balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2013 Pazar

Kış bahçeleri






Kısa süren bir aile ziyareti
Didim'e kaçamak yapmak
Hayattan bir kaç gün çalmak aslında..



Kış bahçelerini severim..
Yazın her daim açan çiçekler
Kışın o sert havasında açtığında
Yüzümü güldürür, içimi ısıtır..


Yıkamadan da olsa bir yaprağını koparıp atıverdim ağzıma
Şu güzelim marulun


Sukulent mi bunun adı ?
Asortik krep bilir..








Cep telefonum tamamını alamadı
Arkadaki torbanın altında 
Domates var..
Sera niyetine..


Tek ve yalnız bir çiçekçik..


Bu benim en çok midemi üşüttüğümde
Limonla kaynatıp içtiğim
Çok sevdiğim
Mercan köşk..

Saksıda pek olmuyor illaki yer toprağı istiyor..




Yılbaşında geldiğimde de böyleydi bu biber cik..
Kıyamadım koparmaya..


Nane, nane, nane, nane, nane, nane..


Sakız sardunya


Akşam olmak üzere 
Balıkçı tekneleri ya açılıyordu yada iskeleye yanaşıyordu
Anlayamadım..












Bu balıkları Babam,
Tuttu..
Temizledi..
Ve unlayıp...




Odun ateşinde pişirdi..


Yanına da bahçeden marul, ısırgan otu, taze soğan
Salata oldu..
Afiyetle yedik..
İzmir'e döndük..







4 Şubat 2010 Perşembe

Çok şükür


Bir haftadır sıkıntılı günler yaşıyordum.
Neyse ki çok şükür atlattım.
Önce daha önceki yazılarımda bahsetmiştim bakımımıza muhtaç kalan 4 köpek yavrusunu.
Nasıl yapıcaz, nasıl doyurup barındırıcaz diye sıkıntı ederken kendime.
Şimdi sağolsun Eşim sayesinde onlara bakıp, karınlarını doyuruyoruz.
Sonra Canım Annecim, küçük bir operasyon geçirdi
Çok şükür ki tahlil sonuçları temiz çıktı.
O kadar mutlu oldum ki anlatamam.
Şimdi İnşallah Babacım'da önümüzdeki günlerde gireceği
Motor ehliyet sınavını kazanırda O'nun adına daha çok mutlu olurum.
Aslında Babacım ehliyete, arabaya merak sarmadı hiç.
Ben küçükken bir mobileti  vardı kullanırdı ama o zamanlar ehliyet sorulmazdı ki?
Yıllar sonra yine motor aldı kendine şimdi de ehliyet çıktı karşına.
İnşallah hayırlısıyla alır da Didim'de balığa daha rahat gider.
Babacım balık tutma hastasıdır.
Hatta açık denizde tekneyle avlanmaya çıkmak için ruhsat bile aldı.
Kahvesi yoktur işi olmadığında emekli adam ne yapıcak hem de Didim gibi yerde?
Oltaları, takımları vardır.Balık tutar getirir, ya birilerine verir ya da buzlukta saklar kardeşim ve benim için.

Boş kaldığında misinaya iğneleri hazırlar,

Annem bazen bıkar buzluktakilerden çaktrmadan kedilere verir,
Bir keresinde ahtapot tutmuş Annem pişirmişti tadı çok güzeldi.
Bazen de hiç tutamaz,
Annem'e göre o zamanlar Babamın balıkları beslediği zamanlardır.
Yaz zamanı gece Altınkum plajında tutar balığı Babam.
Uzanır kumların üzerine yatarız, yıldızları izleriz,
Annem çay hazırlar içeriz, uzaktan da diskoların müzikleri karışır birbirine.

not: Resim bayramda Babamı balık tutmaya gittiği didim'de Taşburundan almaya gittiğimizde çekildik.Babacım, annecim ve ben. yan tarafta da Babacımın oltaları :))
Balık tutamamıştı o gün :))

7 Ekim 2009 Çarşamba

Canım Babacım;




Bambaşkadır benim Babacım. 
Hiç bişeyi takmaz kafasına.
Güler geçer, değer vermez paraya pula.
Paranın alamıyacağı şeylerin daha değerli olduğunu düşünür.
Gözü karadır sonuna kadar savunur inandıklarını.
Hep bileğinin gücüyle baktı bize.
Uzaklarda oldu ama hiç uzaklaşmadı.

6 yaşındayken kaybetmiş annesini.
Ondan sonra oradan oraya savrulan bir yaprak gibi.
Bazı günler amcalarında uyur gibi yapıp kalmış,
Okumuş ne yazık ki bir öğretmeninin yüzünden sanat okulunu terk etmiş.
Öğretmenine söylemiş de giderken 
"Ayrılıyorsam okuldan sizin yüzünüzden" diye.
Sonra çıkıp doğduğu yerden İstanbul'a gitmiş Ablasının yanına.
Oralarda lunaparklarda çalışmış, 
"3 halka 25 kuruş"
Tekrar dönüp İzmir'e çalışmaya başlamış.
Annemi görmüş beyenmiş, tanışmış evlenmişler.
Ben doğduğumda çok mutlu olmuş  lokum dağıtmış,
"Kızım oldu bana bakar" demiş.

Yaşadığı sıkıntıları bize hissettirmeden çalıştı, çabaladı,
Bizlere güzel bir gelecek sağlamaya çalıştı.
Arkadaşlarım her zaman Babam'ın başka babalara benzemediğini
Arkadaş gibi olduğunu, çok şanslı olduğumuzu söylerlerdi.
Hala da öyledir.
Gençle genç, çocukla çocuk olur.

Emekli oldu,
Hep çalıştığı Didim'de kaldı.
Şimdi Annemle yaz-kış ordadırlar.
Balık tutmaya bayılır,
Akşama kadar güneş altında da olsa dinlendiğini söyler.
Hala iş bulursa çalışır.
Yorulur akşam olunca da 2 bira içmeye bayılır.
İçincede beni arayıp "Aramızdaaa" der.
Bu ikimizin arasında ki paroladır :)

Türkü söylemeye özellikle de Ege türkülerine bayılır.
Efedir, o havaları oynamaya bayılır.

Sporun her türünü izler hiç ayırım yapmaz.
Fenerbahçe'yi tutar fanatiktir.
Ona aldığım Fenerbahçe terliğini giymedi önceleri
"Fenerbahçe'yi ayaklar altına aldı dedirtmem" dedi.
Fenerbahçe kupa kazanınca çıkar sokakta oynar.

Canım Babacım seni çok seviyorum.
Ve hala bunu sana söyleyebildiğim için 
Çok ama çok şanslı buluyorum kendimi.


5 Ekim 2009 Pazartesi

EN SEVDİĞİM GÜN PAZARTESİ



Eskiden nefret ederdim pazartesilerden.
Neden?

Zaten pazar günü evde yorulurdum. 
Pazar günü geç kalkmak isterdim bütün haftanın uykusuzluğunu yenmek için.
Ama erken de kalkmak isterdim, ev işi yapılacağı için.
Pazar günü , 
Ev işi yapılacak, ev temizlenecek, toz alınacak, çamaşırlar asılacak, 
Semt pazarına gidip alışveriş yapılacak, onlar dolaba yerleşecek, 
Misafir gelicek olur onlar ağırlanacak. 
Balık yapılır mutlaka.
Eee bunca iş arasında nasıl dinlenilebilir ki ?
Diyebilirsiniz "Kızım sen o evde yalnız mısın? Eşin ne yapıyor ?"
Ayy onun işi daha zor yaaa. 
Geç kalkıcak, kahvaltısını yapıcak, sonra da tv başına geçip 
O maç senin bu maç benim 22 adamın peşinde koşturacak, 
Formula 1 yarışını izleyip, Alonsoyla, Raikkonen'le gaza basıcak 
Bitiş çizgisini geçiçek, 
Pazar alışverişinin torbalarını taşıyacak, 
Ayağını uzatıp bol bol bol bol bol çay içeçek.

Bundan daha ağır iş mi olur Allah aşkına a iki gözlerim ?


Artık evdeyim. 
Çalışmıyorum.
Pazar gününün yorunluğunu pazartesi günü atıyorum.
Eşimi işe yollayınca tumba yatak ohhh yatıyorum.
Dizimaxte izlediğim bir dizi var onun için saat 10,00'da kalkıyorum.
Keyfimceee ohhh kahvaltımı yapıyorum.


Ben pazartesileri çok seviyorum :)))

7 Nisan 2009 Salı

KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ




KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ.

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği sonra hızla çekildi yukarıya...

Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü.

Bir yanda büyük bir merak bir yanda ölüm korkusu."Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü , insanı oltadan son anda kurtulanlar.

Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı yolun sonu.

Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına.

Bir an öylece baka kaldı sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye?

" Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz,

son ana kadar hep bir umudum olsun diye... "

ALINTIDIR...

Dip not: Resim National Geographic Dergisi Nisan 2009 saysından alınmıştır.