17 Temmuz 2009 Cuma

Out of reach




Gerçekten çok uzun zaman önceydi. Bu şarkıyı ilk duyduğumda bana neler hissettirdiğini hala hatırlarım o an gibi. Klibini izlerken Gabrielle'nin trende uzaklara giderken başını cama dayayışı gibi yapmak istemiştim. O an içimden kalkıp uzaklara gerçekten çok uzaklara gitmeyi düşlemiştim. Bir sabah kalkacağım kimseler uyanmadan daha ve hazırladığım bir çanta ile tren garına gidecektim. Hava yağmurlu olmalıydı tıpkı o klipteki gibi. Tren garındaki hareket saatlerini belirten levhadaki ilk trene bir bilet alıp oraya gitmek istemiştim. 

Gittiğim yer ya da beni orada bekleyecek birisinin olması çok da önemli değildi açıkçası. Belki de önemliydi ama benim anlatmak istediğim o değil bana bunları hisettiren bu şarkı. Bu şarkıyı kaydedip günlerce durmadan ileri geri sarıp durmadan dinlerdim. Aslında tam çevirsini bulamadım şarkının adı Out of reach şimdiye kadar uzanmak olabilir mi acaba? 
Bilemiyorum. Şarkınında ilk başında da dediği gibi çok aptalca bir düşünceydi...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Son günlerde dinlediklerim

İçimi bıçaklar gibi geçen öksürüğüm hala geçmedi hastayım yani. Bugün doktora gittim ciğerlerimi dinledi öksürüğüm için şurup verdi geçmezse cuma günü gel dedi. Sigara içip içmediğimi sordu. İçmediğimi söyledim. Derinden gelen öksürüğümü beyenmemiş tekrar gel dedi. Bakalım ne çıkacak?

Bu hastalık halinde dinlerken beni rahatlatan sevdiğim şarkıları paylaşmak istedim sizlerle.Bakalım beyencekmisiniz?

Önce ennn favori parçam. Dinlerken beni hiç görmediğim halde görünce çok seveceğime inandığım Küba'ya götürüyor. Zaten söyleyen grupta Küba'lı Buena Vista Social Club Chan chan


Ardından yine beni alıp götüren bir parça. Klibini ilk izlediğimde -Vayyy bu Jack Sparrow da kim? demiştim. Kendisi Ville valo gerçi sadece bu klipte çok yakışıklı buldum kendisini. Hele o göz altına çekilmiş siyah kalem bizim çakma Doğuş gibi değil kesinlikle. Ancak karşısındaki bayanı beyenmedim orda ben olmalıydım aslında ahh ahhh! Summer wine


Bu parçayı aslında Enrique İglesias'çımda çok güzel söyler ama o yanındaki bayan Fransızca söyleyince batırdığı için şarkıyı ilk dinlediğim kişi olan Ringside yorumunu vermek istedim. Son çalıştığım işyerinde akşamları patronun arabasıyla işten dönerken Power fmde çalardı bu şarkı o sıralar meşhurdu. Çiğli Atatürk Organize'den dönerken kipa'nın oralara doğru o bataklık ve sarı otların ilerisinden görünen İzmir körfezi, batan güneş kendimi uzun bir yolculukta gibi düşlerdim hep.


İşte bir yaz parçası daha. İlk dinlediğimde Aydın Didim'de Sahte Cennet diye bir yerdeydik. Denizi harika bir yerdi. Gerçi biz akşamüstü güneş batarken gitmiştik. Bir yere oturup bir yandan güneşin batışını izleyip bir yandan da biralarımızı içmiştik. Aklıma hep oraları gelir.


Al işte bu kadar yaz havasındaki şarkılar yanında ağlak parçada olmalı de mi? Robin Hood filmini ilk izlediğimde lisedeydim. Hadi itiraf edeyim o gün okulu kırmış-tık-. O zamanlar çıktığım biriyle :) hava harikaydı yağmurlu ha yağdı yağacak ne yapalım derken aklımıza sinemaya gitmek geldi. Robin Hood'da yeni oynuyordu Çınar Sinemasında. Ben o filmde Kevin'a bayıldım en çok da bu çalan parçaya. Vay bee şaka falan ama 18 sene olmuş yaaa.


En son da çokk sevdiğim sesiyle Celine Dion ve enn meşhur parçalarından biri My heart will go on yani Titanik filminin müziği. Leonardo di caprio izlerken anladım ki bu çocuğun filmlerinde ölmek gibi bir kötü kaderi var. İzlediğim bir filmi daha var Köstebek. Film aktı aktı tam Leonardo ölmiyecek yaşasın dediğim bir anda asansörden çıkan adam kafasına sıktı kurşunu ve yere düştü ben öyle bir ahh demişim aman Allah'ım herkes bana bakıyor sandım.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Hastayım :(



Didim'den dönerken otobüste tepemde çalışan klimayı kapatmak biraz geç geldi aklıma. İlk anda o sıcak havada iyiydi verdiği serinlik fakat bir süre sonra rahatsız etmeye başladı. İzmir'e geldiğimde boğazım faranjit gibi acımaya başlayınca tamam dedim hasta oluyorum. Eh dönünce evde yapılması gereken temizlikti falan derken yoruldum. Akşamda klimayı açtık. Gerçi karşısına oturmadım beni rahatsız edemiyeceği bir yere geçtim. Buzdolabından su içmek yerine çeşmeden içtim. Çok sıcak şeyler yemedim. Sonunda benim klasik faranjit kuru ve ciğerden gelen içimi acıtan öksürüğe döndü. Hastayımmm.


Cuma günü de Didim'de hasta oldum. Bir önceki akşam Babam balık almıştı Annem'de mısır ununa bulayıp pişirdi. Bende bir heves çıtır gibi olan derilerin hepsini mideye indirdim. Akşamları yürüyüş yapardık o akşamda yapmayacağımız tuttu. Sabah namazında Annemin namaza kalktığını duydum. Sağdan sola dönerken midemden gelen iğrenç bir ağrı yediğim balıkların orda olduğunu anlatıyordu sanki ııyyy çok kötüydü. Bu da benim klasik mide üşütmemdir. 2 senede bir olur. Ne yazık ki istifra etmek gibi bir yeteneğim olmadığı için bütün gün yatarak o balıkları hametmeye çalıştım. Hiç kalkmadım. Annem'le Babam'ın bişiler ye demelerine kızdım. Babam sağolsun bahçeden mercanköşk dediğimiz bir ot vardır ondan toplamış. Annem'de nane ve limonla kaynatıp içmemi istedi. O beni rahatlatıp midemi yumuşattı.

Onun dışında Didim güzeldi ama. Denize girdim bol bol ama güneşin altında yatmadım. öyle güneş altına yatıp yanmayı sevmem. Zaten denizde bol bol yanıyorum. Denizinde suyu bayağı ısınmıştı aslında. Yinede hakkını yemiyeyim Didim harika.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Deniz beni çağırıyorrr


Son hazırlıklar yapıldı. Çamaşırlar yıkandı, ev toparlandı, buzdolabında kalan son sebzelerden yemekler yapıldı, ben yokken yesin diye eşime sütlaç ta pişirildi. Geriye gidiş gününü beklemek kaldı. Nereye gidiyorum Didim'eee.

Sezonu geçen ay açmıştım fakat havaların serin olmasından dolayı biraz üşütmüştüm denize girince. Bu sefer olmaz artık. Annem'de ne zamandır gitmemiş Altınkum plajına. "Sen gelince gideriz" dedi. Gerçi çok kalmıycam ama belli de olmaz benim sağım solum. Kafama eser biraz daha kalayım diyebilirim nasip bakalım
.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Masa da masaymış ha/ Edip Cansever


Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kâseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.

Edip Cansever


Masalar neler taşır değil mi?
Benim de şu anda yazılarımı yazdığım masamın üstü dolu. Bilgisayarım var, ev telefonumuz, not defterim, mavi ve mor simli yazan tükenmez kalemlerim, intenette bir sitede gördüğüm eteğin ölçüsü için kullanıp masaya bıraktığım mezure, önce takıp sonrada sıkılıp çıkardığım kolyem, parmağıma o anda ağır gelen bir yüzük. Bazen su dolu bir bardak, yenilmek için bekleyen meyve dolu bir tabak, yine internette gördüğüm bir modeli çıkartmak için tığ, yün veya örgü şişi.

Resim : Şeker Ahmet Paşa - (1841-1907) Türk

26 Haziran 2009 Cuma

Bu böyle



O zor günler solan güller eskidendi.
Geçti!
O zaman aşık olduğum rüzgarlar esti esti.
Geçti!
Geriye sadece yarım yarım sevgiler,
Yüzüme inceden uzun uzun çizgiler..
Öznesi kalan süresi kalan cümleler
Yalan dolan cümleler kaldı.
Aşk seni bulabilir de, uzakta durabilir de
Samimi oluyor derken mesafe koyabilir de
Bu böyle vurabilir de, ilgisiz durabilir de
Onu sana katıyor derken tuzaklar kurabilir de
Bu böyle.

25 Haziran 2009 Perşembe

NOOLURR SADECE BİR KAP SU




Havalar çok sıcak malum yaz geldi.
Bizler susadığımız ve içimiz yandığı zaman buzdolaplarımızdan, soğutuculardan, sebillerden soğuk suları lıkır lıkır içiyoruz. Ne güzel demi.
Birilerinden beklemiyoruz. İçimizden "ahh ahh birinin kafası çalışsada bize bir yudum su verse" diye beklemiyoruz.
Amaaa sokakta gördüğümüz bazen taşla bazen de peşinden koşarak kovalanan kedicikler, köpekçikler, kuşlar ne yapsın?
Onlarda can gelin
NOLLLURRRR SADECE BİR KAPTA ONLARA SU KOYUN.
Kabın nasıl olacağı önemli diil. Yoğurt, dondurma kabı farketmez. Onlar buna bakmazlar.
Hatta öyle ki bazen kap bulamadığım zaman eğer bir köpek gördüysem çoktur şişeden su döküp elimle içirdiğim. Sakın elim pislencek diye düşünmeyin. Zaten dışarıda yeteri kadar pisleniyor ellerimiz. Kapılardan, kağıt paralardan, otobüste falan.


LÜTFENN SADECE BİR KAP SU.

Özel Hayatımızda Güvenlik...

AŞAĞIDAKİ BİLGİLERE İHTİYAÇ DUYMAMANIZ DİLEĞİ İLE ..

Son yıllarda;
çocuk veya yaşlı fark etmez, gün içinde saldırıya uğrayan, kaçırılan veya öldürülen kurbanların sayısının artmasından dolayı…
Ülkemizde ve özellikle de İstanbul’da durum farklı olmadığı için….
Lütfen bir göz atıp, Sevdiklerinizin güvenliği için sevdiklerinizle paylaşınız.

Dirsek
1)Vücudun en sert ve dayanıklı bölgesi olduğu için en iyi silahınız dirseğinizdir,
Kullanacak kadar yakınsanız, dirseğinizi savunma silahı olarak kullanınız.

Cüzdan
2)Hırsız sizden cüzdanınızı istiyorsa, CÜZDANI ONA VERMEYİNİZ.
Bunun yerine, cüzdanı uzak bir yere fırlatmayı deneyiniz.
Hırsız sizden çok cüzdanla ilgilenirse, TERS İSTİKAMETE DOĞRU hızla kaçınız.

Bagajda kilitli kalırsanız
3)Herhangi bir şekilde bir arabanın bagajında kilitli kalırsanız, ayağınızla arka farları kırıp çıkartmaya çalışın.
Oluşan boşluktan elinizi dışarı çıkarıp elinizi sallayarak dikkat çekmeniz mümkün olabilir.
Aracın şoförü elinizi göremez, fakat arkadan gelen araçları sizin zor durumda olduğunu fark edebilir.

Bayan Sürücüler
4)Özellikle bayan sürücüler, iş çıkışı, alışveriş v.b. faaliyetlerden sonra, arabalarına binip bir şeylerle uğraşma eğilimindeler.
(çanta düzeltme, makyaj tazeleme,
cüzdan yerleştirme, fatura kontrolü gibi).
BUNU YAPMAYINIZ.
Bu zaman, kötü niyetli kişilere aracın sağ veya arka koltuğuna binip, başınıza bir silah tutma zamanı ve imkanı verir.
Aracınıza biner binmez kapıları kilitleyip, HEMEN hareket ediniz.

Araca Binerken
5)Aracınıza park yerlerinde veya evinizin önünde binerken dikkat etmeniz için birkaç öneri :

a) Aracınıza binmeden sağınıza, solunuza,arkanı za, ön ve arka koltuklarına ve yerlerine bakarak, etrafı şüpheli durumlar-kişiler için kontrol edelim.
b) Şayet aracınızın yanına büyük bir kamyon veya Tır park etmişse, aracınıza şoför kapısından değil, yan kapıdan giriş yapınız.
Birçok seri katilin, kurban kendi aracına binerken, kurbanlarını büyük araçların içine çektikleri tespit edilmiştir.

c) Aracınızın yanına park etmiş olan aracın yan koltuğunda tek başına bir erkek oturuyorsa, belki alışveriş merkezine geri dönmek, sonra geri gelmek veya bir güvenlik görevlisinin sizi izlemesini rica etmek uygun olacaktır.
Unutmayınız ki, temkinli olmak, pişman olmaktan daha iyidir.
Hatta paranoyak olmak, ölmüş olmaktan daha iyidir!

Asansör
6)Merdivenleri kullanmaktansa, asansörü tercih ediniz.
Issız merdivenler ve merdiven boşlukları her tür suç ve şiddet için uygun mekanlardır. (özellikle de geceleri.)

Silah
7)Saldırganın bir silahı varsa ve siz onun kontrolü altında değilseniz, KAÇINIZ.
Onun sizi kaçarken vurma ihtimali 100 atışta 4’dür.
Vursa bile, kurşunun yaşamsal bir organa gelme ihtimali daha da düşüktür.
Koşarak kaçınız, hatta yapabilirseniz, zig zag çizerek kaçınız.

Duygusallık
8)Bayanlar olarak çok duygusal ve sempatik yaklaşımlarımız olmaktadır.
Bu devirlerde BUNDAN VAZGEÇİN.
Bazı seri katiller bunu kullanmak için, ayağı kırılmış, bastona ihtiyacı olan, sakat kişiler rolünü oynamaktadır.
Aracına binmesine yardımcı olmanızı isteyebilir ve orada sizi yeni kurbanına çevirebilir.

Kapıdan Satışlar
9)Kapıdan pazarlamacılar sizin kapınızda size yeni bir parfüm, deterjan vb.. yeni bir ürünü test için koklamanızı isterler,
SAKIN YAPMAYIN, KOKLAMAYIN.
Ayıldığınız da ( eğer ayılabilirseniz. !) belki soyulmuş olacaksınız, belki de iç organlarınız olmayacak,

İlginç
10)Son bir güvenlik uyarısı daha :
Son zamanlarda katil veya hırsızlar, kurban seçtikleri ve yalnız olduklarını bildikleri bayanların kapısının önüne, bebek veya çocuk ağlaması kaydedilmiş teypler bırakıyormuş.
Bu sesi duyan bayanlar meraktan veya merhametten kapıyı açtığında saldırıya uğrayabilirler.
Lütfen her tür olağandışı ses, gürültü v.s.’de MUTLAKA ÖNCE YARDIM ÇAĞIRINIZ.

Paylaşmak Güzeldir…
Lütfen bu bilgileri, kendilerinde endişe yaratmadan, ama konuya yeterince önem ve ciddiyeti vererek, sevdiklerinizle ve hatta çocuklarınızla paylaşınız.
Maalesef her geçen gün daha güvensiz ve tehlikeli bir dünyada ve şehirde yaşadığımız için, eşlerimizi, arkadaşlarımızı ve çocuklarımızı korumak için onları bilinçlendirmemiz ve farkındalıkları nı arttırmamız gerekiyor.

Alıntı

22 Haziran 2009 Pazartesi

Yoorrgguunnuumm


Çok ama çok yorgunummmm. Malum gezdim, dolaştım şimdi de geldiğimden beri boya, badana, temizlik bitmek bilmiyor. Aslında bitiyor gibibu hafta ama bende bitiyorum. Eee bu yorgunluk nerede atılır pekiii? Didim'deeeee. Şöyle deniz kenarında olucam, denize giricem çıkıcam biraz da yatıp uyucam ohhh. Annem'le beraber giderim denize genelde. Didim'de Altınkum Plajında gireriz denize. Denize karşı durunca sol uçtaki yerde bahçesinde ağaç olan bir ev vardır. Tam onun önünde gireriz. Öğleden sonra o ağacın gölgesi çok güzel olur. Ben genelde denize girince fazla duramam. 15 - 20 dakika kalıp çıkarım. Ama Annem aman Allah'ım ben 3 kere denize girer çıkar kururum falan O hala denizde olur. En büyük yardımcısı elinden bırakmadığı makarnası ile sırt üstü yüzer yosunları sevmez biraz da yosunluk yerler vardır oraları makarnasını sırtının altına alarak sırt üstü yüzerek geçer. Annem yüzme bilmez ama sırt üstü yüzer :). Bazen de denizin içinde bir şeyler ararcasına suya bakar neymiş balıkları izliyormuş :). Tabii bu kadar zaman denizde kalınca yoruluyor. Denizden çıkınca bir yatar horluyarak uyur. Çok gülerim o zaman O'na. Akşam oluncada derki "Kollarım, sırtım çok ağrıyor neden acaba?" Bende derimki "Neden olucak kaç suda kalıyon elbette ağrır". Yaaa denizi özledimmmm. bu hafta gidemem malum yaz geldi evlenen evlenene hiç bitmiyor düğünler. En iyisi haftaya gitmek bakalım.

Resim : Aydın Didim Altınkum Plajı
Müzik : Bob Sınclar - Love Generation
Uzanın kumlara takın müzik çalarınızı bu şarkıyı dinleyin Off.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Cennet bahçeleri


Çeşmelerinden içimi hoş sular akar o bahçelerde,
Bir yudum içseniz bile geçer günlerce çöllerde susuz kalmış haliniz.
İçinde her tür ağaç barınır o bahçelerde,
O ağaçların altından geçerken güneş yüzü göremezsiniz.
Bir ağacın gölgesi bile bir yaz mevsimini geçirecek kadar kocamandır.
Daha önce hiç görmediğiniz, adını, tadını bile bilemediğiniz
Her ağacın meyvesinden bir kere ısırmak bile yeter
Kıtlıktan çıkmışcasına aç olduğunuzu hissettiğinizde.
O bahçelerde o kadar güzel hayvanlar dolanır ki ortalıkta
Sizi sırtınıza alıp gezdirmek isteyen tek boynuzlu beyaz atlar
Tüylerindeki renkleri bile bilemediğiniz rengarenk tavuskuşları.
Bir çiçek tarlası açılır önünüze ansızın
Ne kokusunu duymuşsunuzdur ne de isimlerini bilirsiniz
Değişik değişik kimi narin, küçük kimi dev gibi insanı yutar.
Bir yağmur yağar aniden şakır şakır
Ama ne bir bulut vardır gökyüzünde, ne de ıslanırsınız
Ağzınıza gelen damlalardan anlarsınız ki gülden tadı şekerden şerbet.
Gökyüzü ne mavi ne yeşil ne de gridir
Gönlünüz neyse o anda odur baktığınız her yer.
Ne önünüzde uzun taşlı bir yol, ne de yumuşak bir halı vardır
Ayaklarınız yerden kesilmiş uçuyorum sanırsınız
Aslında uçmuyorsunuzdur yanınızdan geçiyordur
Düşledikleriniz, hayalleriniz, sevinçleriniz, sevdikleriniz.
Sıkıntı nedir? Zarar verir mi? Isırır mı? Sever mi? Güler mi?
Korku nedir kötülük nasıldır? Bilinmez.
Ellemi tutulur bir balta ucundadır yoksa dipsiz karanlık bir kuyumudur?

Resim: Alıntı
Yazarken bana ilham veren müzik: Loreema McKennitt La Serenissima

17 Haziran 2009 Çarşamba

http://www.uyaneygozlerim.com

















Uyan ey gözlerim gafletten uyan!

Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan


Ben İzmir İmam Hatip Lisesinden mezunum. 3 sene ortaokul 4 senede lise toplam 7 yıl.Her ne kadar okuduğum okul dini bir okul olarak anılsada benim okuduğum o yıllarda böyle şimdiki gibi zıt kutuplaşmalar yoktu.
Edebiyat, matematik, fizik, kimya, beden eğitimi, müzik, resim gibi dersler yanında meslek dersi olarak belirtilen Kuran-ı Kerim okuma, fıkıh, tefsir, hadis, kelam gibi derslerde gördüm. Babam'ın bir yolculuk esnasında tanıştığı bir adamdan dini yönden aldığı bilgilerin etkisiyle bu okula yazdırıldım.
Liseden çıktıktan sonra içine girdiğim ortamlarda ilk anda mezun olduğum liseden bahsetmedim hiçbir zaman. Önce insanların beni tanımasını istedim. Çünki mezun olduğum okulu söylediğimde karşımdaki kişilerin tepkisi hep negatif oldu.
İlk zamanlar her ne kadar Babam'a kızsamda beni o okula gönderdiği için sonradan çok dua etmeye başladım hem Babacığıma hem de buna vesile olan o kişiye iyi ki bu okula gönderilmişim diye. Bana manevi olarak o kadar güzel bir dünya yarattı ki bunun içimde, ruhumda açtığı güzellikleri görmeye başladım.
Buralara nerden geldim? Bugün lisedeyken 5 yıl aynı sırada oturduğum arkadaşım Sümeyye geldi bana oturmaya. Onunla lisedeyken dinlediğimiz bir kaset vardı. 3.Sultan Murad Han'ın şiirini yazdığı "Uyan Ey gözlerim gafletten uyan" diye başlayan bir ilahi. Koskocaman bir imparatorluğa hükmeden bir padişahın sabah namazını kaçırdığı için üzüntüsünden yatağından kalkıp bu sözleri yazması gerçekten Yaradan'a karşı ne olduğumuzu hatırlatmaktadır sanki. Dinlerken insanın içini yıkayan, nerden gelip nerde durduğunu, nereye gideceğini anlatan bir ilahidir.
Başlıkta verdiğim link bu şiirin değişik şekillerde yorumlarını yayınlayan bir siteye ait. Dinlemenizi ve dinlerken içinizde size verdiği duyguları yorumlarsanız çok mutlu edersiniz beni.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Gelmesemiydim acaba?

Döndüm. Tamam her ne kadar kıskanılsamda tatil yaptım diye rahatlayın emi? Geldim işte. Sırf siz daha fazla üzülmeyesiniz diye. Tebamda olanlar kıskanmışlar beni biraz. Ayol tatil dile kolay tatil havasına girmek, o bitmek bilmeyen dinlenme için gerekli olan uykuyu uyuyabilmek, bir yere gidileceği zaman ne kadar toplansada karışan valizden bişiler seçebilmek zordu anlayacağınız.
Bir de o valiz nedense bir yere sığamamışken :). Kardeşime gittiğimde valizimi her zamanki gibi Yeğenim Emirhan'ın odasına koydum. Bir süre sonra ne göreyim benim 4,5 yaşındaki yeğen al valizimi Annesiyle Babasının odasına at. Benim odamda kimse yatamaz diye bağrınır halde :))).
Oturma odasında yattım bu seferde tv izlediği için yine o oda onun odası oldu.
Ama yinede güzel geçti. Sağolsunlar.

İzmir'e dönünce ne yazık ki bende sizler gibi biri oldum. Boya, badana, temizlik off ne zormuş yaaa.Salonun yarısını boyadık taş beji. Gelgelelim yan taraf için boya kalmadı almaya gittik boya bitmiş. Bulamazsak yandık. Gerçi bizim salon iki bölüm olmazsa yarısı eski renk olarak kalıcak fıstık yeşili.

12 Haziran 2009 Cuma

Dönüş 13.06.09 st:12,15 SZF - ADB

Tatil bitiyor. Nasipse yarın dönüyorum sevgili İzmir'ime. Eşimle konuşurken dedi ki "İzmir çok sıcak" Buraları serindi. Ama yinede İzmir'in o sıcağını, nemini özledim hemde çok. Burda herşey çok güzeldi. Günlerimiz güzel geçti. Gündüzleri kahvaltı, saat 11,00'de Dizimaxte Medium dizisini izleyerek, Gül'le dedikodu yaparak :) . Bol bol örgü örerek. Yeğenim Emirhan'la - mecburen :(- çizgi film izleyip, akşamüstü parka giderek, gecede Çanakkale Şehitleri Parkına gidip çiğdem yemekle :).

Dönünce haftaya çok işim var aslında evde. Malum temizlik. Birde yaz geldi ya üst kata çıkıyoruz. Oranın temizliği falan eee her zaman tatil olmaz işte olmalı demi.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

Alıntı...

7 Haziran 2009 Pazar

Cuma günü






Hala Amasya Merzifon'dayım. Cuma günü öğlen vakti buraya her geldiğimde uğrayıp ziyaret ettiğim Piri Baba Türbesi'ne gittim. Aslında kararsız kaldım gidip gitmemekte çünki sabahtan hava bayağı kapalı ve yağmurluydu. Daha sonra hava açılır gibi oldu bende gitmeye karar verdim. Kimselerin olmadığı sakin ve sessiz sokaklardan geçtim. Piri Baba Türbesinde pek kimse yoktu. Türbeye girerek ziyaretimi yaptım dua okudum. sonrada çıkıp biraz orada oturdum. Ne araba sesi ne çocuk sesi. Sadece huzur vardı. Ordan çıkıp tekrar başka başka sokaklara girdim. Bazı sokaklar çok dardı. Evler birbirine çok yakındı. Ama yinede çok güzeldi.

31 Mayıs 2009 Pazar

Merzifon'dayım




Merzifondayım şu anda ve önümde oturan YeğenimEmirhan ile bunları yazmaya çalışıyorum. Dün Samsun'a geldim uçakla. Kardeşim aldı beni. Havadan Karadeniz'in bir kısmını görmüş olsamda güzeldi. Sonra biraz gezip Merzifon'a geldik. Burası serin ne yazık ki. Ben İzmir'de bavulu hazırlarken yazlık kıyafetler koydum. Son anda ince bir ceket almıştım. Burda işime yarayacak tek giyside o ne yazık ki. Bugün 5.Ana Jet Üssü'ne gittik. Hava kuvvetlerinin 98.kuruluş yıldönümüymüş tören vardı. Piknik gibi ağaçların altında oturduk, yeğenim oyun oynadı. Böyle geçti. Aslında bir sır vereyim mi? İzmir'i çokkk özledimmm.

İlk resim : Merzifon / uçaktan tuz gölünün görünüşü / Samsun'a giderken bindiğim uçak Pegasus - Karşıyaka

29 Mayıs 2009 Cuma

Bir şarkının bana düşündürdükleri


Eski karanlık çağlara ait olan şimdi yaşamayanların anlatıldığı masallar diyarı. Sonsuz gibi görünen ama geceleri korkunçlaşan ve konuşan ağaçlarıyla dolu büyülü ormanlar. Büyük ama kasvetli şatolar. Uzun sessiz ama fısıltılar içindeki karanlık koridorlar. Talihsiz bir şekilde ölen, kalbinin iyiliği kızına geçmiş olan kraliçeler. Üvey annelik hakkını veren kötü kalpli kraliçeler. Ve o kraliçeler tarafından hangi odasında hapis kaldığı bilinemeyen, yüzyıllarca bulunamayan prensesler. İçi hep sevgi ve iyilik doludur ordaki prenslerin. Kalbi kötü kraliçeden pas tutmuştur, küsmüştür yaşlı kralların. Ortalıkta dolanan, yuvarlanan , hatta kralın tacına dokunabilen soytarılar. Bir gözü kralın tahtında bir gözü de kraliçede olan kralın baş danışmanı. Kurulan sofralardan taşan yemekler, meyveler ve bunları göremeyen açlık, sefalet içindeki halk. Hep söz dinleyen, yeleleri rüzgarda uçan illaki beyaz olan atlar.

Bana bunları düşündüren şarkı : Loreena Mckennitt ; Kecharitomene
Resim : Alıntı Loreena Mckennitt albüm kapağı

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Bezelye yemeği yapıyoruz :)

Önce önlük takılır.

Sonra bilgisayardan www.dinleyiver.com adresine girilir. Ordan arama motoruna şu grup ismi yazılır Redd ve onlarında dünya adlı şarkısı seçilir son ses açılır son sesle eşlik edilerek yemek yapılır.

*Ayıklanan bezelyeler yıkanır ve süzülür.

*Su ısıtılır.

*Bir orta boy soğan - Lokanta boy olmayacak lokanta boy soğan büyük olur :)

*Soğanlar küçük küçük doğranır yemeklik yani - rendelenmez o zaman sulanır

*Bir orta boy patates alınır oda kuşbaşı kadar doğranır tabii bu kuş kartal, güvercin yada karga başı hatta devekuşu başı kadarda değil yavru bir saka kuşu olabilir.

*4 tane domat alınır oda aynı patateslerin şıkkındaki gibi işlemden geçirilir.

*Soğan ve domatlar birazda salça ile elde ovkalanır ( bknz:ovkalamak;yani elle sıkmak)

*Ateşe oturtulan düdüklü tencerenin içine artık kalbinizi ne kadar sevdiğinize ters orantılı olarak çiçek yağı eklenir.

*Önce patatesler atılır biraz kavrulur ama patates kızartması gibide kızartılmaz.

*Sonra bezelyeler eklenir.

*Bu şıkka gelince şarkı bitti demi ? O zaman hemen elimizi yıkayıp Yüksek Sadakat yazıyoruz şarkıda Ben Seni Arayamam seçiyoruz. Ses biraz daha açılır.

*Ocağa bakın bu arada bezelyeleri unutmayın üstüne mıncıklanan domat ve soğanlar eklenir tuzu eklenir hatta birazda pul biber.

*Üstüne ısıttığımız su eklenir ama bezeleyeleri geçmeyecek kadar.

*Düdüklünün kapağı kapatılır ve düdüğü kaldırılır.

*Şimdi kalan sıcak su ile nescafe yapılır ve bir sigara yakılır.

*Düdüklüden duman çıktımı düdük indirilir. Ocağın altı kısılır ve saate bakılır tam 13 dakika pişirilir.

Umarım güzel olur afiyet olsun.

Yorum bekliyorum :)

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Merdiven





Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden


Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak


Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak


Sular sarardı yüzün perde perde solmakta


Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta


Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller


Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller


Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer


Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta


Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta




Ahmet Haşim


Resim : Alıntı

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Yazıyorum, siliyorum.

Yazıyorum, siliyorum. Yazıyorum, siliyorum.
Neler yazmak isterdim aslında. Neler var aklımda neler. Başında öznesi olan ama sonuna yüklemini ekleyemediğim. Ya da bulduğum bir yüklemi hangi tekil ya da çoğul kişiye, nereye, kime bağlayacağımı bilemediğim. Yazabilmek için küçük küçük, kendimce bana ilham verenler vardır. Bu ya bir resimdir, fotoğraftır alır beni içine çeker.
Ya da bir şarkının bir nağmesi alır beni götürür ya bir çöle savurur, ya da bir dağın zirvesine çıkarır. Ben buraya nasıl gelmişim? Neresi burası demeden başka bir nağmede alır beni en eski hatıralara, anlara çıkarır ansızın bir daracık sokaktan koskoca bir meydana çıkar gibi.
Bazen tamam diyorum yazıcam. Konum belli, müziğimide seçmişim sağolsun kelimelerde birer cümle haline girmiş hazırol vaziyette beni bekliyorlar. Oturuyorum bilgisayarın başına yazı yazacağım sayfamı açıyorum. Parmaklarım klavyede büyük harfle başlamaya hazırım. Hopp kelimeler, cümleler yok olmuşlar. Hadi diyorum gelin saklambaç oynamanın zamanı değil. Nedense ebe olanda hep benim aramaktan, sizi bulamamaktan ve sobelenmekten bıktım. Ama yok yok yok. Gelmiyor bir şey aklıma. Sanki hafıza kaybına uğramışım. Elim çenemde rasgele bir harfe basarak aynen şöyle llpkşjkklpppğğğğ bekliyorum. Ama ne gelen var ne de gelen. Aslında bir önceki cümlenin sonuna giden yazmak uygundu fakat onlar zaten gittiği için o anda orda olmayan için ordaymış gibi yazmak olmazdı. Bir saniye yaa ben ne yazdım en son. Ekrana bakmıyorum ki garip bir cümle kurduğumun farkındayım ama nasıl kurdum?
İşte şuncacık paragrafta geçen kelimeler, cümleler çok şükür ki asıl yazmak istediklerim kaçarken yakaladıklarım.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Öylesine...

Sabah kızarmış ekmek kokusunun çayı karıştırırken çıkan kaşık sesine karışması...
İğde ağacı kokularıyla geçen sessiz bir öğleden sonra uykusunun çiçekten bal almaya çalışan arının vızıltısıyla kesilmesi...
Yaz sıcağında, öğle uykusunun mahmurluğunu buz gibi bir dilim karpuzla atmak...
Bir bahçenin önünden geçerken duyduğun sardunya kokusu...
Fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesine sürülen yağın erimesinin unutulmaz tadı...
Bir sandalın kenarına oturarak bacaklarını denize sallamak...
Akşama doğru ise ortalığı saran biber kızartması kokusu...
Gece duvarın üstüne oturup çiğdem yemek, öylesine lak lak etmek...

15 Mayıs 2009 Cuma

Dünyaaa yenidennn dönüyorrrr



Aslında başka bir yazı yazmak istiyordum. Daha doğrusu bir yerde okuduğum bir yazıyı yayınlamak istiyordum. Sayfa açılıncaya kadar geçen sürede dinlemekte olduğum şarkınında etkisiyle fikrimi değiştirdim. Birde nedense pek bi ağlamaklı oldum şu son saatlerde yine :(

Aslında ben böyle biri değilimdir. Sıkıntının, üzüntünün o insanı kendinden eden, kaybettiren sonsuz uçurum kenarlarım yoktur mesela. Benim dünyam düzdür, yuvarlak değil. Yuvarlak olursa yine kendime başladığım noktaya ulaşacağımı düşünürüm. Bir abimiz bir gün bana şöyle demişti "Geri gitme daima ileriye git" aslında bir nasihat verme anında dememişti bunu. Evlerinin bahçe kapısını açarken aklıma başka bişi gelmiş geri dönmek için adım atmıştım işte o zaman bana bunu demişti. Sonra bunun bir nasihat olarakta kullanılabileceğini fark edip gülmüştük.

Ben bu düz dünyamda kendime öyle tepeler, çukurlar, dağlar oluşturmam. Ama bazen dışarıdan gelen kar, yağmur, güneş, toprak kaymaları gibi olayların yaratabileceği afetler olmuyorda değil dümdüz dünyamda. Kocaman bir nefes alıp bu olayların hayatımda, ruhumda, vücudumda bana ileride sıkıntı açmamasını sağlamaya çalışırım. Biliyorum ki bu gibi olayların sonunda -eğer sağ olurda yaşarsam- Eşim'i sevdiğimi anladığım 62 nolu belediye otobüsündeki an gibi, yağmurdan sonra oluşan gökkuşağını gören şanslı insanlardan olduğumu düşünüp beni gülümseten anlardaki gibi çarpmayacak kalbim. Yada bir komşunun pişerken kokmuştur diye düşünerek getirdiği kurabiyenin tadını, hep beraber kurban bayramında yenilen kavurmanın tadını alamayacak kadar tatsız bir doktor diyeti yerine geçecek.

Ben ne anlatıyordum? Ne anlatacaktım? Haydaa unuttum şimdi. Sanırım yazmadan önce fark ettim ki kendi yarattığım düz dünyamda bir uçurum kenarı keşfettim. Ordan bir an önce uzaklaşmam lazım. Gerçi yazarken uzaklaştığımı hissediyorum sanki. Bu son cümleden sonra bayağı ne yazsam acaba diye bir bekleme süresi geçirdiğimi fark ettim. Sanırım sıkıntım geçti, bende biraz sakinleştim. Eh hadi bakalım iyi geceler.


Beni bunları yazmaya sürükleyen şarkı : Redd - Dünya
Resim: İzmir Kemalpaşa Halilbeyli -Boşnak -Köyü (Annem'in doğduğu köy)


12 Mayıs 2009 Salı

Çöl gülü



Issız çöllerde esen sam yeli kumları hafifçe savurmaya başlamıştı.Toz bulutları arasından yeleleri savrulan simsiyah arap atıyla ortaya çıkan bedevi gözlerini kısarak sonsuz çöle baktı. Görmeye çalıştığı neydi acaba? Burdan sonra gideceği yer ona nasıl bir oyun oynayacaktı ? Issız çöl kadar büyük ve onun kadar da ıssız kalbini dolduracak siyah sürme gözlü bir kız mı?


Daha fazla düşünmeden atını sürmeye başladı bedevi. Yaklaşan akşamla beraber gittikçe kuvvetlenmeye başlayan rüzgar çöldeki kumları havalandırmaya başladı. Yaklaşan kum fırtınasında kalmamak için sığınacağı bir yer bulması gerekiyordu. Yakınlarda eskilerden kalma yıkıntılar olduğunu hatırladı ve atını oraya doğru sürmeye başladı. Çok geçmeden yıkıntıları bulup daha fazla toz bulutu altında da kalmamak için güvenli bir sığınağa kavuştuğunu düşünüp içeri girdi bedevi. Atından atlayıp onun eyerini çözüp rahat bıraktı. Kendiside bu korunaklı yerde saklanan kimbilir kaçıncı kişi olduğunu düşünüp uykuya daldı.

Bir süre sonra nerden geldiği belli olmayan bir takım sesler uykusuna karışmaya başladı. Gelen sesler atındanmı yoksa dışarıdanmıydı çıkaramıyordu. Belkide çölde esen rüzgar ona uzaklardan bir takım sesler getiriyordu. Bir hızla gözlerini açtı. O karanlık içinde gördüğü dolunay ile içeri dolan ışıktı. Kum fırtanısı dinmiş, tüm çöl sanki dolunayla kaplanmıştı. Az ilerisinde de uykusu arasında duyduğu seslerde yavaş yavaş yaklaşmaktaydı. Kulak kabarttığında konuşanların hararetle birbirlerine bir şeyler anlattığını anladı.Bu konuşmaların konusuna göre yakınlardan geçen bir kafileden bir yolcunun kaybolmuştu. Fakat bu yolcunun kayıp mı yoksa kaçırılmış mı yada kim olduğunu anlayamadı. Yavaşca atını eyerleyen bedevi ses çıkarmadan ordan ayrılıp hararetle konuşanlardan ters yöne doğru atını yavaşca sürmeye başladı ve onlara görünmeden ordan ayrıldı. Konuşanlardan pek etkilenmemişti çünki her zaman çöldeki kafilelerden kum fırtınası çıktığında kaybolan yada türlü nedenlerle kaçırılanlar olurdu.


Şimdi dolunay çöl üzerinde ona o kadar güzel ışıklar sunuyorduki bedevi bunu izlemenin daha güzel olduğunu düşünmeye başladı. Ancak yinede çölün gündüze göre çok kesin bir şekilde kendisini hissettiren soğuna rağmen bir an ürperdiğinide hiseeti. Çölde doğup büyümesine karşın bunca senede buna alışmak onun için her zaman zor olmuştu.Hele hele annesini kaybettikten sonra. Kendisini ısıtmak için sokulacak yegane kadın da ölünce hayat onun için bambaşka bir anlam almış kalbini çöl kadar büyük bir boşluk kaplamıştı. Bu düşüncelerle yol alırken atının huysuzlandığını geç fark etmişti. Atı sanki onu daha fazla taşımak istemiyor gibiydi. Önünde sanki aşamadığı bir set vardı. Bedevi bunu fark ettiğinde atından indi. Önünde yere yan yatmış ölmek üzere olan atı gördü. Ve birden kendisininde bir kum çukurunun kenarında olduğunu gördü. Aşağıya doğru baktığında da bir karartıyı fark etti. Sonra da atının heybesinden ipini çıkarıp ipin bir ucunu atına bağladı diğer ucunuda dikkatlice aşağıdaki karartıya doğru uzatmaya çalışarak dikkatlice aşağıya kaymaya başladı. Aşağıda hareketsizce yatan karartıya doğru seslenerek ipi tutmasını istedi. Yerdeki karatıdan bir süre cevap gelmedi. Bedevi tekrar yardım etmek istediğini yenileyerek seslendi. Bir zaman sonra aşağıdaki karartıdan önce bir öksürük sonrada bir takım boğucu sesler geldi. Kendisine uzanan ipi tutmaya çalışırken hareket edince biraz daha kaydı. Bedevide iple atını çekerek biraz daha aşağıya doğru uzandı. Karartı son anda ipi yakaladı ve yine aşağıya doğru biraz daha kayarken at bu çekme işinden dolayı önce huzursuzlandı sonrada sahibinin kendisine emir vermesiyle başını geriye doğru anlamış bir ifadeyle kaldırarak yavaşca geri geri gitmeye başladı. Ve bir süre sonra aşağıdaki karartıyı yukarı çıkarmayı başardılar. Yabancı yukarıya çıkınca hemen ayağa kalkmaya çalıştı ayaklarının üstüne kalkmaya çalışırkende tekrar yığılıp kaldı. Bedevi hemen yaralı olduğunu düşündüğü yabancının başına elinde su ile koşup suyu içirmek istedi. Yabancı sanki yüzyıllardır susuz kalmış gibi su kesesini kaparak kana kana içmeye başladı. Suyu içip ayaklarına derman gelince hemen yerde yatan atına doğru koştu. Atı ölmüş ve kendisini yalnız bırakmıştı. Bunu fark eden yabancı atına kapanarak ağlamaya başladı. Bedevi yabancının elini kavrayarak onu ordan uzaklaştırmaya çalıştı. Bu çok zor olmuştu ama yinede başarmıştı. Çünki yabancı atından ayrılmak istemiyordu. Bedevi atına ikisinin beraber binmesini emredici bir ses tonuyla ileterek yabancıdan kendisine itaat etmesini istedi. Yabancı bir karşılık vermeden kendisine söyleneni yaptı. Bedevi yabancıyı atın üstünde önüne oturttu ve atını sürmeye başladı.


Bedevi önündeki yabancının kim olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini merak ediyor fakat önündeki yabancının bitkin halinden dolayı bir şey söyleyemiyordu.İkisi ıssız çölde yol alıyor dolunayda onlara yol gösteriyordu. Bedevi sabahın ilk ışıklarıyla kendi kabilesine varabileceğini ve sorularınında orda cevap bulabileceğini umarak yoluna devam etti...



Resim : Alıntı.

10 Mayıs 2009 Pazar

Cumartesi


Cumartesi günleri eşimin en sevdiği günlerdendir.
Tatil demektir ertesi gün, eve erken gelmektir, koca bir demlik dolusu içilecek çay demektir ve bol bol şekerleme yapmaktır.
Ama dün bu kuralı bozduk ve iş çıkışı saat 15,30 gibi Konak'ta İzmir'de meşhur bir buluşma yeri olan- ki daha bunu okurken tüm İzmir'lilerin ağzından çıktığını duyduğum - YKM mağazasının önünde buluştuk. Ordan Konak iskelesine gelip Karşıyaka'ya geçmek için vapura bindik. Aman Allah'ım vapur nasıl kalabalıktı dışarıda oturduk biz. Dalga çoktu ara ara vapura çarptı ama biz ıslanmadık. Sonrada Karşıyaka Çarşısına girdik. Nedense biz hep ana caddeyi gezerdik. Bu sefer dedik ki yan sokaklarada girelim dolanalım. Ne kadar güzelmiş aslında oralarıda. Yemeğimizi yedik yine dolandık. Sonra taşınacağı için kumaşlarında ucuzluk yapmış olan bir mağazaya daldım ben. Ne kumaşlar vardı hem de metresi 1 Lira, 2 Lira falandı. Ben 2 mt. üzeri simli batik vişne rengi tonlarında bir kumaş aldım. Niyetim şimdilerde pek moda olan uzun beli lastikli eteklerden istiyorum. Bu kumaşda pek uygun. Gerçi Didim'e gittiğimde Annem'e diktiririm artık. Benim dikiş makinam yok :(

Karşıyaka'dan Alsancak'a giden vapura atladık. Vapur gençlerle doluydu cıvıl cıvıldı. İzmir gençliği hafta sonu Kordon'a akıyordu. Niyetimiz arabayla gelmediğimiz için bir yere oturup biraz içmekti. Bizde Eko Pub'a oturduk. Hava esiyordu zaten orasıda denize karşı boğaz gibi yerde iyice esiyordu ama dışarısı çok kalabalıktı. Biraz bira içtik tabii ben pek içmediğimden havanında etkisiyle başım dönmeye başladı ama yinede çok güzeldi. Sonra ordan çıkıp Kıbrıs Şehitleri Caddesini gezip eve döndüğümüzde saat 22,00 olmuştu.

8 Mayıs 2009 Cuma

Mamografi muayenesi



Bugün bir arkadaşımla mamografi muayenesinde yanında bulunmak için buluştum. Beraber özel bir hastanede muayene ve mamografi çekimine gittik. Arkadaşımın muayenesi yapılırken orda bulunan mamografi ile ilgili broşürleri inceledim. Alt paragrafta da broşürlerde yer alan ve bilgilenmemiz gereken bu muayeneden bahsetmek istiyorum.


Mamografi, meme muayenesi esnasında memede şüpheli bir kitle bulunması durumunda bu kitlenin yerinin ve niteliklerinin belirlenmesi amacıyla yardımcı bir tanı testi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bununla beraber meme kanseri açısından hiçbir risk faktörü bulunmayan, hiçbir şikayeti olmayan ve yıllık yapılması önerilen meme muayenesi normal bulunan kadınlara da belli aralıklarla meme kanseri tarama testi olarak rutin mamografi önerilmektedir. Mamografi "normal" olarak rapor edildiğinde gerçekten bir sorun olmama ihtimali %90'lara varmakta, bu da mamografinin ne kadar etkili bir tarama testi olduğunu göstermektedir. İşlem esnasında belli miktarda bir radyasyona maruz kalınsa dahi mamografinin erken tanı açısından önemi düşünülürse, alınan bu radyasyon dozunun ihmal edilebilecek kadar düşük olduğu söylenebilir.
Bu aşamada öncelikle belirtilmesi gereken bir konu mamografi incelemesine mutlaka dikkatli bir meme muayenesinin de eklenmesinin erken tanı olasılığını artırma açısından son derece önemli olduğudur. Bu meme muayenesi bu konuda tecrübeli bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı tarafından veya bir Genel Cerrahi Uzmanı tarafından gerçekleştirilir. Rutin Mamografi Ne Sıklıkta Yapılmalıdır?
Günümüzde tarama amaçlı mamografinin meme kanseri açısından risk faktörü bulunmayan kadınlara 40 yaşında başlanması, 50 yaşına kadar 2 yılda bir, daha sonra yılda bir uygulanması önerilmektedir. Her yıl yapılan rutin jinekolojik muayeneler esnasında yapılan meme muayenesinde bir sorun saptanması durumunda veya kadının her ay kendi yaptığı meme muayenesi esnasında bir sorun saptaması ve bu sorunun doktor muayenesiyle doğrulanması durumunda mamografi yenilenir.
Otuz yaşından daha genç olan kadınlarda bir yandan meme dokusunun yoğun olması nedeniyle görüntülemenin zor olması, öte yandan meme kanseri görülme olasılığının oldukça düşük olması nedeniyle bu yaş grubundaki kadınlara rutin mamografi önerilmez. Genç bayanlarda meme dokusundaki sorunlar genellikle meme muayenesi ve meme ultrasonografisiyle aydınlatılır.
Ailesinde meme kanserli birey bulunan veya meme kanseri geliştirme açısından çeşitli risk faktörleri olan kadınlarda rutin mamografi aralıkları Genel Cerrahi Uzmanı'nın belirlediği şemaya göre uygulanır.Mamografi, mamografi cihazı adı verilen özel bir röntgen cihazı yardımıyla her iki memenin sıkıştırılarak çeşitli seviye ve kesitlerde filmlerinin alınmasından ibaret bir incelemedir. Mamografi esnasında meme dokusunun sıkıştırılmasının amacı daha nitelikli görüntüler elde etmek ve kadının alacağı radyasyon dozunu en düşük seviyeye indirmektir.
Elde edilen röntgen görüntüleri daha sonra bir Radyoloji Uzmanı tarafından değerlendirilir ve bulguların ve önerilerin yer aldığı bir rapor düzenlenir.
Radyoloji Uzmanı değerlendirmesini yaparken genellikle önceki yıllardaki görüntüleri de dikkate alır. Bu nedenle mamografi filmlerinin ve raporlarının düzenli olarak muhafaza edilmesi ve Radyoloji Uzmanına sunulması son derece önemlidir.
Meme protezi olan kadınlarda mamografi ile görüntü elde etmek zordur. Bu durumlarda inceleme genellikle Manyetik Rezonans (MR) ile yapılır.


Resim : Nuri İyem - kadınlar




6 Mayıs 2009 Çarşamba

Yıldönümümüz


Bembeyaz gelinlik, şık bir smokin, mis kokulu çiçekler,
Bir iki damla gözyaşı mendillerde saklanan,
Küçük gelin kızlar ellerinde çiçeklerle etrafta koşuşturan,
Çekinelisi atılan adımlar ilk dansla.
Günün ilk ışıklarıyla başlayıp, hiç bitmesin istenen
O mutlu anlar, kalıcı fotoğraflar bir mutluluğun ortakları.

5 Mayıs 2009 Salı

Zafer Yolu - Seabiscuit



Açıkçasını söylemek gerekirse bir film eleştirmeni değilim. Fakat bu akşam izlediğim bir film beni gerçekten çok etkiledi. Adı Zafer Yolu. 1930'lu yıllarda gerçekten yaşamış ve o zamanlar umutsuzca yaşayan Amerikan halkı için büyük bir umut kaynağı olmuş SeaBiscuit adlı atın hayatı. Yaşamı boyunca karşılaştığı sıkıntılarla sürekli olarak acı çeksede bu acılardan umutla nasıl kurtulunabileceğini kanıtlamış mükemmel bir yarış atı. Şahsen atları severim ama at yarışı izleyebileceğim bir yarış değildir. Fakat atın doğumundan itibaren kenarı atılmış yaşamı, herkese bir hak daha tanınmalıdır felsefesinden yola çıkılarak ruhunun derinliklerinde saklı kalmış kaabiliyetini gözler önüne sermesini sağlamıştır.


İzlemenizi tavsiye ederim.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

1 Mayıs










Bugün 1 Mayıs emeğin ve işçinin bayramı.
Bende yürüyüşe katılmaya karar verdim fakat benimle yürüyüşe gelecek kimse yoktu. Sonra iki kuzenimde sağolsun beni yalnız bırakmadılar ve her ne kadar ikiside biraz tırsak olsalarda geldiler. Önce İzmir Konak Meydanına indik. Konak Pier'in önünde yürüyüş alanına girmek için bekleyen grupların arasına sızdık. Konak'tan Konak Pier önüne çıkılan köprünün ucuna geldiğimizde içeriye girip girmemek arasında bocaladık. Sonra kalabalık hareket edince bizde üst geçide çıktık. En güzeli biraz bekleyip önümüz açılınca koşa koşa diğer yürüyüş alanına varmaktı. Cumhuriyet Meydanındaki polis arama noktasından geçtik ve içeriye girdik. Burda kuzenlerimle bir anlaşma yaptık. Eğer olay çıkarsa kimse kimseyi aramayacak doğruca otobüse binip Teyzem'e gidecek. En iyi planımız buydu.

Biz bir gruba bağlı olmadan aralardan yürüdük ve ara sıra kendimizce sloganlar attık.
Emekçi ev hanımları diyerek 3 ev hanımı slogan attık. Çok çeşitli gruplar vardı. Cinsel istismara son grubu - Kesk - Disk - Halk sen - Liseli umut - Sonuna kadar feminizm gibi isimlerde gruplar. Son bir polis arama noktasınıda daha olaysız geçtikten sonra Kordon'da Gündoğdu Meydanına kadar yürüdük ve konuşma yapılacak alana girdik. Orda biraz oyalandık, kah İzmir Marşına eşlik ettik kah çökertme şarkısıyla çoştuk.

Yürüyüş bizim şahit olduğumuz kadarıyla - ki haberlerde de izledik - tatsız hiç bir olay yaşamadan bitti. Eh İzmir farkı bu olmalı ;)





1 Mayıs 2009 Cuma

buralardayım



Buralardayım.
2 sene önce bugün işten ayrıldığımdan beri ilk defa dün bir iş için başvuruda bulundum. Bu krizde kim eleman alıyor diyebilirsiniz bir devlet hastanesinde çalışabilmek için sınava girdim. 500'e yakın kişi vardı başvuran ve alınacak personel sayısıda 75 . Bizi sınava tabi tuttular. Gerçi pek umudum yok açıkçası ama yinede işi bana haber veren kişiye ayıp olmasın diye gittim. Umudum yok anlarsınız böyle yerlerde mutlaka torpil döner. O torpil döner ama nedense bir türlü bize çarpmaz. Ah keşke çarpsada bir işe yarasa demi? Hazır hastane bahçesindeyken hemen acilden işe başlayıverirdim. Yinede umut ya bugün dışarı çıkarken ararlar belki diye ev telefonumu cep telefonuma aktardım.
Ne yazıkki arayan olmadı. Hatta cevapsız aramam bile yok :(

Lucky'den hala haber yok. Bu yazıdada araya sıkıştırıvereyim dedim. Artık geceleri saat 02,00 gibi dışarılara çıkıp onu aramaktan devriye gezen polislerimiz uyuz olmaya başladılar. Biz gezerken sözde bir sokağa bakarmış gibi durup yanlarından geçmemizi bekliyorlar. Bizde selam verip devam adiyoruz yolumuza. Her havlamada duruyoruz canım Lucky'nin sesine benziyormu diye ve o sesi dinliyoruz. Ama ne yazıkki onun o tok havlamasını duyamıyoruz.
Bu arada 1 Mayıs Emek ve İşçi Bayramımız kutlu olsun.
Yürüyüşe katılmayı, slogan atmayı ama cop yememeyi çok istiyorum. Olaylar çıkar diyede Annem, arkadaşım beni arayıp gitmememi istediler. İstesemde gidemiycem sanırım çünki yarın Teyzem'e gidicez yaprak sarmaya. Eh artık onun bahçesini bırakıp aşağıya inmeyi canımın istiyeceğinide pek sanmam. Haa aşağıya derken İzmir'de böyle deriz biz. Konak, Kemeraltı - ki bunlar semt ismidir - deniz seviyesinde olduğu ve oturduğumuz yerlerden aşağıda kaldığı için. Aşağıya inmek diye bahsederiz.


Resim : İzmir Saat Kulesi / Eski İzmir resimleri nostalji








28 Nisan 2009 Salı

Seçimlerimiz, seçimleriniz


Seçimlerimiz...

Seçimlerimiz değilmidir bizi biz yapan, oluşturan. Düşüncelerimizin, hareketlerimizin birbirine geçmesini sağlayan. İnsan yada hayvan -burda hayvan kelimesini irade gücü olmayan olarak kullanıyorum - olduğumuzu, yapımızı, karakterimizi belirleyen. Hayata, olaylara hangi pencereden baktığımızı, akıl süzgecimizin deliklerinin ne kadar geniş yada dar olduğunu belirleyen.

Yanlış seçimler yaptığımızda ne olur?
Sonucuna katlanamayacağımız durumlar mıdır? Bu seçimi yapan benim sonucuda benimdir diyerek sarılırmısınız ? Yoksa o kötü durumdan sıyrılmayamı çalışırsınız bir tilki kurnazlığıyla?
İşte bu da sizin seçiminizdir. İyi yada kötü. Doğru yada yanlış. Olumlu yada olumsuz.

Yanlış seçimlerinizden ders aldığınız oldumu peki?
Yanlış seçimleriniz güzel bir hayat yolunda hiç görmediğiniz anda takılıverip ayağınıza öyle bir çelme takar ki daha nedir bu demeden yerde bulursunuz kendinizi. O zaman anlarsınız işte yerdeki tozun ne kadar kötü bir şekilde üstünüze bulaştığını. Ya ayağa kalkar silkelersiniz üstünüzü ya da yenildim ben tamam deyip kollarınızı kaldırıp teslim olursunuz o tozu hergün yutmaya.
Seçim sizin?


Yazarken dinlediğim şarkı ; Bülent Ortaçgil - Olmalı mı Olmamalı mı?
Resim ; İzmir Menderes Şopen Gazi Barınağı

27 Nisan 2009 Pazartesi


Öyle bir ağrım varki omuzlarımda, sırtımda. Ne yatabiliyorum ne de başımı öne eğebiliyorum. Yatınca tüm sırtım acıyor. Başımıda öne eğince nefes almakta zorlanıyorum. Doktora gitmiş olmama rağmen - ki bana bişeyin yok demişti - bahar zamanı özelliklede nisan, mayıs, eylül aylarında alerjik astım yaşıyorum. Şöyle oh dercesine derin bir nefes alabilmek için kendimi zorluyorum, zorlayıncada bir süre sonra tüm boğazım, omuzlarım tutuluyor. Neyse çok fazla ilaç kokulu oldu bu paragraf demi? Tamam ilaç şişelerinin kapağını kapatıp başka konulara geçiyoruz.

Dün çok güzel bir etkinlikteydik. Üye olduğumuz pet sitesindeki Roxxy'nin doğum yapması şerefine sahibi olan arkadaşımız İnciraltın'da bir buluşma düzenledi. Güzel bir katılımla doğayla içiçe geçen bir gün geçirdik. Petler ilk başlarda biraz hırlaştılar, liderlik kapmaya çalıştılar sonrada denize girip oynayıp yorulunca sakinleştiler ve ortalıkta dolandılar. Bizde boş durmayıp bol bol onları mıncıkladık. Herkes birbirini biraz daha tanıma fırsatı yaşadı. Yeni bir buluşmada tekrar görüşmek üzere biz biraz erken ayrıldık. Dün anlamamışız ama bayağı yorulmuşuz ayrıca deniz kenarı ve açık hava bizi çarpmış açıkçası. Bugün sırtımın ağrıması birazda düne bağlı olabilir çünki kısa kollularla dolaştık bayağı terleyip rüzgara maruz kaldık.

Canım oğluşum Lucky'den hala haber yok. Açıkçası artık umudumuz da iyice azaldı.Herkes o kadar farklı şeyler diyorki. Özellikle Lucky'e bayılan sokağımızdaki çocuklar. Kimisi onu her sabah okullarının önünde gördüğünü iddia ediyor kimisi ise başka yerde gördük diyor. Ve tarif aldığımda da başka bir köpeği ona benzettiklerine kanaat getiriyoruz. Kapımıza koştura koştura gelen her çocuğun onu bulduğunu sanıp dışarı çıkmaktan, geceleri havlaması onunkine benzeyen bir havlama duyunca sokağa fırlamaktan çok acaba o'mu diye umut edip sonrada onun olmadığını anlamanın hayal kırıklığı üzüyor bizi.
Not: Resimler İnciraltı / İZMİR

25 Nisan 2009 Cumartesi

35 yaşımda neler öğrendim...


Gülmemin göz kenarlarımda kırışıklık yaptığını,
Gözyaşlarımınsa tuzunun yüzümü nemlendirmediğini...

Her sabah güne gülerek kalkarsam içimdeki umudun büyüyüp,
Gece uyurken bir çınar ağacının kolları gibi beni sardığını...

Gereksiz yere özür dilememem gerektiğini
Beni haklı yerine haksız duruma düşürebileceğini...

Her şeye "Evet" demeninde "Hayır" demek kadar
Kötü durumlar yaratabileceğini...

Her zaman sevmek, sevmek, sevmek
Birazda sevilmek, sevilmek, sevilmek...

Yağmurda ıslanırsam hasta olmayacağımı,
Dondurma yedikten sonra ılık su içmesemde olurmuşu...
Öğrendiklerimin ne kadar az olduğunu,
Öğreneceklerimin yaşımdan da çok olduğunu...




bugün


Bugün pek yapacak bir işim olmadığı için geç kalktım. Eh artık vakit öğlen olduğu için bişiler atıştırıp bilgisayarın başına oturdum. Uzun zamandan beri görüşmediğim liseden arkadaşımla msnde yazıştım ve onca yılın arasını kapatmaya çalıştık.


Akşam üstü ise http://www.petarkadas.com/ sitesine üye olan arkadaşlarımla buluştum. Üye olan arkadaşlarımdan -petlerin isimlerini yazıcam burda - Şurup, Köpük, Rafi ve ben. Üçyol'da Hürriyet Parkında buluşacaklarını biliyordum ve sürpriz yaptım onlara. Sonra bize Köpük'te katıldı. Asansörün yanındaki parka gittik manzara çok güzeldi. Rafi ilk defa burda tasmasız dolaştı. Koşarken o kadar şekerdiki. Koşmaktan oluşan rüzgarda tüyleri geri uçuşurken dili dışarıda tıpkı çizgi flimlerdeki gibiydi. Dönüş yaparken de ayakları patinaj yapıyordu :)) .Sonra İngiliz Bahçesi'ne gittik. Orda bize sokak köpekleride takıldı. Ortam çok güzeldi. Böylesine büyük apartmanlrın arasında böylesine güzel bir park olması harika. İnsana huzur veren bir yer. Daha sonra indiğimiz yokuşları geri çıktık. Bende koşa koşa Annem'lere geldim. Birde eve varmak için 6 kat tırmanınca yemek yemeğe halim kalmadı. Benim için bayağı bir egzersiz oldu.




Resim; İzmir Menderes Şopen Gazi Hayvan Barınağı











22 Nisan 2009 Çarşamba

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI



BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

HER ZAMAN CIVIL CIVIL OLUN.

ÇINLATSIN YURDUMU SESLERİNİZ.

İP ATLAYIN, YAKARTOP OYNAYIN,

LOLİPOP YİYİN BOL BOL

BALONLAR YAPIN ÜFLEYİN HAVAYA

YENİ AYAKKABILARINIZLA ATLAYIN

SU BİRİKİNTİLERİNE

VARSIN KİRLENSİN ELBİSELERİNİZ

BUGÜN SİZİN GÜNÜNÜZ

ATLI KARINCAYA BİNİN

YÜZÜNÜZÜ ISLATAN GÖZYAŞLARINIZ OLMASIN

HEP GÜLÜN, EĞLENİN.




Yazarken dinlediğim şarkı; La claire fontaine - fransızca çocuk şarkısı


Resim; Alıntı


Hiç?



Maksadını aşan kelimeler sarfettiğiniz oldumu hiç sizinde?
Söylememeniz gerekirken birden dudaklarınızdan dökülen,
Dökülürkende kendi kulaklarınızın inanamadığı?

Hedefini tutturamadığınız hareketleriniz oldumu hiç?
Elinizi uzattığınız anda tutulmayacağını anladığınızda,
Havada kalan elinizi nereye koyacağınızı bilemediğiniz?

Yanınızdayken sevdiğinizle elele, diz dize, kol kola
Onun sizden çok uzaklarda olduğunu farkettinizmi hiç?
Varmak istesenizde yanına, koyduğu setleri aşamadığınız?

Kimseye haber vermeden sırtınıza bir ceket alıp
Kendinizi yollara vurmak istediğiniz oldumu hiç?
Uzaklaşmak o an için olduğunuz yerden?
Bedenen epey yol alsanızda yorulupta oturduğunuzda bir köy kahvesinde
İçtiğiniz çayın parasını ödemek için elinizi cebinize attığınızda
Aslında uzaklaşmak istediklerinizin cebinizde olduğunu farkettiğiniz?

İçtiğiniz oldumu hiç?
Gece boyunca her kadehi unutmak için diye kaldırdığınız?
Ama sabah olunca unutamadığınızı,
Aslında unuttuğunuzun unutmak olduğunu?

Yazmak istediğiniz oldumu hiç?
İçinizden gelerek kelimeleri kurmadan,
Özne, nesne, yüklem kurallarına bakmadan gelişigüzel.
Hissettiğiniz dilden anlatmak derdinizin çaresini bulmak için?

Bastırmaya çalıştığınız oldumu hiç acılarınızı,
Kabuk bağlaması için en çokta üstüne koyarak güya sevinçlerinizi?

Düşündüğünüz oldumu peki?
Aslında düşündükçe varolduğumuzun farkına varırken
Nasıl üzüldüğümüzü,sevindiğimizi,yıkıldığımızı,
Ayağa kalkarken uğruna akıttığımız gözyaşımızın,
Harcadığımız alın terimizin, kas gücümüzün,
Bizi nereden gelip nereye getirdiğini,
Nereye gideceğimize karar vermeye bizi nasıl etkilediğini?




Şarkı; Timur Selçuk - Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın -
Resim; Alıntı.






21 Nisan 2009 Salı

beynimdeki cümlelerim


*Bana seslenen kim? Nerdeyim ben? Kapıda biri mi var? Lucky bulundumu yoksa?

Yataktan fırlıyorum arka komşum elinde telefon yarı beline kadar sarkmış halde pencereden-

-Efendim efendim -
İçimden hay senin efendin kadar taş olsan.

*Öğlen kalkıyorum evde dolanıyorum öylesine bahçe kapısında gözüm ama Lucky yok hala :(

*Öğleden sonra eşim Güzelbahçe'ye giderken benide alıyor açılırsın diyor
Açılırmıyım tabii kafam dağılır. Deniz ne güzel. İzmir sen ne güzel şehirmişsin yaa.

Yollarda evcil hayvan dükkanları göryorum içerisinde de yatan goldenler dursakmı acaba?
Desem durur ama yok boşver üzülür bu seferde. Boşver.

*Aaa papatyalar toplayabilirmiyim? Kim ne diyebilirki yurdumun çiçeği.

*Eve dönüş yolu yok yok yaz geldi. Eee İzmir nede olsa bahar yaşamadan yaz geliverir.

Sokağın köşesini dönüyorum acaba Lucky bahçede olabilirmi?

Yok :((

*Akşama yemek yapıcam ne yapsam? Nasıl yapsam? Üç gündür yemek pişmiyor çünki Lucky

yok. Şöyle salçalı köfte yapayımda yesin eşim.

*Yemek yaparken Lucky mutfak penceresine gelirdi ona bakayım diyede ayaklarını duvarlara

falan vururdu.

*Eşime gelirken ekmek al diyiyim bari. Canım dışarı çıkmak istemiyor.

*Günün en güzel gülünecek olayı; yemek yapmaya başlamadan önce facebookta yaptığım bir yorumu silmem gerektiğini düşündüm.Ama kapattığım bilgisayarı açamam şu anda çünki elim köfteli. En iyisi arkadaşımı aramak. Aradım ve facebook sayfama girmesini bir yorumu silmesini istedim. Sen ne yapıyorsun dedi bilgisayarınmı bozuk? hayırr yemek yapıyorum zor geliyo.

Aldığım cevap : Az yede uşak tut :))
Ama isteğimide yaptı teşekkürler ;)

*Habertürkte Saba tümerle bu gece'yi izliyorum. Ama aklımda sayfama ne yazsam düşünceleri.

*Maymaxte Sex and the city izliyorum aklım hala ne yazsamda.


İyi geceler.


Yazarken dinlediğim şarkı; Mfö -Benim hala umudum var.
Resimdeki Aydın Didim'de çok sevdiğim sokak köpeği Alfred







19 Nisan 2009 Pazar

Kayıp



Golden cinsi köpeğimiz Lucky kayıp.
2 gün önce gece bahçe kapısından atlayıp kaçmıştı. Bunu hep yapıyordu. Ertesi gün sabah çıkıp gelirdi. Ama 2 gündür gelmedi. Her yeri aradık bulamadık. Mahallemizde çok sevilir Lucky onu tanıyan her çocuğa sorduk. İki kişi bazı çocukların onun boynuna ip geçirip gezdirdiklerini söyledi. Ama yinede bulamıyoruz. Eğer bir yere bağlandıysa gelmesi zor. Zaten Lucky cinsi yüzünden insan canlısıdır bir de bizim oğluşumuz çok sakindir. Kim çekerse arkasından gider.
Bahçeye bakamıyorum, mutfak penceresinden bana bakardı oraya bakamıyorum.
Kapı önünde her duyduğum seste çıkıyorum ama o yok.
Diyecek daha fazla sözümde yok...

18 Nisan 2009 Cumartesi

Ağlak bir gün













Dünkü yazımda bahsetmiştim sokağımızda bulunan ve bizimde baktığımız köpekçikten. Araba çarpmıştı hani. Dün gece onu aramış bulamamıştık meğer karşımızdaki arsanın yeşilliklerine sığınmış. Sabah Lucky'i dışarı çıkardığımda buldum onu. Önüne yemek koydum, su götürdüm. Suyu ağzına yaklaştırdım öyle bir içmeye başladı ki gidip tekrar su koydum kaba. Baktım sol ön ayağı kırık. ama ne bir inleme ne bir acı sadece bana bakıyor. Elimi uzatıp sevdim. Bir senedir bizim sokakta ve hiç dokundurtmazdı kendine. Daha sonra bağlı bulunduğumuz belediyenin veterinerliğini aradım. Ve bir süre sonra ekip geldi. Onu ve iki köpeği daha aldılar. Tabii bayağı bir uğraştan sonra. Ekipteki görevlilere sıkı sıkı tembih ettim iyileştirip tekrar buraya getirmeleri için. O sırada komşum kulağıma eğilip demezmi -şimdi onu alıp uyutur bunlar. O anda başımdan aşağıya kaynar sular indi çünki ekip çoktan arabaya binip uzaklaşmıştı. Hemen eve geri gittim. Bahçede oturdum kaldım. Başladım ağlamaya - tıpkı şu cümleleri kurarken olduğu gibi - Sonra Lucky geldi karşımda oturdu. Onu sevdim oynadığı arkadaşının durumundan bahsettim. Belkide onu ölüme gönderdiğimi düşünüp daha çok ağladım ama çok dua ettim. Lucky ön ayağını uzattı bana üzülme dercesine. - Canım yaa -




Öğleden sonra başladım o ekibin telefonunu aramaya. Eşim bi yandan ben bi yandan. En sonunda ulaştım. Veterinerle görüştüm. Köpekçiğin durumunun iyi olduğunu ayağını alçıya istersem gelip görebileceğimi belirttiler. -Çok mutlu oldummmm.- Eşimde aramış görüşmüş ilgilendiğimiz için teşekkür etmişler. Şimdi iyileşip buraya getirecekleri günü bekliyorum.



Resimler : İzmir Menderes Şopen Gazi Hayvan Barınağı ziyaretimizden 15.03.2009

16 Nisan 2009 Perşembe

ordan burdan


Çok kararsızım ben yaaa.Bakmayın öyle yan tarafta yazan profilimdeki kişilik tahlilime. Aslında oraya ne kadar kararsız bir insan olduğumuda eklemeliydim-Yoksa eklememeliyimmi? Bazen derim zaten Ben daha öncede böylemiydim diye. Evet böyleydim hep. Kesin bir karar verirdim ondan sonrada yapsam mı? yapmasam mı? söylenip dururum. Kendimi kahrederim bazen niye böyle bir karar verdim offf diye. Bazende bir yerde bir laf ettiysem niye ettim etmesemiydim, yok yok iyi oldu dediğim. Ama yinede o kararımı uygularım yada o ettiğim sözün arkasında dururum. E be kızım madem uygulayacaksın o kararı bunca kendini yiyip ne bitiriyon madem? olmaz öyle yapmalıyım ki rahatlıyayım.

Lucky ve ben bugün gezmeye gitmedik. Gece bahçe kapısından atlayıp kaçtığı için sabah aradım buldum onu. Önünde bir kemik boş bir arsada oyalanıp duruyordu. Eh en azından sabah evinin yakınlarına gelebiliyor. Eee tüm gece dolanınca sokaklarda yorulmuş hep yattı. Hatta bir ara dışarı çıkarmak istedim hiç oralı olmadı. Bende ona güzel bir türlü yemeği yaptım fırında. Aslında kendimede. Ben ne yersem onada verdiğim için hep benim sevdiğim yemekleri yapıyorum. Bu sayede bende yiyorum. Zaten öyle bir köpek ki anlıyamıyorum bazen. Allah aşkına hangi köpek patlıcan oturtma yemeğini, terbiyeli enginarı, ıspanaklı çılbırı üstünde de sarımsaklı yoğurt eşliğinde yalanarak yer yaaa. En güzelide yemekten sonra ağzının kenarlarında kalan sarımsaklı yoğurdu yalaması ve kokması yokmu bayılıyorum ona o zaman. Sonra da bahçede oturdum güneşe sırtımı vererek. Lucky'de ayaklarımın dibinde kitap okudum.

Dr.Erdal ATABEK Kuşatılmış Gençlik. Eşim psikoloji üstüne kitaplar okur. Ama bir kere bile ilgimi çekmemiştir benim. Ben daha çok yaşanmış öykülerden, birebir yaşayan kişilerin ağzından yazılmış hikayeleri birde tatildeysem eğer beyaz, pembe dizi romanlarını severim. Kitap dediğin alıp beni peşinden sürüklercesine götürecek budur işte sevdiklerim. Nedense bir kaç haftadan beri yukarıda koli içinde duran kitapların seslerini işitir oldum sanki. -Gel bizi oku çok hoşuna gidecek gel - diye. Ben de kalktım çıktım yukarıya bir kaç kitap seçtim. Bayağıda hoşuma gitti.

Haberleri yine izlemek istemedim. Ama salatayı hazırlarken içerden gelen haberleri dinledim sadece. Bir sürü saçmalıktan ibaret haberler. Aslında aralarında içimi burkanlarda yok değildi. Türkan Saylan'ın hastaneden çıkarken verdiği görüntüler vardı. Haberi duyunca koştum baktım. Kötü oldum ağlamamak için zor tuttum kendimi. Ellerinden gelse bizleri zombi yapacaklar yakındır. Bir de şehit bir pilotun cenaze haberi vardı. Allah aşkına şehit olmuş tamam Allah rahmet eylesinde bir acının bu kadar acı bir şekilde televizyonlarda verilmesine karşıyım ben. Kaldıramıyorum yaşlanıyorum sanırım. Üzülüyorum. Sonrada aklıma şimdi o şehit toprağın altında bense salataya tuzu azmı çokmu attım hesabındayım. Ne dünya.

Ama bugün yaşanan bunca güzel anlara rağmen bir üzücü olayda oldu. Sokağımızda yaşayan Lucky'ninde arkadaşı olan bir sokak köpeğimiz var ona araba çarpmış. Can acısıylada bizim arabanın altına sığınmış. Zaten bir senedir yeni yeni dokunmaya başlamıştık ona. Hiç sevdirmez kendini. Ayağında bişeyler var sandık ama sonra baktık ki yürüyor. Başka bir arabanın altına girdi. Bizde tekrar yanına gittik. Epey bir düşündük ne yapalım diye. Dokundurtmuyorki kendini. Önüne yemek koyduk ve eve döndük. Tekrar bakmak için çıktık yok ortalıkta. Bir iki sokakta aradık ama bulamadık. Umarım iyidir.

Aaa düzeltme yaparken baktım en üstte kararsızlığımdam bahsetmişim. Neden bahsettiğimi anlatayım;
Mayıs sonu kardeşimin yanına gidicem. Yol otobüsle 14 saat sürüyor. Bu sefer yol yorgunluğu olmasın diye uçakla gitmeye karar verdim. internetten biletimi aldım ve onayladım. İşte dünden beri hem kendimin hem de eşimin başının etini yiyorum. Gitsem mi? Gitmesem mi? Hatta biletimi internette onayladıktan 10 dakika sonra müşteri hizmetlerini arayıp benim bu bileti iade etmem söz konusu olabilir mi diye sordum. Yapmayacaklarını biliyorum ama deniyorum yinede. Olmaz dediler. Zaten parayı alana kadar her şeye evet derler ama paranıda kaptırdınmı olmaz derler.
Neyse gidicez bakalım. Tabii gidene kadar ne bende nede eşimin başında et kalmıyacak? Hayır gitmek isteyen, bir hevesle internetten tarih ve uçuş saati seçen ben, ama gidip gitmemek konusunda kararsız olan yine ben. Eşimin ne suçu var ki? Cevabı ben vereyim. Niye git dedi bana. Hayır efendim gitme demeliymiş. Hoş bunu desem diyecek ki gitme desem dinleyecekmisin? Hayırrr. Bu seferde gitmek istiyorum ben niye karışıyorsun gibi başlayıp devam eden bir diyalog yaşıyacağız. O'da bu yüzden susuyor oralara girmek istemiyor.

Canım yaaa.


Yazarken dinlediğim şarkı Sezen Aksu Yol arkadaşım.
Resim Lucky ve ben yerde Aydın Didim Manastır Koyu.

Sözün bittiği yer...



ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ GENEL MERKEZİ VE TÜM ŞUBELERİNDEN BASIN DUYURUSU *
13 Nisan 2009 tarihinde derneğimizin Genel Merkezi ile 33 şubesi, Genel Başkanı ile şube başkanlarının evleri aranmış, Genel Merkez Yönetim Kurulu üyeleri Prof.Dr.Filiz Meriçli (Genel Merkez Başkan Yardımcısı), Eczacı Perran Yorgancıgil (Genel Sayman), Av. Nur Gerçel (Genel Sayman), Prof. Dr. Cihan Demirci (Üye), Prof. Dr. Ayşe Yüksel (Üye), Sema Murat (Üye) ve çeşitli şubelerde başkan ya da yönetim kurulu üyesi olan Gülser Alparslan, Oya Kaynak, Şükriye Varlık, Altan Eraslan, Şeyda Eşsiz, Ersin Aşlamacı, Ali Naci Kılıç, Bahriye Uğurel, Osman Karaduman, Belkıs Bağ, Genel Merkez Tanıtım İletişim Sorumlusu Nursel Gülter , bağışçı dostlarımızdan Ferhat Şenatalar ve Baba Beni Okula Gönder Projesi Koordinatörü Tijen Mergen gözaltına alınmıştır. Aramalar sırasında derneğimize ait tüm belgeler, derneğin bütün çalışmalarını aksatacak biçimde, yedekleme yapılmadan alınıp götürülmüştür.
Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bu uygulama, derneğimizin tüm işlerini aksatmış, en azından bugün 5500 öğrencinin bursunun verilmemesine neden olmuştur.
20 yıllık geçmişinde her zaman tüm çalışmalarını yasalara uygun olarak sürdürmüş, kimse istemeden kamuoyuna hesap vermiş, yetkili kurumlarca da sayısız kez denetlenmiş ve bütün bunlardan alnının akı ile çıkmış derneğimizin 13 Nisan günü karşı karşıya kaldığı haksız işlemleri kınıyor, arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşarak görevlerine başlamalarını ve belgelerimizin eksiksiz olarak geri verilmesini istiyoruz.
Amacı, Atatürk ilke ve devrimleri ile kazandığımız hakları korumak ve geliştirmek, çağdaş eğitim yolu ile çağdaş topluma ulaşmak olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, öncelikle eğitim alanında verdiği burslar, yaptırdığı yurtlar, okullar, anasınıfları ve her türlü eğitim desteği ile Türkiye’nin en etkin, en şeffaf sivil toplum örgütüdür. Derneğimiz, hak etmediği bu uygulamadan 93 şubesi 17.000 üyesi, eğitimine destek verdiği binlerce öğrenci ve çok sayıda saygın destekçisiyle çok daha güçlenerek çıkacak ve ülkemiz gerçek bir hukuk devleti oluncaya dek var gücüyle çalışacaktır.

Basın açıklaması.

Alıntıdır.


Basın açıklamasını okurken dilime Onuncu Yıl Marşımız takıldı.