliyle dinlediysem dersi artık hatırlamıyorum.
Bir sır vereyim mi şu aruz vezinlerinide hiç bir zaman anlamamışımdır sınavlarda hep atmışımdır.
Neyse işte ben buralara bile gelebiliyorsam sıkıntımdan  çıkıp yola
Geçmiş demektir.
Yandı bitti kül olduuu.....

8 Şubat 2010 Pazartesi

Can sıkıntımın sebebi

Can sıkıntısı yazımın itirafıdır;
Aslında sıkkınlığım dün akşam başlamadı daha önceden oldu.
Şimdi sevgili akedeşlerim,
Biliyorsunuz bendeniz İzmir İmam Hatip Lisesi mezunuyum.
Hasılı bu durumda sağcı olmam lazım değil mi?
Ama değilim.
Ben ne tam sağcıyım ne de tam solcu.
Arası bişeyim. Kendimce şu yaşıma kadar tarttım, ölçtüm bişileri
Kendimce bişi çıkardım onu yaşıyorum, savunuyorum.
Atatürkçü'yüm ama Atatürk'ün ilkeleri üstüne yan gelip yatanlardan değilim.
Diğer tarafı kabul edip, düşünerek elimde sermaye biriktirmeye çalışıyorum.
Ama sırf kendim için zaten öbür tarafta hepimiz kendi bacaüımızdan asılmayacakmıyız?

İşte günümüzde alameti farika Facebook'ta eski okul arkadaşlarımı buldum.
Kimileriyle tanış olmsamada aynı okuldan mezun olmamnın verdiği ruhla arkadaşlık onaylarını kabul ettim.
Ordaki sayfamda bana gelen videoları paylaştım hep.
Ama o arkadaşlarıma göre karşı görüşleri taşıyan videoları.
Ben de onlardan gelenleri sineye çektim,
Kimi zamanda çok sinirlenip ayarlarımdan gizli yaptım onları.
Tenkit etmedim olur dedim elmayla armut neden yaratılmış ki dedim.
Amaaaa işin boyutu
" Dinsizlikle "
Suçlanmaya varıncaaaaa
Açıkta kalmış bir yarama tendürdiyot dökülmüş misali saldırdım durdum.
Sırf karşımdakine acımı hissettirmek adına.
İşte bunlara takıldı kafam.
Kendi hatalarını görmezler,
Tamam benim de seçim zamanı tarafını tuttuklarım çok mu ak sütten çıkma kaşık.
HAYIRR
Ben bu hataları görüyorum da siz nasıl kendi hatalarınızı göremiyorsunuz?
Anlayamıyorum.
Ve boş yere kendi canımı sıkıyorum.
Ohhh beeee rahatladımm....

Canım sıkkın hem de çok ama çooookkk sıkkın.
Dün geceden beri başımı ağrıtırcasına sıkkın hem de.
Ama işin garibi biliyormusunuz
Neye sıkkın olduğunu da bilmiyorum.
Sanki içimde bir balon var şiştikçe şişiyor, şişiyor
Yakında da içimde patlayacak.
1 dakika kadar durdum burda yazacak bişi bulamadım.
Neyse umarım düzelirim,
Keşke bilgisayarlardaki gibi sistemi geri bir tarihe alma programımız olsa.
Hemen geçen haftaya alırdım kendimi :))

Not: Biraz sıkıntım dağılsın diye koydum o resmi,
Aranıyor olabilirim resimdeki gibi ama o para değeri çok az yaaa benimmm içinnn...

15 Mayıs 2009 Cuma

Dünyaaa yenidennn dönüyorrrr



Aslında başka bir yazı yazmak istiyordum. Daha doğrusu bir yerde okuduğum bir yazıyı yayınlamak istiyordum. Sayfa açılıncaya kadar geçen sürede dinlemekte olduğum şarkınında etkisiyle fikrimi değiştirdim. Birde nedense pek bi ağlamaklı oldum şu son saatlerde yine :(

Aslında ben böyle biri değilimdir. Sıkıntının, üzüntünün o insanı kendinden eden, kaybettiren sonsuz uçurum kenarlarım yoktur mesela. Benim dünyam düzdür, yuvarlak değil. Yuvarlak olursa yine kendime başladığım noktaya ulaşacağımı düşünürüm. Bir abimiz bir gün bana şöyle demişti "Geri gitme daima ileriye git" aslında bir nasihat verme anında dememişti bunu. Evlerinin bahçe kapısını açarken aklıma başka bişi gelmiş geri dönmek için adım atmıştım işte o zaman bana bunu demişti. Sonra bunun bir nasihat olarakta kullanılabileceğini fark edip gülmüştük.

Ben bu düz dünyamda kendime öyle tepeler, çukurlar, dağlar oluşturmam. Ama bazen dışarıdan gelen kar, yağmur, güneş, toprak kaymaları gibi olayların yaratabileceği afetler olmuyorda değil dümdüz dünyamda. Kocaman bir nefes alıp bu olayların hayatımda, ruhumda, vücudumda bana ileride sıkıntı açmamasını sağlamaya çalışırım. Biliyorum ki bu gibi olayların sonunda -eğer sağ olurda yaşarsam- Eşim'i sevdiğimi anladığım 62 nolu belediye otobüsündeki an gibi, yağmurdan sonra oluşan gökkuşağını gören şanslı insanlardan olduğumu düşünüp beni gülümseten anlardaki gibi çarpmayacak kalbim. Yada bir komşunun pişerken kokmuştur diye düşünerek getirdiği kurabiyenin tadını, hep beraber kurban bayramında yenilen kavurmanın tadını alamayacak kadar tatsız bir doktor diyeti yerine geçecek.

Ben ne anlatıyordum? Ne anlatacaktım? Haydaa unuttum şimdi. Sanırım yazmadan önce fark ettim ki kendi yarattığım düz dünyamda bir uçurum kenarı keşfettim. Ordan bir an önce uzaklaşmam lazım. Gerçi yazarken uzaklaştığımı hissediyorum sanki. Bu son cümleden sonra bayağı ne yazsam acaba diye bir bekleme süresi geçirdiğimi fark ettim. Sanırım sıkıntım geçti, bende biraz sakinleştim. Eh hadi bakalım iyi geceler.


Beni bunları yazmaya sürükleyen şarkı : Redd - Dünya
Resim: İzmir Kemalpaşa Halilbeyli -Boşnak -Köyü (Annem'in doğduğu köy)