Olur bazen bana karıştırırım bişileri, bile bile ayağımın çukura gideceğini basarım illaki..
Sonra da alır beni bir telaş..
Ağlamalar, olayları kurmalar, senaryolar yazmalar, başrollerine, figüranlarına kadar yerleştirmeler, hatta filmin sonunu bile görmeler..
İnerim kendimin en karanlık yerlerine sonrada işin içinden çıkamaz sarılırım etrafıma..
Ağlamalar, olayları kurmalar, senaryolar yazmalar, başrollerine, figüranlarına kadar yerleştirmeler, hatta filmin sonunu bile görmeler..
İnerim kendimin en karanlık yerlerine sonrada işin içinden çıkamaz sarılırım etrafıma..
Ve isterim ki o anda bana "sen hatalısın" demesinler tam tersi sustursunlar beni, teselli etsinler, sakinleştirsinler..
Zaten sağlıklı düşünebildiğim bir zaman değildir ki o zamanlar...
Ne yaptığımı bilemez dolanır dururum ortalıklarda hem kimseye belli etmemek için didinirken bir yandan da yer içimi bitiririm kendimi..
İnsan gerçekten kaç kişinin yanında ağlar ?
O ağladığı anda nasılda savunmasızdır aslında bilir misiniz ?
Omuzları sarsılırken elini kim tutar,
Mendil uzatır,
Saçlarını arkaya atar,
"Haydi artık daha fazla üzme kendini kalk bakalım bir ılık duş al, çay demle ve iç sıcak sıcak"
der ?
Elbetteki yanında ağladığı, gerçek dost, arkadaşi yakın, eş, insan olanın yanında...