trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2009 Perşembe

Hay çok yaşayasın sevgili domuz gribi



Sabah kalkmak yine çok zor geliyor yaa...
Şu saatte hala ayakta olursam kalkmak elbette zor olur.
İzmir yağmurlu ne güzel yaaa.
Ne zamandır yağsın istiyordum açıkçası.
Allah'tan sabahları bindiğim otobüs konforlu ve sıcak olanlardan.
Bazıları var ki kapılarından rüzgar esiyor, koltukları sanki taştan.
Bu gün çalıştığım işyerinin arkasında yine işyerimize ait bir bahçeye gittik.
Basmane Garıyla dib dibe İzmir'li olanlar anlar.
Bahçe içinde bir resim atölyesi var resimlere baktım içim açıldı vallaha.
Dönüşte de limon kopardık, biberlerden topladık yemekte yemek için.
Limonlarıda poşetlik nane-limon ile içtik.
Bu arada 1.çoğul şahıs ekiyle anlatıyorum işyerimde ki arkadaşımı kastediyorum.
Akşam üstü yağmur başladı ama ne yağmur.
Yine yolar su doldu,
Fuar Basmane kapısı önündeki kavşakta görevli polis amcama hayırlı görevler demeyi unutmadım yine.
Geçenlerde bize yeşil yandığı halde arabaların geçmesine sinirlenip elimle durdurup karşıya geçerken,
Polis amcamla gözgöze gelmiştim.
Sanki "Ben neyim burda " dercesine bakıyordu bana.
İyi akşamlar dileyip gitmiştim.
Artık her akşam selamlaşıyorum :)
Ama otobüs çok doluydu yaaa eve dönerken.
Körüğün orda duruyorum dayanıyorum iyi oluyor.
Ama birileri önümü biraz fazla kapatınca,
Hemen öksürük nöbetine tutulmuş gibi öksürüyorum
Etrafımda kimseler kalmıyor.
Hay çok yaşayasın sevgili domuzcuk gribi :))))))))))))

30 Eylül 2009 Çarşamba

NE ÖNEMİ VAR Kİ?







Kimi zaman içimden çok güzel kelimeler geçiyor. Yakalayıp çok hoş manalı cümleler kuruyorum ve o an kendimi  Madam Curie gibi hissediyorum. Çok büyük bir buluş yaptım diyorum. İnsanların beynine güm diye girecek, kalplerine tsunamiye yol açan deprem etkisi yaratacak diyorum.
Ama  nedense yazılınca anlamını yitiriyorlar.
Büyü bozuluyor, yoluma ışık olan yıldızlar sönüyorlar, bir meteor taşıyken, atmosfere giripte yeryüzünün kucağına düşünce kapkara, şekilsiz uzay taşından bişi oluveriyorlar.
Hatta öyle ki bazen de yazıyorum sadece ama sadece yazıyorum. Yazımı düzenlemek için son kez okuduğumda bakıyorum bunu ben mi yazdım diyorum. Kurduğum cümlelerde nedense anlatmak istediğimi anlatamadığımı, orda ne anlatmak istedim ki diye düşünme noktasına geldiğimi fark edince de daha ben mealini veremiyorsam yazdıklarımın, okuyanlar ne çıkaracak ki diye düşünmeden de yapamıyorum.
Bazen de diyorum ki kimler okuyor acaba yazdıklarımı?
Benim nerde ne  demek istediğimi, neyi demediğimi anlıyabiliyorlar mı acaba?
Burası madem içimi dökmek adına yazdığım bir sayfay neden kendime bazen- ama çoğu zaman- otokontrol yapıyorum ?
İçimden geçenleri yazdığım bu sayfanın okunmasından utanacağımı, yanlış yargılanacağımı düşünüyorsam niye yazıyorum ki?


Gerisi...
Yok vallahi yok. 
Aklıma gelen bişi yok.
Birileri açlık çekerken,
Kocasından dayak yiyip, çocuklarına sığınmış bir kadın,
Kendisine yanan yeşille tüm yollar onunken yitirilen canlar,
Sınırda elden göz göre göre yitirilen vatan için nöbet tutan mehmetçik,
Selde, depremde, madende, havaya sıkılan kurşunla yitip giden hayatlar,
Bir fener ışığıyla sanki nur görmüş gibi kör olmuş gözler,
Uyurken kıçından akşam beyaz ev'de fazla yediği fasulyenin etkisiyle ülkesini kurtarmak! adına palavralar sıkan birileri varken,
Benim yazdıklarımın ne önemi var ki ?