sel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2009 Çarşamba

NE ÖNEMİ VAR Kİ?







Kimi zaman içimden çok güzel kelimeler geçiyor. Yakalayıp çok hoş manalı cümleler kuruyorum ve o an kendimi  Madam Curie gibi hissediyorum. Çok büyük bir buluş yaptım diyorum. İnsanların beynine güm diye girecek, kalplerine tsunamiye yol açan deprem etkisi yaratacak diyorum.
Ama  nedense yazılınca anlamını yitiriyorlar.
Büyü bozuluyor, yoluma ışık olan yıldızlar sönüyorlar, bir meteor taşıyken, atmosfere giripte yeryüzünün kucağına düşünce kapkara, şekilsiz uzay taşından bişi oluveriyorlar.
Hatta öyle ki bazen de yazıyorum sadece ama sadece yazıyorum. Yazımı düzenlemek için son kez okuduğumda bakıyorum bunu ben mi yazdım diyorum. Kurduğum cümlelerde nedense anlatmak istediğimi anlatamadığımı, orda ne anlatmak istedim ki diye düşünme noktasına geldiğimi fark edince de daha ben mealini veremiyorsam yazdıklarımın, okuyanlar ne çıkaracak ki diye düşünmeden de yapamıyorum.
Bazen de diyorum ki kimler okuyor acaba yazdıklarımı?
Benim nerde ne  demek istediğimi, neyi demediğimi anlıyabiliyorlar mı acaba?
Burası madem içimi dökmek adına yazdığım bir sayfay neden kendime bazen- ama çoğu zaman- otokontrol yapıyorum ?
İçimden geçenleri yazdığım bu sayfanın okunmasından utanacağımı, yanlış yargılanacağımı düşünüyorsam niye yazıyorum ki?


Gerisi...
Yok vallahi yok. 
Aklıma gelen bişi yok.
Birileri açlık çekerken,
Kocasından dayak yiyip, çocuklarına sığınmış bir kadın,
Kendisine yanan yeşille tüm yollar onunken yitirilen canlar,
Sınırda elden göz göre göre yitirilen vatan için nöbet tutan mehmetçik,
Selde, depremde, madende, havaya sıkılan kurşunla yitip giden hayatlar,
Bir fener ışığıyla sanki nur görmüş gibi kör olmuş gözler,
Uyurken kıçından akşam beyaz ev'de fazla yediği fasulyenin etkisiyle ülkesini kurtarmak! adına palavralar sıkan birileri varken,
Benim yazdıklarımın ne önemi var ki ?



23 Eylül 2009 Çarşamba

Bayramda gelemeyenler, gelmeyenler, gidenler

Bir bayramda böylece geçti gitti.


Çok bekledim ama gelsin elimi öpsünler, çukulata, badem vereyim, 80 derece Tariş Limon kolonyası serpivereyim, mendil arasına para koyup çıkışta ceplere sıkıştırıvereyim.
Olmadı gelmedi kimse.
Nasıl gelsinlerdi ki 


Öncelikle seldekileri bekledim.
Hala bulunamayan o küçük kızı.
Belki dedim buralara kadar gelir de gözü yaşlı bekleyen anacığına haber verip sevindirirdim.


Şehitleri bekledim ama yüzüm tutmazdı onlara karşı.
"Ne yaptınız ki açılıma karşı" deseler di 
O çakmak çakmak bakan gözleriyle ne derdim ben ?
Siz durun ben gireyim mezarınıza desem yine de olmazdı, yerini tutmazdı.


Cem'i bekledim. Hatta ona tatlı vermem ekmek arası sucuk pişiriverirdim kaşla göz arasında.
Kokutmadan ortalığı, zaten kokuşmuş memleketimde.


Bahçelievler barınaktaki köpekçikleri bekledim gelsinlerde elimi yalasınlar diye şeker veremesem de.


Başımızdakileri bekledim mi?
Bekledim ama ne gelen var ama giden çokkkk...

Gelemediler zaten aradılar dediler ki
"Çok isterdik belki ama olmadı gelemiyoruz çünki ellerini !!! öpmemiz gereken daha önemli kişiler var"
Sonradan öğrendim sağolsun medyamızdan.
Biri amerikana gitmiş, barakcığıyla görüşmeye, 
Diğeride aman demiş ikindi vakti bayram bitmeden suudiye.
Demek ki haber vermeseler, kalkıp gitsek köşke kimseler olmayacakmış yerinde.
Kapı duvar, korumalar...
Canım bayramda da dışarımı çıkılır.
Evde oturulur, misafir beklenir.

15 Eylül 2009 Salı

Hastayım

Eee kızım sen İzmir'i hala yaz mevsiminde mi sandın? Eskiden di o. Eylül girerdi hala yaz yaşanırdı.Buram buram sıcaklar.Eee hal böyle oluncada akşam gittiğin iftar yemeğinde incecik giyinirsen olacağı budur yani.

Bu arada Hayırlı Kandiller dileğimle. Hasta olduğum için oruç tutamıyorum bir tas çorba istiyorumm.

Blog sayfama bende giremedim yurdum internet adresinden. Ya da her ne deniyorsa ordan. Vallaha anlıyamıyorum yaa. Ben okurken de böyleydim hektar,dekar bir türlü hangisi büyük hangisi küçük anlayamazdım. Gerçi hiç bir zaman öyle ölçülerle konuşacak kadar malım mülküm olmadı. Genelde gramlarla barışıktım ben. Şimdi bu bilgisayar alemlerindeki kilobayt, ciga bayt, mega bayt, dns falan nedir bunlar yaaa. Kendimi 2150 senesinde yaşıyor gibi hissediyorum bu terimleri duyunca.

Geçen akşam bir film izledim. Bakış açısı diye. Amerikan başkanına İspanyada yapılan bir suikastla ilgili. Büyük bir hevesle oturdum izlemeye ilk 40 dakika çok güzel gitti sonradan bozuldu konu dağıldı falan. Iııh beyenmedim.

Sel felaketini unutmadım, unutturmuyacağım.
Ne yazık ki o 7 Kadının bulunduğu araçtan ağır yaralı kurtulan bir bayan daha hayatını kaybetmiş. Bir askerimiz daha şehit olmuş.

Okullar açılıyor ne yazık ki kansorejen maddesi içermeyen kırtasiye malzemesi ne yazık ki zor bulunuyormuş. Minik elleriyle kalem tutacak, bal dudaklarıyla matarasından su içecek yavrular kanser içecek yudum yudum. Bu konudan bahsetmiş Sevgili Dilek ama vtunnelden yazdığım için sayfasını bağlayamadım. Sorun düzelince düzelticem. Lütfen duyarsız kalmayalım.

Umarım bu yazım bir şekilde yayınlanır. Son düzeltmeleri yapamıyorum.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Mistik Olay



MİSTİK OLAY 
KONUSU
Görünen bir uyarı olmadan ortaya çıktı. Birdenbire nereden geldiği belli olmadan. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın bir çok şehrinde sebebi açıklanamayan, kanınızı donduracak garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terörist saldırı mı? Yapılan yüksek teknolojik deneylerde ters giden bir şeyler mi oldu? Bir tür şeytani toksik silah mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virüs mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor? ... ve nasıl?

Philadelphia’lı bir lise öğretmeni olan Elliot Moore bu gizemli ve ölümcül fenomenden kaçma yollarını aramaktadır. Bir evlilik krizi eşiğinde olduğu karısı Alma ile yollara düşerler... Trenle, arabayla bu korkunç sondan kaçmaya çalışmaktadırlar. Elliot’ın matematik öğretmeni arkadaşı Julian ve onun 8 yaşındaki kızı Jess, ile birlikte Pennsylvania’daki tarım arazilerine ulaşmayı hedeflerler. Burada bilmedikleri bu korkunç saldırıdan kurtulacaklarını düşünmektedirler.

Hiçbir yerin güvenli olmadığını daha sonra anlayacaklardır. Bu korkunç ve görünmeyen katil her ne ise kaçılabilecek bir varlık değildir

Yaklaşık 2 hafta önce seyrettiğim bir filmdi Mistik olay. Yönetmeni M. Night Shyamalan filmlerini merakla takip ettiğim  bir yönetmen. filmlerinin senaryosunu yazıyor hatta bazı filmlerinde beklemediğiniz bir anda geri rollerde çıkıveriyor karşınıza.

Yönetmen bu filmde  biz insanların, doğaya karşı yaptığımız kötülüklere doğanın buna nasıl bir tepki verdiğini anlatmaya çalışmış.

Doğa tepki veriyor, yeter artık diyor.
Teknoloji, sanayi devrimi hayatımızı kolaylaştırdı ama ne yazk ki değerlerimizi yitirmemizi sağladı. 
Kendimizden başkasına tahammülümüz olmazken kim düşünür ki doğayı.
Rant uğruna peşkeş çekilen ormanlar,
Naylon poşeti öğütemeyen topraklar,
Bir bir alıyor bizlerden intikamlarını.
Ne yazık ki duramıyoruz önünde.

Biz ki övünürken tüm makinalar tek parmağımızla çalışıyor diye,
geçemiyoruz  önüne bir kova iki kova derken çoğalan suların gücüne.

Doğa kendisine verdiğimiz zararı alıyor bizden,

Ama selle, ama zehirli gazlarla, hormonlu gıdalarla.

Yazık çok yazık...













Kışa hazırlık

İzmir'de ne kadar kış olacaksa sanki, bir telaş alır biz İzmir'li kadınları Eylül ayı girince.
Salçalar çoktan yapıldı Ağustos ayının sıcağıyla bi güzel piştiler. Gerçi ben salça yapmadım ama onun yerine şişe domatı yaptım bugün. 22 kilo domat yıkandı, doğrandı, büyük tencerede pişirildi ve kavanozlara doldurulup erkek gücünün yardımıyla kapakları kapatılıp ters çevrildi mutfak bankosunun üzerine. Yarın sabah soğuyunca kapakları kontrol edilip TSE damgası vurulup kaldırılacak. 
Bayrama Annem'e gidince de makarna yaparız. Ve hazırlanan kumaş keselere konulup kaldırırız.
Kırmızı biber de alınarak sirkeli, tuzlu suda kaynatılıp sarımsak ve maydanoz ilavesiyle kavanozlara dolup turşuda yapıldımı ohhh. 
Bu arada tarhanadan bahsetmedim sanmayın yapmıyoruz oda yapıldı hem de tüm evi tarhana kokusuyla doldura doldura ve kışlık rafında yerini aldı bile.

Bunca işin üstüne yorgunlukla giden gücümüzü geri alabilmek için akşama tatlı yapılacak ama iftardan sonra. 
Geçen hafta içinde verdiğimiz şehitlerimiz ve selden hayatını kaybeden vatandaşlarımız için Yasin-i Şerif okuyup, bir bardakta olsa helva yapmaya niyet ediyorum. En azından ruhlarının  hafiflemesi ve onları anmak için. 
Böylelikle oralara gidemeden de olsa hiç bir şey yapamasam da böylelikle onları anmış olacağıma inanıyorum.
Daha önce de yazmıştım  uyan ey gözlerim adlı yazımda mezun olduğum okul ve bana kazandırdıkları hakkında. Bu bana hayata iki değil dört gözle bakmama ve yorumlamama vesile olmuştur.


Eşim tv'de maç yorumlarını izlerken spikerin maç öncesi söylediği bir cümle de üzüldüm çok üzüldüm. Dedi ki " Vestel Manisa - Sivasspor maçı öncesi selde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.  
Allah aşkına geçen hafta sadece selden ölen olmadı ki yurdumda. 
7  tane şehit verdik biz. 7 değil 14 eşleri,nişanlıları,sevgilileriyle, hatta 28 anne ve babalarını da eklemek lazım. Kardeşleri yok muydu onların 2 den hesap etsek 42 eder yanlışım var mı buraya kadar ? Varsa düzeltin lütfen.  
Daha da devam eder bu dayılar, teyzeler, amcalar falan. 
Bir de göcük altında kalanlar Zonguldak'ta. 


Var mı ekleme yapmak isteyen?



11 Eylül 2009 Cuma

Yazmak istemezdim

Ne yazık ki ülkemiz koşullarında geçerli olan bu haberi yazmayı istemezdim.
Kızlık muayenesi öldürdü.



Sonra yaaa demek sadece bizim ülkemizde değil. 
Amerika'da bile varmış diye şaşırsam da bu haberi de yazmak istemezdim. 
İki yaşında çocuğa işkence.



Hele  hele "bu dünya insanları nereye gidiyor yaa" diye sesli sesli düşünerek bu haberi yazmayı hiç istemezdim. 
Bebek hırsızlığı vahşeti.



Hadi canlar gitti sele kurban verdik elbette üzgünüz :((((
Ya bu hayvan dostlarımız onların hesabını hangi  "HAYVAN" verecek ?
Bunu da yazmayı hiç istemezdim.
İstanbul selinde 130 hayvan telef oldu.


Bu haberi de yazmayı hiç istemezdim.
Antalya'da yüzlerce köpek itlaf oldu.

10 Eylül 2009 Perşembe

7 KADIN

cesetizleri yazısına bir şarkı eklemiş. 
Dinlerken bana hatırlattıkları bu oldu.
Şarkıyı yükleyemedim bir türlü. 
Esengül söylemiş Beterin beteri var. 
Dinlerseniz umarım aynı duyguları yaşarız.

Sabah 8'de işbaşı yaptı o 7 kadın.
Evden çıkarken bıraktıkları bebekleri uyuyordu onların.
Kafaları zonklatan sanayi tipi dikiş makinasının başında bir yandan diktiler bir yandan da ev ve hayattaki sıkıntılarını düşündüler. 
Genelde dikim atölyelerinde çalan bu müzikle daha da efkarlandılar bastılar da bastılar makinanın pedalına. 
Usta bağırdı "İş yetişmiyor" 
Nasıl yetişsin dedi o 7 kadın. "Dertlerimiz daha büyük" 
Ne sigorta, 
Ne düzgün yemek, 
Ne de mesailerle geçen günlerden sonra bitmeyen yorgunluk, yılgınlık.
Peki ay sonu ellerine geçen para, azaltmadı yinede sıkıntılarını.
Gökler ağlıyordu o gün. 

Değil bardak kovadan boşalırcasına.
Dertlerine ortak oldu. 
O sular sel oldu, onlar içlerine akıttı.


Akşam oldu paydos verildi. 
O 7 kadın doluştu mezarlık gibi bir arabaya. 
Servis bu ne de olsa işyeri vaad etmişti işe girerken "servisimiz var " diye onlara. 
Ama bu servis aracı onları evlerine değil sel suyuyla mezarlarına götüren tabutları oldu.
Dertleriyle, sıkıntılarıyla beraber.


Ne anlatsam ki? Ne desem ki?

Ne anlatsam ki? Ne desem ki?
29 harften oluşan güzel Türkçem yetişir mi acaba yüreğimdeki acıları tarif etmeye?
Biz ne olduk? Nasıl bir evrim geçirdik ki bu kadar duyarsız, kayıtsız  insanlar olduk  acı çekenlere karşı?
Milli takımımız ya da tuttuğumuz takım gol attığında sokaklara fırlayan bizler acılara nasıl böyle tepkisiz kalabiliyoruz?
Yurdumun bir yanı selden mahvolmuş bir yanında 6 şehit ateş yakmış yürekleri ama  gelgelelim tvlerde diziler, yarışmalar son hız maşallah. Ferhunda neler yapıcak? Bihterle behlülü gören kim? Hamdi beyin son teklifi ne ?
Bir de gözümüze soka soka haberlerde verilen o görüntüler. Sele kapılmış insanların son görüntüleri adı altında sanki göremiyormuşuz gibi tekrar tekrar daire içine geri alınarak, yavaşlatılarak  izlettirilen resmen çin işkencesi görüntüler. Bir insanın son anları mahremdir bence. Tvlerde reyting uğruna yayınlanması gereken görüntüler değildir. Elimizi uzatamasak da o an için gerekli olan  o kişiler için dua etmemizdir. Öyle elimizde cep telefonu son sistem kayda almak değildir. O kişilerin hiç mi ailesi, sevenleri yok. İnanın o görüntüleri izlemedim, izleyemem.  Zaten bakamam filmde olsa bakamam. Biraz izledim kapattım hemen. O insanların aileleri nasıl izleyecek yürekler dayanamaz. Ama yine de ağlıyorum şu anda. Hem de o seller kadar. 
Bir de bu yetmezmiş gibi son bir haftadır mayıs ayında trafik kazasında vefat eden halamın kızının mobese kameralarından elde edilen kaza ve ölüm anı yayınlanıyor tvlerde, internette ki haber kanallarında. İleri geri oynatıyorlar. Ve biz tekrar tekrar ölüyoruz o anda onunla beraber.
Zaman yas tutma zamanı, 
Ölenlerimiz için dua etme, 
Geride kalan acılı ailelere sabır dileme vakti. 
Bir de kendini bilmezler için de akıl, fikir, olayları muhakeme gücü dileme zamanı.

Not: Büyük yazdım olur a belki o kendini bilmezlerden biri okurda bir nebze aklı çalışır diye.