17 Aralık 2010 Cuma

Bak postacı geldiiii


Postacı sabah sabah geldi
Ne yüzümü yıkamışım
Ne de kahvaltı yapmışım
Sarı bir zarf değil paket-cik !
İmza istedi benden
Aman nasılda güzel bi koku geliyor
Postacıdan mı geliyor acaba diye geçiriyorum içimden
Çaktırmadan yüzüne bakıyorum ama
Gençten bişi dudak büküyorum
Paketi alıp hemen açmaya uğraşıyorum
O güzel koku daha da yoğunlaşıyor bu arada
Önce ben peçete koleksiyonu yapıyorum
Lisedeyken yapardım nasılda özenle saklardım
Ne yazık ki bi gün annecim sağolsun
Gelen misafirlerine dağıtmış ikramlarla beraber
Çıldırdım, sinir oldum, üzüldüm
Sonra yeniden başladım biriktirmeye
Her peçetenin bir öyküsü var
Buda onların arasında yerini aldı


Ya o 
Mavi Balon'cuk !
Kokunun kaynağıymış meğer
Lavanta kokulu 
El işi, el emeği, göz nuru
Yaka iğnesi olmuş
Uçmuş kendisini yapan maharetli elden
Yakaladım bende ;)



Kartpostalın seçimi harika
(19.yy. Peşkir)
Anneannem peşkir derdi havluya
Ben de kullanırım bu kelimeyi bazen
Ve içindeki özenli, güzel yazıyla yazılmış
Şu güzel dize

Sevilen Kadına
"Ay var gökte,
Senin yüzünde ağız
Gökte nice yıldızlar var
Senin yüzünde iki güzel göz"
-Talât Halman-

Çok ama çokkkk teşekkür ederim
Sevgili Leylak Dalı'ım



16 Aralık 2010 Perşembe

Durma yürü

İleri marşı



Yok yok böyle olmayacak
Şurama kadar geldi
Hani çocukları salsanız 
Oynarlar, kavga ederler 
Ammaaa
Bi süre sonra orada ya uyurlar
Ya da kavgayı unutup yeniden oynamaya başlarlar
Ama büyükleri saldık oraya neler oldu?
Sıkıldım da artık
İzmir'liyim
Biri İzmir'liyim dedi mi
Az buçuk nasıl bir siyasi görüşe sahip olduğunu çakarsınız.
Ama gelin görün ki artık
UTANIR oldum onlardan !
Sana ne kardeşim 
Bi takım olimpiyat oyunları,
.......................................................................'larından !


Vallaha acıdım dün haberleri izlerken
Neye biliyor musunuz?
Onca tomar kağıt konuldu kürsüye
O kadar kağıt o kadar yok edilmiş AĞAÇ demek.
ODUN demiyorum
Zaten dolu her taraf.

Kısa kısa



Kıskandım,


Sevgili Leylak Dalı,
Pino'suyla, Şuşu'suyla buluşmuş, 
Çay içmiş, sergi gezmiş - gezememiş muhabbetten -


Hani İzmir'li blogcular neredesiniz ya...
Aaa okumuyom, görmüyom sanmayın
Buluşmuşsunuz Carte dor yemek için Asansör'de
Tatlı yemek içinde Özsüt'te
Bende blogcuyum benim ne eksiğim var ?


Bayıldım,

Portekizli Ören Bayan
Ne de güzel bir yelek o öyle ?
Şeker pembesi o yeleği örmeliyim
Ama o portekizce tarifi sökmem lazım önce.


Hüzünlendim,

Mutlaka dinleyin

Yunanca parçalar bana hep 
Güneşli sıcak yaz günlerini,
Deniz kenarında rakı-balık gecelerini
Ve şunu hatırlatır;


Camları dövüyor yağmur damlaları,
Kayalara çarpıyor denizin dalgaları
Bir ıslıkla camları yalıyor hırçın rüzgar
Bense senin koynunda
Bir tek ses işitiyorum
Kalp atışlarını...


Şarkı; Notis Sfakianakis "Akou bre file"


Yönümü buldum,

Kaybolmayın,
Cep aynası sayesinde
İçim açıldı 
Ne yapsam, ne etsem diyordum
Hangi yol çıkar hangisi beni sürükler
Kaybolmayın.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Bir sigara içimi





Bir evin merdivenine oturmuş
Manzaraya karşı bi sigara yakmak için
Çantamdaki çakmağı bulmak için eşelenirken 

"Çakmak mı arıyorsun" dedi bir ses.

Başımı kaldırdım 
En fazla 19'unda hani yeni yetme çakmalardan
Normalde durup muhatab bile olmam 
Ama söz konusu ihtiyaç gidermek olunca
Aldım çakmağı  tam yakacakken 

"Bırak boşver al benimkinden yak " dedi
Hadi dedim
Yaktık sigaralarımızı 
Çokk uzun zamandır ilk defa içermiş gibi çekip içimize 
Uzun uzun, düşünceli düşünceli savurduk sonra dışarıya
Kelam edecek bişiler ararken
Yüzüme baktı ve şunu sordu ?

"Birine ne kadar şans verirsiniz?"

Ben daha düşünme payı isteyecekken gerisini getirdi

"Sizi 
Yıkıp geçmiş,
Silindir makinası gibi asfalta yapıştırmış olabilir mesela
Kimselere açamadığınız yüreğinizi eliyle sıkmış olabilir
Tırnaklarını hissetmiştinizdir
Beyin hücrelerinizi tek tek ele geçirip
Her damarınıza ulaşmışken
Nedir vereceğiniz şans oranı
Yüzde kaç?"

Tebessüm ettim, omuzlarımı silkittim ama O devam etti,

"%90 mı? %50 mi?
Yada o yüzdeye bile gerek duymayabilir misiniz ?
Hadi be ordan deyip ayağınızın altında 
Bir kuru yaprak gibi ezer misiniz ?
Pekii verdiğiniz her şans yüzdesinde
Ona sizi ezmesi için yine şans vermiş 
Olmaz mısınız mesela ?"

Cevap vereyim dedim bari
Bişiler sıralayayım

"Cevap vermenize gerek yok" dedi,
"Sigaramı içerken sesli düşünürüm 
En azından deli denmesin diye oturdum yanınıza
Eşlik ettiğiniz için teşekkürler
Hoşcakalın"

Son bir nefes çekip sigarasını attı yere 
Ve gitti...

13 Aralık 2010 Pazartesi

Şok olma durumları



Garip bir duygudur
Yaşarız hepimiz zaman zaman
Dolaylı yollardan olsa da
Mesela yaz sonu yaşatırım ben
Ayıklanmış bezelyeleri atarım kaynamakta olan suya
3 Dakika sonra alırım hepsini buzlu soğuk suya salarım
Şok ederim onları
Bu şokla buzdolabına girerler.


Kimi zaman hiç olmayacak bi anda mesela
Kendimden beklenen hareketin aksi yönde bir hareket ederim
Bir söz ederim
Şok ederim meclisteki herkesi
Gerçi ilk şoktan sonra edilen laf genelde şu olur;
"İlahi Şeniz senden de başka bişi beklenmez"
Kahkahalar atılır gerilmiş sinirler yumuşar.


Bazen de ben şok olurum.
Bir hızla giderken mesela hayatımda
Küttt diye bi ses duyarım 
Anlarım ki o zaman 
Çok farklı bi ortamdan, 
Çok farklı birinden
Çok başka, olmayacak, duyulmayacak sözler
İşitmişimdir
Ağzım açık kalır sinek kaçsa yeridir.
Edilmeyecek hareket görmüşümdür
Geri çekim ararım, Erman Toroğlu'nu ararım bana yorum yapsın diye
Çarparım resmen düz duvara
Şok olurum.

10 Aralık 2010 Cuma

kızarmış ekmek





Bu saatte bir rüzgar ki dışarıda
Balkondaki saksıları indirdim aşağıya
Ne olur ne olmaz uçar falan
Bilgisayarın başında oradan oraya dolanıyorum
Ve burnuma gelen bir koku
Hem de bu saatte
Kızarmış ekmek kokusu.
Çıtır çıtır yanık olucak yağ sürücem üstüne
Eriyecek yağlar bir de krem peynir üzerine
Yağda ekmeğin yağ sürdüğüm bıçaktan siyahlıkları kalıyor ama olsun.

9 Aralık 2010 Perşembe

Terapi



Keyifsizim bu aralar biraz
İçimde sürekli dualar ediyorum
Şükrediyorum sağlıklı ve sıhhatli olduğum, olduğumuz için.
Bir coşkun nehir kabarıyor
Sanki bi yerlerden ummadığım anda bi haber duyacakmışsın gibi olur hani
Pır pır eder için sanki muştu böceği kaçmıştır içine
Çıkmak için uğraşırken
Değiverir yüreğine kanat çırpışları
Bi başka atar kalbin.
Büyük bir dağ var önümde set vurmuş hayatıma 
Sıra dağ hemde öyle tek bi yükseklik değil platoda
Ama ardından gelen sesler çok güzel 
Bakalım hayır olsun diyorum.
Aaa keyifsizdim ya ben hani demi
İşte içim iyi de nedense dışarı çıktığında bi başka oluyom
Soğuklar geliyormuş ondan mı böyleyim acaba?
Off ne biçim bu yazı yaa..
Başka bişi mi anlatsaydım acaba ?
Ay sakın yurdum halinden anlat demeyin bana
Neyi anlatayım ki?
Elmalarla armutları bir çuvala koyduğumda mutlaka boşluklar oluyor
Aradaki boşlukları da ne yazık ki görmezden gelmeye çalışıyorum
Kapıyorum gözümü 
Sadece gözümü ama kulağımı tıkıyamıyorum mesela
Kendimi iyi hissetmek adına evimdeki güzelliklere bakıyorum 
Mesela bir nescafe fincanına diktiğim kaktüse
Kaktüs yetiştirmek başka bişimiş
Dokunulumaz güzellikler sunar insana
Ne garip değil mi?
Neyse böylesine saçma bi yazıda olur mu ya 
Ne diye okudum ki buraya kadar demeyin
Hepimizde olmuyor mu bu türlü 
Hislerle dillendirilmiş düşünceler, iç sesler
En azından yazarken anlatmış gibi oldum
Bi nevi terapi yani.
Vizite ücretim ne peki diye düşünürseniz şayet
Alacağınız olsun benden,
Yazıveririm bi gün bol kahkahalı, pirzolalı bi yazı 
Ödeşmiş oluruz.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Cadıcık



Annesi hastaneden öğlene gelecek olan
Bir saattir sabrımı zorlayan
Okula giden ablasının arkasından 
Durmadan ağlayan.
Durmadan akan sümüğünü silmekten
Camlara şekerli elleriyle vuran
Beni kızdırmak için bilgisayarı tekmeleyen
Verdiğim şekerleri, mandalları oraya buraya fırlatan
Beni yenilgiye uğratan
Melek yüzlü cadıcık yeğenim
Neslişah
Anladım ki ona baktığımda başlıyor gösterisi
Tamam diyorum teslim oldum
Verdim sana İstanbul'u tuş oluyorum ben.

Bu ne şimdi





145'ti izleyici sayım bir baktım 140'a düşmüş
Şimdi ben ne yazdım ne yaptım da oldu ki bu?
Şaşırdım...


Hava soğumuş İzmir'de 
Üçyol'dan Asansör'e inerken bugün
Sokak başında durup denize karşı 
Bi sigara tüttüreyim dedim
Kıçım dondu yaa
Ama kabahat bende
Üst üste 3 tane ince penye birde yün ceket giyersen
Kıçımda donar sırtımda
Üşüdüm..


Öğlen evden çıkmadan makyaj yaparken
Hani kaşlarımızı aldığımız büyük gösteren aynalarımız var ya
Onda makyaj yaparken fark ettim
Göz çevremde kırışıklar oluşmuş
Karar verdim az gülmeye
Somurtucam...


Yaşlanmışım ben yaa
Asansör'e inerken ve geriye Üçyol'a çıkarken
Merdivenleri
Arada dinlenince fark ettim
İsyan ettim...

6 Aralık 2010 Pazartesi

ordan burdan





Bişiler var kafamda
Bir araya gelmiyorlar tamamlayamıyorum kelimeleri
Hani bir araya getirsem şıp diye koyuvericem buraya
Onun yerine parça parça yazıvereyim dedim
Hava soğumaya başlamış
Bugün anladım her ne kadar güneş olsa da tepemizde
Çok fazla ısıtamıyor
Mesela şu anda yazarken parmak uçlarım üşüyor
Dün günübirlik Didim'e gittik geldik
Kahvaltıyı yaparken babacımı 12 otobüsüne yetiştirelim diye konuşurken
"Ben bilet paramı size vericem beni Didim'e bi atıverin" dedi
Hadi dedik kalktık gittik annecimede haber vermeden
Bi sürpriz oldu yüzler güldü.
Arka bahçeden süs biberleri toplandı en acısından turşu olsun diye
Isırgan otları toplandı kimsesiz komşu bahçelerden salata olsun diye
Anne yüreği işte pişen yemekten konuldu bi kavanoza yanında bişiler uydurulup
Akşam yemeği yapılacak
Aslında Keşkek yapasım var
Ama tek başına da yenmez ki meret
Kalabalık olmalı mesela bir iştahla yenilir
Bakayım birilerini bulayım da yapıvereyim.


Resim; alıntı Bi abimiz var amatör resim çeker...



4 Aralık 2010 Cumartesi

Harç bitti yapı paydos



 ( Ödemiş efesi babacım )




Çok şükür bitti işimiz.
Son bi kırık kırsık işler kaldı bu güne
Harç bitti yapı paydos dedi Babişkom
Bahçe süpürüldü, 
Kapı önü temizlendi
Takımlar temizlendi
Kirli kıyafetler çıkarılıp makinaya atıldı
Bol köpüklü banyolar yapıldı
İki dirhem bir çekirdek giyinilip
Kokular, parfümler sürüldü
Babişkomu Kordon'a götürüyoruz birazdan
Buzzz gibi birayı hak etti di mi ama...







 (Annecim, Babacım Didim'de )
(Yandaki çanta da babacımın balık takımları)








3 Aralık 2010 Cuma

Bir amelenin günlüğü



Vallaha o kadar yorgunum ki,
Şöyle edebiyat parçalayacak halim yok diyebilirim.
İsterdim ki biri benim yerime yazsın bu satırları
Neler yaptım bugün yazdım öyle 
Yok benzetmeymiş, yok imla hatası falan bakmayın kusuruma
Öyle böyle değil bayağı yorgunum
İşte 2.günde yaptıklarım;


Sabah erken kalk fayans almaya git babişkoyla,
Arabayı babanla çek, kahvaltı hazırla yap, 
Yatak topla, 
Harc karılırken su tut yardım et, 
Harcı 3.kata çeken babişkoya yardım et, 
Fayansları işaretle, suda ıslat, 
Nescafe yap, tekrar harc çek, 
20 kilo kireç torbası taşı yukarıya, 
Öğlene doğru Ödemi'ten gelen halam ve kayınpederini, eniştemi ağırla
Sonra da 5 kişilik 3 çeşit yemek yap, 
Mutfağı toparla
Hortumu 3.kata çıkar, tekrar indir, 
Aşağıya in bulaşık yıka,
Yerleri süpür, harcları temizle,
Tekrar hortumu yukarı çıkar musluğa tak, babişkoyla birlikte yukarıyı süpür, yıka   
Yemek yap. 

2 Aralık 2010 Perşembe

Yorgunum dostlarım yorgunum

Vallaha çok yorgunum
Sormayın
Babişkom geldi dün
Sabah erkenece kalktık
Kahvaltıyı hazırladım
O'da malzeme almak için dışarı çıktı
Şimdi efendim bakmayın siz benim öyle gezdiğime tozduğuma falan
Bugün resmen ellerim kireç ve harçtan kavruldu
Tırnaklarımdaki fişne ( vişne) rengi ojelerimin yarısı kayboldu
Bizim evin üstü sıva oluyor
Babişkomda inşaatçı 
Zaten şu an oturduğumuz  evi Babam yapmıştı.
Bi takım tamir işi gerekince Didi'den geldi
O'na yardım ediyorum
Şükür Teyzemin oğlu ve Babamında bir arkadaşı geldi öğlene doğru geldi de
Gırgır, şamata, muhabbet derken yardım ettiler Babama
Eh bana da yemek, çay yapmak
Musluğu açıp kapatmak, 
Gibi bi takım ayak işleri düştü.
Ama akşam olup da yemeği yiyip koltuğa atınca kendimi
Anladım ki çok yorulmuşum yaa...
Şimdi bu işer cumartesi günü bitecek
Yarın öğlen bugün ki takım yine bir araya gelicek
Öğlene ne yemek yapsam diye düşünüyorum.
En iyisi buzluktan kıymayı çıkarayım da
Bi tarhana çorbası bi de kıymalı, patatesli böörek yapıvereyim.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Elimden düşmüyor




Elimden düşmüyor 
Gece yatarken okuduğum da yataktan düşüyor
Cumartesi günü okumaya başladım
Her kitapta olduğu gibi ilk 20 sayfadan sonra
Bir şahlandı ki hikaye
Elimden düşüremiyorum
Dizi arasında reklamda okuyorum mesela
Akşam üstü okumaya bi daldım
Pilavı yapmayı unutmuşum
Yarın yaparım artık diye kandırdım eşimi
Şimdi kitaptan bi bölüm yazayım istiyom
Pek beğendim...







Sayfa 87
-derkenar-
aşk, asla paylaşılmayan sır


Leyla'ya sordular;
    "Sen mi Kays'ı daha çok sevdin; yoksa o mu seni ?"
Kara gözlü, kara saçlı, kara benli Leyla iç geçirdi, üzüldü;
    "Dostlar, bu nasıl bir soru, bana böyle bir soruyu nasıl sorarsınız ki?!.. Elbette ben onu daha çok sevdim, onun beni sevdiğinden..."
    "İyi ama Leyla, o senin için deliye döndü, çöllere düştü, adı Mecnun'a çıktı ve kutlarla, kuşlarla konuşur oldu..."
    "İşe bakın, o gitti, bana olan aşkını ona buna anlattı, ben ise aha şuracığımda, kalbimin içinde onun aşkını saklayıp durdum, hiç kimse ile ne paylaştım, ne kimseye dert yandım. Şimdi siz karar verin, o mu beni daha çok sevmiş; ben mi onu?!.."




Hadi bakalım kararı siz verin hangisi daha çok sevmiş ?



29 Kasım 2010 Pazartesi

Göz göz - Kaf sin kaf




Koca tarafından Karşıyaka'lı olsam da artık
Evleninceye kadar kalbim Göztepe için atmıştır hep.
Hala da içimde saklıdır nede olsa İzmir takımı


Bir arkadaşıma uğradım bugün
İşten dönerken beni Güzelyalı'da bıraktı
Tam sahile çıkarken 
Cadde kenarına park etmiş seyyar 
Güzelyalı Köftecisi Erdal Usta'yı gördüm


- Üçkuyular'dan geliş yönü - 

Yaptırdım hemen durağa gittim
Otobüs çok dolu gelince
Aradım Eşimi senin iş çıkışına gelicem dedim
Vakit vardı
Geçtim köprüden sahile oturdum bi banka
Bi güzel yedim köfte ekmeği


- Konak yönüne gidiş - 

Sonra da döndüm tekrar durağa
Konak yönüne oradan da
Kemeraltı'na
Akşam vakti dükkan kapatanların
İşporta açanların arasından
Çankaya'ya metroya
Halkapınar'da inip Eşimi bekledim.
Akşamı ettim böylece..








28 Kasım 2010 Pazar

Asker şiirleri





Bayramda Didim'e Annemle , Babacımın yanına gittiğimizde dolap çekmecelerini karıştırırken Babacımın askerdeyken yazdığı şiirlerin yer aldığı defterini buldum. 
Askerdeyken kendisine sevdiklerinden gelen kartpostallarla süslediği şiir defterini. 
Küçükken açar içindeki şiirleri okur, kartpostallarına dalar giderdim.
Yukarıdaki resim şiir defterinin kapağı...




24 mayıs 1969 / 09 ocak 1971 tarihleri arasında 
Burdur'da Topçu Alayında topçu olarak yapmış görevini.






Bu kartı amcasının oğlu göndermiş yılbaşında.



Defterde
Kendi yazdığı şiirlerinin yanında
Ünlü şairlerin şiirleri 
ve
Arkadaşlarının hatıra olarak yazdığı şiirlerde var.



Bu kart Halam'dan gelmiş kendisine


Son sayfa da yazan 
"Ben öldüğüm zaman en yakın kimselerim tarafından saklanmasını bütün kalbimle rica ederim"
Yazısı beni çok duygulandırdı.
























27 Kasım 2010 Cumartesi

Yazar olmak, yazıyor olabilmek



Yazılarını nasıl bir ortamda nasıl bir ruh haliyeti içerisinde yazarsın?
Diye sordu dostum, 
Kahvelerimiz bitmiş
Yanında tellendirdiğimiz sigaralarımızı da söndürürken;

Blog sayfamda yazdığım yazılarımı genelde gündelik hayatta yaşadıklarımdan yazmaya çalışırım diye yuvarlak bi cevap verdim.
Sanki konuyu kapatmak istermişim gibi bi duruma sebep olunca
Bir nefes alıp devam ettim,
Evet bazen alıntılarım olmuyor değil.
Mesela,
Son zamanlarda sayfamda yaptığım değişiklikler neticesinde
Bi takım aldığım tepkisizliker !
Genellemiyorum herkesi
Sanki değişimimin 
Hoşnutsuzluk, yakışmamazlık
Olarak genelleştirildiğini düşünüyorum.
Şimdi burada kimseye gönül de koymuyorum biliyor musun
Kimseye kendimi zorla okutturma yanlısı da değilim.
Beğenen okur derim hep.
Mesela benimde başta bi hevesle açıp sayfasını
Sonra da sanki karşımdaymış da
Sözünü kesersem ayıp olur düşüncesiyle sonuna kadar okuyorum.
Ha faydalanıyor muyum evet bazen iyi ki yarıda kesip çıkmamışım dediğim oluyor.
Ne diyordum evet son zamanda yazdıklarım
Aslında günlük hayatımdan kesitler yazayım dediğimde 
Bi bakıyorum ki 
Gün içinde farklı, ilgi çekici yaptığım 
Bişi yok.
Ben de ne yapıyorum ?
Açıyorum bi parça, bir resim buluyorum,
Sonra da onların yardımıyla 
Uyduruyorum da, uyduruyorum.
Duma duma dum...

Güldük...



26 Kasım 2010 Cuma

Bir acı kahve





Bir dostla sohbet sırasında,


"Kimin gözünde dürüst olup olmadığının ne önemi var diye cümle kuran bu kız 
Facede yazdıklarını kavrayamanların kendisiyle ilgili konuştuklarından rahatsız 
Aradaki çelişkiye bakar mısın?
Face ne kadar önemli diye bi soru getiriyor aklıma mesela ?
Bir paylaşım, bir tıkla arkadaş olup
Bir araya gelip oturmadan, 
Bir dost meclisinde iki kadehin tokuşturma sesini bile duymamışken
Bir yemek yiyip,
Bir acı kahve içmeden
Hatta ses tonlarımızı bile duymadan 
Birbirimize 
Güvenmek
Sinir olmak 
Niye acaba?
Yada benimle ilgili ne düşünüyor ?
Gibi durumlara girmek"

Dedim,
Kahvesinden höpürdeterek bir yudum aldı ve şöyle cevap verdi bana,

"Sesini duyduğunun, kahve içtiğinin, yemek yediğinin ve hatta benim örneğimde olduğu gibi daha da ileri gittiğinin bile yeri geldiğinde önemi olmayabiliyor.
Sıralamaya alırsak; face' in önem sırasında esamesi bile okunmaz.
Face gibi ortamlarda arkadaş listeni ortak paydalarda buluşabildiklerinden oluşturmalı insanlar. Zira sanal bir alan ve zaten özel yaşamımızda bir yığın sorun varken, bir de bu sanal alana kendimize sorun çıkartacak şeyleri ya da kişileri taşımanın mantığı da yok.
Kafa dağıtma, gündelik sıkıntılardan uzaklaşma ve hoşça zaman geçirmek olmalı amaç...
Ama ne yazık ki kendimizi özel yaşamdaki düşüncelerden soyutlayabilmek imkanımız yok.. Hal böyle olunca özel yaşamdaki eksikleri ya da gedikleri veya bastırılmışlıkları ortam nasılsa sanal diye çok daha rahatça açığa da çıkartıyoruz bu gibi ortamlarda.
Ve aslında hacı şakir i zengin ediyoruz masturbatif yanılsamalarımızla..."

Bu cevap üzerine kahvenin yanındaki lokumları alıp yedik
Bari ağzımız tatlansın dedik.