11 Şubat 2010 Perşembe
Yandım yandım
Benim bir huyum var
Mesela diyelim bir şarkı o an için çok moda.
Yıkılıyor her yer o şarkıyla,
İnsanların dilinde marş olmuş,
Kafelerde çalınıyor,
Yoldan bir araba geçiyor bangır bangır,
Radyolarda istek alıyor sürekli
Gerekli, gereksiz, alakalı, alakasız insanlar için.
İşte ben o şarkıyı o en moda anında dinlemem hiç.
Beklerim
Herkes dinlesin, tüketsin, iliğini, kemiğini bi sıyırsın bakalım derim.
Geriye mutlaka keşfedilemeyen bişileri kalır.
Sanırım 2002 yılı gibi falan eşim o zaman Bodrum'da çalışıyor,
Ben de İzmir'de ara ara görüşüyoruz.
Bir hafta sonu yanına gittim Bodrum'a.
Zaten bodrum demek benim için MFÖ demek.
Bodrum'da Öğretmen Evi üstünde kurulmuş masa yiyiyor, içiyoruz.
Fonda da MFÖ'nün konseri var Bodrum'da,
Uzaktan uzaktan esen o rüzgara karışıp geliyor bize.
Gece oluyor yola çıkıyoruz Turgutreis'e gidiyoruz
Yolda arabada bu şarkı çalıyor
İlk ozaman dinledim tam anlamıyla içime sindire sindire.
Şimdi ne zaman dinlesem o an gelir aklıma,
Arabada bu şarkı çalıyor,
Eşim yanımda,
Havada yıldızlar seçiliyor karanlıkta,
Ege'ye özgü o dağlardaki kokulardan geliyor burnuma,
Arabanın açık camlarından giren rüzgar saçlarımda dolanıyor,
Dilimde sözleri,
Yandım yandım yandım...
10 Şubat 2010 Çarşamba
İşte benim yavru köpüşlerimmmm
İşte evimde bana dertlerimi unutturan yaşama sevinci katan 20 günlükken annesiz kalan yavru sokak köpeklerim.
Şiir
BEN
Beni bir mevsime benzetmek istersen eğer;
Sonbaharım...
Kimi zaman köşeden gülümseyen bir güneş olurum,
Kimi zaman döne döne düşen bir yaprak.
Kimi gün usul usul yağan bir yağmur olurum,
Kimi gün deli deli savuran bir rüzgâr.
BEN SONBAHARIM...
Beni bir çiçeğe benzetmek istersen eğer;
Çiğdemim...
Sapsarı rengiyle içini ısıtan,
Koparmak istersen ellerini kanatan,
Erişemeyeceğin kadar derinde
Korkacağın kadar narin.
BEN ÇİĞDEMİM...
Beni bir renge benzetmek istersen eğer;
Griyim...
Ne beyaz kadar saf, berrak ve katkısız,
Ne siyah kadar net, kasvetli ve asil,
Tam ikisinin ortası.
BEN GRİYİM...
Beni bir kavrama benzetmek istersen eğer;
Sevgiyim...
Bir bebeğin gülüşü kadar içten,
Güneşin doğuşu kadar sabit,
Gecenin rengi kadar etkileyici,
Yaşam kadar ürkütücü.
BEN SEVGİYİM...
YA SEN ?
Beni bir mevsime benzetmek istersen eğer;
Sonbaharım...
Kimi zaman köşeden gülümseyen bir güneş olurum,
Kimi zaman döne döne düşen bir yaprak.
Kimi gün usul usul yağan bir yağmur olurum,
Kimi gün deli deli savuran bir rüzgâr.
BEN SONBAHARIM...
Beni bir çiçeğe benzetmek istersen eğer;
Çiğdemim...
Sapsarı rengiyle içini ısıtan,
Koparmak istersen ellerini kanatan,
Erişemeyeceğin kadar derinde
Korkacağın kadar narin.
BEN ÇİĞDEMİM...
Beni bir renge benzetmek istersen eğer;
Griyim...
Ne beyaz kadar saf, berrak ve katkısız,
Ne siyah kadar net, kasvetli ve asil,
Tam ikisinin ortası.
BEN GRİYİM...
Beni bir kavrama benzetmek istersen eğer;
Sevgiyim...
Bir bebeğin gülüşü kadar içten,
Güneşin doğuşu kadar sabit,
Gecenin rengi kadar etkileyici,
Yaşam kadar ürkütücü.
BEN SEVGİYİM...
YA SEN ?
8 Şubat 2010 Pazartesi
Anket defteri
Ben küçükken "Anket defteri" diye bişi vardı.
Çizgisiz harita metod defterinin sol taraftaki yüzüne o zamanın meşhur artistlerinin, sanatçılarının resimlerini yapıştırırdık. İlk sayfada da çeşitli sayıda sorular konulur, arkadaşlara verilir cevaplanması istenirdi.
Genelde gizli olurdu. Bazende aleni.
Eğer hoşlandığınız biri varsa onun hakkında daha detaylı bilgiler alabilmek adına düzenlenen küçük bir oyun gibiydi bu defterler.
İşte sorulardan bazıları;
Adınız soyadınız?
Doğum tarihiniz?
Burcunuz ?
Sevdiğiniz 3 diye başlayıp devam eden sorular silsilesi.
İşte sevdiğiniz 3 renk, 3 yemek, 3 sanatçı, 3 arkadaşınız.
Aşık oldunuz mu?
Kim ?
Bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız 3 şey nedir?
Nerden estiyse aklıma şimdi bu bilmem.
Can sıkıntımın sebebi
Can sıkıntısı yazımın itirafıdır;
Aslında sıkkınlığım dün akşam başlamadı daha önceden oldu.
Şimdi sevgili akedeşlerim,
Biliyorsunuz bendeniz İzmir İmam Hatip Lisesi mezunuyum.
Hasılı bu durumda sağcı olmam lazım değil mi?
Ama değilim.
Ben ne tam sağcıyım ne de tam solcu.
Arası bişeyim. Kendimce şu yaşıma kadar tarttım, ölçtüm bişileri
Kendimce bişi çıkardım onu yaşıyorum, savunuyorum.
Atatürkçü'yüm ama Atatürk'ün ilkeleri üstüne yan gelip yatanlardan değilim.
Diğer tarafı kabul edip, düşünerek elimde sermaye biriktirmeye çalışıyorum.
Ama sırf kendim için zaten öbür tarafta hepimiz kendi bacaüımızdan asılmayacakmıyız?
İşte günümüzde alameti farika Facebook'ta eski okul arkadaşlarımı buldum.
Kimileriyle tanış olmsamada aynı okuldan mezun olmamnın verdiği ruhla arkadaşlık onaylarını kabul ettim.
Ordaki sayfamda bana gelen videoları paylaştım hep.
Ama o arkadaşlarıma göre karşı görüşleri taşıyan videoları.
Ben de onlardan gelenleri sineye çektim,
Kimi zamanda çok sinirlenip ayarlarımdan gizli yaptım onları.
Tenkit etmedim olur dedim elmayla armut neden yaratılmış ki dedim.
Amaaaa işin boyutu
" Dinsizlikle "
Suçlanmaya varıncaaaaa
Açıkta kalmış bir yarama tendürdiyot dökülmüş misali saldırdım durdum.
Sırf karşımdakine acımı hissettirmek adına.
İşte bunlara takıldı kafam.
Kendi hatalarını görmezler,
Tamam benim de seçim zamanı tarafını tuttuklarım çok mu ak sütten çıkma kaşık.
HAYIRR
Ben bu hataları görüyorum da siz nasıl kendi hatalarınızı göremiyorsunuz?
Anlayamıyorum.
Ve boş yere kendi canımı sıkıyorum.
Ohhh beeee rahatladımm....
Aslında sıkkınlığım dün akşam başlamadı daha önceden oldu.
Şimdi sevgili akedeşlerim,
Biliyorsunuz bendeniz İzmir İmam Hatip Lisesi mezunuyum.
Hasılı bu durumda sağcı olmam lazım değil mi?
Ama değilim.
Ben ne tam sağcıyım ne de tam solcu.
Arası bişeyim. Kendimce şu yaşıma kadar tarttım, ölçtüm bişileri
Kendimce bişi çıkardım onu yaşıyorum, savunuyorum.
Atatürkçü'yüm ama Atatürk'ün ilkeleri üstüne yan gelip yatanlardan değilim.
Diğer tarafı kabul edip, düşünerek elimde sermaye biriktirmeye çalışıyorum.
Ama sırf kendim için zaten öbür tarafta hepimiz kendi bacaüımızdan asılmayacakmıyız?
İşte günümüzde alameti farika Facebook'ta eski okul arkadaşlarımı buldum.
Kimileriyle tanış olmsamada aynı okuldan mezun olmamnın verdiği ruhla arkadaşlık onaylarını kabul ettim.
Ordaki sayfamda bana gelen videoları paylaştım hep.
Ama o arkadaşlarıma göre karşı görüşleri taşıyan videoları.
Ben de onlardan gelenleri sineye çektim,
Kimi zamanda çok sinirlenip ayarlarımdan gizli yaptım onları.
Tenkit etmedim olur dedim elmayla armut neden yaratılmış ki dedim.
Amaaaa işin boyutu
" Dinsizlikle "
Suçlanmaya varıncaaaaa
Açıkta kalmış bir yarama tendürdiyot dökülmüş misali saldırdım durdum.
Sırf karşımdakine acımı hissettirmek adına.
İşte bunlara takıldı kafam.
Kendi hatalarını görmezler,
Tamam benim de seçim zamanı tarafını tuttuklarım çok mu ak sütten çıkma kaşık.
HAYIRR
Ben bu hataları görüyorum da siz nasıl kendi hatalarınızı göremiyorsunuz?
Anlayamıyorum.
Ve boş yere kendi canımı sıkıyorum.
Ohhh beeee rahatladımm....
Canım sıkkın hem de çok ama çooookkk sıkkın.
Dün geceden beri başımı ağrıtırcasına sıkkın hem de.
Ama işin garibi biliyormusunuz
Neye sıkkın olduğunu da bilmiyorum.
Sanki içimde bir balon var şiştikçe şişiyor, şişiyor
Yakında da içimde patlayacak.
1 dakika kadar durdum burda yazacak bişi bulamadım.
Neyse umarım düzelirim,
Keşke bilgisayarlardaki gibi sistemi geri bir tarihe alma programımız olsa.
Hemen geçen haftaya alırdım kendimi :))
Not: Biraz sıkıntım dağılsın diye koydum o resmi,
Aranıyor olabilirim resimdeki gibi ama o para değeri çok az yaaa benimmm içinnn...
7 Şubat 2010 Pazar
Hava nasıl yağmurlu bir o kadar da soğuk.
Umarım bu yağmurdan sonra biraz düzelir havanın durumu.
Malum pazar bugün ve iki sokak sonra kurulan semt pazarına
gitmek pek bir işkence geldi bize. Ya orda ki satıcılar naapsın :((
Aslında pazardan pek alacağım bişi yok ama yine de ıslanmayı,
üşümeyi göze alarak gitmeye karar verdik.
Önce Eşim'in pek sevdiği "papağan çiğdemi" denilen çiğdemden aldık.
( Not: İzmir'ce çiğdem = çekirdek demektir. )
Bana da Ankara çiğdemi denieln beyaz çiğdem den aldık.
Eskiden kıbrıs çiğdemi vardı uzun siyaj çiğdem kalmadı artık onlardan.
Bir de ben küçükken yazın yediğimiz karpuzun çekirdeklerini tuzlayıp kurutup saklardık.
Annecim bir kumaş kese içinde saklardı.
Kışın çıkarır tavada kavurup yerdik.
O ne tattı öyle, kavrulmuş kahve tadında.
Yan komşularımızda kavunun çekirdeklerini saklardı aynı böyle ve kavururlardı.
yoklukmuydu yoksa çiğdemmi yoktu ya da öyle gördükleri için miydi bilmem.
Bana da Ankara çiğdemi denieln beyaz çiğdem den aldık.
Eskiden kıbrıs çiğdemi vardı uzun siyaj çiğdem kalmadı artık onlardan.
Bir de ben küçükken yazın yediğimiz karpuzun çekirdeklerini tuzlayıp kurutup saklardık.
Annecim bir kumaş kese içinde saklardı.
Kışın çıkarır tavada kavurup yerdik.
O ne tattı öyle, kavrulmuş kahve tadında.
Yan komşularımızda kavunun çekirdeklerini saklardı aynı böyle ve kavururlardı.
yoklukmuydu yoksa çiğdemmi yoktu ya da öyle gördükleri için miydi bilmem.
Sonrada maydanoz ve roka baktım. Maydanoz yapacağım lahana sarması için.
Roka ise mercimek çorbasının yanında müthiş oluyor. Haa bir de brokoli aradık.En sonunda bulduk bir yerde hemen alıp çıktık pazardan. Zaten biraz daha kalsaydık eminim yüzerdik.
Semt pazarımızın yeri geçici olarak değiştiği için ne yazık ki eski bir dere yatağının ıslah edilip betonlaşmasıyla oluşan bir yolda kuruluyor. Ne zaman yağmur yağsa tüm sular burdan akıyor. Zaten yağmurlu havalarda pazara terlikle giderim. Ayakkabıyla gidince ayaklarım daha çok ıslanıyor. Şimdi böyle terlikle olunca şap şap suların içinden geçtim. O soğuk sular parmaklarımın arasından geçerken soğuktan ürperdim. Eve gelince giderken sobanın yanına bıraktığım çoraplarımı giymek harika oldu.
Şimdi müsade bana birazdan Dijitürk'te Dizimax kanalında Grey's Anatomy dizim başlıyacak.
Sobanın yanında çiğdem çitirdeyerek seyredicem.
Arap kızı
İzmir'de öyle bir yağmur var ki,
Aklıma şu tekerleme geldi.
Yağmur yağıyorrrrr
Seller akıyorrrrrr
Aaarapppppp kıızııııı
Camdan bakıyorrrrrrr.
Aklıma şu tekerleme geldi.
Yağmur yağıyorrrrr
Seller akıyorrrrrr
Aaarapppppp kıızııııı
Camdan bakıyorrrrrrr.
6 Şubat 2010 Cumartesi
11 Temmuz 1997 Cumartesi Saat: 15,00-
Eşimle nasıl tanıştım anlattım mı hiç size?
Anlatmadım biliyorum :)))
Eşimle 11 temmuz 1997 yılında tanıştık.
Ama öncesinde şunlar oldu.
1994 yılında çalıştığım bir işyerinde Volkan adında arkadaşım vardı.
Daha sonra Volkan evlendi, ikimizde o işyerinden ayrılıp başka yerlerde çalışmaya başladık.
Ama ara ara telefonlaşsakta irtibatımızı kesmedik.
Bazen birbirimize takılırdık.
Hadi hafta sonu şurda şu saatte buluşalım derdik.
Tabii ikimizde gitmezdik.
Sonra da telefon açıp ben geldim sen nerdeydin gibi sitemler ederdik.
1997 yılı Temmuz başında İstanbul'a gittim bir arkadaşımla.
Sarıyer'de Telli Baba türbesine uğradık. Adet bu ya gelin teli aldık.
Sonra İzmir'e döndüm ve Volkan'la telefonda konuşuyorduk.
Şaka olsun diye
"İşyerinde tanıdığın biri yok mu? Beni tanıştırsana bak Telli Baba'dan gelin teli aldım" dedim.
O'da sonradan anlattığı şuydu;
Benim o soruyu sorduğum anda Eşim kapıdan içeri girmiş ve o anda bir ışık yanmış Volkan'ın kafasında.
Aslında hep bahsedermiş eşime benden ama hiç aklına gelmemiş bizi tanıştırmak.
Volkan bana "Tamam biri var adı..... sizi tanıştırıcam bu cumartesi"
Ertesi gün bende Volkan'ın oyun yapabilme ihtimaline karşı işyerini arayıp eşimin adını söyleyip görüşmek istediğimi belirttim.
Vee karşıma eşim çıktı.
Ben de tamam gerçekten böyle biri varmış deyip hemen telefonu yüzüne ! kapattım :))
11 Temmuz 1997 yılında Cumartesi günü saat 15,00'de İzmir Karşıyaka İskelesinin üstündeki Grand Cafe'de buluştuk.
Volkan biraz bizimle takıldı sonrada bizi başbaşa bırakıp gitti.
Biz konuştuk ordan burdan sonra da vapura binip Konak iskelesine geçtik.
Cumhuriyet Meydanında Efes Oteli'nin yanındaki kömürde kumru sandviç aldık.
Ben o an biraz çekingenlik, biraz da heyecandan fazla yiyemedim.
Eşime dedim ki " Ben bunun yarısını yemesem ayıp olur mu?"
O da bir güzel "Verr ben yerim" demez mi?
Ne şaşırmıştım yaaa :))
Beni eve bıraktıktan sonra eşim Volkan'nın yanına gitmiş tekrar.
Volkan sormuş "Nasıl anlaşabildiniz mi? görüşecekmisiniz?"
İşte eşimin cevabı;
"Ben o kızla evlenicem, sende nikah şahidim olucaksın"
İlk anda anlamış doğru kişinin ben olduğumu :))
Sonuç;
Volkan ne yazık ki trafikten nikaha yetişemedi nikah şahidimiz olamadı :(
Düğün boyu somurttu üzüldü.
Biz de O'na teselli olarak "Boşver sen bizim ömür bpyu mutluluğumuzun şahidi ol" dedik.
5 Şubat 2010 Cuma
Elişi için yardımmm :((
Yukarıda resmi görülen şala içim gitti.
Örmeye çalışıyorum.
Ama bir türlü şu motifleri nasıl yapacağımı anlamadım.
Yapan biri, bir blog sitesi var mı?
Ne olur bi yardım etseniz?
Kaç numara tığ olmalı?
Ben deki ip NAKO ANGORAMATİK.
Tığ olarak 4-5 numara diyor ama normal tığ mı?
Yoksa hani Derya Baykalın programındaki o değişik tığlardan mı?
Bi yardım ederseniz şu kış gününde sıcacık bir şala sahip olucammmm ;)))
4 Şubat 2010 Perşembe
Çok şükür
Bir haftadır sıkıntılı günler yaşıyordum.
Neyse ki çok şükür atlattım.
Önce daha önceki yazılarımda bahsetmiştim bakımımıza muhtaç kalan 4 köpek yavrusunu.
Nasıl yapıcaz, nasıl doyurup barındırıcaz diye sıkıntı ederken kendime.
Şimdi sağolsun Eşim sayesinde onlara bakıp, karınlarını doyuruyoruz.
Sonra Canım Annecim, küçük bir operasyon geçirdi
Çok şükür ki tahlil sonuçları temiz çıktı.
O kadar mutlu oldum ki anlatamam.
Şimdi İnşallah Babacım'da önümüzdeki günlerde gireceği
Motor ehliyet sınavını kazanırda O'nun adına daha çok mutlu olurum.
Aslında Babacım ehliyete, arabaya merak sarmadı hiç.
Ben küçükken bir mobileti vardı kullanırdı ama o zamanlar ehliyet sorulmazdı ki?
Yıllar sonra yine motor aldı kendine şimdi de ehliyet çıktı karşına.
İnşallah hayırlısıyla alır da Didim'de balığa daha rahat gider.
Babacım balık tutma hastasıdır.
Hatta açık denizde tekneyle avlanmaya çıkmak için ruhsat bile aldı.
Kahvesi yoktur işi olmadığında emekli adam ne yapıcak hem de Didim gibi yerde?
Oltaları, takımları vardır.Balık tutar getirir, ya birilerine verir ya da buzlukta saklar kardeşim ve benim için.
Boş kaldığında misinaya iğneleri hazırlar,
Annem bazen bıkar buzluktakilerden çaktrmadan kedilere verir,
Bir keresinde ahtapot tutmuş Annem pişirmişti tadı çok güzeldi.
Bazen de hiç tutamaz,
Annem'e göre o zamanlar Babamın balıkları beslediği zamanlardır.
Yaz zamanı gece Altınkum plajında tutar balığı Babam.
Uzanır kumların üzerine yatarız, yıldızları izleriz,
Annem çay hazırlar içeriz, uzaktan da diskoların müzikleri karışır birbirine.
not: Resim bayramda Babamı balık tutmaya gittiği didim'de Taşburundan almaya gittiğimizde çekildik.Babacım, annecim ve ben. yan tarafta da Babacımın oltaları :))
Balık tutamamıştı o gün :))
3 Şubat 2010 Çarşamba
Vallaha başlık bulamadım
İzmir'liyim ben.
9 Eylül'de İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşuna çok mutlu olurum her sene.
Hatta bir 9 Eylül'de evdeydim,
Balkona bayrak astım,
İçeride perde ütülüyorum pekii dinlediğim müzik ne?
Dijitürkte 412. kanal olan Arıonradio.com Yunan müzikleri tezata bakarmısınız yaa.
Dam üstünde saksağan öter Allah deyu deyu :))
Aslında şu Yunan müzikleri küçüklüğümden beri dinlediğim şarkılardır.
Eskiden denize gittiğimizde Çeşme yada Gümüldür'e geceleri plajda soğuk kumların üzerine uzanır sonsuz yıldızlar altında radyomuzun çektiği cızırtılı sesleri arasında önce çok hızlı konuşan Yunan spikerleri ardından da o güzel müziklerini dinlerdim.
Bir de siyah beyaz televizyon yıllarımızda tek kanallı tvmizde çatıda duran antenle- uydu, yükseltici hak getire-çeken diğer kanal hep Yunanistan tv'si olurdu. Onlarda da o zamanlar tvleri belirli saatte açılırdı. Bizde ki gibi o daire içinde şekiller ve dıttttt sesi yerine bir baykuş resmi ve çalan müzikleri olurdu.
Bu arada Yunan mitolojisinde baykuş bilgeliği temsil edermiş, o yüzden o resim varmış tvlerinde.
Ayrıca bir yerlerde elime geçen Yunan Euro'sunun arkasında da baykuş resmi olduğunu biliyor musunuz?
1 Şubat 2010 Pazartesi
Bezirgan başı
Nerden esti aklıma geldi dilime yapıştı şu tekerleme bilmem.
Aç kapıyııııııı beeeezirgannn baaaşıı
Beeeezirrgannn baaaaşı.
Arkamdakiiiii yadigarrrr olsun.
Yadigarrrr olsun.
Bir sıçannn
İki sıçannnn
Üçte kapana kapannnn.
Şimdi akşama kadar dilime dolanır bu çocukluk yıllarımın en sevdiğim oyunlarından birinin tekerlemesi.
Bir de şu vardı.
Karşılıklı geçerdik karşıya arkadaşlarla, ellerimizi tutar avazımız çıkana kadar bağırırdık aynen şöyle;
Mendilim ipek döşe
Bizden size kim düşe.
Artık seçilirdi en çelimsizi koşardı karşıya kenetlenmiş eli açmaya :))
Şu anda tatil ya çalmıyor okulların zilleri.
Evimize yakın sayılabilecek mesafedeki ilkokulda çalan zili ne zaman duysam arkasından söylemeye başlarım okul şarkısını. Zilin çaldığı melodideki sözler şöyle;
Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Eyy bu yolda and içen genç arkadaş.
Ehh ben de dururmuyum gerisini söylemeye başlıyorum hemen bir refleks gibi,
Öğren öğret halka hakkı durma coşşş
Haydi haydi durma koşşş.
Varrrsın gel desin sana yeşil gölgeli çamlar
Ninni fısıldayan dereler
Şen nağmeler çalan bir bahar.
Yürü atıl devir karanlığı
karşında bekliyor seni tan yeri
Yürü atıl devir karanlığı
Durma yürü haydi ileri.
31 Ocak 2010 Pazar
Kazandınızzzz !!!1
Lady Hanım,
Siz benim 30.izleyicimsiniz.
Vee KAZANDINIZ !
Ama ne ?
Daha bişmiyorum düşünmedim.
Zaten bu kadar izleyicim olabileceğini bile düşünmezdim ben.
Kendi halimde yazıyor, okuyordum.
Sonra sağolsun
Leylak Dalım, Çınar, Yaşamın kıyısında, İnsan olmak, Rüyalar gerçek oldu, Asortik krep, Recep hilmi tufan, Lunaparkta yaşam, Gergin bey, Mefkure-miz ve Proför bey ve şimdi isimlerini anımsayamadığım bir çok okuyucum oldu.
KAZANDINIZ!
En azından bir daldan bir dala uçan,
Uçarken aklına ne gelirse yazan,
Biraz deli biraz da alemin akıllısı,
Garip düşünce ve eylemlere hazır bir
Yazarcık kişiliği kazanmış oldunuz.
Hoşgeldinizz...
Siz benim 30.izleyicimsiniz.
Vee KAZANDINIZ !
Ama ne ?
Daha bişmiyorum düşünmedim.
Zaten bu kadar izleyicim olabileceğini bile düşünmezdim ben.
Kendi halimde yazıyor, okuyordum.
Sonra sağolsun
Leylak Dalım, Çınar, Yaşamın kıyısında, İnsan olmak, Rüyalar gerçek oldu, Asortik krep, Recep hilmi tufan, Lunaparkta yaşam, Gergin bey, Mefkure-miz ve Proför bey ve şimdi isimlerini anımsayamadığım bir çok okuyucum oldu.
KAZANDINIZ!
En azından bir daldan bir dala uçan,
Uçarken aklına ne gelirse yazan,
Biraz deli biraz da alemin akıllısı,
Garip düşünce ve eylemlere hazır bir
Yazarcık kişiliği kazanmış oldunuz.
Hoşgeldinizz...
4 tane yavru köpeğimiz oldu
4 tane köpek yavrumuz olduuuu :)))
Sokağımızda doğum yapmış bir sokak köpeği ne yazık ki birden ölünce yavrularda bize kaldı.
Önce çok zorlandım, üzüldüm.
Yerlerini yadırgadılar, annelerini aradılar.
Biberondan emmediler bir kaç saat geçipte acıkınca şimdi deli gibi saldırıyorlar biberonlara.
Bahçemizde kapalı bir yerimiz var koli içinde eski giysilerden yumuşak yatak yaptık onlara.
Geceleride üşümesinler diye bir pet şişeye su kaynatıp dolduruyoruz ona ve birbirlerine sokulup uyuyorlar.(Pet şişe içindeki su onları yakacak kadar değil )
2 tanesi kahverengi renk ve çok sinirliler ayrıca çok da açıkgözler :).
Ssürekli hırıltılar çıkarıyorlar, biberonlara diğerlerinden önce saldırıyorlar.
Ve uyurken bile sanki sürekli olarak şu hallerine söylenirler gibiler.
Bir tanesi siyah kahverengiler gibi asabi değil sakin sakin yatıyor.
Ama 4.sü o kadar sakin ki en çok aç kalan ne yazık ki o.
Biberondan bişi yememek için inat ediyor sanki.
İlk gün ağzını açmadı ve neredeyse 24 saat süt içmedi,
Ama şimdi yavaş yavaş ta olsa içmeye başladı.
Sıcak su şişesini koliye koyduğumda şişeye saldırıp emmeye çalışıyor.
Onlara biberonla süt verirken ellerime saldırıp meme arıyorlar.
Bir süre daha kendilerini toparlayıncaya kadar bizdeler.
Umarım şu yaşam savaşını atlatıp onları gerçek yaşama alıştırabiliriz.
Not: Resimler İzmir'de Şopen Gazi Barınağı, mavi yağmurlukluda bendeniz Şeniz :))
30 Ocak 2010 Cumartesi
Bugün temizlik günüydü
Bugün hava güzeldi ya yağmura rağmen.
Coştu deli gönlüm temizlik yaptım en kapsamlısından.
Camlar açıldı havalansın diye ortalık,
Bir ara mutfaktaki camdan giren kedicik kovuldu tam da bir torbayı eşelerken
Sonra önce çalı süpürgesiyle yerler süpürüldü, sonra elektrikli süpürgeyle alındı,
Arkasından halılar kısmi de olsa silindi.
Yerler köşe bucak silinmek için banyoda su doldurulurken
Kova yere boca edildi bir sakarlıkla,
Yatak odasına doğru giden suyun önü kesildi,
Terlikler, çoraplar, koridordaki halının kenarı su içinde kaldı.
Bunlar yetmedi dış kapı bile silindi kloraklı suyla
- Klorak İzmir'ce çamaşır suyu demek -
Tozlar alındı, soba kovası dolduruldu, alt tablası, boruları silindi,
Sonra da yakılıp tekrar ortalığın batması sağlandı bir güzelce :)
Sobalı evinde kötü yanı bu işte.
Yakıyorsun mis gibi ohhh sıcacık
Üstünde çaydanlık, kestaneler ama biraz sıkıldımı bir poflar
Ne temzilik kalır, ne de insandaki neşe.
Ama en güzel yanıda bi yarım saatçikde olsa
Kestirmekti sobanın yanında ki koltukta evlilik programları tam gaz giderken tv'de.
Bugün içtiğim suyun hesabı yok bu da demektir ki
Hafiften grip başlıyor- kendimce teşhisimdir bu-
Koca bir bardak su eşilğinde yine theraflu hapı içtim.
Gözlerim ağırlaşmaya başladı sanırım yine uyku ilacı almış gibiyim.
Bu hap uyutur beni şimdi inşallah yarına bişeyim kalmaz.
29 Ocak 2010 Cuma
Bugün hep yağmur yağdı İzmir'de.
Ama hava sıcaklığı hemen fark etti ılındı ortalık.
Küçük köpek yavruları sabah içmişler sütlerini komşumda
Ama ben bütün gün içiremedim.
Sıcak su yapıp- kaynar değil ama- yuvalarında yanlarına koydum ısınsınlar diye.
Şimdi uyuyorlar.
Ama nedense benim beynim uyuşmuş gibi.
Bir sıkkınlık içimde.
Hayra çıkar inşallah.
Üzgünüm :(((
Bir süredir bir komşumuzun balkonu altında doğum yapmış bir sokak köpeği ve 4 yavrusunu beslemekle meşgulduk bir iki mahalleli olarak. Hele şu soğuklarda yapmadığımız kalmamıştı. Anne köpek ve yavruları için yeni yer yaptık, yemek götürdük. Anne köpeğin kalkamadığı zamanlarda o alçak balkon altına iki büklüm girip elimle besledim, koyduğumuz tahta paletin altında kalan yavrusunu buldum, ıslanan yavruyu kuruttum, boş arsadan bulduğum büyük bir naylonu balkon etrafına çevirip taşlarla kapattım yuva yaptım.
Ama bu gün bir telefon aldım Annem'deyken. Mahelleden hayvansever bir arkadaşım arıyordu. Ne yazık ki anne köpeği kaybettimişiz. Öğlenleyin koşturuyormuş sokaktaki çocuklarla oynuyormuş. Ama saha sonra üst sokaktaki boş arsada ölü bulmuşlar. Ne bir kanama, yara, darp ne de ağzında köpürme falan yokmuş. Çünkü önce zehirlenmiş olabilir mi diye düşünmüş arkadaşım. Arkadaşıma sahibi oldukları bakkaldan boş koli alıp benim evin bahçesindeki merdiven altına koymasını yavrularıda gece gelince oraya alacağımı söyledim. Sonra yine konuştuk çok şükür ki sokağımda değil insanlık, hayvanseverlik bile ölmemiş bir komşumuz almış 4 yavruyu sobanın yanında eşiyle biberonla beslemeye çalışıyorlarmış. Yarın gidip bakıcam bir iki arkadaşı arayıp ne yapabiliriz diye konuşucam inşallah bi yer bulabiliriz onlara.
Üzgünüm :((
28 Ocak 2010 Perşembe
Size de oluyor mu?
*Blog sayfamı açıp şifremi giripte 1 yorum var gibi bir yazı görünce ağzım kulaklarımda oluyorum. Ama bir yorum yoksa da o zaman dudaklarımı büzüştürüp, yüzümü ekşitiyorum,
Size de oluyor mu?
*Bomboş yolda arabayla giderken, gerilerden çok gerilerden bir kamyonun taklalar atarak üstümüze geliyormuş gibi bir hisse kapılırım bazen,
Size de oluyor mu?
*Özellikle yaz akşamları saat 19,00- gibi sıcakların gidip herkesin çoluk çocuk sokağa döküldüğü vakitlerde o coşkulu insanların birer canavar olup evimin penceresinden, balkonundan içeri gireceği gibi bir hisse kapılırım bazen,
Size de oluyor mu?
*Bulunduğum bir ortamda her zamanki gibi konu ilgimi çekmediyse ve uçarken ben dünyanın bir ucuna bir sessizlik anında, gayri ihtiyari o kişiler sanki yanımda değillermiş gibi haklarında yalan yanlış laflar ettiğimi o insanların da inanamıyormuş gibi duyduklarına gözlerini büyük büyük açtıkları gibi bir hisse kapılıyorum bazen,
Size de oluyor mu?
*Yine kendisine güvenmediğim insanların yanında dururken birden içimdeki çok önemli bir sırrımı paylaşmışım gibi hisse kapılıp kendimden korkuyorum bazen,
Size de oluyor mu?
*Büyük bir deprem yaşamadığım halde, İzmir'de her an beşik gibi sallanırız alışkınız denildiği ve hiç apartman katında depreme yakalanmadığım halde, ne zaman apartman görsem katları sayarken bulurum kendimi,
Size de oluyor mu?
*Bazen bir toplu taşım aracı ya da bir ortamda ilk defa karşılaştığım insanlardan birini saçından tutup, yerlere yüzünü çarptığımı ve o kişinin bana nasıl bir tepki vereceğini hayal ettiğim anlar olur bazen,
Size de oluyor mu?
Eğer bunlardan bir veya bir kaçı, ya da benzerleri size de oluyorsa kendimi normal olarak adlandırıcam.
Yok bunlar çok saçma psikolojik sorunları olan insanlar tanımlaması içindeyse o zaman bir doktora başvurmayı düşünüyorum.
Size de oluyor mu?
26 Ocak 2010 Salı
Su saatlerimizi soğuktan donmamasına dikkat edelim.
Sabah uyandık ki su saatimiz donmuş. Bu bazı kışlar gelir başımıza. Evimiz bahçeli su saatimizde bahçede açık bir yerde duruyor. Aslında geçen gün gelmişti aklıma bu soğuklarda su saati donar etrafını kaplayayım diye geçirmiştim. Ama daldım bişilere unuttum. Evdeki muslukları kontrol ettim hepsi kapalıydı. Eşimide işe uğurladıktan sonra yattım tekrar. Laf aramızda eşim gittikten sonra uyuduğum saatleri çok seviyorum :).
Saat 11,00 gibi su sesiyle uyandım önce yağmur sandım sonra da yoksa açık muslukmu kaldı diye fırladım. Baktım kötü bir durum yok. Sonradan aklıma geldi. Şu anda oturduğumuz alt katın suyu önce üst kata çıkıyor ordan da bize geliyor. Yukarıda evin üstündeki bir boru patlamış. Daha öncede olmuştu bu. Soğuk hava boruyu bıçakla kesilmiş gibi bir hale sokmuş, donmuş su saati güneşi görüpte ısındığında tekrar su gelince sularda yandaki arsaya akmaya başlamış. Ana vanadan suyu kapattım, yukarıya çıkıp boruyu çıkardım gidip yenisini aldım aynen yerine taktım. Parmaklarım dondu o boruyu sıkıştırana kadar.
Asuman Abla'cım, valla İzmir sıcak günlerinin kıymetini bilelim, şikayet etmiyelim diye yapıyor bunları biliyorum.
Diyorum ki bahar gelsin artık, ortalığı dere otlu bakla kokuları sarsın hadi ama.
Resim: İlk robot, su saatleri tasarlayan bir dahi El-Cezeri'ye ait.
25 Ocak 2010 Pazartesi
Sıradan bir soğuk gün
İzmir soğuk hem de çokkk soğuk. Kış ne yazık ki sert yüzünü gösterdi bugün. Hal böyle olunca markete gitmek dışında evden çıkmadım bugün. Sokaklar bile boştu. Tatil olmasına rağmen hiç çocuk yoktu sokaklarda. Olanlarıda ben yolladım evlerine soğukta ne işiniz var diye kızarak. Dün bozuk olan büyük ekran televizyonumuzu teslim ettiler. Şimdi bu odada o kadar büyük duruyor ki. Bir yandan kahvaltımı yaparken bir yandan da tv'de evlenme programlarını izlerken sanki adaylar tv'de değil de evimde koltukta oturuyor gibiydiler. aaa bunları izliyormusun demeyin. İzliyorum vallaha. Ama 3 tane ya biraz ondan biraz bundan izliyorum. Yorum yapıyorum, kriterlerini dinliyorum, adaylar arasındaki elektrik direncini ölçüyorum :)
Derya Baykal'a da bakıyorum ama o da sağolsun bazen çok konuşuyor kafam şişiyor. ama size bir program önericem, dijitürk'ü olanlar için. 6.kanal mymaxte oprah winfrey şov var. Alt yazılı ama gerçekten çok kaliteli program yapıyor. Sanırım saat 11,00-de başlıyor. Mutlaka izleyin derim
Aslında güneş vardı ama soğuk hava güneşin ışınlarını birer kılıç haline çevirmişti. Komşumuzun balkonun altında doğum yapan bir sokak köpeğimiz var. Günde 3 kere gidip kontrol ediyorum, yemek götürüyorum. eşim işyerindenpalet getirmişti o tahtanın üzerine Lucky'cimin eski bezlerinden koyup yumuşak bir yatak yaptık. Ama gel gör o yavrular yine toprağa doğru gidiyorlar. Bugünkü gidişlerimden birinde anneleri yavrularını emziriyordu ama bir baktım bir yavru eksik. Bir yerlerden de ses geliyor. Dinledim, dinledim en sonunda kayıp yavrulardan birini o tahtanın altındaki boşlukta buldum. Ordan çıkarıp annesinin kucağına bıraktım. Yazık anne köpek yavruların emmesinden getirdiğim yemeğe uzanamadı bende önüne koydum. iştahla yedi yemeğini. Boş arsada bulduğum koca bir naylondan da balkonun etrafını kapattım.
Sonra da biraz hareket yapmak iyidir diye düşünerek markete gittim.Alışveriş yapıp eve geldim. Eşime güzel bir revani pişirdim. Yarım kalmış bir bebek yeleğim vardı. Robadan başlamıştım altına ne örnek yapayım derken kalmıştı öyle. Şükür bir model buldum bakalım onu yapmaya çalışıcam. Aslında kitap okumak istiyordum bugün ama olmadı yarın da bir işim vardı dışarı çıkacaktım aradılar iptal olmuş pek mutlu oldum.
Hava çok soğuk bugün ancak bunları yapabildim.
Kış mevsimi duymasın ama yaz sıcağını çok ama çokk özledim.
23 Ocak 2010 Cumartesi
A aa bak kış geldi baba
A a a bak kış geldi baba
Sırtında kalın abası,
Elinde kalın sopası
İ i i kış dondurdu bizi.
Not: Resimdeki yer, İzmir Konak Pier.
Eskiden balık haliydi. O halini hatırlıyorum hayal meyal.
Balık kokularıyla, yerlerin ıslaklığından oralarda düşmemek için kendimi zorlardım yoksa balık kokularına bulanabilrsin. Şimdi ise restore edildi ve içinde sinema ve lüks mağazalarıyla, restoranlarıyla güzel bir yer oldu. Konak semtindedir.
resim isimli blogtan alınmıştır.
Sırtında kalın abası,
Elinde kalın sopası
İ i i kış dondurdu bizi.
Canım Baba'cım biz küçükken kışın sobanın yanında kızarmış ekmek kokularıyla kahvaltımızı yaparken bize öğretmeye çalıştığı çocukluk şarkısı.
Sadece bu kadarı aklımda kalmış.
Benim için kışın geldiğini soğuk havada ağzımdan bu şarkı döküldüğünde anlıyorum.
Her zamanki gibi Balkanlar üzarinden gelen soğukla kış soğuk ve sevimsiz yüzünü gösterdi.
Yine küçükken hava durumu haberlerinde "Balkanlar üzarinden gelen alçak basınçla beraber soğuk hava" dediler mi kendi kendime şu gelirdi aklıma.
"Ezeli düşmanımız Yunanistan balkanlarda ya bu soğuk havayı onların bize kasten gönderiyor"
diye düşünerek onlara çok ama çok kızardım.
Onları yendiğimiz için yeni,lgiyi kabullenemeyip soğuk havalarını bize gönderip bizlerle hala uğraştıklarını sanardım.Olay öyle değilmiş tabii sonradan öğrendim.
Not: Resimdeki yer, İzmir Konak Pier.
Eskiden balık haliydi. O halini hatırlıyorum hayal meyal.
Balık kokularıyla, yerlerin ıslaklığından oralarda düşmemek için kendimi zorlardım yoksa balık kokularına bulanabilrsin. Şimdi ise restore edildi ve içinde sinema ve lüks mağazalarıyla, restoranlarıyla güzel bir yer oldu. Konak semtindedir.
resim isimli blogtan alınmıştır.
22 Ocak 2010 Cuma
Mim gelmiş, kimden gelmiş?
Sevgili Leylak Dalı 'nın sayfasına bir mim konmuşşşş.
O'da Şeniz'i mimlemişşşş.
Şeniz'de yazmışşşşş.
Pek sevgili okurları okumuşşş.
Şeniz'de bu mimle Sevgili Kamikaze 'yi mimlemişşşş...
O'da Şeniz'i mimlemişşşş.
Şeniz'de yazmışşşşş.
Pek sevgili okurları okumuşşş.
Şeniz'de bu mimle Sevgili Kamikaze 'yi mimlemişşşş...
Mimin konusu;
Hakkımda 7 adet accayiplikle ilgili yazmam için.
Daha önce de yazmıştım hattabenim türlü acayipliklerimle karşılaşan Eşimcağıza sormuş, O'da garibim benim zorumla cevaplamıştı. Hatta cevaplarken de biraz atışmıştık.
"Beni ne kadar da acayip buluyorsun yaaa" dercesine şakacıktan :)))
Şimdi tekrar kendisine sormadım, kendim hakkımda niye daha fazla düşündürtüp, konuşturayım ki.
Ben yeni bişiler ekledim bakalım.
"Beni ne kadar da acayip buluyorsun yaaa" dercesine şakacıktan :)))
Şimdi tekrar kendisine sormadım, kendim hakkımda niye daha fazla düşündürtüp, konuşturayım ki.
Ben yeni bişiler ekledim bakalım.
1-Biri yanımda otururken ve o an çok güzel bir yorum yapmış ya da espri yapmışsa hiç farkında olmadano kişinin kolunu çimdiklerim hafif hafif.
2- Hem gevrek (Simit) hem de boyoz aynı anda ısırıp susam tadına ağızda dağılan boyozun tadını ekleyip yemek offf harika oluyor yaaa.
3-Her gece yatarken yastığımı elimdeki yastığıma başımı dayayıp kendi yastığım olup olmadığını anlamaya çalışırım. Aynı şekilde mesela yatılı kaldığım Annemlerde, kardeşimde misafir yastıklarını da aynı şekilde deneyip yatarım. Yumuşak yastık severim, yattığım yerde duvara dayanık bir yastık olur kendi yastığımıda o yastığa yanlamasına koyup uyurum.
4-Genelde kafama bişey takmam ama takıncada deşmeden, ıcığını, bıcığını çıkarıp suyunu çıkarmadan rahat edemem. Ve o takıntım bitene kadar onunla yatar, onunla kalkarım.
5-Eğer karşımdaki kişinin muhabbeti beni sarmadıysa, o kişi konuşurken ben kafamda
çoktannn valizlerimi toplayıp havalanındaki ilk uçağa atlayıp dünyanın başka bir yerinde geziniyor olurum.
6-Genelde ilk karşılaştığım bazı şahsiyetlerle! önce bir didişir, olmadı ağız dalaşına girer kavga ederim sonra da accaayipp muhabbetortamı yaratırım.
7-Bazen de girdiğim bir ortamda utanır, sıkılırım ama bu duygumu da gerçekten acayip olucak ama kahkahalar atarak aşmaya çalışırım.
20 Ocak 2010 Çarşamba
Lanet olsun
Bu cümleyi sevmiyorum aslında.
İnandıklarıma ters düşen bir cümle.
Lanetlemek bana düşmez
Amaaaa
Yurdumda olup biten
Türlü oyunlara,
Türlü şaklabanlıklara,
Gözümün önünde cereyan eden ama dur diyemediğim
Bu kadar olaylara karşı başka bir tepki veremiyorum.
Dilim varmasa da söylemeye,
Gönlümden, beynimden geçen bu...
Yeni bir dizi başladı yurdum haberlerinde,
Adını dahi ağzıma almak istemediğim kişinin başrolde olduğu.
Kukla olan ama farkında olmayan,
Kalleşçe insan vurabilen,
Kendini mesih zanneden,
İnsandan makbul bir kişicik.
Bugün basın açıklamasında yurdum insanı
Pprotesto etti kendisini.
"Abdi İpek'çinin hesabını nasıl vereceksin" diye.
Sonuç;
Ciple değil bir sivil ekip otosuyla
Lüks olmayan bir nezarethanede
Bir gece gözaltı.
Bu ne yaaa...
Roller ne zaman değişti?
Katiller ne ara kahraman oldular.
18 Ocak 2010 Pazartesi
Bir mimin cevapları
Evettt günlerdir blogdaşlarımın yazılarında yer alan bir mim var.
Gerçekten önemli konulara işaret eden bir sorular ve cevaplanışlar dizisi.
İtiraf etmeliyim ki
"Acaba benimde sayfamın kapısını çalıp, bana bu mimi paslamak isteyen olacak mı?"
diye düşünürken,
Sağolsun, varolsun sevgili Asuman Abla'cım beni mimledi.
Ehh elimden geldiğince cevaplamaya çalışmak istiyorum.
Tabii bu mimin gereklerini yerine getirebilmek içinde bir takım şartlar mevzu bahis konusu.
*Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
*Mimlediğiniz blog sahibinden de aşağıdaki adresi tıklayarak yorum kısmına
cevapladığı mimin linkini not düşmesini rica ediyorsunuz.
"Aysema'dan blog dostlarına sobee"
Sorular:
1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?
1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dokunulmazlık nedir ?
Dokunulmazlığn sözlük anlamı; ilişilmez, karışılmaz olma hali ve hakkıdır.
Ülkemizde ise dokunulmazlık,
Seçilen kişinin göreve gelmeden önce işlediği suçlardan milletvekili olduğu dönem boyunca yırtıp, sonrasında da şu yada bu şekilde zaman aşımına uğratıp o davadan yırtma halidir.
Pekiii böylesine güzel bir durum varken kim dokunulmazlığın kalkmasını ister ki?
2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
Seçim barajı elbette kaldırılmalıdır.
Ve yerine içinde
İyi yurttaş nasıl olur?
Milletin yaşam hakkı için neler yapılmalıdır?
Gibi soruları içeren KPSS esas alınaraktan bir sınav sistemi getirilmelidir.
Bakalım o zaman ,
Kimler o barajın duvarına toslayacak
Kimler aşıp kendisini kanıtlayacak görebiliriz.
3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
Temsilci olacak adayın,
Temsilciliğini yapacağı bölgenin sorunlarını, isteklerini öncelikle ülke çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde yorumlayıp, yaşantısını düzenleyen kişiler arasında yapılacak
ön seçimle seçilmelidir.
4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
Bilirsiniz Eski yunan mitolojisinde Adalet Tanrıçası Themis'in gözleri bağlıdır.
Kimseyi görmeden, kayırmadan adaleti sağlamaya çalışırken,
Gözleri kapalı olsa da sağduyusu ve bağlı olduğu yasalarla karşısındakini yargılayabilmek için.
Yargımızda kimseyi kayırmamak adına sadece Türk Adaleti'ne bağlı kalarak bağımsız olmalıdır.
5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?
İnsanların birbirine art niyet beslemeden bir merhaba diyebilecekleri, okul sıralarında ki minik yavruların beyinlerini gelecek korkusu sarmadan istedikleri işleri olabileceği, herkese eşit eğitim fırsatı verilebilecek, tiyatroların, konserlerin dolup taşacağı, silah tutan ellerin gülde tutabileceği, sofrada yenilen lokmanın gerçek vitaminleri taşıyabildiğine inanılan, parayla sadece futbol maç yayın hakları, silah alınmayacağını idrak edebilecek beyinlere sahip insanların yaşadığı, kimsenin kimseyi dilinden, dininden, ırkından, soyundan yargılamadan el uzatabileceği GÜZEL GÜNLER GELECEK Mİ?
*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
Profösör bey,
Kızıl pembeler,
Son olarakta,
Ankara'da yer alan Türkiye Büyük Millet Meclis'inde ikamet etmekte olan milletvekilleri.
(not: kendilerine haber veremiyorum ama versem de bu soruları cevaplayabilecek yürekte olmayanlar olduğunu biliyorum. Cevaplayabilecek yürekte olanları tenzih ederim.)
Elbette milletvekillerimize yolladığım mim boşa gidecek biliyorum.
O yüzden en azından sağlam bir adrese gitsin diye de bir blogdaşımı daha mimlemek istedim.
Gergin bey,
Gerçekten önemli konulara işaret eden bir sorular ve cevaplanışlar dizisi.
İtiraf etmeliyim ki
"Acaba benimde sayfamın kapısını çalıp, bana bu mimi paslamak isteyen olacak mı?"
diye düşünürken,
Sağolsun, varolsun sevgili Asuman Abla'cım beni mimledi.
Ehh elimden geldiğince cevaplamaya çalışmak istiyorum.
Tabii bu mimin gereklerini yerine getirebilmek içinde bir takım şartlar mevzu bahis konusu.
*Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
*Mimlediğiniz blog sahibinden de aşağıdaki adresi tıklayarak yorum kısmına
cevapladığı mimin linkini not düşmesini rica ediyorsunuz.
"Aysema'dan blog dostlarına sobee"
Sorular:
1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?
1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dokunulmazlık nedir ?
Dokunulmazlığn sözlük anlamı; ilişilmez, karışılmaz olma hali ve hakkıdır.
Ülkemizde ise dokunulmazlık,
Seçilen kişinin göreve gelmeden önce işlediği suçlardan milletvekili olduğu dönem boyunca yırtıp, sonrasında da şu yada bu şekilde zaman aşımına uğratıp o davadan yırtma halidir.
Pekiii böylesine güzel bir durum varken kim dokunulmazlığın kalkmasını ister ki?
2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
Seçim barajı elbette kaldırılmalıdır.
Ve yerine içinde
İyi yurttaş nasıl olur?
Milletin yaşam hakkı için neler yapılmalıdır?
Gibi soruları içeren KPSS esas alınaraktan bir sınav sistemi getirilmelidir.
Bakalım o zaman ,
Kimler o barajın duvarına toslayacak
Kimler aşıp kendisini kanıtlayacak görebiliriz.
3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
Temsilci olacak adayın,
Temsilciliğini yapacağı bölgenin sorunlarını, isteklerini öncelikle ülke çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde yorumlayıp, yaşantısını düzenleyen kişiler arasında yapılacak
ön seçimle seçilmelidir.
4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
Bilirsiniz Eski yunan mitolojisinde Adalet Tanrıçası Themis'in gözleri bağlıdır.
Kimseyi görmeden, kayırmadan adaleti sağlamaya çalışırken,
Gözleri kapalı olsa da sağduyusu ve bağlı olduğu yasalarla karşısındakini yargılayabilmek için.
Yargımızda kimseyi kayırmamak adına sadece Türk Adaleti'ne bağlı kalarak bağımsız olmalıdır.
5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?
İnsanların birbirine art niyet beslemeden bir merhaba diyebilecekleri, okul sıralarında ki minik yavruların beyinlerini gelecek korkusu sarmadan istedikleri işleri olabileceği, herkese eşit eğitim fırsatı verilebilecek, tiyatroların, konserlerin dolup taşacağı, silah tutan ellerin gülde tutabileceği, sofrada yenilen lokmanın gerçek vitaminleri taşıyabildiğine inanılan, parayla sadece futbol maç yayın hakları, silah alınmayacağını idrak edebilecek beyinlere sahip insanların yaşadığı, kimsenin kimseyi dilinden, dininden, ırkından, soyundan yargılamadan el uzatabileceği GÜZEL GÜNLER GELECEK Mİ?
*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
Profösör bey,
Kızıl pembeler,
Son olarakta,
Ankara'da yer alan Türkiye Büyük Millet Meclis'inde ikamet etmekte olan milletvekilleri.
(not: kendilerine haber veremiyorum ama versem de bu soruları cevaplayabilecek yürekte olmayanlar olduğunu biliyorum. Cevaplayabilecek yürekte olanları tenzih ederim.)
Elbette milletvekillerimize yolladığım mim boşa gidecek biliyorum.
O yüzden en azından sağlam bir adrese gitsin diye de bir blogdaşımı daha mimlemek istedim.
Gergin bey,
16 Ocak 2010 Cumartesi
İyiyim, iyiyim
Dün gece teaflu hapını içince öyle bir uyumuşum ki.
Anlatamam.
Yani yatakta gelseler götürseler beni başka bir yere hayatta duymazdım.
Neyse öğlene doğru kuzenimin telefonuyla kalktım.
"Anneme gidiyoruz (teyzeme yani) hadi gel."
Gitsem belki açılırım diyorum kendime amaaaa
Şimdi eşim derse,
"Hani akşam hastaydın, gezmek lafını duyunca ayaklandın"
Eşimi aradım izin istemek için değil ama,
"Git açılırsın" dedi.
Teyzecimde sağolsun mercimek çorbası yapmış.
Tam istediğim şey.
Ohhh sıcak sıcak içtim kendime geldim vallaha...
15 Ocak 2010 Cuma
hastayım
Daha öncede yaşamıştım yine yaşıyorum
Ve kendime kızıyorum.
E be kızım yaz bitti hem de
Çoktannnnnnnnnnnnnnnnnnn.
Sen hala ince giyincem diye uğraş.
Sonra da böyle hasta ol.
Müstahak sana ne diyim başka.
Hastayım yaaaa...
Üşütmüşüm....
Canım
Bir tas sıcak çorba istiyor,
Sıcacık sobanın yanında yatmak istiyor.
Ve kendime kızıyorum.
E be kızım yaz bitti hem de
Çoktannnnnnnnnnnnnnnnnnn.
Sen hala ince giyincem diye uğraş.
Sonra da böyle hasta ol.
Müstahak sana ne diyim başka.
Hastayım yaaaa...
Üşütmüşüm....
Canım
Bir tas sıcak çorba istiyor,
Sıcacık sobanın yanında yatmak istiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










