4 Eylül 2009 Cuma
"Küçük Arkadaşım - Mektuplu Kırtasiye Yardımı Kampanyası"
1 Eylül 2009 Salı
DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
30 Ağustos 2009 Pazar
Leylak Dalı'na hediyem
Şahsen tanımasamda kendisini blog sayesinde çok güzel bir dostluk kazanmaya başladığımı hissediyorum. Kendimi çok yakın bir dostumdan hediye almış olarak kabul ediyorum.
Bende kendisine Kayınvalidemin kedisi Çıtır'ın resmini yolluyorum.
Umarım beyenir ve kabul eder.
14.BARIŞ ŞENLİĞİ / AYDIN / DİDİM

14. BARIŞ ŞENLİĞİ PROGRAMI
31 AĞUSTOS 2009 PAZARTESİ
Saat 10.00 Plaj Voleybolu Açılış Yer: Altınkum PlajıSaat 11.00 Resim Yarışması "Didim'li Çocuklar Barış'ı Çiziyor"
Yenimahalle Parkı Belediye Kütüphanesi önü
Saat 11.30 Halkoyunları Gösterisi, Samos ve Didim Halkoyunları Ekipleri Yenimahalle Parkı
Saat 12.30 Didim Halk Tiyatrosu "Kavuklu ile Pişekar" Belediye Kültürpark Salonu
Saat: 13.30 Karma Resim Sergisi Açılışı
GENÇLİK KARAVANI
'Komşuluk' Adlı Fotoğraf Sergisi... Didimli SanatçılarYeni Mahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 16.00 Plaj Futbolu Açılış... Yer: Altınkum Plajı
Saat 21.30 Klasik Müzik Konseri Kayra Barok Müzik Topluluğu Yer: Apollon Tapınağı
01 EYLÜL 2009 SALI
Saat 10.00 Geleneksel Barış Koşusu Apollon Tapınağı - Altınkum
Saat 14.00 Panel: "Temiz Toplum" Oturum Başkanı Fatih ATAY (CHP Aydın Milletvekili) Konuşmacılar
Kemal KILIÇDAROĞLU (CHP İstanbul Milletvekili - Grup Başkanvekili)
Berhan ŞİMŞEK ( Sanatçı - CHP İstanbul Eski Milletvekili - PM Üyesi) Yenimahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 18.00 Barış Yürüyüşü ... Medusa Disco - Aytepe arası
Saat 18.30 Barış Meşalesi'nin Yakılması... Aytepe
Saat 18.45 Barış Parkı Heykelleri'nin Açılışı... Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.00 Halkoyunları Gösterisi... Didim - Samos Halkoyunları Ekipleri Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.30 Geleneksel Tekne Turu.... Altınkum İskelesi
Saat 21.00 Roman Halk Dansları Gösterisi... AltınkumPlajı
Saat 21.30 Didimli Zıvana Rock Grubu ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Türk Halk Müziği Konseri... Saime CANTÜRK... Altınkum Plajı
02 EYLÜL 2009 ÇARŞAMBA
Saat 11.00 Plaj Voleybolu Final... Altınkum Plajı
Saat 13.00 Hakan Doğanay ile "Yol Hikayeleri" Söyleşi... Altınkum Barış Parkı Belediye Çay Bahçesi
Saat 17.00 Plaj Futbolu Final... Altınkum Plajı
Saat 20.45 Ödüllerin Verilmesi... Altınkum Plajı
Saat 21.00 Grup Eflatun Konseri... Altınkum Plajı
Saat 21.30 Hakan Doğanay Show ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Konser .... Haluk LEVENT.... Altınkum Plajı
29 Ağustos 2009 Cumartesi

Bu hafta da ne çabuk geçti anlayamadım. Evdeydim bu hafta. Çarşamba günü akşam üstü kuzenimin evine gittim. Bahçesindeki balkonun önü ağaçlık ve yeşilik bir alana bakıyor. Eski bir tahta divanları var oraya oturup esen rüzgara karşı bol bol dedikodu yapıp, gülüp, meyve yiyerek eğlendik.
Perşembe günüde Annem'e ( eşimin annesi yani ) iftara gittik. Sağolsun güzel şeyler hazırlamış . Sonrada eltimle beraber 20 kilo domatı soyup, doğrayıp, rondodan geçirerek büyük tencerede pişirdik ve kavanozlara doldurarak kış için şişe domatı hazırladık. Bana da yapıcaz iftara aldığım bir akşam. Hem iş hem ticaret yani.
Bugün de yine kuzenimle çarşıya gittik. Çok dolanmışız nasıl yorulduğumu eve gelince anladım.
Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun, umutlu olsun!
Bir de İzmir Fuarı açıldı.
Eskiden ne büyük bir olay olurdu aman Allah'ım. Misafirimiz eksik olmazdı bizim. Fuar için İzmir İlçesinden gelenler bizde kalırlardı. Özellikle pazar günü sabahtan gelirlerdi. Kahvaltı yapılır, çıkılırdı. Artık akşama kadar gezerdik. Gezmekten yoruluncada dinlenirken "Burda elektrik yer altından geçiyor ya nasıl da çekiyor" gibi bir muhabbet yapılırdı mutlaka. Kardeşimle en sevdiğimiz yer lunaparktı. Oyuncaklara binerdik. Aldıktan sonra uçacağını bile bile uçan balon diye tuttururduk. Yıllar geçti büyüdük ama nedense İzmir Fuarını gezme günü kısaldı. Şimdi eşimle gidiyoruz o araba standlarını gezerken bende İzfaş'ın sanat galerisine takılıyorum. Ben salonda gezinmeyi bitirmeden eşim geliyor sonrada insan sel,ne karışarak geziniyoruz ve ne yazık ki ikimizde çocukluğumuzdaki fuarı arıyoruz kıyı köşelerde bulabilme ümidiyle.
27 Ağustos 2009 Perşembe
Ramazan Eğlencesi !
Malum mübarek Ramazan başladı, haliyle Ramazan eğlencesi de…Benim eğlence kaynağım yine medya…
Ramazan geldi mi, gazetelerin her sayfasına serpiştirilen mayo, bikini ve donlu kızlara mola veriliyor, Ege ve Akdeniz sahillerindeki bar-plaj türünden mekanlardaki faaliyetler de kesintiye uğruyor.
Bir aylıkta olsa tesettüre giriyor medyamız…
Hep açılım olacak değil ya!..
Şimdi gündem Ramazan kapanımı…
Üryan hanımların yerine ermişlerin, evliyaların, mübarek şahısların hikayeleri…
Hadisler, ayetler, menkıbeler, maniler…
On kupona; kıbleyi gösteren seccade,
Kuşe kağıda namaz rehberi…
On beş kupona; dijital tespih, ezan okuyan saatler…
***
Televizyonlar ise başka bir alem…
11 ay rafta tutulan her boy ve ebatta ulema, ilahiyat hocası gruplar halinde yine bir aylığına stüdyolara dolduruldu. Bilgiye aç ahalinin ufkunu açıyorlar bol keseden…
Ahali cepten ya da netten mesaj atıyor, olmadı telefonla bizzat soruyor;
-Hocam, kadayıf kuyruğuna kaynak yapan muhteremle dalaştık, dizim kanadı tentürdiyot sürsem orucum bozulur mu?
-Uykuda yellendim, ne edeyim?
Oysa eskiden ruj, diş macunu, sakız falan sorarlardı…
Eğlenceli tarafı, kocaman hocaların, yaşlı başlı adamların, acayip ciddi ifadeyle bu sorulara cevap vermeleri, hatta kendi aralarında kapışmaları…
Derken, Ramazan televolesi, mahrem mevzular…
-Hocam, yatakta oruç açılır mı?
-Hocam azıcık öptüm, oruç yandı mı?
Sanırsın karşısındaki Haydar Dümen’dir…
Şahsen, halkımızın balatayı bu kadar sıyırdığına ya da bu derece fikri şeyinde olduğuna inanmadığım için aklıma gelen şu:
Ya üç beş haylaz, yüzlerinden nur, seslerinden şerbet damlayan bu koca ilahiyat proflarını işletiyor,
Ya da bu abuk sorular format gereği stüdyolarda imal ediliyor…
Yoksa her şey sorulur da;
‘Yav, iyi de bu kadar inançlı bir toplumda bu kadar yalan, dolan, sahtekarlık, riya, rüşvet, hırsızlık vesaire ne ayaktır hocam, bir deyiver hele’ diye soran biri çıkmaz mı?
***
Ne yaptık ettik, işi politikaya getirdik ya helal olsun…
Bakın şimdi, bugün yarın iftarlar başlayacak, asıl eğlence orada…
Siyaset, iş ve bürokrasinin, görkemli-şahane sofralarda iftar açması…
Kulaklar müezzinde, kafa az yana yatmış huşu ve sabır içinde ezanı bekleyişleri, ‘Allah kabul etsin’ duasına titreyerek ‘Amiiiin’ demeleri, ‘fakirin durumunu yerinde tespit’ gayesiyle gecekonduya çat kapı yapmaları…
Bunlar da Ramazan eğlencesi ama bizim değil onların …
Acı acı güldüren ise, haline bakmayıp, ‘Bak gördün mü, adam halk adamı, bizim gibi insanlarla aynı sofraya oturdu’ diyenler…
Tam Nasreddin’in torunları yani, güldürürken düşündüren cinsten…
***
Hasılı, Ramazan başladı…
Haliyle Ramazan eğlencesi de…
Yazı : 27/08/2009 Erzurum Haber Gazetesinden alıntıdır.
http://www.erzurumhabergazetesi.com/
26 Ağustos 2009 Çarşamba
GENÇLİĞE HİTABE !

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi;
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927
24 Ağustos 2009 Pazartesi
ÖDÜL ALDIMMM

http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/ olmak üzere bu ödülü almamda bana yardımcı olan başta Annem, Babam, Eşim, Kardeşim, Teyzem, köşedeki bakkal amca, dolmuştaki sevgili muavin olmak üzere hepsine ama hepsine çok ama çokkk TEŞEKKÜR EDERİM.
Bende bana yükte hafif ama pahada ağır olan bu ödülü benim sayfamı ziyaret eden blog sahibi olan blogdaşlarıma ithaf ediyorum.
Hakkımda 7 tane ilginç olan davranışlarımın, hislerimin yazılması istenmiş. Eşime sordum bayağı bir liste yaptı arasından seçerek onun ağzından yayınlıyorum;
- Otobüs yolculuklarında şoför arkasında oturmayı sevmez, eğer yolculuğu gündüz yapacaksa güneş görmeyen yöne göre koltuk almaya dikkat eder.
- Telefonla konuşmayı çok sever.
- Hayvanları özellikle köpekleri çok sever, hayvanları sevmeyenleri de hiç sevmez.
- Hiç istisnasız nereye ya da kime gidersek gidelim daha kapıdan çıkmadan saat kaçta kalkarız muhabbeti yapar.
- Eğer karyolaya çiçekli çarşaf serecekse çiçeklerin saplarını ayak ucuna denk getirmeye çalışır.
- Yüksek sesden, horlamadan, saat sesinden, buzdolabının içindeki borcamın kaymasıyla oluşan sesden, sokakta gürültüyle oynayan çocuk sesinden hiç haz etmez.
- Gece yatarken esen rüzgar ve fırtınadan accayip ürker.
23 Ağustos 2009 Pazar
"Yalnız ve güzel ülkem"
Müzik müziktir.
Dili notalarıdır.
Karşındaki yabancıya anadilinde konuşursun ama ne hissettiğini anlatamazsın.
Sonra adamın biri gelir alır eline kemanı beyninden yüreğinden geçenler nota olur akar içine,
Kanatırcasına seni.
Not : Sevgili Leylakdalı,
bu parçayı dinleyemdiğini yazmışsın ben de başka bir müzik sitesinden tekrar ekleme yaptım. aslında bu parça Nuri Bilge Ceylan'ın Türkiyem ile ilgili çektiği fotoğraflarla çok daha güzel anlamlı oluyordu.
Müzik : Farid FARJAD - Dejad gity (Farsça)
görüntüler : Nuri Bilge CEYLAN
20 Ağustos 2009 Perşembe
Kebap mı yersin? DAYAK MI?
Oldumu yaaa.
Nedir bu olayın aslı? Anlatıldığı gibi gelişen bir olay mı yoksa ordaki köylüler bisikletli turistleri hayatlarında ilk defa görüpte mi böyle bir tepki verdiler?
Gerçi fazla kafa yormamakta lazım biz kiii "Barış gelini" Pippa Bacca'yı kirli emellerimize alet edip katleden ne yazık ki! bir vatan evladının aynı ülkede yaşayan talihsiz insanları değil miyiz?
18 Ağustos 2009 Salı
Antonín Dvořák
Antonin Dvorak 19.yy sonlarında doğmuş olan bu Çek besteci büyük bir cello üstadır. 9.senfonisi Yeni dünya senfonisi en çok tanınan eseri olup, banka reklamında kullanılmıştı. Eğer yaşasaydı sanırım Star Wars filminin müziklerini ona yaptırırlardı.
Dinleyince umarım seversiniz.
Antonin dvorak - tempo di valse
17 Ağustos 2009 Pazartesi
17 ağustos 1999 saat: 03.02
15 Ağustos 2009 Cumartesi
buralardayım
Emirhan'a yaş günü hazırladım. İplere balonları bağlayıp, mikrodalgada 9 dakikada ıslak kek pişirip üstüne mum ve lolipoplar koydum.
(http://www.devletsah.com/mikrodalgada-brownie/) Gel gör ki ben bunları hazırlarken Emirhan "Benim halamın hazırladığı yaşgününü mahvetmem lazım" dediğini duyar gibi oldum. Mumları üfleyipte söndürünce ağlamaya başlayınca nerdeyse mumlar bitene kadar tekrar tekrar yakıp söndürdük. Sonrada tüm balonları patlatmak istediğini söyledi. Eline kürdan verdik at balonlara dedik o kürdanı atarken bende gizlice iğneyi batırdım garibim kendisnin patlattığını sandı :) en güzelide sabah kalktığımda ipleri tekrar bağlatmış babasına, üstünede şortunu ve tişörtünü koymuş "Halama yaşgünü hazırlıyom" demiş canım yaaaa.
11 Ağustos 2009 Salı
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Çatı
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Çiçeklerim
Evin ön tarafında da deli begonvilimiz var. Hatta şimdi fark ettim büyük resimde arka tarafta cılız bir dal var işte begonvilim o. Çok fazla büyümüyor hani o her tarafı saran ve bol çiçekli olanlardan değil. Yinede kışın ilk aylarına kadar dayandığı için güzel bir yeşillik oluyor benim için. Kışın alt katta oturduğumuzda pencereden bana bayağı yoldaş oluyor. Resimdeki çiçekler, balkonumdaki geçen seneki çiçekler. Pembe renkli olan yeni gine diye bir çiçekmiş. İlk aldığımda kıştı ve yeşil yaprakları için almıştım. Sonra yaz başı birden tomurcuklandı ve bu güzel pembe renkler çıktı ortaya. sokaktan geçen bir çok komşum bayıldı çiçeğime ne yazık ki nazar değdi kurudu gitti İzmir sıcağında. bu sene yine aldım bu kadar olmasada onunda güzel pembe çiçekleri var. Ayrıca telefon çiçeği dediğimiz aşağılara uzanan bir çiçeğim var taze yeşil renkli yapraklarını sularken seviyorum. Umarım anlıyordur :). Ayrıca yine bir komşumun verdiği yeni diktiğim mum çiçeğim var onun büyümesini ve o güzel kokulu mum gibi çiçeklerini açmasını bekliyorum sabırsızlıkla.
1 Ağustos 2009 Cumartesi
GÖZÜMDEN DÜŞENLER
Yoksa kim alır o zaman kasetlerini, cdlerini, konser biletlerini de mi?
Sizi boykot ediyor ALLAH'a ve ŞEHİTLERİMİZE havale ediyorum.
31 Temmuz 2009 Cuma
Günler birbirine bağlanmış tren vagonları gibi...
28 Temmuz 2009 Salı
ŞİMDİ BEN BUNUN ÜSTÜNE NE YAZSAM BOŞ :((
"DOG"
Ajans: MARKOM LEO BURNETT (Turkiye)
KreatifDirektor: YASAR AKBAS, IDIL AKOGLU
Sanat Direktoru: ATILLA KARABAY
Copywriter: SELVA BAYYURT
Muzik: JINGLE MINGLE
Yonetmen: FATIH KIZILGOK
Produksiyon: HAZER BAYCAN
ODULLER:
Eurobest 2007 TV Kategorisi Shortlist
Goldendrum TV Kategorisi Shortlist
EPICA SosyalSorumluluk/TV Kategorisi Bronz Odul
http://www.bgd.org.tr/
İzmir uçuyor
26 Temmuz 2009 Pazar
Hint rüzgarları
http://leylakdali.blogspot.com/ 'nın blog sayfasını okurken aklıma geldi. Eski kottan çanta yapmış. Dolapta eşimin eski bir kotu var çanta yapayım dedim. Hem şu anda son ses Formula 1 yarışmasını izleyen eşimden öcümü almış olurum. Tamam izliyorsun da o son ses ne yaaa. İstanbul'daki yarışmalarda izleyicilere kulaklık dağıtılmış yüksek sesten dolayı.
Bende taktım kulaklığımı şu sıralar severek dinlediğim hintçe şarkılar dinliyorum. Algıda seçicilikmidir nedir şu son günlerde nereyi açsam, nereye baksam hint kültürü sarmış durumda her yanımı. Çevremizde hintlide yok gerçi. Aslında hikaye şöyle başladı. Daha önce izlediğim bir hint filmindeki müziği arıyordum. Tesedüfen filmi tekrar izledim ve o şarkıyı nette buldum. Onu dinlerken bu seferde bir arkadaşımın yıllar önce taa hindistandan getirdiği hint kınası geçti elime. Bir gece sol ayağımın üstüne dal ve yapraklar çizerek o kınayı yakmaya çalıştım ayağıma. Ve kuruması içinde sabah 4'e kadar oturdum.Bir süre sonra ayağım kaşınmaya başladı ama ne kaşınma yoksa kına bayatda ayağıma bişilermi oluyor dedim. aklıma geldi bizim kınalarımızı yakarkende elim kaşınırdı. Kaşımak isterdik büyüklerimiz kaşınması iyidri iyi tutuyo demektir derlerdi. Ohh dedim ne güzel kına tutuyor. Sonra uykumda geldi kalktım yıkadım ayağımı sonuç? Tutmadıııı. Kına tutmadı yaaaa. Nasıl sinir oldum. Harcadığım emeğimemi yoksa o saate kadar beklediğimemi yoksa kınayı getiren arkadaşımamı? Arkadaşımın ne suçu var ki gönlünden geçmiş getirmiş. Ne yazık ki tutmadı kına.Tutsaydı çok güzel olucaktı. Gerçi sonra öğrendim ki yapım aşamasında yanlış bişiler yapmışım. Hint kınasını oksijen suyu ile karıştırıp çok koyu neredeyse kahve telvesi kıvamında yapmam lazımmış. Sıcak biraz azalsın nöbetçi eczaneye gidip oksijen suyu alıp yeniden denemem lazım.
Nedense bişeyi kafama taktım mı yapmadan rahat edemem. Eşim şu son yazdığımı okusa neler der düşünebiliyorum ;) - bu göz işaretide O'na -Bu arada kot pantolonu çantaya çeviremedim. Annemle bişiler yaparız artık.
24 Temmuz 2009 Cuma
Sıcağa rağmen yazabildiklerim
Bazen tıkanıyorum ne yazsam acaba diye? Yaz gelince sanırım düşüncelerim, beynimde tatile çıktılar. Yinede biraz yazayım neler yapıyorum diye takip edenler var ;) -bu bir göz atma işareti -
Çarşamba günü ani bir kararla İzmir'e yakın olan Annem'in köyü Kemalpaşa Halilbeyli Köyü'ne gittim. Günübirlik akşam döndüm. Teyzemi, dayımı, kuzenleri ziyaret ettim.Köyün tozlu yolları falan demiyeceğim yoktu toprak yollar. Baharda gittiğimizde damlara gidip buzağı ve inekleri sevmiştik. Şimdi hava sıcak diye o taraflara gitmek istemedik. Küçükken pek fazla sevmesemde köyü yinede o yollardan tekrar geçmek çok güzeldi. Evet köyü sevmezdim çünki kimse Türkçe konuşmazdı. Halilbeyli köyü boşnak köyü olduğu için herkes, oyun oynayacak bir iki kayda değer arkadaşlarım bile boşnakça konuşurdu. Yanımdaki yabancı bilmez, anlamaz demezler konuşurlar.
Çok kötü bir huyum var. Gereksiz ışıkları bazen gerekli olanları bile kapatmak gibi. Her lamba düğmesinin altında askeriyedeki gibi "Gereksizse söndür" yazısını görüyor gibiyim. Böyle olunca başıma kazalarda gelmiyor değil. Yine ışığı kapattım o karanlıkta odadan çıkmaya çalışıyorum küttt diye bir ses. Öyle böyle değil ama gerçekten çok kötü çarptım kapıya. Eşim hemen kalktı ayağına bişi oldumu diye sordu. Bende ayağımı çarpmadım elmacık kemiğimi çarptım dedim. Elmacık kemiği yaa ne demek. Nasıl acıdı hemen buz falan bastırdık. Yoksa yüzümdeki morluğun nedenini kapı desem kimse inanmaz ama gerçekten kapıya çarptım ben.
Haber geldi kayıp oğluuşumuz Lucky'e benzeyen bir köpek görmüşler Buca Koop civarında.Akşam gittik gezindik ama ne yazık ki bir sonuç çıkmadı :(
Yarın İzmir'de yılın en sıcak günü yaşanacakmış. Benimde kuzenle niyetim Kemeraltına gitmekti. Eh bu sıcakta beynimi haşlamaya niyetim yok vazgeçtik.
Resimler : Halilbeyli köyü minik buzağılar, Samsun'dan dönerken uçaktan çektiklerimden, Halilbeyli köyü teyzem ve kızı, Yeğenim emirhan ve ayak parmaklarına çizdiğim yüzler, lucky
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Nereye gidiyoruz?
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Ordan burdan

18 Temmuz 2009 Cumartesi
Dön Lucky nerdesin?

İzmir'de buca semtinde oturuyoruz. Evimizin bahçe kapısından atlayıp bir daha da geri dönmedi. Aslında onu hiç bir zaman bağlamayı düşünmedik. Bahçemizde serbestçe dolaşırdı hep. Gece olunca bahçe kapısından atlardı ama sabahları mutlaka dönerdi. İşe giderken onu ya durakta ya da sokakta diğer arkadaşlarıyla oynarken bulur bahçe kapısını açık bırakıp içeri girmesini sağlardık.
Üye olduğumuz www.petarkadas.com sitesinde açtığımız kayıp ilanını sürekli biz ve arkadaşlarımız güncelliyorlar sağolsunlar ama yine de bir sonuç çıkmadı.
Oturduğumuz yer de geceleri hep çıkıp aradık. Artık nerdeyse devriye gezen polislerin dikkatini çekmeye bile başlamıştık. ama yok yok yok. Yer yarıldı içine girdi sanki Lucky. Lucky'nin en belirgin özelliği burnunun gerisindeki döner gibi olan siyahlık. Ayrıca sol gözünün kahverengi olan kısmında da saydamlık vardı. Son zamanda çıkmıştı yine kaçtığı bir gece darbe aldığı için olmuştu. Damlalarla en iyi hale getirmiştik. Oldukça sakin olan türünün özelliklerini taşıyor. Oyun delisi, cana yakın. Her gel diyenin peşinden gidecek bir yaratık :).
17 Temmuz 2009 Cuma
Out of reach
Gittiğim yer ya da beni orada bekleyecek birisinin olması çok da önemli değildi açıkçası. Belki de önemliydi ama benim anlatmak istediğim o değil bana bunları hisettiren bu şarkı. Bu şarkıyı kaydedip günlerce durmadan ileri geri sarıp durmadan dinlerdim. Aslında tam çevirsini bulamadım şarkının adı Out of reach şimdiye kadar uzanmak olabilir mi acaba?
Bilemiyorum. Şarkınında ilk başında da dediği gibi çok aptalca bir düşünceydi...
13 Temmuz 2009 Pazartesi
Son günlerde dinlediklerim
Bu hastalık halinde dinlerken beni rahatlatan sevdiğim şarkıları paylaşmak istedim sizlerle.Bakalım beyencekmisiniz?
11 Temmuz 2009 Cumartesi
Hastayım :(
Didim'den dönerken otobüste tepemde çalışan klimayı kapatmak biraz geç geldi aklıma. İlk anda o sıcak havada iyiydi verdiği serinlik fakat bir süre sonra rahatsız etmeye başladı. İzmir'e geldiğimde boğazım faranjit gibi acımaya başlayınca tamam dedim hasta oluyorum. Eh dönünce evde yapılması gereken temizlikti falan derken yoruldum. Akşamda klimayı açtık. Gerçi karşısına oturmadım beni rahatsız edemiyeceği bir yere geçtim. Buzdolabından su içmek yerine çeşmeden içtim. Çok sıcak şeyler yemedim. Sonunda benim klasik faranjit kuru ve ciğerden gelen içimi acıtan öksürüğe döndü. Hastayımmm.
Cuma günü de Didim'de hasta oldum. Bir önceki akşam Babam balık almıştı Annem'de mısır ununa bulayıp pişirdi. Bende bir heves çıtır gibi olan derilerin hepsini mideye indirdim. Akşamları yürüyüş yapardık o akşamda yapmayacağımız tuttu. Sabah namazında Annemin namaza kalktığını duydum. Sağdan sola dönerken midemden gelen iğrenç bir ağrı yediğim balıkların orda olduğunu anlatıyordu sanki ııyyy çok kötüydü. Bu da benim klasik mide üşütmemdir. 2 senede bir olur. Ne yazık ki istifra etmek gibi bir yeteneğim olmadığı için bütün gün yatarak o balıkları hametmeye çalıştım. Hiç kalkmadım. Annem'le Babam'ın bişiler ye demelerine kızdım. Babam sağolsun bahçeden mercanköşk dediğimiz bir ot vardır ondan toplamış. Annem'de nane ve limonla kaynatıp içmemi istedi. O beni rahatlatıp midemi yumuşattı.
Onun dışında Didim güzeldi ama. Denize girdim bol bol ama güneşin altında yatmadım. öyle güneş altına yatıp yanmayı sevmem. Zaten denizde bol bol yanıyorum. Denizinde suyu bayağı ısınmıştı aslında. Yinede hakkını yemiyeyim Didim harika.
29 Haziran 2009 Pazartesi
Deniz beni çağırıyorrr

Sezonu geçen ay açmıştım fakat havaların serin olmasından dolayı biraz üşütmüştüm denize girince. Bu sefer olmaz artık. Annem'de ne zamandır gitmemiş Altınkum plajına. "Sen gelince gideriz" dedi. Gerçi çok kalmıycam ama belli de olmaz benim sağım solum. Kafama eser biraz daha kalayım diyebilirim nasip bakalım .
27 Haziran 2009 Cumartesi
Masa da masaymış ha/ Edip Cansever

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip Cansever
Masalar neler taşır değil mi?
Resim : Şeker Ahmet Paşa - (1841-1907) Türk
26 Haziran 2009 Cuma
Bu böyle
Geçti!
O zaman aşık olduğum rüzgarlar esti esti.
Geçti!
Geriye sadece yarım yarım sevgiler,
Yüzüme inceden uzun uzun çizgiler..
Öznesi kalan süresi kalan cümleler
Yalan dolan cümleler kaldı.
Aşk seni bulabilir de, uzakta durabilir de
Samimi oluyor derken mesafe koyabilir de
Bu böyle vurabilir de, ilgisiz durabilir de
Onu sana katıyor derken tuzaklar kurabilir de
Bu böyle.
25 Haziran 2009 Perşembe
NOOLURR SADECE BİR KAP SU


Özel Hayatımızda Güvenlik...
Son yıllarda;
çocuk veya yaşlı fark etmez, gün içinde saldırıya uğrayan, kaçırılan veya öldürülen kurbanların sayısının artmasından dolayı…
Ülkemizde ve özellikle de İstanbul’da durum farklı olmadığı için….
Lütfen bir göz atıp, Sevdiklerinizin güvenliği için sevdiklerinizle paylaşınız.
Dirsek
1)Vücudun en sert ve dayanıklı bölgesi olduğu için en iyi silahınız dirseğinizdir,
Kullanacak kadar yakınsanız, dirseğinizi savunma silahı olarak kullanınız.
Cüzdan
2)Hırsız sizden cüzdanınızı istiyorsa, CÜZDANI ONA VERMEYİNİZ.
Bunun yerine, cüzdanı uzak bir yere fırlatmayı deneyiniz.
Hırsız sizden çok cüzdanla ilgilenirse, TERS İSTİKAMETE DOĞRU hızla kaçınız.
Bagajda kilitli kalırsanız
3)Herhangi bir şekilde bir arabanın bagajında kilitli kalırsanız, ayağınızla arka farları kırıp çıkartmaya çalışın.
Oluşan boşluktan elinizi dışarı çıkarıp elinizi sallayarak dikkat çekmeniz mümkün olabilir.
Aracın şoförü elinizi göremez, fakat arkadan gelen araçları sizin zor durumda olduğunu fark edebilir.
Bayan Sürücüler
4)Özellikle bayan sürücüler, iş çıkışı, alışveriş v.b. faaliyetlerden sonra, arabalarına binip bir şeylerle uğraşma eğilimindeler.
(çanta düzeltme, makyaj tazeleme,
cüzdan yerleştirme, fatura kontrolü gibi).
BUNU YAPMAYINIZ.
Bu zaman, kötü niyetli kişilere aracın sağ veya arka koltuğuna binip, başınıza bir silah tutma zamanı ve imkanı verir.
Aracınıza biner binmez kapıları kilitleyip, HEMEN hareket ediniz.
Araca Binerken
5)Aracınıza park yerlerinde veya evinizin önünde binerken dikkat etmeniz için birkaç öneri :
a) Aracınıza binmeden sağınıza, solunuza,arkanı za, ön ve arka koltuklarına ve yerlerine bakarak, etrafı şüpheli durumlar-kişiler için kontrol edelim.
b) Şayet aracınızın yanına büyük bir kamyon veya Tır park etmişse, aracınıza şoför kapısından değil, yan kapıdan giriş yapınız.
Birçok seri katilin, kurban kendi aracına binerken, kurbanlarını büyük araçların içine çektikleri tespit edilmiştir.
c) Aracınızın yanına park etmiş olan aracın yan koltuğunda tek başına bir erkek oturuyorsa, belki alışveriş merkezine geri dönmek, sonra geri gelmek veya bir güvenlik görevlisinin sizi izlemesini rica etmek uygun olacaktır.
Unutmayınız ki, temkinli olmak, pişman olmaktan daha iyidir.
Hatta paranoyak olmak, ölmüş olmaktan daha iyidir!
Asansör
6)Merdivenleri kullanmaktansa, asansörü tercih ediniz.
Issız merdivenler ve merdiven boşlukları her tür suç ve şiddet için uygun mekanlardır. (özellikle de geceleri.)
Silah
7)Saldırganın bir silahı varsa ve siz onun kontrolü altında değilseniz, KAÇINIZ.
Onun sizi kaçarken vurma ihtimali 100 atışta 4’dür.
Vursa bile, kurşunun yaşamsal bir organa gelme ihtimali daha da düşüktür.
Koşarak kaçınız, hatta yapabilirseniz, zig zag çizerek kaçınız.
Duygusallık
8)Bayanlar olarak çok duygusal ve sempatik yaklaşımlarımız olmaktadır.
Bu devirlerde BUNDAN VAZGEÇİN.
Bazı seri katiller bunu kullanmak için, ayağı kırılmış, bastona ihtiyacı olan, sakat kişiler rolünü oynamaktadır.
Aracına binmesine yardımcı olmanızı isteyebilir ve orada sizi yeni kurbanına çevirebilir.
Kapıdan Satışlar
9)Kapıdan pazarlamacılar sizin kapınızda size yeni bir parfüm, deterjan vb.. yeni bir ürünü test için koklamanızı isterler,
SAKIN YAPMAYIN, KOKLAMAYIN.
Ayıldığınız da ( eğer ayılabilirseniz. !) belki soyulmuş olacaksınız, belki de iç organlarınız olmayacak,
İlginç
10)Son bir güvenlik uyarısı daha :
Son zamanlarda katil veya hırsızlar, kurban seçtikleri ve yalnız olduklarını bildikleri bayanların kapısının önüne, bebek veya çocuk ağlaması kaydedilmiş teypler bırakıyormuş.
Bu sesi duyan bayanlar meraktan veya merhametten kapıyı açtığında saldırıya uğrayabilirler.
Lütfen her tür olağandışı ses, gürültü v.s.’de MUTLAKA ÖNCE YARDIM ÇAĞIRINIZ.
Paylaşmak Güzeldir…
Lütfen bu bilgileri, kendilerinde endişe yaratmadan, ama konuya yeterince önem ve ciddiyeti vererek, sevdiklerinizle ve hatta çocuklarınızla paylaşınız.
Maalesef her geçen gün daha güvensiz ve tehlikeli bir dünyada ve şehirde yaşadığımız için, eşlerimizi, arkadaşlarımızı ve çocuklarımızı korumak için onları bilinçlendirmemiz ve farkındalıkları nı arttırmamız gerekiyor.
Alıntı
22 Haziran 2009 Pazartesi
Yoorrgguunnuumm

Çok ama çok yorgunummmm. Malum gezdim, dolaştım şimdi de geldiğimden beri boya, badana, temizlik bitmek bilmiyor. Aslında bitiyor gibibu hafta ama bende bitiyorum. Eee bu yorgunluk nerede atılır pekiii? Didim'deeeee. Şöyle deniz kenarında olucam, denize giricem çıkıcam biraz da yatıp uyucam ohhh. Annem'le beraber giderim denize genelde. Didim'de Altınkum Plajında gireriz denize. Denize karşı durunca sol uçtaki yerde bahçesinde ağaç olan bir ev vardır. Tam onun önünde gireriz. Öğleden sonra o ağacın gölgesi çok güzel olur. Ben genelde denize girince fazla duramam. 15 - 20 dakika kalıp çıkarım. Ama Annem aman Allah'ım ben 3 kere denize girer çıkar kururum falan O hala denizde olur. En büyük yardımcısı elinden bırakmadığı makarnası ile sırt üstü yüzer yosunları sevmez biraz da yosunluk yerler vardır oraları makarnasını sırtının altına alarak sırt üstü yüzerek geçer. Annem yüzme bilmez ama sırt üstü yüzer :). Bazen de denizin içinde bir şeyler ararcasına suya bakar neymiş balıkları izliyormuş :). Tabii bu kadar zaman denizde kalınca yoruluyor. Denizden çıkınca bir yatar horluyarak uyur. Çok gülerim o zaman O'na. Akşam oluncada derki "Kollarım, sırtım çok ağrıyor neden acaba?" Bende derimki "Neden olucak kaç suda kalıyon elbette ağrır". Yaaa denizi özledimmmm. bu hafta gidemem malum yaz geldi evlenen evlenene hiç bitmiyor düğünler. En iyisi haftaya gitmek bakalım.
Resim : Aydın Didim Altınkum Plajı
Müzik : Bob Sınclar - Love Generation
Uzanın kumlara takın müzik çalarınızı bu şarkıyı dinleyin Off.
20 Haziran 2009 Cumartesi
Cennet bahçeleri

Çeşmelerinden içimi hoş sular akar o bahçelerde,
Bir yudum içseniz bile geçer günlerce çöllerde susuz kalmış haliniz.
İçinde her tür ağaç barınır o bahçelerde,
O ağaçların altından geçerken güneş yüzü göremezsiniz.
Bir ağacın gölgesi bile bir yaz mevsimini geçirecek kadar kocamandır.
Daha önce hiç görmediğiniz, adını, tadını bile bilemediğiniz
Her ağacın meyvesinden bir kere ısırmak bile yeter
Kıtlıktan çıkmışcasına aç olduğunuzu hissettiğinizde.
O bahçelerde o kadar güzel hayvanlar dolanır ki ortalıkta
Sizi sırtınıza alıp gezdirmek isteyen tek boynuzlu beyaz atlar
Tüylerindeki renkleri bile bilemediğiniz rengarenk tavuskuşları.
Bir çiçek tarlası açılır önünüze ansızın
Ne kokusunu duymuşsunuzdur ne de isimlerini bilirsiniz
Değişik değişik kimi narin, küçük kimi dev gibi insanı yutar.
Bir yağmur yağar aniden şakır şakır
Ama ne bir bulut vardır gökyüzünde, ne de ıslanırsınız
Ağzınıza gelen damlalardan anlarsınız ki gülden tadı şekerden şerbet.
Gökyüzü ne mavi ne yeşil ne de gridir
Gönlünüz neyse o anda odur baktığınız her yer.
Ne önünüzde uzun taşlı bir yol, ne de yumuşak bir halı vardır
Ayaklarınız yerden kesilmiş uçuyorum sanırsınız
Aslında uçmuyorsunuzdur yanınızdan geçiyordur
Düşledikleriniz, hayalleriniz, sevinçleriniz, sevdikleriniz.
Sıkıntı nedir? Zarar verir mi? Isırır mı? Sever mi? Güler mi?
Korku nedir kötülük nasıldır? Bilinmez.
Ellemi tutulur bir balta ucundadır yoksa dipsiz karanlık bir kuyumudur?
Resim: Alıntı
Yazarken bana ilham veren müzik: Loreema McKennitt La Serenissima









