Şu düdüklü tencere denilen aleti icat eden eyyy bilge, yüce kişi;
Sen harikasın bence.
Mutfak hayatımda bambaşka bir yeri vardır.
Bu düdüklünün.
Koy yemeğini çiğden,
Düdükten duman çıkınca kapat düdüğünü,
-Ötmesini bekleme ama-
Dakikanı tut,
Sonra da kapat altını ocağın.
Tıngır tıngır 40 saatte pişmez yemeğin,
Yemek buharına bulanıp kokmaz mutfağın.
Düşünüyorum da eskiden,
Nasıl pişermiş yemekler yaaaa.
İster etli olsun,
İster zeytinyağlı.
Hele et, bakliyat türleri.
Aman Allah'ım düşünemiyorum bile.
Saatlerce piş piş piş.
Giden zamana mı acıyim?
Saatlerce pişmekten harcanan tüpe mi?
Gerçi hala bu şahane keşfi mutfaklarına sokmamış hanımlar var.
Anlıyamıyorum gerçi bu mantığıda ya neyse.
Çeyizlik alırlar, mutfak dolabının üstüne koyarlar
Tozlanmasın diye de bide örtü örtülür falan.
Onun toz tutmasını istemiyorsanız,
Kullanın şekerim.
Haaa zorluğu yok mu?
Var.
Mesela
Eskiden kapağı lastikli olan düdüklüler vardı.
Soğuk bir Şubat akşamı hepimiz sofrayı üst kata taşımış,
Annemin aşağıda düdüklüde haşladığı turp otunun
Salata olarak yemeğe getirmesini beklerken
Bir ses duyduk aşağıya indik
Canım Annem bahçeye çıkmış,
Ortadaki süs havuzunun çevresinde koşturuyor
Acıyla bağırarak.
Mutfaktaysa tavan, duvarlar, dolaplar hep yapışmış otla dolu.
Meğer düdüklüyü tıkayan ot basınçla beraber elinde patlayınca
Annem gözlerini kapatmış ama yüzünü koruyamamış.
Yanan yüzüne buz etkisi yapsın diye bahçede havuzun çevresinde
O soğukta koşmaya başlamış.
Yüzüne dökümcülük yapan komşularımızın getirdiği
Badem yağlı bir ilacı sürdüler.
Annemin yüzünde ağzı, gözleri ve burun delikleri hariç her yeri yandı.
Kollarındaysa balonlar oldu.
O balonları doktorun kestiği an hala gözümün önündedir.
Neyse ki yüzünde iz kalmadı.
Sadece gözlerini çok sıkı yumduğundan dolayı biraz çizgiler oluşmuştu.
Pekii buna rağmen düdüklü tencereden vazgeçti mi?
Hayırrrrr.
Bana da kullanmasını öğretti.
İyi ki o korkusunu yenmiş ve kullanmasını öğretmiş bana.
Hayatımın mutfaktaki en büyük yardımcılarındandır.