çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2012 Perşembe

Bu çocuk benim olsun..


Bu çocuk benim olsun..

Her sabah yumurta yedireyim ona 

Gün boyu yumurta koksun.

Parka götüreyim salıncakta sallanıp atlayalım.

Mc donaldsta çocuk mönüsü alayım 

Elimizle patatesleri ketçaba bulaştırıp yiyelim.

Lunaparkta atlıkarıncaya binelim 

Kusana kadar dönelim.

Su parkına götüreyim 

Onu havuza atayım.

Sümüğünü elimle sileyim,

Deterjanlı su yapıp hortumdan kestiğim boruyla 

Baloncuklar üfleyelim.

Uyuyana kadar sünger bob izleyelim.

Uyanıp kaşık kaşık nutella yiyelim,

Pötibör bisküvilerin üzerine nutella sürüp sandviç yapalım.

Çubuk makarna yapayım elimizle yiyelim.


Şarkı da İtalyan çocuk korosundan gelsin bakalım..






8 Aralık 2010 Çarşamba

Cadıcık



Annesi hastaneden öğlene gelecek olan
Bir saattir sabrımı zorlayan
Okula giden ablasının arkasından 
Durmadan ağlayan.
Durmadan akan sümüğünü silmekten
Camlara şekerli elleriyle vuran
Beni kızdırmak için bilgisayarı tekmeleyen
Verdiğim şekerleri, mandalları oraya buraya fırlatan
Beni yenilgiye uğratan
Melek yüzlü cadıcık yeğenim
Neslişah
Anladım ki ona baktığımda başlıyor gösterisi
Tamam diyorum teslim oldum
Verdim sana İstanbul'u tuş oluyorum ben.

17 Eylül 2010 Cuma





Geçer mi hiç küçükken düşüp de dizimde açılan yaranın izi ?

O izle yaşamayı öğrenmeliyim, 

Hatırlatmalı bana 

Nerelerde koştuğumu, düştüğümü 

Sadece dizimi değil canımı da acıttığını...

13 Eylül 2010 Pazartesi

Çocukluk işte


Dalmışım tv başında izlerken Esra Erol'u
dışarıdan gelen çocuk çığlıklarıyla açtım gözümü
"Noluyoo" dercesine çıkarken balkona 
Toplamışlar su, kola içeceklerinin kapaklarını 
Atıp yakalamaya çalışıyorlar çığlık çığlığa.


Verin kutuyu dedim ben atayım balkondan. 
Bi sürü çocuk çıktı yukarı
Kutunun içine bayramdan kalan şekerleri de karıştırdım.


Atar gibi yapıp tempoyu ve tezahüratları yükselttim
Sonra da boşalttım kutuyu sokağa 
Atılan çığlıklar, yüzlerinde oluşan gülücükler
Çok güzel di çok...















8 Nisan 2009 Çarşamba

Ben Küçükken






Küçüklüğüm, İzmir Eşrafpaşa'da Yapıcıoğlu semtinde geçti.
Rakım Elkutlu Caddesi, eski Çiçek sineması karşısı

Sokakta oynamaya bayılırdık kardeşimle. Evimizin önü cadde üzeriydi. Bizde evimizin arka tarafındaki boş arsada oynardık. Acıkınca da evin arka bahçesinden Annem'e görünmeden eve girip mutfaktan domat ve ekmek alıp kaçardık. Mazallah yakalanırsak dışarı çıkamıyacağımız gibi uyumaya da zorlanırdık. Şayet yakalanmışsak da akşam üstü 5 gibi kalkıp gevrek alıp Annem'in demlediği çayla tarasamızda ikindi kahvaltısı yapmak süper olurdu.


Evimizin önü cadde demiştim ya. İşte o cadde Kadifekale'ye giden yol üstündeydi. Evimizin yanında bulunan caminin önündeki duvara oturup o yoldan Kadifekale'ye turist götüren otobüsleri beklerdik. Otobüsler geçerken el sallayıp arkadaşlarla birbirimize hava atardık.
Kime daha fazla el sallanmış muhabbeti yapardık. Aslında hepimize el sallardı turistler neyin kavgasını yapıyorsak ?


Akşam ezanı okunduğunda evde olman gerekirdi yoksa çok kızarlardı.
Gece vakti sokağa çıkmak mı ? Oda ne demek hayatta olmazdı yasaktı. Zaten bütün gün sokaklardasın. Hem evimiz cadde üstü nereye gideceksin derlerdi. O yüzden çocukluğumda evimizin sokak arasında olmasını çok isterdim.


Ama sokağa çıktığımız tek gece Hıdrellez akşamı olurdu. Yani 5 mayıs akşamı.
Zaten tüm İzmir sokakta olur o akşam. Ateşler yakılır, üstünden atlanır, gezilirdi.


Biz gündüzden hazırlanırdık arkadaşlarla Hıdrellez'e. Boş arsadan kopardığımız dikenleri uzun bir ipe bağlar sonrada arka sokakta yoldan geçecek arabaları beklemeye başlardık. İpi sokakta bir arkadaş ucundan diğer ucunuda ben tutardım bir araba göründümü ipi gerdirip arabayı durdurmaya çalışırdık. Ve arabayı süren kişiden yakılacak ateş için gaz parası isterdik. Eğer şoför para vermezse dikenlerin üstünden geçerken lastiğine dikenlerin batıp lastiğini patlatabileceğini iddia ederdik. Ne çocuk aklı be. Bir de o akşam en güzeli evlerin zillerini çalıp kaçma oyunu varki en güzelide oydu işte, bayılırdık.


Gece sokağa çıkışımız izinsiz de olurdu. O zamanlar Ramazan ayı yaz mevsimine denk geliyordu. Annemle babam camiye teraviye gittiklerinde bizide götürürlerdi. Biz çocuklar en arkada olurduk ve nedense hep kıkırdardık. Ara verildiğinde önce annelerimiz tarafından şöyleee bi güzel kaba etlerimizden çimdiklenir sonrada caminin bahçesine çıkmamız için yaşlı teyzelerden azar işitirdik. Tabii bizde ordan doğruca sokağa fırlardık. Gece saklambaç oynamak harika bir duyguydu. Şimdiki gibi korkularımız yoktu o zamanlar ya da çocuk aklı işte.


Şimdiki zamane çocuklarına bakıyorum da.
Bilgisayar başında o oyundan o oyuna geçiyorlar. Ya da televizyonda kendilerine yönelik bir kanalda çizgi film izlemekten sıkılmıyorlarmı diye düşünüyorum.






En dipteki not: Resimdekiler : Gelinlikli olan ben damat ise kuzenim. O resimde 5 yaşındaydık.