23 Aralık 2009 Çarşamba

Genç Kubilay

Okul yıllarımda Menemen Olayı anlatılırken aklımda kalan tek görüntü Kubilay'ın,
başının kör bir bağ bıçağıyla kesilip sokak sokak ibreti aleme göstermek için dolaştırılmasıydı.
Çok üzülmüştüm ve bunu yapanların böylesine güzel bir dinimize mensup insanların olamıyacağıydı.
Ne yazık ki durum bu.

Bunu yapanlar,
Dinin insanlar üstündeki gücünü keşfedip, kendi çıkarları için kullanan bir avuç çapulcu olduğunu anladım.
Ve o çapulcuların torunları ne yazık ki tarihin tekerrürden ibaret olduğunu kanıtlarcasına tekrar
aynı oyunları dinimizi kullanarak günümüz Türkiye'sinde de sürdürmekteler.

Allah'tan Genç Kubilay'a rahmet diliyorum.
Aklı türlü şekillerde karanlıklara bürünmüşlere de aydınlıklar, akıl fikirler diliyorum.


21 Aralık 2009 Pazartesi

Düştüm

Yerleri bi güzel silmiştim.
Mislerrr gibi kokuyordu ortalık.
Yatak odasına doğru giderkennn
Bir havalandım
Hoppppp
Düştümmm.
Ama Allah'tan çanağımı kırmadım.

20 Aralık 2009 Pazar

Ben 1 günlükken


Aslında doğum günümde koymalıydım bu fotoğrafı ama bulamamıştım.
Şimdi ekliyorum.
Fotoğraftaki bebek ben oluyorum haliyle.
1 günlükken.
Solda yer alan teyzem 25 gün sonra kuzenim geldi.
Sağda elinde kasımpatı olan diğer teyzemin oğlu.
Büyünceye kadar onları hep güvercin sanmıştım.
Üzerime örtülmüş olan battaniye mavi renk.
Babam karşılıklı çakılan çıtalara çivi eklenip yapılan bir teknikle yapmış.
Sanırım erkek bebek bekliyordu ki mavi renk yapmış.
Gerçi ailede erkek kardeşimle terstik biraz.
Ben erkek gibiydim o ise bana göre daha sakin.
Annem beni hep " Erkek fatma " diye severken,
Erkek kardeşimi de " Hasıl evlat " diye severdi.
Hoş ben de hak ederdim ya neyse.
Küçükken yazları ayağımda dizimde kesilmiş pantolounum püskül yapardım.
Saçlarımda erkek fatma gibi kısa kesilirdi.
Üzerime bir tişört, spor ayakkabı tüm yazı geçirirdim.
Elbiseyi sadece gezmeye giderken giyerdim.
Hatta hiç unutmam bir sbaha kalktım ayağımda bir kaşıntı.
Öğlene doğru tüm ayaklarım balon balon oldu.
Annem üzerinde inek resimleri olan bir elbise giydirdi bana.
Doğruuu Kemeraltı'na eski Aktaş kolonyalarının olduğu yerde
Bir eczacı vardı Eczacı Yılmaz - hatta şimdi Eşrefpaşa'dadır-
Pembe renkte bir sıvı hazırladı bize ayağıma sürdük bişi kalmadı iz bile yok.
Bir resimden nereye geldim yaaa.


17 Aralık 2009 Perşembe

Buraya kadarmış,



Bugün işimden çıkartıldım.
Hemen "Ayyy canımmm" la başlayan cümleler kurmanıza gerek yok.
Zaten ben çıkacaktım işten.- Bir ezik itirafı değil bu -
Gerçekten istiyordum ayrılmayı.

Son 10 gün azap gibiydi.
Neyse bitti.
Bundan sonra önümüzde ki olmayan iş tekliflerine yoğunlaşacağız.
Ayrıca çalışma şartlarından dolayı üstün körü yapılan ev işleri bir süreliğine
OHAL durumuna çevirilerek  icabına bakılacak.
İşi baştan sıkıya aldım, bir sürü deterjan falan aldım.

Ayrıca iş yerindeyken hayali kurulan bir sürü fiilide faal konumuna getirmem gerekiyor.

Mesela;

Sıcacık sobanın yandığı, yağmurun en şakır şakır yağdığı anı değerlendirip
Kitap okuyup, miskinlik yapmak gibi.
Yine havanın güzel olduğu bir zamanda
Çıkıp evden Kemeraltı'na inmek, vapurla Karşıyaka'ya geçmek gibi.
Gidilmesi gereken, sohbeti özlenen arkadaşlara gitmek gibi.
En çok ta sabahları sıcacık yatakta yatmak gibi.
Ayy ne çok işim varmış yaaa...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Ah Lucky ah

Lucky denizde


Hani ağlama nöbetlerim var ya benim, bugün fark ettim ki kendim için ağlıyamıyorum.
Zayıflık olarak görüyorum nedense.
İyi de etten püften şeylere niye ağlıyorum o zaman?
Epey bir sinir tahribatı içinde hissdiyorum kendimi.
Sanki sinir kablolarım uçları soyulmuş,
Beynime giden sinirler olur olmaz zamanlar da -gerçi çoğu yerinde zamanlar ya neyse- birbirine değipcızırttt cızırttt diye ses çıkarıyor.
Ama az kaldı inanıyorum tekrar iyileşicem.
Aslında böyle zamanlarda ne yapıyorum biliyormusunuz - sanki çok merak edenim var da ? - Hemen sokakta gördiğim bir köpeği seviyorum, ıslak burnunu okşuyorum.
Bir anda  geçiveriyor sıkıntım.
Ah Lucky'cim ahh yanlış zamanda kayboldun, gittin sen...

13 Aralık 2009 Pazar

Düdüklü tencere



Şu düdüklü tencere denilen aleti icat eden eyyy bilge, yüce kişi;
Sen harikasın bence.

Mutfak hayatımda bambaşka bir yeri vardır.
Bu düdüklünün.
Koy yemeğini çiğden,
Düdükten duman çıkınca kapat düdüğünü,
-Ötmesini bekleme ama-
Dakikanı tut,
Sonra da kapat altını ocağın.
Tıngır tıngır 40 saatte pişmez yemeğin,
Yemek buharına bulanıp kokmaz mutfağın.

Düşünüyorum da eskiden,
Nasıl pişermiş yemekler yaaaa.
İster etli olsun,
İster zeytinyağlı.
Hele et, bakliyat türleri.
Aman Allah'ım düşünemiyorum bile.
Saatlerce piş piş piş.
Giden zamana mı acıyim?
Saatlerce pişmekten harcanan tüpe mi?

Gerçi hala bu şahane keşfi mutfaklarına sokmamış hanımlar var.
Anlıyamıyorum gerçi bu mantığıda ya neyse.
Çeyizlik alırlar, mutfak dolabının üstüne koyarlar
Tozlanmasın diye de bide örtü örtülür falan.
Onun toz tutmasını istemiyorsanız,
Kullanın şekerim.

Haaa zorluğu yok mu?
Var.

Mesela
Eskiden kapağı lastikli olan düdüklüler vardı.
Soğuk bir Şubat akşamı hepimiz sofrayı üst kata taşımış,
Annemin aşağıda düdüklüde haşladığı turp otunun
Salata olarak yemeğe getirmesini beklerken
Bir ses duyduk aşağıya indik
Canım Annem bahçeye çıkmış,
Ortadaki süs havuzunun çevresinde koşturuyor
Acıyla bağırarak.
Mutfaktaysa tavan, duvarlar, dolaplar hep yapışmış otla dolu.
Meğer düdüklüyü tıkayan ot basınçla beraber elinde patlayınca
Annem gözlerini kapatmış ama yüzünü koruyamamış.
Yanan yüzüne buz etkisi yapsın diye bahçede havuzun çevresinde
O soğukta koşmaya başlamış.
Yüzüne dökümcülük yapan komşularımızın getirdiği
Badem yağlı bir ilacı sürdüler.
Annemin yüzünde ağzı, gözleri ve burun delikleri hariç her yeri yandı.
Kollarındaysa balonlar oldu.
O balonları doktorun kestiği an hala gözümün önündedir.
Neyse ki yüzünde iz kalmadı.
Sadece gözlerini çok sıkı yumduğundan dolayı biraz çizgiler oluşmuştu.
Pekii buna rağmen düdüklü tencereden vazgeçti mi?
Hayırrrrr.
Bana da kullanmasını öğretti.
İyi ki o korkusunu yenmiş ve kullanmasını öğretmiş bana.
Hayatımın mutfaktaki en büyük yardımcılarındandır.






Ya PKK ‘yapmadım’ deseydi?

Habur...

(İnfazsız yargı.)

- Niye geldiniz?

- Sayın Öcalan emretti.

- Kendi isteğinizle geldiniz yani...

- Hayır, liderimiz istedi.

- Demek örgütten ayrıldınız...

- Ayrılmadık, PKK’lıyız.

- Pişmansınız o halde...

- Yo-oo, değiliz.

- Yaz kızım, örgüt üyesi olmadıklarına, etkin pişman olduklarına, beraatlerine...


Tokat...

(Yargısız infaz.)

“Ne malum PKK’nın yaptığı?”

“Üstlenmediler ki...”

“Derin güçlerin işi...”

“Provokasyon.”

“Baykal hıyanet içinde.”

“Yeri çok düşündürücü...”

“Bahçeli’nin kalesi orası.”

Ama en çok şunu beğendim:

“PKK’yı hedef gösteriyorlar!”

Bu arkadaşlar aklını o kadar yitirdi ki, inanmak için PKK’dan “resmi açıklama” bekliyorlar artık.
Vurması yetmiyor çünkü... Üstüne “şahitlik” yapması gerekiyor PKK’nın.
Ve, bu ülkenin yurtsever insanları üzerinde öylesine “yalan, iftira ve karalama baskısı” kurulmuş ki... Bir taraftan şehitlere kahrolurken, bir taraftan PKK’nın üstlenmesine sevinileceği, 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

Yılmaz ÖZDİL
12 Aralık 2009 Hürriyet Gazetesi

PÖYKÜRÜYOM CESSSSSSSSSSSS

PÖYKÜRÜYOM İŞTE
CESSSSSSSSSSSSSS
BANA DA
YAZZZZZZZZZZZZZZ.
NOLURRRRRRRRRRR?
blog-yazarli-salata

11 Aralık 2009 Cuma

Çocuktum, ufacıktım...

Sevgili Çınar,
Sayfasında çocukluk şiirlerinden birini paylaşmış
Ben de ilkokul zamanlarından aklımda yarım yamalak kalan
Sevdiğim bir şiiri bulup paylaşmak istedim.
Behçet Necatigil'in.
Keyifle okuyup, çocukluk yıllarınıza dönmeniz dileğimle.

Kapı önünde Ayşe,
Hanım hanımcık iş gördü,
Sonunda kendine göre
Bir yuva kurdu.
İlk ben oldum misafiri,
Güle güle otur’a gittim.
Bir yüksük-fincanda getirdiği
Hayal kahveyi içtim.

Kibrit kutusu şeklinde
Oturmuştuk bahçeye karşı.
Ortada hokkadan bir masa,
Üstünde örtü yerine yaldızlı çikolata kağıtları.
Gözüm gazoz kapaklarına gitti,
Sorup öğrendim; kapkacakmış.
Toplamış sokaktan ucu yanmış kibritleri:
Bu kış odun yakacakmış.
Yangın yeri bir arsadan bulduğu
Cam kırıkları; para.
Ev çevirmek kolay, diyordu,
İş tutumlu olmakta.

Ayşe’yi o anda görmeliydiniz!
Eski kadınların kanıyla evcimen
Sisli geleceklere hazırlık
Çıkmış çocuk varlığından
Zamanların ötesine tertemiz.

Ayşe’m gibi, dünyada,
Ayşe’ler dolu.
Hepsi “evcik” oynar
Öteden beri.
Ayşe’ler büyür,
Günün birinde
Oyun-ev’leri
Sahici olur.

Ama hepsinin mi?
Hepsinin değil.
Ayşe’lerin kimisi
Yuvadan evden yoksun
Sert rüzgarlar önünde
Güz yaprakları gibi
Boşluklara savrulur.

Behçet Necatigil

10 Aralık 2009 Perşembe

Ağlayan ben

Ben kötüyüm aslında.
Ağlıyorum gülünecek halime,
Hem de şakır şakır
Hıçkıra hıçkıra.

Ayağı kırık çöp konteynerine ağlayan ben,
Otobüste gördüğü adamın çatlamış, yaralı eline ağlayan ben,
Ayakkabısı ayağından çıkan yaşlı amcaya ağlayan ben,
Yol onun olduğu halde otobüs tarafından ezilmeye ramak bırakılan
Boyacı çocuğa ağlayan ben,
Yere serdiği eski püskü modası geçmiş anahtarlıkları özenle sıralayıp
Satmaya çalışan yaşlı amcaya ağlayan ben,
(Anahtarlıklardan aldım bu arada)
Sabahtan kalmış poğaçayı yedirdiğim sokak köpeğinin
Daha sonra başı önde yürüyüp giden haline ağlayan ben.

8 Aralık 2009 Salı

Pek alakasız olucak belki ama,
Yakında kar yağıpta yollar kapanınca şehirlerde
Haberlerde bahsi geçer diye yazayım dedim.

Ana arter = Ana cadde demek,

Ara arter = Ara sokak demek oluyor.

6 Aralık 2009 Pazar

Taakkk
Tak tak tak tak.

Dır
Dır dır dır dır.

Ve buna benzer sesler.
Ama bu sesler beyninizin üstünde,
Gözlerinizi kapatsanız içinizde,
Bu sabah emar çektirdim.
Makinaya tam olarak girmedim,
Başım ve boynum içerdeydi.
Bunaldım, sıkıldım, korktum,
Hatta bir süre hiç nefes alamadım
Sıkıntıdan ellerimi oynatmaya başladım :)

Sonuçlar Çarşamba günü alınacak
Bakalım boynum ve sırtımdaki ağrıların sebebi neymiş?
İstemiyorum,
İstemiyorum,
İs-Te-Mi-Yo-Rummmmmmmmmmmmmm

5 Aralık 2009 Cumartesi

Uyanış başlıyor,

Şu günlerde kiminle konuşsam hep aynı sözcüklerden oluşmuş sohbetler içinde olduğumuzu fark ediyorum.
Herkesin bir birine sorduğu " Artık nette gezecek, bakacak bişiler bulamıyorum, sıkıldım " gibi.
Sonra fark ediyorum  ki evet yaa bende aynı dertten muzdaribim.
Şimdi bir tavsiye vermek isterim kendimce,

Bu durumdaysanız aslında çok da güzel bir konumdasınız demektir.
Çekin internet kablosunun fişini,
Kapatın modemi,

Uyanış başlıyor, hayata hoşgeldiniz!

Madem öyle daha çok arkadaşlarınızla toplanın,
Ailenizle daha çok zaman geçirin.
Mesela bir kitap alıp her akşam 1 saat okuma seansı düzenleyin.
Malum tvlerdeki bazı diziler çok saçma olmaya başlasa da
Hala en azından o anki vakti geçirecek,
Hayatın sıkıntılarından bir nebze de olsa uzaklaştıracak
Komik aile dizilerini izleyebilirsiniz.
Mesela ;
Geniş aile, Haneler gibi.
Ya da bir film seçip hep birlikte izleyebilirsiniz.

Ya da her gün işe giderken geçtiğiniz yollardan otobüse atlayıp bir tatil günü tekrar geçin.
Gezmek iyi gelecektir eminim.
Bir tarihi yapıyı gezin, müzeye gidin.
Eliniz de fotoğraf makinası sevdiğiniz semtlerden,
Ya da çocukluğunuzu geçirdiğiniz bir daha da uğramadığınız
Sokaklarda gezebilirsiniz.

Daha da çoğaltılabilir değil mi?

3 Aralık 2009 Perşembe

Hay çok yaşayasın sevgili domuz gribi



Sabah kalkmak yine çok zor geliyor yaa...
Şu saatte hala ayakta olursam kalkmak elbette zor olur.
İzmir yağmurlu ne güzel yaaa.
Ne zamandır yağsın istiyordum açıkçası.
Allah'tan sabahları bindiğim otobüs konforlu ve sıcak olanlardan.
Bazıları var ki kapılarından rüzgar esiyor, koltukları sanki taştan.
Bu gün çalıştığım işyerinin arkasında yine işyerimize ait bir bahçeye gittik.
Basmane Garıyla dib dibe İzmir'li olanlar anlar.
Bahçe içinde bir resim atölyesi var resimlere baktım içim açıldı vallaha.
Dönüşte de limon kopardık, biberlerden topladık yemekte yemek için.
Limonlarıda poşetlik nane-limon ile içtik.
Bu arada 1.çoğul şahıs ekiyle anlatıyorum işyerimde ki arkadaşımı kastediyorum.
Akşam üstü yağmur başladı ama ne yağmur.
Yine yolar su doldu,
Fuar Basmane kapısı önündeki kavşakta görevli polis amcama hayırlı görevler demeyi unutmadım yine.
Geçenlerde bize yeşil yandığı halde arabaların geçmesine sinirlenip elimle durdurup karşıya geçerken,
Polis amcamla gözgöze gelmiştim.
Sanki "Ben neyim burda " dercesine bakıyordu bana.
İyi akşamlar dileyip gitmiştim.
Artık her akşam selamlaşıyorum :)
Ama otobüs çok doluydu yaaa eve dönerken.
Körüğün orda duruyorum dayanıyorum iyi oluyor.
Ama birileri önümü biraz fazla kapatınca,
Hemen öksürük nöbetine tutulmuş gibi öksürüyorum
Etrafımda kimseler kalmıyor.
Hay çok yaşayasın sevgili domuzcuk gribi :))))))))))))

2 Aralık 2009 Çarşamba

Yağmur yağıyorrrrr
Seller akıyorrrrr
Arap kızıııı
Camdan bakıyorrrrr.

1 Aralık 2009 Salı

Yine de hayat güzel

Veba, cüzzam, su çiçeği, verem, aids, kuş gribi, domuz gribi...
Bayram, neşe, el öpmeler, barışmak, kurban, kurbana işkence...
Açılım, saçılım, satış, politika, dalkavukluk, halka eziyet...
Sabah, işe gidiş, tıklım tıkış otobüste aksıran, öksüren, tıksıran...

Ama...

Hala bir ayağı kırık çöp konteynerine üzülmek,
Kumruların öttüğü serin sabahlarda
Bir rüzgarla işyerindeki yaprakların uçması,
Demli bir çay yanında kısa da olsa yapılan sohbetler.
Akşamları gürül gürül yanan sobanın yanında
İçilen tarhanalar, kızartılan kestaneler...

Yine de hayat güzeldir.

26 Kasım 2009 Perşembe

SAYIN SEVGİLİ KASAP

Sayın sevgili kasap,
Kurban keserken dikkat edin
Lütfen,
Dinimize göre kurban için uygun olan
Koyundur, keçidir, sığırdır, mandadır, devedir
İnsan değildir.

Sayın sevgili kasap,
Kurbanlıklara da iyi davranın.
Sonuç kesmek, doğramak değil,
Dinen gerekeni yapmaktır.
Dinimiz böyle
Kurban peşinden koşulmayı,
Hayvana ölürken acı çektirmeyi emretmemiştir.

Sayın sevgili  kasap,
Seni öyle al aşağı edip,
Zorbaca kesseler istermisin?
"Hayır"
Demi cevabın.
Ona göre dikkatli ol anlıyacağın.

Hadi bakalım şimdi
İyi bayramlar...

23 Kasım 2009 Pazartesi

ÖĞRETMENİN DÜNYASI

A  Alfabenin birinci harfi.
B  Başöğretmendir Sevgili Atatürk
C  Cin Ali'dir öğrencilerimin ilk ktapları.
D  Dünyadaki en değerli meslek

E  En kutsal meslek
F  Fakat nedense son zamanlarda
G Günlerimiz kararmakta

H Hayata güzel evlatlar yetiştirmek varken,
I  Işıksız,
İ  İzbe köşelere sinmişlerle
J  -----------------------------
K Karanlıklara doğru sürüklenirken,
L Lakaytsız kalmış kişilerle.
M Muassır medeniyet seviyesine,
O O bilgiye aç gözlere,

Ö Öğrencilerimize !

P Pes etmemeyi,
R Raundları kazanmayı,
S Satmamayı, satılmamayı,
Ş Şerefin ne olduğunu,
T Tükenmeden 
U Uygar olmayı
Ü Üzmemeyi,
V Ve
Y Yenilmemeyi
Z Zaferlerle dolu ülkemiz kararmaya yüz tutarken ,
NASIL ANLATABİLİRİZ Kİ?

Yüreğimiz  hep bunları istiyor öğrencilerimize anlatmayı,
Ama ay sonu nasıl gelicek?
Bu hafta sonu çorap mı satsam, limon mu?
NASIL ANLATABİLİRİM Kİ?

22 Kasım 2009 Pazar

Sucuk kokulu pazar

Al işte sabah sabah sucuk kokuları.
Kimilerine güzel gelebilir ama nedense bana ııhh.
Arkasından deterjan kokan çamaşırlar serilir balkonlara.

Ama en güzel yanı nedir ?
 Birazdan giyinilip şu güzel İzmir gününde,
Gezmek, tozmak ardından da
2012 filmine gitmek.

Hadi bakalım işim çok.
Bugün PAZAR.



Yazarın saat 19,44 notu :
Sinemaya gitmedik. Biraz ince giyinmişim bir başağrısı tuttu ki. 
Çekemem dedim filmi falan. 
Ama çokkk alışveriş yaptık, bol bol gezdik,
Gördüğümüz her sokak köpeğinin ıslak burunlarını okşadık.
Şimdi evdeyim mısır patlattım, sobayıda yaktık.
Movie maxte güzel film vardır ne yapayım sinemayı 
De mi ama yaaa :)

17 Kasım 2009 Salı

Sanırım dinleniyorum?

Bundan bir kaç sene önce ortalık bu kadar da toz duman değildi.
Böyle açılalım, saçılalım falan yoktu.
Tam tersi KAPANALIM olayı çok meşhurdu.
Arkadaşımla telefonda konuşurken ki konusunu şimdi hatırlamıyorum.
Birden DIT sesi geldi.
Ne o tuşamı bastın dedik karşılıklı olarak arkadaşımla.
Bir süre sonra o DIT sesini yine duyduk ve gülüp geçtik.

2 Hafta önce yine aynı arkadaşımla ben cepten onun sabit ev telefonunu aradım.
Yine havadan sudan konuşup duruyoruz.
Yazılarını her zaman zevkle okuduğum Cesetizleri'nin yazılarından bahsederkennnn,,,
Yine bir DIT sesi geldi. Hemen sordum yine mi tuşa bastın dedim.
Hayır dedi.
O zaman anladım ki DİNLENİYORUM.
Ben de "bizi dinleyen zat naber nasılsın. yarın bi çay içeli mi" falan dedim.

Sonra bir kaç kişiye anlattım meğer telefonlar gerçektende dinleniyormuş ama nasıl.
Konuşulanlar içinde ceset, silah ve buna benzer kelimeler geçince bilgisayar otomatik
olarak devreye girerek kayda başlıyormuş.

Şaşırdım ama sormadan da duramıycam.
Madem böyle bir uygulama var
Çözülememiş cinayetler,
Aydınlanamamış aydınların cinayetleri,
İçinden çıkılamaz olmuş yolsuzluklar,
Varken,

NEDEN BENİ DİNLİYORSUNUZ Kİ YAA?



15 Kasım 2009 Pazar

Bir pazar günü böyle yaşandı

Bol yağlı ama bir o kadar da leziz boyoz ve yumurtayla yapılan kahvaltıyla güne başlamaktan daha güzel
ne olabilir ki? Hem daha sonra kışın gelmesiyle soğuyan üst kattan alt kata yerleşme telaşı da olacaksa.
Üstüne üstlük bir de çamaşır makinası bozulursa pazar pazar servis aramak.
Bu işlerin arasında pazar alışverişi yapıp yemeği ocağa koymak.

Tam pazar günü ayakların uzatılıp gazete okunması tv'de kanallar arasında ordan oraya gezmek.
Sıcacık bir odada yanan sobada kaynayan çayın verdiği o güzel koku.
Bunları ve daha fazlasını yaşama hayali haftaya kaldı.

Şimdi bu hafta parça parça oluruz.
Alt kattaki mutfaktaki tabak çanak yıkanır makinada.
Yatak odasındaki kışlıklar düzenlenir.
Sonra da yanan sobanın yanında ohhh iyiyki inmişiz aşağıya deyip ısınırız.

Çaylar bizden ama
Oturmaya gelmek isteyen olursa kestane alın olur mu ?
Sobanın üstünde pişirip yeriz.



14 Kasım 2009 Cumartesi

kayıp yazar

Blog yazarımız hala yaş gününde kurduğu hayalini yaşama arzusunun ve şeytanında dürtmesiyle kafayı sıyırıp,ilk uçağa atlayıp kendini Bora Bora Adalarına atacağını zannederken, bindiği ilk uçağın aktarmasında transit geçişi kaçırdığından daha adını bile telaffuz edemediği bir havaalanının bekleme salonunda pineklediğinden yazısını ulaştıramamıştır.

12 Kasım 2009 Perşembe

13 KASIM 1972 PAZARTESİ



12 kasım 1972 Pazar günü,

Hava çok soğukmuş. 
Annem sabahleyin Babam'ı Müşerref  Teyzem'e yollamış.
Teyzem yanında İkbal ebeyle çıkıp gelmiş.
Ebe Anneme bakmış,
"Doğum yakın ama bebek ters geliyor doğru hastaneye" demiş.
Hemen apar topar İzmir'de Konak Doğumevi hastanesine gitmişler.
Bebeğin dönmesi için bekleyelim demiş doktorlar.
Ama dönmemiş bebek bir türlü, 
Hayata ters gelmek için can atıyormuş nedense?
Uzun ve sancılı  bir bekleyişin ardından
Gece yarısından sonra Annem doğuma alınmış.
Ters gelmemin  verdiği etkisiyle
Saat 12'den sonra 
13 KASIM 1972 PAZARTESİ
Günü dünyaya gelmişim.
Canım Babacım bir sevinç, bir telaş içinde
Lokum alıp iş arkadaşlarına, akrabalarımıza dağıtmIş.
Temime Teyzeme gidip "Kızım oldu, bana bakar" demiş.


İsim konusunda yaşanan sıkıntıdan sonra
Annemin teyzesinin kızı rahmetli Hafize Teyzem,
Annem ve Babam'a 
"İkinizde neşeli insanlarsınız kızınızın da adı Şeniz olsun" 
Deyince isim ve kimlik sorunu çözülmüş.


10 Kasım 2009 Salı

Şeniz'lik haller

Lütfen yandaki "sevdiğim müzikler1 kısmındaki 
parçayla beraber okumanızı rica ederim.

Bazen çok akıllı olurum ama nedense bazen de 
Hani derler ya "basireti bağlanmak."
Stop!
Kalırım aynen öyle.
Karşınıza sanırsınız ki
Eski usul bilmem kaç yılından kalma
Hamamda bilmem hangi harem dilberine 
Eşlik etmiştir bilinmez
Bir tas çıkarılmıştır yayın arşivinden.
Öylece bakarım karşımdakine 
Sanki uzaydan gelmişim de
İnsan denen mahluk nedir?
Anlamaya çalışır gibi.
Bu anlattıklarımı bana soru soran kişiye 1 saniyelik zaman diliminde
Cevabı düşünürken yaşarım.
Niye anlattımsa şimdi bunu bir yere bağlıycaktım ama unuttum yaaaa..


Neyse,
Gelelim başka şeylere.
Daha sabah başladı yine ben deki o melankolik haller.
Hani bahsetmiştim geçen gün bir ayağı kırık çöp konteynerinden.
Hah işte o konteyneri çevirmişler tepesi aşağıya
koymuşlar yolun bi kenarına.
Yanına da nispet yaparcasına duran yeni bir konteyner yerleştirmişler.
O haline çok üzüldüm konteynerin :(((
Ama yanında kasım kasım kasılan konteynerde dedim ki;
"Fazla kasılma,senide kasarlar daha Allah demeden
alıverirler seni de tepesi aşağıya"
Duydumu dediklerimi, hissettimi bilmem ama takip edicem
Bakalım ne kadar dayanacak.




Sabah içim bi hoş oldu yine saat 09,05'de.
O çalan siren sesleriyle Atatürk'ün ruhununda uçtuğunu düşünürüm ben.

Bugün İzmir'de öyle rüzgar vardı ki
Ağaçları salladılar, yaprakları savurdular ordan oraya.
Bir neşeli telaş içinde yağmur yüklü bulutları kattılar önlerine 
kovalamaca oynarcasına.
Hatta o savrulan yapraklardan biri yemeğe giderken elime düştü benim.
Böyle bir tesadüf olabilir mi yaaa...

Çok mutlu oldum hemen masamda kalemliğime yapıştırdım.
Aşağıda o yaprak olmasa da çünki o şu anda işyerimde.
Kurumuş yapraklardan gül yapmayı gösteren bir sayfaya gidebilirsiniz.
Tam zamanı kuru yaprakların bol olduğu bu günlerde yapılabilecek bir el işi.
Kolay gelsin...




9 Kasım 2009 Pazartesi

MİLLETVEKİLİ YEMİNİ

Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü,
milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne,
demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma;toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma, büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.''


DEDİLER;

PEKİİİ BU YEMİNE SADIK KALDILAR MI?


HAYIR.
EEE NOLUCAK ŞİMDİ ?
YA YEMİNLERİNİ BOZDUKLARI İÇİN 3 GÜN ORUÇ TUTACAKLAR,
YA DA?
SİZ CE?

8 Kasım 2009 Pazar

Bir haftadır yoktum sanırım.
Ne yazık ki bilgisayarımın formata ihtiyacı varmış, formatı yiyince iyileşti şükür.
Bu hafta geçmek bilmedi bana.
Perşembe gününü cuma sanınca ekstra bir cuma yaşamak çok ağır geldi.
İşyerime alışmaya başladım. En büyük avuntum merkezi yerde olması.
Gerçi kime işyerimin semtini söylesem bir "Oooo" sesi işitiyorum.
BASMANE !
"Oooo"
Aslında adını eskiden basma kumaşı yapan Ermenilerin işlettikleri fabrikaların burda bulunmasından almış.
Eski dediğim 1800'li yıllardan sonra olmuş.
Şimdi ise ününü geceleri faaliyete giren müzikli gece kulüplerinden alıyor.
İşte bu "Oooo" nidası da bundan dolayı geçiyor.

Onun dışında pek ağlaktım şu son hafta da.
Nedense herşeye ağlar oldum.
Canımm arkadaşım hastayım dedi grip olmuş -domuz gribi- değil ama. Ona ağladım.
Otobüsün camından gördüğüm bir tekerliği kırık, yan yatmış çöp konteynerine ağladım.
Otobüsün yol hakkı vermeyip korna bastığı yüzü temiz pak boyacı çocuğa ağladım.
Önümde yürüyen yaşlı bir amcanın bol gelip ayağından çıkıp duran ayakkabısıyla yürümeye çalıştığı  haline ağladım.

6 Kasım 2009 Cuma

Bilgisayarım bozulduu.

Bilgisayarım bozuldu :(
Giremiyorum nete.
Ne kadar da alışmışız yaaa.
Akşamları erkenden yatıyorum net olmayınca :)))
Bunu nerden yazıyorsunuz derseniz ?
İşyerinden kaçak girdim bir masadan :)))

31 Ekim 2009 Cumartesi

Ben bir çöp konteyneriyim...

Ben bir çöp konteyneriyim bir mahallenin en ücra, en istenmez köşesinde...


Önceleri büyük tabakalar halindeydim ben. Sonra maharetli  eller adılar büyük makinalarda ustalıkla kıvırdılar, kalıplara soktular, kaynak yaptılar. Ve o büyük atölyenin bir köşesinde pırıl pırıl bir şekilde yerimi aldım. Sonra yine bazı kişiler aldılar beni üstüme bir yazı şablonuyla .... Belediyesi Çöp konteyneridir diye bir yazıyla nereye gideceğimi belirlediler. Çok mutlu oldum "Ohh be en sonunda imrenilisi temizliğim ve parlaklığımla mahalle sakinlerime hizmet vereceğim" dedim. 

Görevimi yapacağım mahallenin yolunu tutarken kamyonda çok güzel düşüncelerim  vardı. Mahalleli evlerindeki çöp poşetlerini bana atarak, evlerini temizleyecekler, hastalıklardan korunacaklar sayemde dedim. Görevimi yapacağım mahallede ne yazık ki istenmeyen bir yere koydular, ücra yerlere attılar beni. Olsun dedim ben mahallelinin en uğrak yeri olucam, insanların evlerinin temizliğini sağlıyacağım  ne de olsa dedim.

Ne yazık ki çok hor kullandı mahalleli beni. Tepeleme yığdılar çöplerini, sulu sulu attılar, sular süzüldü yola akmaya başladı. Sinekler sardı her yanımı. İnsanlar yanımdan geçerken burunlarını kapatır oldular. Geceleri boşken içim, bazı sarhoşlar arabalarıyla çarptı bana. Bazı gençlerde  neye kızdılarsa ya yere yatırdılar beni ya da içimdeki çöplerle beraber yaktılar beni. İçim yandı hem de cayır cayır. Öfkelerini benden almaya kalktılar. 

Sonra da mahallenin kadınları toplandı muhtarlığa şikayet ettiler beni. 
"Çok pis bu çöp konteyneri etrafa hastalık saçıyor, çocuklarımız hastalanacak alın burdan" diye.


Oysa isterdim ki mahalleli çöplerini atarken biraz daha duyarlı davransınlar.
Çöplerini ayırıp atsınlar, suları süzüp, ağzı sıkı bağlı çöp poşetlerini kullansınlar.

Sulu yemek çöplerinin içine çöpe attıkları ekmekleri doğrasınlar yanıma bir yoğurt kabında koysunlar. Yanıma en çok açken gelen sokak köpekleri ve kedicikler yararlansın diye.

Şimdi dört ayağımdan biri kırık aksar gibi, içim delik sularımı akıtıarak  bekliyorum öyle belediyenin aracını gelip beni alsın diye.

28 Ekim 2009 Çarşamba

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN !




HERKESİN CUMHURİYET BAYRAMINI KUTLUYORUM. 
SON BAYRAMLARIMIZ OLMASIN İNŞALLAH.

Karalanmaya başlayan tarihimizde beyaz bir sayfa olan 10. Cumhurbaşkan'ımız Ahmet Necdet Sezer'in  Cumhuriyet'imizin  77.yıl' ında verdiği kutlama mesajını yayınlamak istiyorum.     

Lütfen okuyun, okutunuz.

 

27 Ekim 2009 Salı

Biz küçükken

Biz küçükkken;
Bir keresinde Babam tarasadaki asmada olgunlaşmış üzümleri vermiş arkadaşlarına.
Sanki çok yiyoruz da bir surat yapmıştıkki of of.


Bir keresinde de Babam kahvede arkadaşlarına sigarasından ikram ederken erkek kardeşim görmüş. Babamı çağırmış kahvenin karşısında caminin köşesinde kızmaya başlamış. Babama "sigaranı niye dağıtıyorsun". Bu laflara değil ama son anda kardeşimin Babama attığı tokada yetişmiştim.


Bir keresin de Babacım bıyıklarını kesmiş akşam eve gelince fark ettim. Başladım bağıramaya," Sen benim babam değilsin, başka adamsın ne işin var evimizde gitt"  diye.


Bir keresin de Babam yine kahvede -zaten kahveyle aramızda bir ev, bir cami var- misafir gelmiş eve annem çağırtıyor Babamı. Ama kalkıpta geldiği yok babamın .
Bu sefer ben gidiyorum kahvenin kapısına ne kadar kızmışsam bağırıyorum "Babaaa annem seni kapının arkasında odunla bekliyorrr" tüm kahve kahkahadan yıkılıyor, babam yine eve gelmiyor :)))


Yine bir gün  Annem teyzenden bir kavanoz yağ alıp gel diyor bana .2 sokak aşağıda oturuyor teyzemler. Gidiyorum ama dönüşte dinlenmek için kaldırıma yağ dolu kavanozu koyarken elimden kayıyor yere sert oturan kavanoz kırılıyor. Ben elimde kapağı kalmış şekilde gidiyorum eve. Annem aynen şöyle diyor " Doğruuu banyoya " eh bundan sonrasını anlatmama gerek yok sanırım.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Cins köpekler !

Ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayın ;


Bu cins köpekleri bileniniz var mı?

DOMUZLUK ETMEK

ŞU DOMUZ GRİBİ İÇİN OKULLARIN TATİL EDİLMESİ 

"NEDEN 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZIN OLDUĞU 
HAFTAYA DENK GETİRİLDİ " DİYE SORSAM 

ACABA ÇOK MU DOMUZLUK ETMİŞ OLURUM 
SAYIN HÜKÜMET YETKİLİLERİMİZE ?

25 Ekim 2009 Pazar

Pazar kokuları



*Kızarmış ekmek kokusu,
*Demlenen çayın kokusu,
*Tavada sucuk kokusu,

*Semt pazarındaki meyve, sebze kokusu,
*Balık tezgahındaki balıkların kokusu,
*Çerezcide kavrulan leblebinin dayanılmaz kokusu,

*Yıkanıp, asılmış çamaşırların kokusu,
*Temizlenmiş evin mis kokusu,

*Akşam üstü gezinirken sahilde ciğerlerimize dolan İzmir'imin kokusu... 


Resimdekiler : Polly ve Anna İnciraltı pet arkadaş buluşması

 

23 Ekim 2009 Cuma

Hüzünlendim

Bu gün pek bir ağlakım. 

İşten eve dönerken yere yatmış bir köpekçik gördüm. Başını bile yere koymuş., öyleee düşünür gibiydi sanki mutsuzdu. Eğildim sevdim otobüsü kaçırma pahasına sevicem seni dedim. Başını kaldırdı çantamdan kurabiye çıkardım elimle verdim yemedi Lucky'den alışkanlık kalmış ben de. Sonra parçalayıp önüne koydum kalktım durağa yürüdüm.

Otobüsümü kaçırdım tabii hemen arkadan gelen başka bir otobüse bindim. Otobüs tıklım tıklımdı. Kulağımda radyom powerfm'i dinledim. Akşamları Bay J'nin programı oluyor eğlenceli biri :). Körüklü otobüsün körük kısmındaydım. Yanımda bir bey vardı bir ara ceketinin iç tarafına hapşurdu. Takdir ettim şu domuz gribi olayı patlak verdiğinden beri otobüslerden, insanlardan korkar oldum. 

Şirinyer'e gelince indim, Nato'nun oraya yürüyüp evime giden başka bir otobüse yetiştim. 
Bi yer buldum oturdum karşımda bir dede diyim artık. Öyle mahzun bakıyordu ki etrafa ne bileyim hüzünlendim. Cam tarafına başımı çevirdim. Bazen bir yaşlı görünce Baba'cım geliyor aklıma özlediğimi, O'nu çok sevdiğimi düşünüyorum aynen bu satırları yazarken olduğu gibi gözlerim doldu camdan dışarı bakıp biraz ağladım. Otobüsten inincede Babacığımı arayıp konuştum, onu çok sevdiğimi söyledim. 

Annem burdaydı bugün döndü Didim'e. Akşam yatarken biraz onunla yattım. Sarıldık birbirimize. Bana " Sabaha kadar beraber yatalım" dedi ama horlamaya başlayınca kendi yatağıma gittim. Ben horlama sesinden, buzdolabının, saatin sesinden uyuyamam. Kaldığım yerde saat varsa hemen pilini çıkarırm :).

Neyse tüm bunlar bir araya geldi biraz da ağlak parçalar dinledim hüzünlendim önemli bişi yok yani.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Şeniz'cik cik cik !



Bir gün bir gün Şeniz'cik işten eve de gelmiş kimse yok.

Açmış bakmış dolabı salça da sanmış kuşburnu reçelini.

Almış sürmüş ekmeğe üstüne de tuz serpivermiş.

Almış ilk lokmayı ağzına ne yapacağını şaşırmış?

Not: Resimdekiler 5 yaşında kuzenimle çekildiğimiz bir resim.

20 Ekim 2009 Salı

Huu komşu komşu

Huu komşu komşu 
Oğlun askerden geldi mi?
Gelmedi şehit oldu,
Kara toprağın altına girdi.
Birilerinin deyimiyle 
"Yan gelip yatmaya"



Eee komşu ne getircek ki ordan 
Ne mi? 
Kalbine giren kurşunu satanı, 
O silahı eline alanı, 
Aldıranı, 
O tetiğiçekeni, 
Çektireni



Başka başka ?
Bu bozuk düzeni daha da bozanları,
Bozdurmaya çalışanları, 
Bozulanları,
Kokuşmaya başlayanları.


Ee komşu komşu?
Onlar nerde ki? 


Ağaca çıkacaklar, boyunlarınada ip,
Ama bilmiyorlar ki ağaçtaki son halleri
Facede paylaşılacak, 
Cep telefonuna duvar kağıdı olucak.

Ee komşu komşu,
Onlar başka nerede?
Nerede olucaklar 
Şimdilik su içiyorlar zemzem niyetine
Arap ülkelerinde,


Ee komşu komşu ordan?
Ordan mı ?
Dağa kaçacaklar dağdan inenlerin arasına karışacaklar,
Suya kaçacaklar gemiciklerine binip
Amerikana rota açacaklar,
Sonra da akıllarınca Amerikayı fethedecekler,
Şehit kanlarıyla kurulmuş, sulanmış ülkelerini fesh edecekler.










18 Ekim 2009 Pazar

Yapacak çok işim var,

Yarın pazartesi.
Ve sanırım 3,5 senden sonra ben de bu pazartesi sendromunu yaşıyacağım.
Yarın işe başlıyorum.

Geçen hafta buldum işi. bir arkadaşım çalıştığı işinden ayrılıyormuş, benim yerime çalışırmısın dedi.
Ben de gittim patronuyla görüştüm, müdürle görüştüm.
Zaten hem arkadaşımın torpili, hem de daha önce çalıştığım yeri patronu bildiği için işe girdim.
Umarım uzun ömürlü olur. 
Ya da hayırlısı neyse olsun.

Onun dışında  iki tane kitap aldım.Onları okumak istiyorum. 
Biri Sahtekar/ C.C. Bergius yazmış.Alman bir yazarmış.Aslında kitabın arkasını okudum şövalye,aşk falan deyince hemen alayım dedim.
Kitap çok eski ama dışını naylon kaplı. Sayfalarında o eski kitaplara özgü koku var. 
İzmir'de Behçet  Uz çocuk hastanesinin arkasında Sevgi Yolundan aldım.Orda satılır böyle kitaplar.


Akşamda Forum Bornova'ya gittik. Arkadaşlarla NEFES, VATAN SAĞOLSUN adlı filmi izlemeye.
Daha önce yazmıştım orda bir arkadaşımızında rolü var diye. Hatta Aşk-ı Memnu dizisinde de oynuyor. Nihat rolünde İlker KIZMAZ. 

Filmin başlamasına vardı. D&R'ı gezdik. Ordan da Hannah ve Son Osmanlılar adlı Nine Moati'nin yazdığı bir kitabı aldım. Osmanlının son zamanlarında geçen bir hikayesi var.


Eşime ceket örüyorum işlerden, kitaplardan başımı alıpta dizi izlerken. Bi yandan izleyip bi yandan da örmek çok güzel oluyor. Ve attığım her ilmekte sanki sıkıntılarım, huzursuzluklarım dağılıyor.




15 Ekim 2009 Perşembe

Sokratesin 3 filtre testi

Eski Yunanda , Sokrat bilgiyi saklamasi sebebiyle saygıdeğer bir ün yapmıştı.

Bir gün bir tanıdık, büyük filozafa rastlar ve şöyle bir konuşma geçer;

'''' Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun ? ''''
Bir dakika bekle diye cevap verir Sokrat. 

Bana birşey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. 
Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.

"Üçlü Filtre?"
''''Doğru, '''' diye devam eder Sokrat.

Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyecegini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.
 

Birinci filtre ''''Gerçek Filtresi."""
Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?"

'''' Hayır. Aslında bunu sadece duydum ve .... "" der adam.

'''' Tamam,'''' der Sokrat
Öyleyse , sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.
 

Şimdi ikinci filtreyi deneyelim,
'''' İyilik Filtresini.''''
Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi birşey mi ?

'''' Hayır, tam tersi...''''

'''' Öyleyse, ''''diye devam etti Sokrat.
Onun hakkinda bana kötü bir sey söylemek istiyorsun ve bunun doğru oldugundan emin değilsin. Fakat yinede testi geçebilirsin, çünki geriye bir filtre daha kaldı.
 

'''' İşe yararlılık filtresi.''''
Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı ?

''''Hayır ,'''' gerçekten değil.

''''İyi, eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar , 

 faydalı değilse bana niye söyleyesin ki ?

Bu Sokratın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar , saygı görmesinin sebebiydi.

Yakın ve sevgili herhangi bir arkadaşiniz hakkında başıboş konuşmalar
duyduğunuz her sefer bu 3 filtre testini kullanmanızı sizlere tavsiye ederim.