30 Eylül 2009 Çarşamba

NE ÖNEMİ VAR Kİ?







Kimi zaman içimden çok güzel kelimeler geçiyor. Yakalayıp çok hoş manalı cümleler kuruyorum ve o an kendimi  Madam Curie gibi hissediyorum. Çok büyük bir buluş yaptım diyorum. İnsanların beynine güm diye girecek, kalplerine tsunamiye yol açan deprem etkisi yaratacak diyorum.
Ama  nedense yazılınca anlamını yitiriyorlar.
Büyü bozuluyor, yoluma ışık olan yıldızlar sönüyorlar, bir meteor taşıyken, atmosfere giripte yeryüzünün kucağına düşünce kapkara, şekilsiz uzay taşından bişi oluveriyorlar.
Hatta öyle ki bazen de yazıyorum sadece ama sadece yazıyorum. Yazımı düzenlemek için son kez okuduğumda bakıyorum bunu ben mi yazdım diyorum. Kurduğum cümlelerde nedense anlatmak istediğimi anlatamadığımı, orda ne anlatmak istedim ki diye düşünme noktasına geldiğimi fark edince de daha ben mealini veremiyorsam yazdıklarımın, okuyanlar ne çıkaracak ki diye düşünmeden de yapamıyorum.
Bazen de diyorum ki kimler okuyor acaba yazdıklarımı?
Benim nerde ne  demek istediğimi, neyi demediğimi anlıyabiliyorlar mı acaba?
Burası madem içimi dökmek adına yazdığım bir sayfay neden kendime bazen- ama çoğu zaman- otokontrol yapıyorum ?
İçimden geçenleri yazdığım bu sayfanın okunmasından utanacağımı, yanlış yargılanacağımı düşünüyorsam niye yazıyorum ki?


Gerisi...
Yok vallahi yok. 
Aklıma gelen bişi yok.
Birileri açlık çekerken,
Kocasından dayak yiyip, çocuklarına sığınmış bir kadın,
Kendisine yanan yeşille tüm yollar onunken yitirilen canlar,
Sınırda elden göz göre göre yitirilen vatan için nöbet tutan mehmetçik,
Selde, depremde, madende, havaya sıkılan kurşunla yitip giden hayatlar,
Bir fener ışığıyla sanki nur görmüş gibi kör olmuş gözler,
Uyurken kıçından akşam beyaz ev'de fazla yediği fasulyenin etkisiyle ülkesini kurtarmak! adına palavralar sıkan birileri varken,
Benim yazdıklarımın ne önemi var ki ?



28 Eylül 2009 Pazartesi

GÜLİZAR ÇOKDURU NUN KATİLİ DIŞARIDA KALMASIN.






Resimde siyah beyaz bluzlu bayan  Halamın kızı Gülizar Ablacım.


2 çocuk annesi çalışan bir bayandı. Emeklisine az kalmıştı.
Mayıs ayında sabah saat 07:00 de işine giderken
bir sarhoş sürücünün elinde can verdi.
160 km hızla giden, %180 promil alkollü,  
kırmızı ışıkta geçen, 
EMİR RASİM PARLAK adlı katilin sayesinde 
hayatını kaybeden 
GÜLİZAR ÇOKDURU için DESTEK İSTİYORUZ.


Hatta mayıs ayında meydana gelen bu kazanın mobese görüntüleri
internette dolanıyor,
tv kanallarının ana haberlerine bile çıktı.
Acısının ne kadar azalmasada biraz yatıştığı bir zamanda tekrar görmek,
tvlerde sanki maç pozisyonu anlatır gibi ağır çekimlerde, geri çekimlerde
RAYTİNG uğruna oynatılması yeniden o anı yaşarcasına üzdü bizleri.

25 Eylül 2009 Cuma

http://www.dohaydersopengazievi.com / Bir barınak gezisinden notlar







Blog sayfamı yazmaya başladığım ilk günlerde İzmir Menderes'teki Şopen Gazi Barınağından bahsetmiştim.
15 martta www.petarkadas.com sitesi İzmir üyeleri olarak onları bir ziyaretimiz olmuştu. 
Servis araçlarından indiğimizde bizi karşılayan bir sürü köpek.
Çoğu salınık olmak üzere 1500 tane köpek.

Önce ürkek bakışlarla bizleri süzmüşler sonra da yanımıza gelip ellerimizi yalamaya çalışmışlardı.
Başlarını sevmemiz için ellerimizin altına doğru hizalamaya çalışanlar çok sevimlilerdi.




Orda bulunduğumuz saatler boyunca hepsini o ıslak burunlarından sevmeye çalıştık. 
Ne yazık ki aralarında cins köpekler olduğu gibi sokak köpekleride vardı.
Hatta en üzücü olanları ise bakılmayıp dışarı atılan, herhangi nedenle kazaya uğrayıp felçli olanlar, kör olanlar çoktu. Çok üzüldük, ağladık ama onların yaşama olan bağlılıkları ve sevinçleriyle avunduk.



Hele aralarında arka ayakları tutmayan Cincin vardı ki tam bir maskottu.
Aslında hepsi birer maskottu ;)
Şimdi Cincin'in fotosunu buraya koymayı isterdim ama karar veremedi,
Hatta eşime bile danıştım. 
Verdiğimiz karar resmini koymamak.
Acındırma yapmak istemiyorum ama istediğim şu,

Lütfen yukarıda verdiğim linkten girerek hem onu hem yaşama olan bağlılığını, 
hem de diğer petleri, Şopengazi barınağında olup bitenleri öğrenebilirsiniz.
Bir şey kaybetmezsiniz en azından hayatın ne kadar güzel olduğunu, sevgi için deliren köepkçikleri ama klasik bir barınak olmayan Şopengazi barınağındaki dostlarımızın mutluluklarına şahit olabilirsiniz.

24 Eylül 2009 Perşembe

NEFES FİLMİ 16 EKİM'de SİNEMALARDA



NEFES

16 Ekim 2009 tarihinde gesterime girmesi beklenilen Nefes filmi,
Senaryosu Hakan Evrensel , M. İlker Altınay , Levent Semerci , Hakan Evrensel (Kitap) ait. Filmin konusu Hakan Evrensel’e ait Güney Doğuda öyküler adlı kitaptan alınmış.
 

Güney Doğu’da Irak sınırına yakın bir ilçede komando tugayında bulunan ve Karabal Tepesindeki role istasyonunu korumak üzere bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerin hikayesi.

Not: Nefes filminde mahalleden çocukluk arkadaşım oynuyor. Şu anda Aşk-ı Memnu dizisinde Peykerin eşi Nihat rolündeki İlker KIZMAZ.
Filmin çıkan fragmanlarından milli duygularımızı kamçılayacak bir film olduğunu düşünüyorum.
İlker'e burdan başarılar diliyorum.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Bayramda gelemeyenler, gelmeyenler, gidenler

Bir bayramda böylece geçti gitti.


Çok bekledim ama gelsin elimi öpsünler, çukulata, badem vereyim, 80 derece Tariş Limon kolonyası serpivereyim, mendil arasına para koyup çıkışta ceplere sıkıştırıvereyim.
Olmadı gelmedi kimse.
Nasıl gelsinlerdi ki 


Öncelikle seldekileri bekledim.
Hala bulunamayan o küçük kızı.
Belki dedim buralara kadar gelir de gözü yaşlı bekleyen anacığına haber verip sevindirirdim.


Şehitleri bekledim ama yüzüm tutmazdı onlara karşı.
"Ne yaptınız ki açılıma karşı" deseler di 
O çakmak çakmak bakan gözleriyle ne derdim ben ?
Siz durun ben gireyim mezarınıza desem yine de olmazdı, yerini tutmazdı.


Cem'i bekledim. Hatta ona tatlı vermem ekmek arası sucuk pişiriverirdim kaşla göz arasında.
Kokutmadan ortalığı, zaten kokuşmuş memleketimde.


Bahçelievler barınaktaki köpekçikleri bekledim gelsinlerde elimi yalasınlar diye şeker veremesem de.


Başımızdakileri bekledim mi?
Bekledim ama ne gelen var ama giden çokkkk...

Gelemediler zaten aradılar dediler ki
"Çok isterdik belki ama olmadı gelemiyoruz çünki ellerini !!! öpmemiz gereken daha önemli kişiler var"
Sonradan öğrendim sağolsun medyamızdan.
Biri amerikana gitmiş, barakcığıyla görüşmeye, 
Diğeride aman demiş ikindi vakti bayram bitmeden suudiye.
Demek ki haber vermeseler, kalkıp gitsek köşke kimseler olmayacakmış yerinde.
Kapı duvar, korumalar...
Canım bayramda da dışarımı çıkılır.
Evde oturulur, misafir beklenir.

18 Eylül 2009 Cuma

İYİ BAYRAMLAR

Sevgili Dilek bu bayramın şeker tadında geçecek bir bayram olmadığından bahsetmiş yazısında.
Oradaki yorumumda da bahsetmiştim. Bu bayram Yıllar önce sayın Boşbakanımız tarafından da şeker bayramı dilll Ramazan Bayramı olarak anılması gerektiğini iletmişti biz sayın halkına. Elbette ne şeker bayarımı olamıycak ne tadımız, ne tuzumuz kalmadı çünki.



Ama ben yine de en bol şerbetlisinden, en kaymaklısından iyi bayramlar diliyorum herkese.
En azından olacaklara karşı durabilmek adına güç toplamak, yakın zamanda çeşitli tedbirsizlikler sonucunda hayatını kaybedenlere karşı en azından bir Fatiha okuyabilmek için.


Not: Bu yazımı da hazır blog sayfama düzgünce girebildiğim bir anda yazmak istedim. 
Nolur nolmaz bunlardan da mahrum kalmadan.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Atalay'dan "Q,W,X" açıklaması

Atalay'dan "Q,W,X" açıklaması


 İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürt açılımı çerçevesinde alfabeye "Q,W,X" harflerinin ekleneceği haberlerine tepki gösterdi. Atalay, "Birileri bir senaryo yazıyor, bizde bunlarla ilgili açıklama yapmak zorunda kalıyoruz. Birilerinin yazdığı senaryolardır diyorum ben. Hele öyle harflerle ilgili bir konuda, hiçbir yerde çalışmalarımızın içinde gündeme gelmedi.

İçişleri Bakanı Atalay, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’i tebrik ziyaretinin ardından gazetecilerin, "Demokratik Açılım" sürecine ilişkin soruları yanıtladı.

Atalay, Kürt açılımı çerçevesinde alfabeye "Q,W,X" harflerinin ekleneceği ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine, 
"Birileri bir senaryo yazıyor, bizde bunlarla ilgili açıklama yapmak zorunda kalıyoruz. Çalışmalarımızı açıklamadık ve hiçbir sonuçlandırmadık. Bu spekülasyonlara bizden duymadıkça tedbirli olun. Biz bu konularla ilgili bir açıklamamız olmadı. Birilerinin ’yazdığı senaryolardır’ diyorum ben. Hele öyle harflerle ilgili bir konuda, hiçbir yerde çalışmalarımızın içinde gündeme gelmedi" karşılığını verdi.

Angel'in yorumu;

Ne yazık ki Atalay şunu demiyor ;
Bizim alfabemiz 29 harften oluşmaktadır. 
Yeni harflar eklemek gerekmiyor. 
Böyle bir düşüncemiz yok.

Ama bir yandan da şunu diyor;

Evet böyle bir konuda çalışmamız yok demek böyle bir çalışmamız olmayacak demek değildir.
Vereceğimiz neyimiz varsa ki buna ....... ( burda ne demek istediğimi Türk olan anlar ) vermek de dahil olsa, seve seve  her koşulda.
Hatta daha da ileri gidip Türk Dil Kurumunu iplemeden ŞEHİT, VATAN, TÜRK, TÜRKİYE kelimelerinide çıkaracağız Türkçe kelimelerden...



15 Eylül 2009 Salı

Hastayım

Eee kızım sen İzmir'i hala yaz mevsiminde mi sandın? Eskiden di o. Eylül girerdi hala yaz yaşanırdı.Buram buram sıcaklar.Eee hal böyle oluncada akşam gittiğin iftar yemeğinde incecik giyinirsen olacağı budur yani.

Bu arada Hayırlı Kandiller dileğimle. Hasta olduğum için oruç tutamıyorum bir tas çorba istiyorumm.

Blog sayfama bende giremedim yurdum internet adresinden. Ya da her ne deniyorsa ordan. Vallaha anlıyamıyorum yaa. Ben okurken de böyleydim hektar,dekar bir türlü hangisi büyük hangisi küçük anlayamazdım. Gerçi hiç bir zaman öyle ölçülerle konuşacak kadar malım mülküm olmadı. Genelde gramlarla barışıktım ben. Şimdi bu bilgisayar alemlerindeki kilobayt, ciga bayt, mega bayt, dns falan nedir bunlar yaaa. Kendimi 2150 senesinde yaşıyor gibi hissediyorum bu terimleri duyunca.

Geçen akşam bir film izledim. Bakış açısı diye. Amerikan başkanına İspanyada yapılan bir suikastla ilgili. Büyük bir hevesle oturdum izlemeye ilk 40 dakika çok güzel gitti sonradan bozuldu konu dağıldı falan. Iııh beyenmedim.

Sel felaketini unutmadım, unutturmuyacağım.
Ne yazık ki o 7 Kadının bulunduğu araçtan ağır yaralı kurtulan bir bayan daha hayatını kaybetmiş. Bir askerimiz daha şehit olmuş.

Okullar açılıyor ne yazık ki kansorejen maddesi içermeyen kırtasiye malzemesi ne yazık ki zor bulunuyormuş. Minik elleriyle kalem tutacak, bal dudaklarıyla matarasından su içecek yavrular kanser içecek yudum yudum. Bu konudan bahsetmiş Sevgili Dilek ama vtunnelden yazdığım için sayfasını bağlayamadım. Sorun düzelince düzelticem. Lütfen duyarsız kalmayalım.

Umarım bu yazım bir şekilde yayınlanır. Son düzeltmeleri yapamıyorum.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Mistik Olay



MİSTİK OLAY 
KONUSU
Görünen bir uyarı olmadan ortaya çıktı. Birdenbire nereden geldiği belli olmadan. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın bir çok şehrinde sebebi açıklanamayan, kanınızı donduracak garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terörist saldırı mı? Yapılan yüksek teknolojik deneylerde ters giden bir şeyler mi oldu? Bir tür şeytani toksik silah mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virüs mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor? ... ve nasıl?

Philadelphia’lı bir lise öğretmeni olan Elliot Moore bu gizemli ve ölümcül fenomenden kaçma yollarını aramaktadır. Bir evlilik krizi eşiğinde olduğu karısı Alma ile yollara düşerler... Trenle, arabayla bu korkunç sondan kaçmaya çalışmaktadırlar. Elliot’ın matematik öğretmeni arkadaşı Julian ve onun 8 yaşındaki kızı Jess, ile birlikte Pennsylvania’daki tarım arazilerine ulaşmayı hedeflerler. Burada bilmedikleri bu korkunç saldırıdan kurtulacaklarını düşünmektedirler.

Hiçbir yerin güvenli olmadığını daha sonra anlayacaklardır. Bu korkunç ve görünmeyen katil her ne ise kaçılabilecek bir varlık değildir

Yaklaşık 2 hafta önce seyrettiğim bir filmdi Mistik olay. Yönetmeni M. Night Shyamalan filmlerini merakla takip ettiğim  bir yönetmen. filmlerinin senaryosunu yazıyor hatta bazı filmlerinde beklemediğiniz bir anda geri rollerde çıkıveriyor karşınıza.

Yönetmen bu filmde  biz insanların, doğaya karşı yaptığımız kötülüklere doğanın buna nasıl bir tepki verdiğini anlatmaya çalışmış.

Doğa tepki veriyor, yeter artık diyor.
Teknoloji, sanayi devrimi hayatımızı kolaylaştırdı ama ne yazk ki değerlerimizi yitirmemizi sağladı. 
Kendimizden başkasına tahammülümüz olmazken kim düşünür ki doğayı.
Rant uğruna peşkeş çekilen ormanlar,
Naylon poşeti öğütemeyen topraklar,
Bir bir alıyor bizlerden intikamlarını.
Ne yazık ki duramıyoruz önünde.

Biz ki övünürken tüm makinalar tek parmağımızla çalışıyor diye,
geçemiyoruz  önüne bir kova iki kova derken çoğalan suların gücüne.

Doğa kendisine verdiğimiz zararı alıyor bizden,

Ama selle, ama zehirli gazlarla, hormonlu gıdalarla.

Yazık çok yazık...













AKLIMA NE GELDİ?

AKLIMA NE GELDİ  BİLİYORMUSUNUZ?
YURDUMDA HER ŞEY PAHALI
AMAA

BİR TEK ÖLÜM UCUZ !

HEM DE ÇEŞİT ÇEŞİT NASIL İSTERSEN.

Kışa hazırlık

İzmir'de ne kadar kış olacaksa sanki, bir telaş alır biz İzmir'li kadınları Eylül ayı girince.
Salçalar çoktan yapıldı Ağustos ayının sıcağıyla bi güzel piştiler. Gerçi ben salça yapmadım ama onun yerine şişe domatı yaptım bugün. 22 kilo domat yıkandı, doğrandı, büyük tencerede pişirildi ve kavanozlara doldurulup erkek gücünün yardımıyla kapakları kapatılıp ters çevrildi mutfak bankosunun üzerine. Yarın sabah soğuyunca kapakları kontrol edilip TSE damgası vurulup kaldırılacak. 
Bayrama Annem'e gidince de makarna yaparız. Ve hazırlanan kumaş keselere konulup kaldırırız.
Kırmızı biber de alınarak sirkeli, tuzlu suda kaynatılıp sarımsak ve maydanoz ilavesiyle kavanozlara dolup turşuda yapıldımı ohhh. 
Bu arada tarhanadan bahsetmedim sanmayın yapmıyoruz oda yapıldı hem de tüm evi tarhana kokusuyla doldura doldura ve kışlık rafında yerini aldı bile.

Bunca işin üstüne yorgunlukla giden gücümüzü geri alabilmek için akşama tatlı yapılacak ama iftardan sonra. 
Geçen hafta içinde verdiğimiz şehitlerimiz ve selden hayatını kaybeden vatandaşlarımız için Yasin-i Şerif okuyup, bir bardakta olsa helva yapmaya niyet ediyorum. En azından ruhlarının  hafiflemesi ve onları anmak için. 
Böylelikle oralara gidemeden de olsa hiç bir şey yapamasam da böylelikle onları anmış olacağıma inanıyorum.
Daha önce de yazmıştım  uyan ey gözlerim adlı yazımda mezun olduğum okul ve bana kazandırdıkları hakkında. Bu bana hayata iki değil dört gözle bakmama ve yorumlamama vesile olmuştur.


Eşim tv'de maç yorumlarını izlerken spikerin maç öncesi söylediği bir cümle de üzüldüm çok üzüldüm. Dedi ki " Vestel Manisa - Sivasspor maçı öncesi selde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.  
Allah aşkına geçen hafta sadece selden ölen olmadı ki yurdumda. 
7  tane şehit verdik biz. 7 değil 14 eşleri,nişanlıları,sevgilileriyle, hatta 28 anne ve babalarını da eklemek lazım. Kardeşleri yok muydu onların 2 den hesap etsek 42 eder yanlışım var mı buraya kadar ? Varsa düzeltin lütfen.  
Daha da devam eder bu dayılar, teyzeler, amcalar falan. 
Bir de göcük altında kalanlar Zonguldak'ta. 


Var mı ekleme yapmak isteyen?



13 Eylül 2009 Pazar

Doğum günün kutlu olsun Canım Kardeşim




Konak Doğum evi hastanesinin kapısındaydık o gün Müşerref Teyzem'le beraber. Havanın güneşli olduğunu hatırlıyorum. Annem'le Babam'ı gördüm. Annem'in elinde beyaz bir kundak içinde kardeşim. Sonraki hatıralar silik. Zorlasam da kendimi ıııh gelmiyo bişi hatırıma. 

Daha sonra aklıma gelen her sabah kardeşimle yağlı ekmeğimizi çaya batırarak yememiz. 
Bir de bitmek tükenmek bilmeyen kavgalarımız, didişmelerimiz falan.
Bir gün elinde kristal avize parçasıyla çıktı geldi. Bizim için mücevher o. Hemen sakladı benden. Arayıp buldum bende ondan sakladım. O da buldu benden sakladı. Ben yine buldum ve bulamasın diye çay termosunun içine attım.  Ve o mücevheri atar atmaz şangırrr diye bir ses. İçindeki camı kırıyorum. Anneme nasıl dicem o zamanlar termoslar Kıbrıs'a asker olarak gidenlerden ısmarlanıyor yok Türkiye'de. Ezile büzüle yiyeceğim dayağı düşünerek gidiyorum Annem'e. 
Aynı okula gittim kardeşimle ama hiç bir zaman aynı dönemde okumadık. O sabahçıysa ben öğlenci, o öğlenciyse ben sabahçı oldum. Orta okul, lise derken askeriyeye girdi. Üzülmedim ohh dedim bitti artık kurtuldum rahatım kavga, didişme olmayacak. Yemin töreninden önce bişiler istedi kardeşim Aldım götürmek için düştüm yola. Gaziemir'de Hava komutanlığına yürüdüm. Nizamiyede görüşmek istedim olmaz dediler yemin etmedi hala. Döndüm geriye. Köşeyi dönmeden arkama baktım o kapıyı tekrar görünce başladım ağlamaya o zaman dank etti kafam kardeşimle tamamen ayrıldığımıza. 
Keşke ayrılmasaydık didişseydik yine dedim kendi kendime. 
Görevine atandığında çok mutlu oldum. Gururlandım. 
Sonra ben evlendim o sene izne geldiğinde bende kaldı kardeşim. Bir hafta boyunca her gün bol bol bisiklete binip gezdik, havuza gittik, tiyatroya gittik. Yılın güneş tutulmasını izledik beraber. Sonra evleneceği kızı anlattı bana bir gün uzanıp fısır fısır konuştuğumuz yatakta. Düğününde çok mutlu oldum. Oğlu oldu daha da mutlu oldum. 
Bugün kardeşimin doğum günü kutlu olsun, mutlu olsun, 
Gül'ünle, Emirhanınla çok mutlu ol inşallah.
Mutlu yıllar, nice yaşlara !

11 Eylül 2009 Cuma

TERK EDECEKSEN ALMA!





Yazlıklarda adettir çocuklar eğlensin diye oyuncak gibi bir köpekçik alınır, beslenir, nereye gidilirse götürülür. 
Ne de olsa yazlık bahçelidir ya bahçede yatar o köpekçik. Sevinir mutlu olur bir yuva buldum der bağlanır size ama siz anlamazsınız. 
Yaz biter eve dönüş başlar eşyalar toplanır üzerine çarşaflar serilir, panjurlar kapanır, ahşap varenda denizin tuzuna karşı naylonlanır, kapılar kitlenir. Arabaya doluşulur. E geriye bir yolcu kalır. Üzgün gözlerle bakar size. Bütün bir yaz her yerde sizinle olan, çocuklarınızı eyleyen köpekçiğe arabada bir yer bulunmaz. 
Geride kalır. Gözleri yaşlı, üzgün, boynu bükük. Peki o köpekçik ne yapacak şimdi? Koca yaz mangalınızdan kalan kemiklerle beslediniz onu. Kışın kimselerin kalmadığı o ıssız yazlık sitelerinde kim yemek verecek ona?
Sürekli bakmayacaksınız almayın.
TERK EDECEKSEN ALMA!
O sıkılınca bırakabileceğiniz, atabileceğiniz bir oyuncak değil.
Canlı senin gibi benim gibi.
Nefes alır o oksijenle beslenir.
Senin gibi beyinsiz anlamaz ama neden?
Çünkü onun beynine oksijen gider seninkine gitse de bulamaz yolunu.

Yazmak istemezdim

Ne yazık ki ülkemiz koşullarında geçerli olan bu haberi yazmayı istemezdim.
Kızlık muayenesi öldürdü.



Sonra yaaa demek sadece bizim ülkemizde değil. 
Amerika'da bile varmış diye şaşırsam da bu haberi de yazmak istemezdim. 
İki yaşında çocuğa işkence.



Hele  hele "bu dünya insanları nereye gidiyor yaa" diye sesli sesli düşünerek bu haberi yazmayı hiç istemezdim. 
Bebek hırsızlığı vahşeti.



Hadi canlar gitti sele kurban verdik elbette üzgünüz :((((
Ya bu hayvan dostlarımız onların hesabını hangi  "HAYVAN" verecek ?
Bunu da yazmayı hiç istemezdim.
İstanbul selinde 130 hayvan telef oldu.


Bu haberi de yazmayı hiç istemezdim.
Antalya'da yüzlerce köpek itlaf oldu.

10 Eylül 2009 Perşembe

7 KADIN

cesetizleri yazısına bir şarkı eklemiş. 
Dinlerken bana hatırlattıkları bu oldu.
Şarkıyı yükleyemedim bir türlü. 
Esengül söylemiş Beterin beteri var. 
Dinlerseniz umarım aynı duyguları yaşarız.

Sabah 8'de işbaşı yaptı o 7 kadın.
Evden çıkarken bıraktıkları bebekleri uyuyordu onların.
Kafaları zonklatan sanayi tipi dikiş makinasının başında bir yandan diktiler bir yandan da ev ve hayattaki sıkıntılarını düşündüler. 
Genelde dikim atölyelerinde çalan bu müzikle daha da efkarlandılar bastılar da bastılar makinanın pedalına. 
Usta bağırdı "İş yetişmiyor" 
Nasıl yetişsin dedi o 7 kadın. "Dertlerimiz daha büyük" 
Ne sigorta, 
Ne düzgün yemek, 
Ne de mesailerle geçen günlerden sonra bitmeyen yorgunluk, yılgınlık.
Peki ay sonu ellerine geçen para, azaltmadı yinede sıkıntılarını.
Gökler ağlıyordu o gün. 

Değil bardak kovadan boşalırcasına.
Dertlerine ortak oldu. 
O sular sel oldu, onlar içlerine akıttı.


Akşam oldu paydos verildi. 
O 7 kadın doluştu mezarlık gibi bir arabaya. 
Servis bu ne de olsa işyeri vaad etmişti işe girerken "servisimiz var " diye onlara. 
Ama bu servis aracı onları evlerine değil sel suyuyla mezarlarına götüren tabutları oldu.
Dertleriyle, sıkıntılarıyla beraber.


Ne anlatsam ki? Ne desem ki?

Ne anlatsam ki? Ne desem ki?
29 harften oluşan güzel Türkçem yetişir mi acaba yüreğimdeki acıları tarif etmeye?
Biz ne olduk? Nasıl bir evrim geçirdik ki bu kadar duyarsız, kayıtsız  insanlar olduk  acı çekenlere karşı?
Milli takımımız ya da tuttuğumuz takım gol attığında sokaklara fırlayan bizler acılara nasıl böyle tepkisiz kalabiliyoruz?
Yurdumun bir yanı selden mahvolmuş bir yanında 6 şehit ateş yakmış yürekleri ama  gelgelelim tvlerde diziler, yarışmalar son hız maşallah. Ferhunda neler yapıcak? Bihterle behlülü gören kim? Hamdi beyin son teklifi ne ?
Bir de gözümüze soka soka haberlerde verilen o görüntüler. Sele kapılmış insanların son görüntüleri adı altında sanki göremiyormuşuz gibi tekrar tekrar daire içine geri alınarak, yavaşlatılarak  izlettirilen resmen çin işkencesi görüntüler. Bir insanın son anları mahremdir bence. Tvlerde reyting uğruna yayınlanması gereken görüntüler değildir. Elimizi uzatamasak da o an için gerekli olan  o kişiler için dua etmemizdir. Öyle elimizde cep telefonu son sistem kayda almak değildir. O kişilerin hiç mi ailesi, sevenleri yok. İnanın o görüntüleri izlemedim, izleyemem.  Zaten bakamam filmde olsa bakamam. Biraz izledim kapattım hemen. O insanların aileleri nasıl izleyecek yürekler dayanamaz. Ama yine de ağlıyorum şu anda. Hem de o seller kadar. 
Bir de bu yetmezmiş gibi son bir haftadır mayıs ayında trafik kazasında vefat eden halamın kızının mobese kameralarından elde edilen kaza ve ölüm anı yayınlanıyor tvlerde, internette ki haber kanallarında. İleri geri oynatıyorlar. Ve biz tekrar tekrar ölüyoruz o anda onunla beraber.
Zaman yas tutma zamanı, 
Ölenlerimiz için dua etme, 
Geride kalan acılı ailelere sabır dileme vakti. 
Bir de kendini bilmezler için de akıl, fikir, olayları muhakeme gücü dileme zamanı.

Not: Büyük yazdım olur a belki o kendini bilmezlerden biri okurda bir nebze aklı çalışır diye.

8 Eylül 2009 Salı

09/09/1922 İzmir'in Kurtuluşu

Canım İzmir'im;
İnan bu satırları yazarken daha içim bir hoş oluyor, gözlerim doluyor, tüylerim diken diken oluyor.
9 eylül1922  senin doğum günün. Önüne kattığı düşmaları Belkahve üzerinden  gelerek kovalayan Türk Ordusu seni yeniden Türk topraklarına kattı bugün.Ben duyamadım ama kuzenlerimden duyduğum Dedem'de Atatürk'ün ordusundaymış. Belkahve'ye gelen Türk Ordu'suna katılmak için Dedem'de çıkmış Kemalpaşa Halilbeyli köyünden yola onlara katılmış. 
Daha ne yazayım bilemiyorum çünki mutluluğumu tarif edemiyorum. 
İZMİR'imin KURTULUŞ GÜNÜ !



Eylül

Ben de bir eylül yazısı yazayım dedim. 
Eylül;
Uuzun sıkıcı, cır cır böcekli sıcak yaz günlerinin, karpuz kokularının etrafı sardığı Ağustos'tan sonra gelen nispeten biraz daha serin günlerdir benim için. 
Etrafı evde yapılan salça, tarhana kokusu sarar. 
Okula hazırlık başlar ne telaştır o. Kayıt, defter, silgi, kitap, çanta, önlük alışverişleri. 
Sabah gözünü açarsın etraf günlük güneşlik, öğleden sonraysa bir yağmur bir sel arap kızı olur camdan bakarsın.
Gece çarşafla yatmak bitmiştir pikeler çıkarılır, sabaha karşı bir üşümek alır pencere kapanır.

4 Eylül 2009 Cuma

"Küçük Arkadaşım - Mektuplu Kırtasiye Yardımı Kampanyası"

"2000 yılında şirket bünyesinde düşünerek yola çıktığımız Mektuplu Kırtasiye Yardımı Kampanyası 9 yıl içinde e-mailler yoluyla yaygınlaşarak inanılmaz boyutlara ulaştı.

Bu kampanyada maddi zorluklar içinde eğitim gören, çoğunluğu köylerde olmak üzere ilköğretim okullarında okuyan çocuklarımıza ulaşmayı amaçlıyoruz. Geleneksel olarak her öğretim yılı başında düzenlediğimiz bu kampanyamızla bu güne kadar 191.000 küçük arkadaşımıza yardım paketi ulaştırdık.

Her yardım paketi, basit kırtasiye gereçleri ile diş macunu, diş fırçası ve bir de lolipop şeker içeriyor. Kampanyamızda sizden topladığımız yardım paketlerini "yetkililere" değil, bizzat öğrencilere teslim ediyoruz. Öğrencilerin yazdığı teşekkür mektuplarını da toplayıp sizlere ulaştırmaya çalışıyoruz.

Zarfın içine neler koymalıyım?
1 adet orta boy çizgili defter (en az 60, en çok 120 yaprak)
1 adet kitap
2 adet kurşun kalem
1 adet silgi
1 adet kalemtraş
1 adet küçük cetvel (20 veya 30 cm. plastik)
1 adet 6'lı kuruboya (küçük boy)
1 adet lolipop şeker
1 adet diş fırçası (çocuklar için)
1 adet küçük boy dişmacunu

Zarfın içine bu ürünlerin dışında bir ürün koymanız öğrenciler arasında üzüntüye neden olabilir. O nedenle zarfları ne fazla, ne eksik hazırlamanız gerekmektedir.
Ayrıntılı bilgi için  http://www.aktif.com/mkyk/tr/index.asp

1 Eylül 2009 Salı

DÜNYA BARIŞ GÜNÜ


Barış, Tüm insanların dostça yaşaması.
Barış, Savaşların bittiği,
Barış, Tüm silahların sustuğu an.
Barış, Beyaz güvercinin gagasındaki zeytin dalı.
Barış, Orta parmağın işaret parmak üstüne getirilip küslükten kurtulma anı,
Barış, Ne yazık ki hunharca öldürülen Beyaz gelinlikli Pippa Bacca,
Barış, Kapalı kapılar ardında çizilen kötü haritaları yırtan makas,
Barış, Atatürk, Gandhi, Nobel, Nelson Mandela...
Barış, Gülen yüzler, aydınlık günler demek.
Bugün Dünya Barış Günü kutlu olsun, mutlu olsun.
Tüm dünya BARIŞ dolsun.

30 Ağustos 2009 Pazar

Leylak Dalı'na hediyem


Sevgili Leylakdali sayfasında, resimlerini çektiği sokak kedisi resimlerinin altına çok güzel hikayeler yazıyor. Beğendiğimi belirtmiştim bir yorumumda hatta yine yazmasını istemiştim. Sağolsun Foça'da çektiği resimlerin altına yine çok güzel, sevimli hikayeler yazmış. Çok mutlu oldum çok teşekkür ederim kendisine.

Şahsen tanımasamda kendisini blog sayesinde çok güzel bir dostluk kazanmaya başladığımı hissediyorum. Kendimi çok yakın bir dostumdan hediye almış olarak kabul ediyorum.
Bende kendisine Kayınvalidemin kedisi Çıtır'ın resmini yolluyorum.
Umarım beyenir ve kabul eder.


14.BARIŞ ŞENLİĞİ / AYDIN / DİDİM


14. BARIŞ ŞENLİĞİ PROGRAMI

31 AĞUSTOS 2009 PAZARTESİ

Saat 10.00 Plaj Voleybolu Açılış Yer: Altınkum Plajı
Saat 11.00 Resim Yarışması "Didim'li Çocuklar Barış'ı Çiziyor"
Yenimahalle Parkı Belediye Kütüphanesi önü
Saat 11.30 Halkoyunları Gösterisi, Samos ve Didim Halkoyunları Ekipleri Yenimahalle Parkı
Saat 12.30 Didim Halk Tiyatrosu "Kavuklu ile Pişekar" Belediye Kültürpark Salonu
Saat: 13.30 Karma Resim Sergisi Açılışı
GENÇLİK KARAVANI
'Komşuluk' Adlı Fotoğraf Sergisi... Didimli SanatçılarYeni Mahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 16.00 Plaj Futbolu Açılış... Yer: Altınkum Plajı
Saat 21.30 Klasik Müzik Konseri Kayra Barok Müzik Topluluğu Yer: Apollon Tapınağı

01 EYLÜL 2009 SALI

Saat 10.00 Geleneksel Barış Koşusu Apollon Tapınağı - Altınkum
Saat 14.00 Panel: "Temiz Toplum" Oturum Başkanı Fatih ATAY (CHP Aydın Milletvekili) Konuşmacılar
Kemal KILIÇDAROĞLU (CHP İstanbul Milletvekili - Grup Başkanvekili)
Berhan ŞİMŞEK ( Sanatçı - CHP İstanbul Eski Milletvekili - PM Üyesi) Yenimahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 18.00 Barış Yürüyüşü ... Medusa Disco - Aytepe arası
Saat 18.30 Barış Meşalesi'nin Yakılması... Aytepe
Saat 18.45 Barış Parkı Heykelleri'nin Açılışı... Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.00 Halkoyunları Gösterisi... Didim - Samos Halkoyunları Ekipleri Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.30 Geleneksel Tekne Turu.... Altınkum İskelesi
Saat 21.00 Roman Halk Dansları Gösterisi... AltınkumPlajı
Saat 21.30 Didimli Zıvana Rock Grubu ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Türk Halk Müziği Konseri... Saime CANTÜRK... Altınkum Plajı

02 EYLÜL 2009 ÇARŞAMBA

Saat 11.00 Plaj Voleybolu Final... Altınkum Plajı
Saat 13.00 Hakan Doğanay ile "Yol Hikayeleri" Söyleşi... Altınkum Barış Parkı Belediye Çay Bahçesi
Saat 17.00 Plaj Futbolu Final... Altınkum Plajı
Saat 20.45 Ödüllerin Verilmesi... Altınkum Plajı
Saat 21.00 Grup Eflatun Konseri... Altınkum Plajı
Saat 21.30 Hakan Doğanay Show ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Konser .... Haluk LEVENT.... Altınkum Plajı

29 Ağustos 2009 Cumartesi


Bu hafta da ne çabuk geçti anlayamadım.
Evdeydim bu hafta. Çarşamba günü akşam üstü kuzenimin evine gittim. Bahçesindeki balkonun önü ağaçlık ve yeşilik bir alana bakıyor. Eski bir tahta divanları var oraya oturup esen rüzgara karşı bol bol dedikodu yapıp, gülüp, meyve yiyerek eğlendik.

Perşembe günüde Annem'e ( eşimin annesi yani ) iftara gittik. Sağolsun güzel şeyler hazırlamış . Sonrada eltimle beraber 20 kilo domatı soyup, doğrayıp, rondodan geçirerek büyük tencerede pişirdik ve kavanozlara doldurarak kış için şişe domatı hazırladık. Bana da yapıcaz iftara aldığım bir akşam. Hem iş hem ticaret yani.

Bugün de yine kuzenimle çarşıya gittik. Çok dolanmışız nasıl yorulduğumu eve gelince anladım.

Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun, umutlu olsun!

Bir de İzmir Fuarı açıldı.

Eskiden ne büyük bir olay olurdu aman Allah'ım. Misafirimiz eksik olmazdı bizim. Fuar için İzmir İlçesinden gelenler bizde kalırlardı. Özellikle pazar günü sabahtan gelirlerdi. Kahvaltı yapılır, çıkılırdı. Artık akşama kadar gezerdik. Gezmekten yoruluncada dinlenirken "Burda elektrik yer altından geçiyor ya nasıl da çekiyor" gibi bir muhabbet yapılırdı mutlaka. Kardeşimle en sevdiğimiz yer lunaparktı. Oyuncaklara binerdik. Aldıktan sonra uçacağını bile bile uçan balon diye tuttururduk. Yıllar geçti büyüdük ama nedense İzmir Fuarını gezme günü kısaldı. Şimdi eşimle gidiyoruz o araba standlarını gezerken bende İzfaş'ın sanat galerisine takılıyorum. Ben salonda gezinmeyi bitirmeden eşim geliyor sonrada insan sel,ne karışarak geziniyoruz ve ne yazık ki ikimizde çocukluğumuzdaki fuarı arıyoruz kıyı köşelerde bulabilme ümidiyle.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Ramazan Eğlencesi !

Malum mübarek Ramazan başladı, haliyle Ramazan eğlencesi de…Benim eğlence kaynağım yine medya…

Ramazan geldi mi, gazetelerin her sayfasına serpiştirilen mayo, bikini ve donlu kızlara mola veriliyor, Ege ve Akdeniz sahillerindeki bar-plaj türünden mekanlardaki faaliyetler de kesintiye uğruyor.

Bir aylıkta olsa tesettüre giriyor medyamız…

Hep açılım olacak değil ya!..

Şimdi gündem Ramazan kapanımı…

Üryan hanımların yerine ermişlerin, evliyaların, mübarek şahısların hikayeleri…

Hadisler, ayetler, menkıbeler, maniler…

On kupona; kıbleyi gösteren seccade,

Kuşe kağıda namaz rehberi…

On beş kupona; dijital tespih, ezan okuyan saatler…

***

Televizyonlar ise başka bir alem…

11 ay rafta tutulan her boy ve ebatta ulema, ilahiyat hocası gruplar halinde yine bir aylığına stüdyolara dolduruldu. Bilgiye aç ahalinin ufkunu açıyorlar bol keseden…

Ahali cepten ya da netten mesaj atıyor, olmadı telefonla bizzat soruyor;

-Hocam, kadayıf kuyruğuna kaynak yapan muhteremle dalaştık, dizim kanadı tentürdiyot sürsem orucum bozulur mu?

-Uykuda yellendim, ne edeyim?

Oysa eskiden ruj, diş macunu, sakız falan sorarlardı…

Eğlenceli tarafı, kocaman hocaların, yaşlı başlı adamların, acayip ciddi ifadeyle bu sorulara cevap vermeleri, hatta kendi aralarında kapışmaları…

Derken, Ramazan televolesi, mahrem mevzular…

-Hocam, yatakta oruç açılır mı?

-Hocam azıcık öptüm, oruç yandı mı?

Sanırsın karşısındaki Haydar Dümen’dir…

Şahsen, halkımızın balatayı bu kadar sıyırdığına ya da bu derece fikri şeyinde olduğuna inanmadığım için aklıma gelen şu:

Ya üç beş haylaz, yüzlerinden nur, seslerinden şerbet damlayan bu koca ilahiyat proflarını işletiyor,

Ya da bu abuk sorular format gereği stüdyolarda imal ediliyor…

Yoksa her şey sorulur da;

‘Yav, iyi de bu kadar inançlı bir toplumda bu kadar yalan, dolan, sahtekarlık, riya, rüşvet, hırsızlık vesaire ne ayaktır hocam, bir deyiver hele’ diye soran biri çıkmaz mı?

***

Ne yaptık ettik, işi politikaya getirdik ya helal olsun…

Bakın şimdi, bugün yarın iftarlar başlayacak, asıl eğlence orada…

Siyaset, iş ve bürokrasinin, görkemli-şahane sofralarda iftar açması…

Kulaklar müezzinde, kafa az yana yatmış huşu ve sabır içinde ezanı bekleyişleri, ‘Allah kabul etsin’ duasına titreyerek ‘Amiiiin’ demeleri, ‘fakirin durumunu yerinde tespit’ gayesiyle gecekonduya çat kapı yapmaları…

Bunlar da Ramazan eğlencesi ama bizim değil onların …

Acı acı güldüren ise, haline bakmayıp, ‘Bak gördün mü, adam halk adamı, bizim gibi insanlarla aynı sofraya oturdu’ diyenler…

Tam Nasreddin’in torunları yani, güldürürken düşündüren cinsten…

***

Hasılı, Ramazan başladı…

Haliyle Ramazan eğlencesi de…


Yazı : 27/08/2009 Erzurum Haber Gazetesinden alıntıdır.

http://www.erzurumhabergazetesi.com/

26 Ağustos 2009 Çarşamba

GENÇLİĞE HİTABE !





Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
;

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.


Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927






24 Ağustos 2009 Pazartesi

ÖDÜL ALDIMMM


Öncelikle beni bu ödülle ödüllendiren
http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/ olmak üzere bu ödülü almamda bana yardımcı olan başta Annem, Babam, Eşim, Kardeşim, Teyzem, köşedeki bakkal amca, dolmuştaki sevgili muavin olmak üzere hepsine ama hepsine çok ama çokkk TEŞEKKÜR EDERİM.

Bende bana yükte hafif ama pahada ağır olan bu ödülü benim sayfamı ziyaret eden blog sahibi olan blogdaşlarıma ithaf ediyorum.

Hakkımda 7 tane ilginç olan davranışlarımın, hislerimin yazılması istenmiş. Eşime sordum bayağı bir liste yaptı arasından seçerek onun ağzından yayınlıyorum;
  • Otobüs yolculuklarında şoför arkasında oturmayı sevmez, eğer yolculuğu gündüz yapacaksa güneş görmeyen yöne göre koltuk almaya dikkat eder.
  • Telefonla konuşmayı çok sever.
  • Hayvanları özellikle köpekleri çok sever, hayvanları sevmeyenleri de hiç sevmez.
  • Hiç istisnasız nereye ya da kime gidersek gidelim daha kapıdan çıkmadan saat kaçta kalkarız muhabbeti yapar.
  • Eğer karyolaya çiçekli çarşaf serecekse çiçeklerin saplarını ayak ucuna denk getirmeye çalışır.
  • Yüksek sesden, horlamadan, saat sesinden, buzdolabının içindeki borcamın kaymasıyla oluşan sesden, sokakta gürültüyle oynayan çocuk sesinden hiç haz etmez.
  • Gece yatarken esen rüzgar ve fırtınadan accayip ürker.

23 Ağustos 2009 Pazar

"Yalnız ve güzel ülkem"

Müziğin dili, dini, ırkı yoktur.
Müzik müziktir.
Dili notalarıdır.
Karşındaki yabancıya anadilinde konuşursun ama ne hissettiğini anlatamazsın.
Sonra adamın biri gelir alır eline kemanı beyninden yüreğinden geçenler nota olur akar içine,
Kanatırcasına seni.

Not : Sevgili Leylakdalı,
bu parçayı dinleyemdiğini yazmışsın ben de başka bir müzik sitesinden tekrar ekleme yaptım. aslında bu parça Nuri Bilge Ceylan'ın Türkiyem ile ilgili çektiği fotoğraflarla çok daha güzel anlamlı oluyordu.

Müzik : Farid FARJAD - Dejad gity (Farsça)
görüntüler : Nuri Bilge CEYLAN

20 Ağustos 2009 Perşembe

Kebap mı yersin? DAYAK MI?



Siz kalkın taaa Hindistan'dan çıkıp yola dünya turu yapmak için pedal çevirin. Kaç tane ülkeden geçin başınıza bişi gelmesin ama, yüzyıllarca medeniyet beşiği olmuş, çağdaş!, misafirperverliğiyle övünen bir ülkede kebap yiyeceğinize bir traktör dolusu adamdan DAYAK YİYİN.
Oldumu yaaa.

Nedir bu olayın aslı? Anlatıldığı gibi gelişen bir olay mı yoksa ordaki köylüler bisikletli turistleri hayatlarında ilk defa görüpte mi böyle bir tepki verdiler?

Gerçi fazla kafa yormamakta lazım biz kiii "Barış gelini" Pippa Bacca'yı kirli emellerimize alet edip katleden ne yazık ki! bir vatan evladının aynı ülkede yaşayan talihsiz insanları değil miyiz?

18 Ağustos 2009 Salı

Antonín Dvořák



Sıcak bir yaz akşamıydı. Eşim o zamanlar Bodrum'da çalışıyordu. Evde yalnızdım.  Dolunay vardı her zaman dinlediğimiz müziklerden sıkılmıştım ve o an elime geçen bir cdyi müzik setine koydum. Cdyi daha dinlediğim ilk anda hemen durdurup evde bulunan şarap şişesini açıp bir kadeh koydum. Tekrar müziği açtım sesinide ayarlayıp balkona oturdum. Gerçi karşımda karşı komşunun evi vardı ama benim gözümde orası vals yapan eşlerle dolu bir salondu. 

Kadın beyaz bir elbise giymiş, saçlarının yanına bir demek mor menekşe iliştirmiş. Erkekse siyah bir takım elbise saçlarınıda briyantinle arkaya doğru taramıştı. Kadın sağa doğru dönerken yüzünü yere doğru çevirdi, erkek elini kadının beline daha bir sıkı doladı. Dönüşü yaparlarken kadının etekleri savruldu. 

Bende kadehimi kaldırıp şerefe dedim onlara. Çok güzel bir vals izlettiler bana.


Antonin Dvorak 19.yy sonlarında doğmuş olan bu Çek besteci büyük bir cello üstadır. 9.senfonisi Yeni dünya senfonisi en çok tanınan eseri olup, banka reklamında kullanılmıştı. Eğer yaşasaydı sanırım Star Wars filminin müziklerini ona yaptırırlardı.


Dinleyince umarım seversiniz.
 Antonin dvorak - tempo di valse