28 Şubat 2010 Pazar
Pazar'ın içinden
Çokk şükür ki yağmur yağmadı.
En çok da pazarcılar için sevindim aslında ne zor oluyor o zaman.
Tontiş ve Pontiş'imle oynadım bahçede.
Elimde bir boş naylon torba nasıl koşturdular peşinden.
Bazen de poşeti kafalarına geçirdim kurtulmaya çalışırken hırlayıp, havladılar.
Yukarıya çamaşır asmaya çıktım yüksek basamağı çıkamayınca kaldılar.
Ama yukarı bakıp oyunlar yaptılar bana.
Akşama teyzemin kızına gidicez maç izlemeye,
Galatasaray - Kasımpaşa.
Her pazar maç saati gidiyor maç bitincede stadı pardon evi boşaltıp çıkıyoruz.
Eee yüzüm olsun diye de tatlı yaptım, revani.
Gerçi çok tatlı sever olduklarından boll şerbetli istediler ama
Ben öyle çok tatlı yiyemem kararında yaptım şerbetini.
Eşim tv'de Karşıyaka Basket maçını izlerken,
Ben de Kayınvaliedemin verdiği ceketini kendime uydurmaya çalıştım.
Krem renk, delikli baklava desenli bir ceket.
Kendi bedenine göre yaptım tabii,
Annem'in bedenine göre ceket 5 numara.
Ben de başka bir ceketimin üzerine yatırdım,
Hiç acımadan kestim.
Sonra da makinam olmadığı için elimde diktim,
Tığlada tekrar sık iğne yapıp geçtim,
Çok hoş bir hırkam oldu.
Sağolasın Anne'cim.
Geçen gün Begonvilli ev yapmış kıymalı karnıbahar yemeği.
Nasılll canım çekti.
Aldım pazardan karnıbahar Eşim'e dedim.
"Kıymaya yazık olucak" dedi.
Bir karnıbahar yemeyen olarak kendisi.
Midem sebze görsün azıcık ayol.
Yemek seçen biriyle yaşam çok zor.
Ama bir yandan da güzel çünki severek yediğim hiç bişeyi o yemeyince hepsi bana kalıyor :))
İkimiz aynı Uno reklamındaki markette alışveriş eden karı-koca gibiyiz.
Kesinlikle aynı yemeklerden hoşlanmıyoruz.
O ne kadar etçiyse ben o kadar otçuyum.
26 Şubat 2010 Cuma
Tamam tamam hep üzüntülü anlarımda ağlamadım ki ben.
Biraz da gülelim olmazsa de mi?
Mesela,
2002 Dünya Kupasında Türk milli takımımızın geçtiği her turdan sonra işyerinde arkadaşlarla biribirimize sarılıp ağlardık.
2003 yılında Eurovizyon Şarkı yarışmasında Sertab Erener'le 1.olduğumuzda da ağlamıştım.
2007 yılında İzimir'imde yapılan Cumhuriyet Mitinginde de çok ağladığımı bilirim.
Sonra her sene 9 Eylül'de sabah uyandığımda sanki dün düşmandan kurtulmuş gibi İzmir'imde gözlerimin yaşardığını bilirim.
Ve bazen gülmekten de gözlerimin yaşardığını bilirim.
Biraz da gülelim olmazsa de mi?
Mesela,
2002 Dünya Kupasında Türk milli takımımızın geçtiği her turdan sonra işyerinde arkadaşlarla biribirimize sarılıp ağlardık.
2003 yılında Eurovizyon Şarkı yarışmasında Sertab Erener'le 1.olduğumuzda da ağlamıştım.
2007 yılında İzimir'imde yapılan Cumhuriyet Mitinginde de çok ağladığımı bilirim.
Sonra her sene 9 Eylül'de sabah uyandığımda sanki dün düşmandan kurtulmuş gibi İzmir'imde gözlerimin yaşardığını bilirim.
Ve bazen gülmekten de gözlerimin yaşardığını bilirim.
Ağladığım anlar
Şimdi benim öyle pek çok fazla gizlim saklım yoktur.
Öyle bir kişiye anlatmasam da bir çok dostumda vardır paylaştığım sırlarım.
Bu sayfada da her zaman kendimi yazdım.
Hissettiğimi, yaşadığımı, gördüğümü, sevdiğimi, kızgınlığımı...
Dedim ya kendimi.
Aslında hep gülen bir insanımdır ama hiç mi ağlamam.
Ağlarım.
Bazen kendime, karşımdakine, gördüğüm şahit olduğuma,
Çaresiz kaldığıma, sıkıldığıma, üzüldüğüme.
İşte aklıma gelen en iyi ağlaklıklarım;
*2008 yılında Didim'de evde göstermemek adına gözyaşlarımı kendimi sokağa atıp civciv sıcağında bir sokak köşesindeki bahçe duvarında.
*Evlendiğim gece düğün salonundan çıkarken Annemden, Babamdan ayrıldığımdan fazla gözümün önüne gelen erkek kardeşimin bana -Şenoooo- diyişiyle hıçkırıklara boğulduğumda.
Not: Elime kına yakılırken bile ağlamamıştım.
*2009 Ekim ayında bir ayağı kırık çöp konteynerine ağlayışım.
*O an için doğru olduğunu düşündüğüm bir hareketim için bir kaç yıl sonra yaptığımın yanlış olduğunun farkına varıp nasıl özür dileyeceğimi düşündüğüm bir anda Kayınvalidem'e itiraf edip, O'nunda çok ama çok olgun bir şekilde karşılayıp bana o an için olmasa bile şu an için hak verdiğini belirten sözlerinden sonra sarılıp ağladığım an.
*1996 yılında gece yarısı bir telefon görüşmesinden sonra koridora uzanıp yerdeki halıyı ıslatıncaya kadar beyhude ağlayışım- Şimdi çok da gereksizmiş diye düşünüyorum-
*1994 yılında Erkek kardeşim için öğrenim gördüğü Gaziemir Hava Teknik Okullar komutanlığına gidip de görüşemeden geri dönerken o uzun ama ağaçlı yolda.
*Babaannemi defnettikten sonra Ödemiş'ten dönerken yolda acıkıpta yediğim gevreğin ilk lokmasında aklıma gelen Babaannecim bunu yiyemiyecek artık diye düşündüğümde otobüste.
*2000 yılında Diyarbakır'da düşen chesna tipi uçakta, alakasız biri tarafından o an için erkek kardeşiminde olduğunu bana söylediklerinde kardeşimin telefonda sesini duyduğum halde inanamıyarak ağladığım an.
*2009 Mayıs ayında trafik kazasında vefat eden halamın kızı Gülizar ablamın aylar sonra tv'lerde yayınlanan çarpma anı görüntülerinde.
*2009 Nisan ayında bahçe kapımızdan atlayıp kayıp olan köpeğim, dostum, yol arkadaşım Lucky için Sezen Aksu'nun "yol arkadaşım" şarkısını her dinlediğimde.
*2005 yılında bir zarf içinde bilmeden ailemin birisine olan 600-Euro'luk borcunun parasını çöpe attığımı fark ettiğimde.
25 Şubat 2010 Perşembe
Kandiliniz mübarek olsun
uyan ey gözlerim
Bu gece kulun yalvarış ve yakarışlarını Yüce Mevla'ya sunacağı ve O'nun sonsuz affından, merhametinden, iyiliğinden bol bol yararlanacağı umut, huzur ve müjde gecesidir.
Kandiliniz hayırlı olsun!
Bugün ellerini semaya gönlünü Mevlaya aç, bugün günahlardan olabildiğince kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç çünkü bugün kandil,
Kandilin mübarek olsun.
Allah'ın rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun, kabriniz nur dolsun, makamınız Firdevs, dualarınız kabul olsun.
Kandiliniz kutlu olsun..
Gül bahçesine girenler gül olmasalar da gül kokarlar. Kainatın en güzel gülünün kokusunun üzerinizde olması temennisiyle...
İyi Kandiller..
Size karanfilin sadakatini, sümbülün bağlılığını, menekşenin tevazusunu, lalenin gururunu, leyleğın saadetini versek, bize de dua eder misiniz?
Kandiliniz mübarek olsun..
24 Şubat 2010 Çarşamba
Tontişm, Pontişim
İzmir'de dışarıda çok güzel bir yağmur var şu anda. ( saat: 23,19 )
Önce şimşek çakıyor ve ben başlıyorum saymaya.
1, 2 , 3, 4, 5....
Eğer gökgürültüsü rakam sayım az olduğunda geliyorsa demek ki
Elektrik yüklü kızgın bulutlar yakında demektir.
Aklımıza minik köpeklerimiz Tontiş'le Pontiş geldi,
Akşam yemeğinden kalan tarhana çorbasına ekmekleri doğradık Eşim'le ufak ufak.
Sonra içine yine biraz kalmış patates püresi,
Dün onlara alıp haşladığım tavuk sırtının suyundan da ekledik.
Ben de arka bahçedeki eski odasından alıp getirdim onları.
Birbirlerine sokulmuş yatıyorlardı,
Yemeğin kokusunu alınca şapır, şupur tabağı yalarcasına yediler.
Karınları nasıl şişti yaa :))
Şimdi bugün bir arkadaşım bir köpeği sahipleneceğini söyledi.
Düşünüyorum hangisini versem diye ne zor bir karar yaaa...
Aslında niyetim boz renkli olan Tontiş'i vermek çünki o biraz daha sakin
Sokakta ya da barınakta yaşayamaz.
Siyah olan Pontiş ise biraz daha cevval,
Kardeşiyle ya da benim eşofmanların paçalarıyla oynarken daha çok sinirleniyor ve hırlıyor.
Sanki hakkını arıyor gibi,
aslında onlar için böyle bir kararı verdiğimden dolayı da üzülüyorum
Ama en azından bir tanesi daha yuva bulmuş olucak.
Umarım Pontiş'i de yan komşularımız alır çıtlattım biraz çünki isteklerini belirtmişlerdi
Ehh bu kadar zamana kadar bile onları yaşatabilmek güzel bir duygu.
23 Şubat 2010 Salı
Yine Jane Austin "Kül ve Ateş"
Ben böyleyimdir işte. bişeye taktım mı ıcığını, bıcığını çıkarana kadar oyalanırım onunla.
Mesela enn sevdiğim yemek sarımsaklı, yoğurtlu kurdele makarnadır.
Her açlıktan gözümün döndüğü anlarda bir solukta yerim ve verilse her öğün yerim kokusu hiç bozmaz beni.
Kokuyu alan düşünsün- şaka tabii yerine göre yerim- Ama her seferinde de aklıma gelen enn lezzetli yemektir kendisi. Sonra çok ama çok beğenerek bi giysi aldım diyelim tamam artık kirleninceye kadar giyerim. Akşam yıkarım sabah yine giyerim. Amann derim ne önemi var ki ne zaman öleceğim ne malum "Giy Şenizzz" derim, kendimi ödüllendiririm.
Şimdi de Jane Austin'e taktım. Habire onun romanlarını arıyorum her yerde. Bugün Elticimle dışarıdaydık yine. Behçet Uz Çocuk Hastanesi'nin arkasında ki Sevgi Yolunda. Gerçi daha çok test kitapları satan, bir kaç yerde de okunalısı eski kitaplar, yeni kitaplar satan o güzel sokakta. Aradım buldum yine bir Jane Austin "Kül ve ateş" varya onunda filmini izlemiştim aslında. Hugh Grant ve Emma Tompson oynuyordu haa bir Kate Wınslett. Kate daha o zamanlar Titanic filmini çevirmemişti. Ama tabii kitabını okumak her zaman farklı oluyor.
Gerçi bazen okuduğum bir kitabın film halini görünce hayallerim yıkılır. Hiç de hayalimde yaşattığım gibi olmaz, ilk beş dakikadan sonra izlemem bile. Buna örnek ; Dan Brown Da Vinci Şifresi.
Bazen de okurken tasavvur edemediğim, hayalimde canlandıramadığım kitapların konuları vardır ki filmini izlemek daha kolay gelir bana buna da örnek Yüzüklerin Efendisi diyebilirim. Tüm serisini aldım bu kitabın hatta dediler ki önce başka kitaplar var onları oku hobbitleri anla sonra Yüzüklerin Efendisini oku. Tamam dedim aldım ama nafile kafamda canlandıramadım sıkıla sıkıla okudum ama filmini çok beğendim.
Şimdi de kitabını okuduğum bir filmi izlemeyi düşünüyorum. Bir Geyşanın Anıları. Ne heyecanla okudum o kitabı. Gece yarılarına kadar yaz mevsiminde eşim uyurken ara sıra pencereden gelen o beni ferahlatan rüzgarlarla.
Bir de filmi yapılmadı ama radyo tiyatrosu yapılan - ne yazık ki çalıştığım için dinleyemediğim- Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı adlı kitabı. Aslında Orhan Pamuk'u biz Türklere karşı yaptığı yamuktan dolayı affedemesem de bu kitabını 11 yıl geçmesine rağmen hala açıp bazı yerlerini tekrar okuduğum anlar vardır. İlk okuduğumda eşimle nişanlıydım, okul ve çalışma hayatımdan sonra ilk kez kış zamanı evde kalmıştım. Aynı kitaptaki gibi soğuk ve yağmurlu bir kış haftasında sıcacık yanan sobanın yanında, çayın kaynıyan sesine, yağmurun sesinin o zaman biraz rahatsız olan Babacımın yatarken çıkardığı iyileşme mırıltılarına karışarak okumuştum.
Şimdi dedim ya taktım bende moda Jane Austin, ha gayret diğerlerinide alıp okurum artık.
Tanju Okan ve Kadınım
"Deniz kenarında gece ilerlemiş bayağı,
Ay'da gitmeye niyetli ama bırakamıyor
Sahilde masa başında
Kalakalmış yapayalnız, eli başına dayalı adamı.
İçinden bu şarkıyı mırıldanıyor besbelli,
Son bir "kadınım" desem diyor
Döner mi acaba?
Sever mi beni tekrar,
İlk günlerin
O insanın başını döndüren,
İçini pır pır ettiren hisleriyle ?
"Kadınımmm"
Not: Esti aklıma bu şarkı , dinlemek için açtığımda dökülüverdi bu şiir birden.
21 Şubat 2010 Pazar
Gönül salıncağı
müzik - erkin koray gönül salıncağı (silversword)
izlesene.com
Hava çok güzel millet pikniktedir sanırım.
Kurulur salıncaklar ağaçlara,
Başımızda papatyalardan taçlar,
Salla beni sevgilimmm gönül salıncağında...
20 Şubat 2010 Cumartesi
Tontişimm, pontişimm
İşte biraz daha büyüyen yavrularımdan bahçemde misafir ettiklerim.
Ne zaman bahçeye çıksam hemen ayaklanıyor ve ayaklarımın dibine dolanmaya başlıyorlar.
İsimlerini koymasamda daha ben onlara hep,
"Tontişimm, pontişimm" diye sesleniyorum.
Dün akşam telefonla konuşurken bahçeye çıktım oturdum bi yere ayağımda çorabım yoktu,
Ben ayak parmaklarımı oynattıkça biri ayak parmaklarımla oynadı, dişlemeye çalıştı,
Diğeride arkama geçip sırtıma çıkmaya, ceketimi ısırmaya çalıştı bir hırıltıyla :))
İşte bu daaa nisan ayından beri hala kayıp oğluşum :(((
LUCKY'cimmm....
19 Şubat 2010 Cuma
Nescafe, böörek ve Jane Austin
Şu anda istediğim tek şey;
Sıcak bir nescafe yanında da dün yaptığım kıymalı patates bööreğiyle, klasik müzik eşliğinde,
uzanıp şöyleee koltuğa yandaki kitabı okumak.
Endişelenmeyin sizin yerinize de okurum kitabı, içerim nescafeyi ama böörekler konusunda söz veremem :)
Not: Böörek sözcüğündeki Ö'ler nedense börek değil böörek diye telaffuz etmemdendir.
17 Şubat 2010 Çarşamba
Köpekler kadar yorgunummmm
Sabah kalktım hava bir güzel bir güzel.
İliğim, kemiğim ısındı vallaha.
Yarın gelicek olan caaanımm lise arkadaşımın istediği bir kitabı almak için Konak Pier'e gittim.
Tabii hava güzel yaa.
Önce uzun kalın bir ceket giydim bahçeye çıktım ıııhh hava güzel kalın gelicek bu dedim.
Tekrar girddm bu sefer 2 tane ince tişört ve yine biraz daha ince bir ceket giydim çıktım.
Sanki tüm İzmir sokaktaydı bugün.
Konak İskeleden deniz kenarından dolanıp Konak Pier'e vardım.
Remzi Kitabevi'nden arkadaşımın istediği İnci EYeşilyurt'un "Kocacığım isterse kölem olur musun" adlı kitabı.
Kendime de çokkk sevdiğimmm Jane Austin'in kitaplarından "İkna"yı aldım.
Sanki filmini izledim gibi geliyor bana ama yine de okumak daha başka olur.
Aşk ve Gurur'da vardı ama lisede kitabını okumuştum, TRT 3'te dizisini izledim, filmini izledim.
Aslında tam bir Bay Darcy aşığıyımdır ben :))
Neyse kitapları alınca elticiğimi aradım ,
-burda -ciğim eki gerçekten çok sevdiğimdendir başka bir mecaz anlamda diil.
Buluşalım gel sana Kızlarağası'nda kahve ısmarlıyayım dedim.
O'da Şirinyer'e pazara gidecekmiş orda buluşalım dedi 1 saat sonra.
Ben de vakit geçsin diye bir kumru aldım,
-İzmir'ce kumru = içine tulum peyniri, domat ve biber konulan sandviç türü yiyecek :)-
Sonra da Pasaport'un orda denize karşı bir banka oturup bi yandan kumrumu yedim
Bir yandan da İkna'yı okumaya başladım.
Vaktin geldiğini düşünüp otobüse atlayıp Şirinyer'e gittim.
Eltimle buluştum önce bir çay içtik sonrada pazarda o tişörtçü senin, o tişörtçü benim dolaşmaya başladık ama bu arada ayaklarım topuklu ayakkabıdan çok ağrıdı :(
Parka karşı bir kahveye yine çay söyleyip parktaki banklara oturup çay içip yorgunluk attık.
Ama eve geldiğimde öyle yorulmuş, öyle üşümüşüm ki battaniyenin altına girdim.
Eşim gelene kadar uyudum.
Şimdi iyiyim yarın canımm arkadaşım gelicek.
Eee 5 yıl aynı sırayı paylaştık,
İyi gecelerr....
Çok kelimelerim, sözcüklerim var kafamda. Yakalayıp birbirine denklemek, güzel cümleler kurmak istiyorum ama nedense yaramaz bir çocuk gibi bana nanik yapıp kaçıveriyorlar. Sayfamda yayınladığım yazılarımın arşivine baktım biraz nedense Ekim ayı gibi bende bir hüzün, bir ağlamaklık havası nasıl hakim olmuşsa yazılarıma da yansımış. bunun en güzel örneği bir ayağı kırık çöp konteynerine ağlayan kendim için yazdığım yazıyla sabittir. Sağolsun yorum yapan blogdaşlarım bunun kış mevsimin getirdiği ölü toprağı gibi olmamaıza bağladılar.
Öyle mi peki ?
Bu bir itirafsa eğer, içten içe tütmekte olan ve bir türlü söndüremediğim, halledemediğim, halletmek için de bir çaba sarfetmediğim bir sorunum için olabilir.
Bundan sonrasını yok yazmıyacağım çünki yazarım şimdi sonra da pişman olurum.
Sağım solum beli olmaz belki de hallederimde.
Ondan sonra da alır beni bir tasa neden yazdım ki ? Ne gerek vardı ki ? Madem çözecektin bir gücün olduğunu biliyordunda niye anlattın ki şimdi der yer bitiririm kendimi. Sizden daha iyi tanımazmıyım kendimi?
Dile kolay tam 36 senedir bereberim kendimle.
Not: Yine ağladım, ben ki kolay kolay ağlamazdım.
Ama ağlayınca sanki her damlada içimden kazındı bişiler,
Karıştılar gözyaşıma eriyip gittiler.
İçime akıtsaydım daha kötü olurdum biliyorum.
16 Şubat 2010 Salı
Yattım, zıbardım
Evett demiştim dün akşam accayippp uykum vardı.
Arkadaşıma gittim dün, kahveler, çaylar derken,
Akşamda annemler bizdeydi onlarla otururken
Yine çaylar, kahveler derkenn
Bunca kafeine rağmen gözlerim kapanmamak için zorlandılar.
Neyse yattım ama nedense kafein o zaman etkisini gösterdi işte.
Beynimde sürüyle düşünce başladılar çalışmaya,
Dır dır dır aman Allah'ım,
Sanki motoru dışarıda kaldığı için çok ses yapan
Bir arabanın içinde gibi uyuyamadım.
Oraya koydum bişi olmadı,
Üstünede bir düşünce daha ekledim.
Ne yazık ki o düşünceyi dolduramadığım içinde
Kendimi yiyip bitirerek en çok da beynimi,
Sabaha karşı anca uyuyabildim.
Beni en çok sinir edende ben uğraşırken o düşüncelerle
Eşimin bana inat tatlı bir şekilde uyuyup tıslaması bazen de horlaması oldu :))
15 Şubat 2010 Pazartesi
Tumba yatak
Çokk ama çokkk uykum varrrr !!!
Madem öyle git yat zıbar derseniz,
Haklısınızzz...
Birazdan birazdan,
O yatak, o yastığım
Nasıl da gözümde tütüyor yaa...
Zzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz
14 Şubat 2010 Pazar
Dünden bu yana
Dün çok güzel bir gelişme oldu :))
Bakımını üstlendiğimiz minik köpek yavrularımızıdan ikisine yuva bulduk.
Yan komşum sağolsun bahçeli evi olan bir tanıdığını getirdi onlarda 2 tane yavrumu aldılar.
Üzüldük mü?
Elbette ama en azından mutlu olacakları bir yere gittikleri için sevindik.
Şimdi kaldı elimde 2 tane dahaaaa.
Onlarıda belkiii Çarşamba günü gibi bir yuva edindirme imkanım var.
Bakalım nasip.
Dün dışarıdaydım, gece eve geldiğimizde bilgisayarımızı açamadık bir türlü.
Oysa daha salı günü formata gitmişti. Haydii bu sabah tekrar götürdüm bilgisayarcıya.
Bu arada koca kasayı ben taşıyorum oraya.
Akşam üstü Eşim'in işyerine gittim beraber çıktık bilgisayar satan mağazalara bakınalım dedik.
Şimdi şu özel günde bana cep telefonu gelecekti hediye ama bilgisayar bozulunca öncelikler değişti.
Ama bilgisayar fiyatlarını da görünce çok şaşırdım bu kadar pahalı olabileceklerini bilmiyordum.
Bir kere de şansımızı Forum Bornova'da deneyelim dedik.
Teknosa'ya giderken Eşim sayısal oynamadım dedi büfe aramaya başladık bende sıkıldım,
Eşime " Sen git bife ara ben şu ayakkabıcıdayım" dedim.
Veee almayı çok istediğim bir ayakkabı modelini buldum.
Topuklu, siyah gri renkte, bilekten bağlamalı hoş bir ayakkabı.
Ve giydiğim anda da tamam bu ayakkabı dedim.
Eşim geldi ve O'na "
"Sevgililer günü hediyen için teşekkür ederim." dedim
Şaşırdı biraz ama cep telefonuna göre daha ucuz olunca mutlu oldu.
Daha sonra eve geldik ve bilgisayarcımız tüm uğraşları sonucu saat; 01,00 gibi bilgisayarın bittiğini haber verdi. Ertesi güne bırakmak istememiş yoksa yapamazmış falan.
Neyse Eşim almaya gitti, ben de Haber Türk'te Tarihin Arka Odası adlı programı izlemeye devam ettim.
Program hala devam ediyor, bazen geyik muhabbetleri dönsede tarihi değişik bir şekilde öğrenmek adına güzel bir program olduğuna inanıyorum.
Not: Sevgililer gününüz kutlu olsunnn..
11 Şubat 2010 Perşembe
Sevgililer günü
Akşam Eşimi bilgisayarda cep telefonları sitelerine bakarken yakaladım.
Başında dikilip "Hayırdır?" dedim.
Hemen kapatmaya çalıştı sayfayı, zaten yavaş olan bilgisayarımızında inadı tuttu,
Kapanmak bilmedi.
Ehh ne düşündüğünü anlamış bulundum.
Gerçi cep telefonum şarjı artık tutmamaya başlayıp olmadık zamanlarda kapanmaya başlamıştı.
Ama bişi diyim mi laf aramızda ben daha başka şeyler hayal ediyordum.
Bir sepet dolusu çeşitli çukulatalar,
İçinde çeşitli kremlerin bulunduğu bakım setleri,
Sabunlar, şampuanlar, duş jelleri, parfümler, lavanta keseleri,
İki tane nescafe fincanı, nescafe, çukulata ve kurabiyeler,
Çeşit çeşit meyveler, peynirler, mumlar ve şarap,
İşte canım aşağıdaki gibi şeyler yani,
Nasıl fikir ?
Başında dikilip "Hayırdır?" dedim.
Hemen kapatmaya çalıştı sayfayı, zaten yavaş olan bilgisayarımızında inadı tuttu,
Kapanmak bilmedi.
Ehh ne düşündüğünü anlamış bulundum.
Gerçi cep telefonum şarjı artık tutmamaya başlayıp olmadık zamanlarda kapanmaya başlamıştı.
Ama bişi diyim mi laf aramızda ben daha başka şeyler hayal ediyordum.
Bir sepet dolusu çeşitli çukulatalar,
İçinde çeşitli kremlerin bulunduğu bakım setleri,
Sabunlar, şampuanlar, duş jelleri, parfümler, lavanta keseleri,
İki tane nescafe fincanı, nescafe, çukulata ve kurabiyeler,
Çeşit çeşit meyveler, peynirler, mumlar ve şarap,
İşte canım aşağıdaki gibi şeyler yani,
Nasıl fikir ?
Yandım yandım
Benim bir huyum var
Mesela diyelim bir şarkı o an için çok moda.
Yıkılıyor her yer o şarkıyla,
İnsanların dilinde marş olmuş,
Kafelerde çalınıyor,
Yoldan bir araba geçiyor bangır bangır,
Radyolarda istek alıyor sürekli
Gerekli, gereksiz, alakalı, alakasız insanlar için.
İşte ben o şarkıyı o en moda anında dinlemem hiç.
Beklerim
Herkes dinlesin, tüketsin, iliğini, kemiğini bi sıyırsın bakalım derim.
Geriye mutlaka keşfedilemeyen bişileri kalır.
Sanırım 2002 yılı gibi falan eşim o zaman Bodrum'da çalışıyor,
Ben de İzmir'de ara ara görüşüyoruz.
Bir hafta sonu yanına gittim Bodrum'a.
Zaten bodrum demek benim için MFÖ demek.
Bodrum'da Öğretmen Evi üstünde kurulmuş masa yiyiyor, içiyoruz.
Fonda da MFÖ'nün konseri var Bodrum'da,
Uzaktan uzaktan esen o rüzgara karışıp geliyor bize.
Gece oluyor yola çıkıyoruz Turgutreis'e gidiyoruz
Yolda arabada bu şarkı çalıyor
İlk ozaman dinledim tam anlamıyla içime sindire sindire.
Şimdi ne zaman dinlesem o an gelir aklıma,
Arabada bu şarkı çalıyor,
Eşim yanımda,
Havada yıldızlar seçiliyor karanlıkta,
Ege'ye özgü o dağlardaki kokulardan geliyor burnuma,
Arabanın açık camlarından giren rüzgar saçlarımda dolanıyor,
Dilimde sözleri,
Yandım yandım yandım...
10 Şubat 2010 Çarşamba
İşte benim yavru köpüşlerimmmm
İşte evimde bana dertlerimi unutturan yaşama sevinci katan 20 günlükken annesiz kalan yavru sokak köpeklerim.
Şiir
BEN
Beni bir mevsime benzetmek istersen eğer;
Sonbaharım...
Kimi zaman köşeden gülümseyen bir güneş olurum,
Kimi zaman döne döne düşen bir yaprak.
Kimi gün usul usul yağan bir yağmur olurum,
Kimi gün deli deli savuran bir rüzgâr.
BEN SONBAHARIM...
Beni bir çiçeğe benzetmek istersen eğer;
Çiğdemim...
Sapsarı rengiyle içini ısıtan,
Koparmak istersen ellerini kanatan,
Erişemeyeceğin kadar derinde
Korkacağın kadar narin.
BEN ÇİĞDEMİM...
Beni bir renge benzetmek istersen eğer;
Griyim...
Ne beyaz kadar saf, berrak ve katkısız,
Ne siyah kadar net, kasvetli ve asil,
Tam ikisinin ortası.
BEN GRİYİM...
Beni bir kavrama benzetmek istersen eğer;
Sevgiyim...
Bir bebeğin gülüşü kadar içten,
Güneşin doğuşu kadar sabit,
Gecenin rengi kadar etkileyici,
Yaşam kadar ürkütücü.
BEN SEVGİYİM...
YA SEN ?
Beni bir mevsime benzetmek istersen eğer;
Sonbaharım...
Kimi zaman köşeden gülümseyen bir güneş olurum,
Kimi zaman döne döne düşen bir yaprak.
Kimi gün usul usul yağan bir yağmur olurum,
Kimi gün deli deli savuran bir rüzgâr.
BEN SONBAHARIM...
Beni bir çiçeğe benzetmek istersen eğer;
Çiğdemim...
Sapsarı rengiyle içini ısıtan,
Koparmak istersen ellerini kanatan,
Erişemeyeceğin kadar derinde
Korkacağın kadar narin.
BEN ÇİĞDEMİM...
Beni bir renge benzetmek istersen eğer;
Griyim...
Ne beyaz kadar saf, berrak ve katkısız,
Ne siyah kadar net, kasvetli ve asil,
Tam ikisinin ortası.
BEN GRİYİM...
Beni bir kavrama benzetmek istersen eğer;
Sevgiyim...
Bir bebeğin gülüşü kadar içten,
Güneşin doğuşu kadar sabit,
Gecenin rengi kadar etkileyici,
Yaşam kadar ürkütücü.
BEN SEVGİYİM...
YA SEN ?
8 Şubat 2010 Pazartesi
Anket defteri
Ben küçükken "Anket defteri" diye bişi vardı.
Çizgisiz harita metod defterinin sol taraftaki yüzüne o zamanın meşhur artistlerinin, sanatçılarının resimlerini yapıştırırdık. İlk sayfada da çeşitli sayıda sorular konulur, arkadaşlara verilir cevaplanması istenirdi.
Genelde gizli olurdu. Bazende aleni.
Eğer hoşlandığınız biri varsa onun hakkında daha detaylı bilgiler alabilmek adına düzenlenen küçük bir oyun gibiydi bu defterler.
İşte sorulardan bazıları;
Adınız soyadınız?
Doğum tarihiniz?
Burcunuz ?
Sevdiğiniz 3 diye başlayıp devam eden sorular silsilesi.
İşte sevdiğiniz 3 renk, 3 yemek, 3 sanatçı, 3 arkadaşınız.
Aşık oldunuz mu?
Kim ?
Bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız 3 şey nedir?
Nerden estiyse aklıma şimdi bu bilmem.
Can sıkıntımın sebebi
Can sıkıntısı yazımın itirafıdır;
Aslında sıkkınlığım dün akşam başlamadı daha önceden oldu.
Şimdi sevgili akedeşlerim,
Biliyorsunuz bendeniz İzmir İmam Hatip Lisesi mezunuyum.
Hasılı bu durumda sağcı olmam lazım değil mi?
Ama değilim.
Ben ne tam sağcıyım ne de tam solcu.
Arası bişeyim. Kendimce şu yaşıma kadar tarttım, ölçtüm bişileri
Kendimce bişi çıkardım onu yaşıyorum, savunuyorum.
Atatürkçü'yüm ama Atatürk'ün ilkeleri üstüne yan gelip yatanlardan değilim.
Diğer tarafı kabul edip, düşünerek elimde sermaye biriktirmeye çalışıyorum.
Ama sırf kendim için zaten öbür tarafta hepimiz kendi bacaüımızdan asılmayacakmıyız?
İşte günümüzde alameti farika Facebook'ta eski okul arkadaşlarımı buldum.
Kimileriyle tanış olmsamada aynı okuldan mezun olmamnın verdiği ruhla arkadaşlık onaylarını kabul ettim.
Ordaki sayfamda bana gelen videoları paylaştım hep.
Ama o arkadaşlarıma göre karşı görüşleri taşıyan videoları.
Ben de onlardan gelenleri sineye çektim,
Kimi zamanda çok sinirlenip ayarlarımdan gizli yaptım onları.
Tenkit etmedim olur dedim elmayla armut neden yaratılmış ki dedim.
Amaaaa işin boyutu
" Dinsizlikle "
Suçlanmaya varıncaaaaa
Açıkta kalmış bir yarama tendürdiyot dökülmüş misali saldırdım durdum.
Sırf karşımdakine acımı hissettirmek adına.
İşte bunlara takıldı kafam.
Kendi hatalarını görmezler,
Tamam benim de seçim zamanı tarafını tuttuklarım çok mu ak sütten çıkma kaşık.
HAYIRR
Ben bu hataları görüyorum da siz nasıl kendi hatalarınızı göremiyorsunuz?
Anlayamıyorum.
Ve boş yere kendi canımı sıkıyorum.
Ohhh beeee rahatladımm....
Aslında sıkkınlığım dün akşam başlamadı daha önceden oldu.
Şimdi sevgili akedeşlerim,
Biliyorsunuz bendeniz İzmir İmam Hatip Lisesi mezunuyum.
Hasılı bu durumda sağcı olmam lazım değil mi?
Ama değilim.
Ben ne tam sağcıyım ne de tam solcu.
Arası bişeyim. Kendimce şu yaşıma kadar tarttım, ölçtüm bişileri
Kendimce bişi çıkardım onu yaşıyorum, savunuyorum.
Atatürkçü'yüm ama Atatürk'ün ilkeleri üstüne yan gelip yatanlardan değilim.
Diğer tarafı kabul edip, düşünerek elimde sermaye biriktirmeye çalışıyorum.
Ama sırf kendim için zaten öbür tarafta hepimiz kendi bacaüımızdan asılmayacakmıyız?
İşte günümüzde alameti farika Facebook'ta eski okul arkadaşlarımı buldum.
Kimileriyle tanış olmsamada aynı okuldan mezun olmamnın verdiği ruhla arkadaşlık onaylarını kabul ettim.
Ordaki sayfamda bana gelen videoları paylaştım hep.
Ama o arkadaşlarıma göre karşı görüşleri taşıyan videoları.
Ben de onlardan gelenleri sineye çektim,
Kimi zamanda çok sinirlenip ayarlarımdan gizli yaptım onları.
Tenkit etmedim olur dedim elmayla armut neden yaratılmış ki dedim.
Amaaaa işin boyutu
" Dinsizlikle "
Suçlanmaya varıncaaaaa
Açıkta kalmış bir yarama tendürdiyot dökülmüş misali saldırdım durdum.
Sırf karşımdakine acımı hissettirmek adına.
İşte bunlara takıldı kafam.
Kendi hatalarını görmezler,
Tamam benim de seçim zamanı tarafını tuttuklarım çok mu ak sütten çıkma kaşık.
HAYIRR
Ben bu hataları görüyorum da siz nasıl kendi hatalarınızı göremiyorsunuz?
Anlayamıyorum.
Ve boş yere kendi canımı sıkıyorum.
Ohhh beeee rahatladımm....
Canım sıkkın hem de çok ama çooookkk sıkkın.
Dün geceden beri başımı ağrıtırcasına sıkkın hem de.
Ama işin garibi biliyormusunuz
Neye sıkkın olduğunu da bilmiyorum.
Sanki içimde bir balon var şiştikçe şişiyor, şişiyor
Yakında da içimde patlayacak.
1 dakika kadar durdum burda yazacak bişi bulamadım.
Neyse umarım düzelirim,
Keşke bilgisayarlardaki gibi sistemi geri bir tarihe alma programımız olsa.
Hemen geçen haftaya alırdım kendimi :))
Not: Biraz sıkıntım dağılsın diye koydum o resmi,
Aranıyor olabilirim resimdeki gibi ama o para değeri çok az yaaa benimmm içinnn...
7 Şubat 2010 Pazar
Hava nasıl yağmurlu bir o kadar da soğuk.
Umarım bu yağmurdan sonra biraz düzelir havanın durumu.
Malum pazar bugün ve iki sokak sonra kurulan semt pazarına
gitmek pek bir işkence geldi bize. Ya orda ki satıcılar naapsın :((
Aslında pazardan pek alacağım bişi yok ama yine de ıslanmayı,
üşümeyi göze alarak gitmeye karar verdik.
Önce Eşim'in pek sevdiği "papağan çiğdemi" denilen çiğdemden aldık.
( Not: İzmir'ce çiğdem = çekirdek demektir. )
Bana da Ankara çiğdemi denieln beyaz çiğdem den aldık.
Eskiden kıbrıs çiğdemi vardı uzun siyaj çiğdem kalmadı artık onlardan.
Bir de ben küçükken yazın yediğimiz karpuzun çekirdeklerini tuzlayıp kurutup saklardık.
Annecim bir kumaş kese içinde saklardı.
Kışın çıkarır tavada kavurup yerdik.
O ne tattı öyle, kavrulmuş kahve tadında.
Yan komşularımızda kavunun çekirdeklerini saklardı aynı böyle ve kavururlardı.
yoklukmuydu yoksa çiğdemmi yoktu ya da öyle gördükleri için miydi bilmem.
Bana da Ankara çiğdemi denieln beyaz çiğdem den aldık.
Eskiden kıbrıs çiğdemi vardı uzun siyaj çiğdem kalmadı artık onlardan.
Bir de ben küçükken yazın yediğimiz karpuzun çekirdeklerini tuzlayıp kurutup saklardık.
Annecim bir kumaş kese içinde saklardı.
Kışın çıkarır tavada kavurup yerdik.
O ne tattı öyle, kavrulmuş kahve tadında.
Yan komşularımızda kavunun çekirdeklerini saklardı aynı böyle ve kavururlardı.
yoklukmuydu yoksa çiğdemmi yoktu ya da öyle gördükleri için miydi bilmem.
Sonrada maydanoz ve roka baktım. Maydanoz yapacağım lahana sarması için.
Roka ise mercimek çorbasının yanında müthiş oluyor. Haa bir de brokoli aradık.En sonunda bulduk bir yerde hemen alıp çıktık pazardan. Zaten biraz daha kalsaydık eminim yüzerdik.
Semt pazarımızın yeri geçici olarak değiştiği için ne yazık ki eski bir dere yatağının ıslah edilip betonlaşmasıyla oluşan bir yolda kuruluyor. Ne zaman yağmur yağsa tüm sular burdan akıyor. Zaten yağmurlu havalarda pazara terlikle giderim. Ayakkabıyla gidince ayaklarım daha çok ıslanıyor. Şimdi böyle terlikle olunca şap şap suların içinden geçtim. O soğuk sular parmaklarımın arasından geçerken soğuktan ürperdim. Eve gelince giderken sobanın yanına bıraktığım çoraplarımı giymek harika oldu.
Şimdi müsade bana birazdan Dijitürk'te Dizimax kanalında Grey's Anatomy dizim başlıyacak.
Sobanın yanında çiğdem çitirdeyerek seyredicem.
Arap kızı
İzmir'de öyle bir yağmur var ki,
Aklıma şu tekerleme geldi.
Yağmur yağıyorrrrr
Seller akıyorrrrrr
Aaarapppppp kıızııııı
Camdan bakıyorrrrrrr.
Aklıma şu tekerleme geldi.
Yağmur yağıyorrrrr
Seller akıyorrrrrr
Aaarapppppp kıızııııı
Camdan bakıyorrrrrrr.
6 Şubat 2010 Cumartesi
11 Temmuz 1997 Cumartesi Saat: 15,00-
Eşimle nasıl tanıştım anlattım mı hiç size?
Anlatmadım biliyorum :)))
Eşimle 11 temmuz 1997 yılında tanıştık.
Ama öncesinde şunlar oldu.
1994 yılında çalıştığım bir işyerinde Volkan adında arkadaşım vardı.
Daha sonra Volkan evlendi, ikimizde o işyerinden ayrılıp başka yerlerde çalışmaya başladık.
Ama ara ara telefonlaşsakta irtibatımızı kesmedik.
Bazen birbirimize takılırdık.
Hadi hafta sonu şurda şu saatte buluşalım derdik.
Tabii ikimizde gitmezdik.
Sonra da telefon açıp ben geldim sen nerdeydin gibi sitemler ederdik.
1997 yılı Temmuz başında İstanbul'a gittim bir arkadaşımla.
Sarıyer'de Telli Baba türbesine uğradık. Adet bu ya gelin teli aldık.
Sonra İzmir'e döndüm ve Volkan'la telefonda konuşuyorduk.
Şaka olsun diye
"İşyerinde tanıdığın biri yok mu? Beni tanıştırsana bak Telli Baba'dan gelin teli aldım" dedim.
O'da sonradan anlattığı şuydu;
Benim o soruyu sorduğum anda Eşim kapıdan içeri girmiş ve o anda bir ışık yanmış Volkan'ın kafasında.
Aslında hep bahsedermiş eşime benden ama hiç aklına gelmemiş bizi tanıştırmak.
Volkan bana "Tamam biri var adı..... sizi tanıştırıcam bu cumartesi"
Ertesi gün bende Volkan'ın oyun yapabilme ihtimaline karşı işyerini arayıp eşimin adını söyleyip görüşmek istediğimi belirttim.
Vee karşıma eşim çıktı.
Ben de tamam gerçekten böyle biri varmış deyip hemen telefonu yüzüne ! kapattım :))
11 Temmuz 1997 yılında Cumartesi günü saat 15,00'de İzmir Karşıyaka İskelesinin üstündeki Grand Cafe'de buluştuk.
Volkan biraz bizimle takıldı sonrada bizi başbaşa bırakıp gitti.
Biz konuştuk ordan burdan sonra da vapura binip Konak iskelesine geçtik.
Cumhuriyet Meydanında Efes Oteli'nin yanındaki kömürde kumru sandviç aldık.
Ben o an biraz çekingenlik, biraz da heyecandan fazla yiyemedim.
Eşime dedim ki " Ben bunun yarısını yemesem ayıp olur mu?"
O da bir güzel "Verr ben yerim" demez mi?
Ne şaşırmıştım yaaa :))
Beni eve bıraktıktan sonra eşim Volkan'nın yanına gitmiş tekrar.
Volkan sormuş "Nasıl anlaşabildiniz mi? görüşecekmisiniz?"
İşte eşimin cevabı;
"Ben o kızla evlenicem, sende nikah şahidim olucaksın"
İlk anda anlamış doğru kişinin ben olduğumu :))
Sonuç;
Volkan ne yazık ki trafikten nikaha yetişemedi nikah şahidimiz olamadı :(
Düğün boyu somurttu üzüldü.
Biz de O'na teselli olarak "Boşver sen bizim ömür bpyu mutluluğumuzun şahidi ol" dedik.
5 Şubat 2010 Cuma
Elişi için yardımmm :((
Yukarıda resmi görülen şala içim gitti.
Örmeye çalışıyorum.
Ama bir türlü şu motifleri nasıl yapacağımı anlamadım.
Yapan biri, bir blog sitesi var mı?
Ne olur bi yardım etseniz?
Kaç numara tığ olmalı?
Ben deki ip NAKO ANGORAMATİK.
Tığ olarak 4-5 numara diyor ama normal tığ mı?
Yoksa hani Derya Baykalın programındaki o değişik tığlardan mı?
Bi yardım ederseniz şu kış gününde sıcacık bir şala sahip olucammmm ;)))
4 Şubat 2010 Perşembe
Çok şükür
Bir haftadır sıkıntılı günler yaşıyordum.
Neyse ki çok şükür atlattım.
Önce daha önceki yazılarımda bahsetmiştim bakımımıza muhtaç kalan 4 köpek yavrusunu.
Nasıl yapıcaz, nasıl doyurup barındırıcaz diye sıkıntı ederken kendime.
Şimdi sağolsun Eşim sayesinde onlara bakıp, karınlarını doyuruyoruz.
Sonra Canım Annecim, küçük bir operasyon geçirdi
Çok şükür ki tahlil sonuçları temiz çıktı.
O kadar mutlu oldum ki anlatamam.
Şimdi İnşallah Babacım'da önümüzdeki günlerde gireceği
Motor ehliyet sınavını kazanırda O'nun adına daha çok mutlu olurum.
Aslında Babacım ehliyete, arabaya merak sarmadı hiç.
Ben küçükken bir mobileti vardı kullanırdı ama o zamanlar ehliyet sorulmazdı ki?
Yıllar sonra yine motor aldı kendine şimdi de ehliyet çıktı karşına.
İnşallah hayırlısıyla alır da Didim'de balığa daha rahat gider.
Babacım balık tutma hastasıdır.
Hatta açık denizde tekneyle avlanmaya çıkmak için ruhsat bile aldı.
Kahvesi yoktur işi olmadığında emekli adam ne yapıcak hem de Didim gibi yerde?
Oltaları, takımları vardır.Balık tutar getirir, ya birilerine verir ya da buzlukta saklar kardeşim ve benim için.
Boş kaldığında misinaya iğneleri hazırlar,
Annem bazen bıkar buzluktakilerden çaktrmadan kedilere verir,
Bir keresinde ahtapot tutmuş Annem pişirmişti tadı çok güzeldi.
Bazen de hiç tutamaz,
Annem'e göre o zamanlar Babamın balıkları beslediği zamanlardır.
Yaz zamanı gece Altınkum plajında tutar balığı Babam.
Uzanır kumların üzerine yatarız, yıldızları izleriz,
Annem çay hazırlar içeriz, uzaktan da diskoların müzikleri karışır birbirine.
not: Resim bayramda Babamı balık tutmaya gittiği didim'de Taşburundan almaya gittiğimizde çekildik.Babacım, annecim ve ben. yan tarafta da Babacımın oltaları :))
Balık tutamamıştı o gün :))
3 Şubat 2010 Çarşamba
Vallaha başlık bulamadım
İzmir'liyim ben.
9 Eylül'de İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşuna çok mutlu olurum her sene.
Hatta bir 9 Eylül'de evdeydim,
Balkona bayrak astım,
İçeride perde ütülüyorum pekii dinlediğim müzik ne?
Dijitürkte 412. kanal olan Arıonradio.com Yunan müzikleri tezata bakarmısınız yaa.
Dam üstünde saksağan öter Allah deyu deyu :))
Aslında şu Yunan müzikleri küçüklüğümden beri dinlediğim şarkılardır.
Eskiden denize gittiğimizde Çeşme yada Gümüldür'e geceleri plajda soğuk kumların üzerine uzanır sonsuz yıldızlar altında radyomuzun çektiği cızırtılı sesleri arasında önce çok hızlı konuşan Yunan spikerleri ardından da o güzel müziklerini dinlerdim.
Bir de siyah beyaz televizyon yıllarımızda tek kanallı tvmizde çatıda duran antenle- uydu, yükseltici hak getire-çeken diğer kanal hep Yunanistan tv'si olurdu. Onlarda da o zamanlar tvleri belirli saatte açılırdı. Bizde ki gibi o daire içinde şekiller ve dıttttt sesi yerine bir baykuş resmi ve çalan müzikleri olurdu.
Bu arada Yunan mitolojisinde baykuş bilgeliği temsil edermiş, o yüzden o resim varmış tvlerinde.
Ayrıca bir yerlerde elime geçen Yunan Euro'sunun arkasında da baykuş resmi olduğunu biliyor musunuz?
1 Şubat 2010 Pazartesi
Bezirgan başı
Nerden esti aklıma geldi dilime yapıştı şu tekerleme bilmem.
Aç kapıyııııııı beeeezirgannn baaaşıı
Beeeezirrgannn baaaaşı.
Arkamdakiiiii yadigarrrr olsun.
Yadigarrrr olsun.
Bir sıçannn
İki sıçannnn
Üçte kapana kapannnn.
Şimdi akşama kadar dilime dolanır bu çocukluk yıllarımın en sevdiğim oyunlarından birinin tekerlemesi.
Bir de şu vardı.
Karşılıklı geçerdik karşıya arkadaşlarla, ellerimizi tutar avazımız çıkana kadar bağırırdık aynen şöyle;
Mendilim ipek döşe
Bizden size kim düşe.
Artık seçilirdi en çelimsizi koşardı karşıya kenetlenmiş eli açmaya :))
Şu anda tatil ya çalmıyor okulların zilleri.
Evimize yakın sayılabilecek mesafedeki ilkokulda çalan zili ne zaman duysam arkasından söylemeye başlarım okul şarkısını. Zilin çaldığı melodideki sözler şöyle;
Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Eyy bu yolda and içen genç arkadaş.
Ehh ben de dururmuyum gerisini söylemeye başlıyorum hemen bir refleks gibi,
Öğren öğret halka hakkı durma coşşş
Haydi haydi durma koşşş.
Varrrsın gel desin sana yeşil gölgeli çamlar
Ninni fısıldayan dereler
Şen nağmeler çalan bir bahar.
Yürü atıl devir karanlığı
karşında bekliyor seni tan yeri
Yürü atıl devir karanlığı
Durma yürü haydi ileri.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















