13 Ekim 2009 Salı

TEŞEKKÜR EDERİM



Aslında yazmayı severim, 
Ama okumayı daha çok.
Belki otobüste, bir yerde beklerken okuyamam ama rahat bir yerde okumayı severim.
Otobüste okuyunca midem bulanıyor, 
Bir yerde beklerken de okumak yerine etrafı seyredip insanların neler yaptığna bakmak daha eğlenceli oluyor.

Bu sayfada 
Yüreğimden geçenleri, beynimi kemirenleri,
İçimi ısıtanları, kanımı donduranları,
Beni gülümsetenleri, ağlatmak isteyipte başaramayanları,
Yazdım.

Sizler de öncelikle okudunuz, 
Yorumda bulundunuz, katkı sağladınız,
En önemlisi beni yüreklendirdiniz.
Ve İZLE'ye basıp izlemek istediniz, 
Çok ama çok teşekkür ederim sizlere.
Hem okuyanlara, yorum yapanlara,
Hem de beni İZLEYENLERE.
Sağolun varolun.
 

Beni izleyenlerin listesi;
absalom
hasan
Kunegond
İlk...
Gergin
Tamer
Dj_Engin Forum
SPLES
nalan
cesetizleri
RENKLİ TASARIMLAR
Leylak Dalı
Merve İnce
aysema
sesiber
Son Of Gondor
Asortik Krep
Lunaparkta Yaşamak
murat bulut
serkan.aaygun

Blog kitap

Blogkitap bloglar diyarında dolanırken rastladım bu yazıya.
Bir blogdaşımız yayınlamış bende haber vereyim dedim.
Umarım ilginizi çeker.
 

12 Ekim 2009 Pazartesi

Gurbete kaçacağım

Diyecek bir sözüm yok
Ama gecenin şu vakti birden dudağımdan dökülen bu şarkı anlatır bişiler.
12/10/2009 tarihli not: 
Gece birden geldi bu şarkı aklıma.
Yeni Türkü Gurbete kaçacağım.
Sözleri ve Zerrin Atakan'ın nefis bir yorum kattığı şarkı.
Ve bu şarkıyı araştırırken rastladığım bir şiir.


KENT 
  
"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin. 
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa. 
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam; 
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya. 
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım? 
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada 
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca  
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın." 
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler. 
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın 
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın 
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların. 
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın, 
ne bir gemi var, ne de bir yol sana. 
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte, 
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde
Constantino Kavafis kimdir ?
 
Çeviri : Herkül Millas ve Özdemir İnce
 
                                                         






9 Ekim 2009 Cuma

DUYURU PET BULUŞMASI

11 EKİM 2009 PAZAR GÜNÜ SAAT 14,00'de 
İZMİR BOSTANLI REKREASYON ALANINDA OLUCAZ. 

118 KÖPEK VE SAHİBİ BÜYÜK BULUŞMA.
HAYVANSEVER OLAN HERKESİ BEKLERİZ.

8 Ekim 2009 Perşembe

LÜTFEN ŞÜKREDELİM.

Önce nerden aklıma esti bilmiyorum ama 
Dün akşam mutfakta yemek yaparken gözlerimi kapattım.
Bu arada  ışığıda kapattım.

Ve o an için kendimi gözleri görmeyen kişilerin yerine koyarak yaşamlarını nasıl daim ettiklerini denemeye çalıştım.
Ama bu arada şunu da itiraf etmeliyim yemeği karıştırırken gözlerimi açtım çünki daha o kadar deneyimli değilim.
Önce bulaşık makinasını boşaltıp tezgahın üstüne dizdim. 
Tabak, bardak, çatal gibi eşyalarımı dokunup hissederek yerleştirdim.
Salonda konsola yerleştirilmesi gereken yemek takımını götürürken yine gözlerimi kapattım.
Önce koridorda ve salonda sağa sola çarptım.
Terlik giymediğim için ayağımın küçük parmağını sehpaya,
Sağ kolumu mutfak kapısına çarptım.

İkinci seferde adımlarımı saymayı aklıma getirdim.

Koridorumu adımlarımla saydım aklımda tuttum.
Dönüşte yine aynı adımlarla dönünce mutfağımın ve salonumun girişini tutturabildim.

Şimdi bunu neden anlattım.
Lütfen öncelikle elimiz, ayağımız tuttuğu ve gözlerimizle gördüğümüz için, 
Sesleri duyup cevap verebildiğimiz için,
En önemlisi sağlıklı bir şekilde yaşadığımız için,
Bizi yaratan Rabbimiz'e şükretmemiz gerekiyor.


Lütfen gereksiz kibirlerimizden, 
Aslında incir çekirdeğini dahi doldurmayacak gündelik sorunlarımızın,
Böylesi duyularımız varken,
Hiç de önemli olmadığını hatırlamak ve hatırlatmak istedim.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Canım Babacım;




Bambaşkadır benim Babacım. 
Hiç bişeyi takmaz kafasına.
Güler geçer, değer vermez paraya pula.
Paranın alamıyacağı şeylerin daha değerli olduğunu düşünür.
Gözü karadır sonuna kadar savunur inandıklarını.
Hep bileğinin gücüyle baktı bize.
Uzaklarda oldu ama hiç uzaklaşmadı.

6 yaşındayken kaybetmiş annesini.
Ondan sonra oradan oraya savrulan bir yaprak gibi.
Bazı günler amcalarında uyur gibi yapıp kalmış,
Okumuş ne yazık ki bir öğretmeninin yüzünden sanat okulunu terk etmiş.
Öğretmenine söylemiş de giderken 
"Ayrılıyorsam okuldan sizin yüzünüzden" diye.
Sonra çıkıp doğduğu yerden İstanbul'a gitmiş Ablasının yanına.
Oralarda lunaparklarda çalışmış, 
"3 halka 25 kuruş"
Tekrar dönüp İzmir'e çalışmaya başlamış.
Annemi görmüş beyenmiş, tanışmış evlenmişler.
Ben doğduğumda çok mutlu olmuş  lokum dağıtmış,
"Kızım oldu bana bakar" demiş.

Yaşadığı sıkıntıları bize hissettirmeden çalıştı, çabaladı,
Bizlere güzel bir gelecek sağlamaya çalıştı.
Arkadaşlarım her zaman Babam'ın başka babalara benzemediğini
Arkadaş gibi olduğunu, çok şanslı olduğumuzu söylerlerdi.
Hala da öyledir.
Gençle genç, çocukla çocuk olur.

Emekli oldu,
Hep çalıştığı Didim'de kaldı.
Şimdi Annemle yaz-kış ordadırlar.
Balık tutmaya bayılır,
Akşama kadar güneş altında da olsa dinlendiğini söyler.
Hala iş bulursa çalışır.
Yorulur akşam olunca da 2 bira içmeye bayılır.
İçincede beni arayıp "Aramızdaaa" der.
Bu ikimizin arasında ki paroladır :)

Türkü söylemeye özellikle de Ege türkülerine bayılır.
Efedir, o havaları oynamaya bayılır.

Sporun her türünü izler hiç ayırım yapmaz.
Fenerbahçe'yi tutar fanatiktir.
Ona aldığım Fenerbahçe terliğini giymedi önceleri
"Fenerbahçe'yi ayaklar altına aldı dedirtmem" dedi.
Fenerbahçe kupa kazanınca çıkar sokakta oynar.

Canım Babacım seni çok seviyorum.
Ve hala bunu sana söyleyebildiğim için 
Çok ama çok şanslı buluyorum kendimi.


6 Ekim 2009 Salı

Altın günü, dolar günü, kikirdeme günü :)))

Bu sabah erkenden kalktım. 
Eşimi işe uğurladıktan sonra o kapıdan ben bacadan misali evden çıktım. 
İşe gidecek olsam bu kadar hevesle çıkmazdım bahse girerim.
Liseden kız arkadaşlarımla- gerçi erkek yoktu kız lisesinde okudum ben- gün yapıyoruz. 
Kahvaltı günü. 
Sabah daha kargalar bokunu yemeden, millet işine gücüne gidipte daha işe geldiklerinin bilincine varmadan bizler toplanıp kahvaltıya oturuyoruz bile. 
Sanki dün cumaymış da İstiklal Marşını okuyup eve gelmişiz de cumartesi günü bir arkadaşta toplanmışız gibi bir görüntü içinde oluyoruz. 
Hepimiz bir ağızdan konuşuyor, gülüyoruz.
Eh sonunda gün parası da toplanıyor :))))

5199 nolu hayvan koruma yasasına HAYIR !

4 Ekim pazar günü dünya hayvan hakları günü nedeniyle İzmir'de Konak meydanında basın bildirisi okundu. 

Ayrıntıları  Dohayder tıklayarak alabilirsiniz.

O sabah eşimi kaldırdım, kahvaltı bile yapadan atlayıp arabaya Konağa gittik. Saat Kulesi'nde toplanılacaktı. İlk duyuru böyleydi. Oraya vardığımızda Şopen Gazi Barınağının kurucusu Nebiha Hanım elindeki posteri açtı ve toplanma yerinin Belediyenin önünde yapılacağını iletti. Oraya vardığımızda bizim gibi düşünen ve hisseden az bir kalabalık olsa da buluştuk. Kangal köpeğini getiren bir ailede vardı. Önce saygı duruşunda bulunduk. Sonra basın bildirisi okundu. Ve hep beraber 5199 nolu yasaya hayır dedik. Çünki bu yasa hayvanları korumuyor.
ayrıntılı bir biçimde okumanız içinde burdan yasanın içeriğine ulaşabilirsiniz. 5199 nolu Hayvanları koruma kanunu.


Bu anlamlı günde böyle bir etkinliğe katıldığımız için çok mutlu olduk.
Not: Orda bir bayan fotoğrafımı çekti kendisine mail adresimi verdim yollamsı için ama gelen bişi yok şu anda olunca söz yayınlıyacağım.

5 Ekim 2009 Pazartesi

EN SEVDİĞİM GÜN PAZARTESİ



Eskiden nefret ederdim pazartesilerden.
Neden?

Zaten pazar günü evde yorulurdum. 
Pazar günü geç kalkmak isterdim bütün haftanın uykusuzluğunu yenmek için.
Ama erken de kalkmak isterdim, ev işi yapılacağı için.
Pazar günü , 
Ev işi yapılacak, ev temizlenecek, toz alınacak, çamaşırlar asılacak, 
Semt pazarına gidip alışveriş yapılacak, onlar dolaba yerleşecek, 
Misafir gelicek olur onlar ağırlanacak. 
Balık yapılır mutlaka.
Eee bunca iş arasında nasıl dinlenilebilir ki ?
Diyebilirsiniz "Kızım sen o evde yalnız mısın? Eşin ne yapıyor ?"
Ayy onun işi daha zor yaaa. 
Geç kalkıcak, kahvaltısını yapıcak, sonra da tv başına geçip 
O maç senin bu maç benim 22 adamın peşinde koşturacak, 
Formula 1 yarışını izleyip, Alonsoyla, Raikkonen'le gaza basıcak 
Bitiş çizgisini geçiçek, 
Pazar alışverişinin torbalarını taşıyacak, 
Ayağını uzatıp bol bol bol bol bol çay içeçek.

Bundan daha ağır iş mi olur Allah aşkına a iki gözlerim ?


Artık evdeyim. 
Çalışmıyorum.
Pazar gününün yorunluğunu pazartesi günü atıyorum.
Eşimi işe yollayınca tumba yatak ohhh yatıyorum.
Dizimaxte izlediğim bir dizi var onun için saat 10,00'da kalkıyorum.
Keyfimceee ohhh kahvaltımı yapıyorum.


Ben pazartesileri çok seviyorum :)))

3 Ekim 2009 Cumartesi

4 EKİM DÜNYA HAYVANLAR GÜNÜ

4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü'nde Buluşuyoruz !




4 Ekim 2009 Dünya Hayvanlar Günü'nde Buluşuyoruz. 

TARİH : 4 EKİM 2009 SAAT : 13.00
YER : KONAK Meydanı Saat Kulesi  

2 Ekim 2009 Cuma

ÇİÇEKLERİM





Bahçem ve balkonumdaki çiçeklerimin fotoğraflarını koymak istedim bugün.
Biraz içimiz açılsın di mi?
İlk resim arkadaki sadece yeşil görüntüdeki iki üç tane çiçek açan deli begonvil-ben öyle diyorum :)
Öndeki ise mart ayında diktim deli gibi büyüdü belki 3 kere budadım şimdi bir ip bağlayıp balkona doğru uzatmaya çalışıcam. Adını bilmiyorum ama mor mor çiçekler açıyor.
Bu arada evimin arkasında da küçücük bir toprak var orada da yılda 4 tane mandalina veren bir ağaç, hiç limon vermeyen bir limon ağacı, onların arasından kendini göstermeye ve büyümeye çalışan kavak ağacım var.





İşte bu da çiçekleri. Gören bayılıyor. Tıpkı kanaviçeyle işlenmiş gibi duruyor.











Son resimdeki de hala kayıp olan oğluşum LUCKY.






 

30 Eylül 2009 Çarşamba

HAYAT GÜZELDİR :)))

Eh hayat her zaman bulutlu,yağmurlu,umutsuzluklarla dolu olmaz demi?. 
Sevgili  Leylak Dalı iki tane komik anısını yazmış.
Ben de yazayım dedim :)


1996 yılıydı o zaman Kemeraltında bir matbaada muhasebede çalışıyordum.
İzmir'de Konak meydanında tam köşede İş bankası vardır. O köşe önemli aklınızda tutun.
Bankalarda işlem numarası alıp işlem yaptırmak yeni çıkmıştı. 
Bankaya gittim her zamanki gibi işyerimizin defterini havale gelip gelmediğini görmek için işletmeye. Bankaya girdim herkes banklara oturmuştu. Ben de herhalde millet yakınlarını bekliyor falan diyerek ilk bankoya yaklaştım. Önümdeki bayanın işi bitince defterimi görevli bayana uzattım. Bayan başı önünde bir önceki işlemle ilgili kağıtlarına bakıyordu. 
"Defter işletecektim" dedim bayana. 
Hiç kafasını kaldırmadan bana "İşlem numarası alacaksınız" dedi. Anlamadım ne demek istediğini.
"Ne, ne alıcam? Nerden alıcam" falan dedim. 
Görevli bayan yine başını kaldırmadan sağ eliyle "köşeden alacaksınız" dedi. 
Bankadan dışarı çıktım, ve o köşede bir sağa bir sola bakınıp bi yandan bayanın ne demek istediğini anlamaya çalışırken bir yandan da bu numarayı bana verecek kişi kim? Nerden gelicek diye etrafıma bakınmaya başladım.
Sonra bankanın içinden bir bayan gelerek "Kızım işlem numarasını burdan değil, bankanın içinde bir köşe var ordan alıcaksın. Görevli verecek gel" dedi. 
O anda rezil olduğum o bankaya dönermiyim hiç ? 
Bayana "Sağolun bi arkadaşım gelicek onu bekliyorum, birazdan gelirim" dedim.


İkincisi yine o seneden.
Yine aynı işyerinde çalışırken bir firmaya kaşe yaptırmamız gerekti. Kaşe yapan firmaya gittim. İçerisi dikdörtgendi. Duvarlarda raflar, rafların önünde de tezgahlar vardı. Bana biraz beklemem gerektiğini belirttiler.
Ve beni ileride camdan bir duvarın önüne oturttular. O sırada tezgahın arkasındaki telefon çaldı. Orda çalışan eleman telefonla konuştu ve benim tarafa dönerek "Telefon size" dedi. 
Ben de işyerinden aradıklarını düşünerek kalktım ve telefona gidip elime aldım. 
"Alo" dedim. O sırada ordaki eleman " Bayan telefon size değil, arkanızdaki camın arkasında oturan arkadaşımıza" dedi. Meğer arkamdaki camın gerisinde bir büro gibi yer varmış, orda da bir eleman. 

Bu iki olayı  uzun bir süre kimseye anlatamamıştım utancımdan.

NE ÖNEMİ VAR Kİ?







Kimi zaman içimden çok güzel kelimeler geçiyor. Yakalayıp çok hoş manalı cümleler kuruyorum ve o an kendimi  Madam Curie gibi hissediyorum. Çok büyük bir buluş yaptım diyorum. İnsanların beynine güm diye girecek, kalplerine tsunamiye yol açan deprem etkisi yaratacak diyorum.
Ama  nedense yazılınca anlamını yitiriyorlar.
Büyü bozuluyor, yoluma ışık olan yıldızlar sönüyorlar, bir meteor taşıyken, atmosfere giripte yeryüzünün kucağına düşünce kapkara, şekilsiz uzay taşından bişi oluveriyorlar.
Hatta öyle ki bazen de yazıyorum sadece ama sadece yazıyorum. Yazımı düzenlemek için son kez okuduğumda bakıyorum bunu ben mi yazdım diyorum. Kurduğum cümlelerde nedense anlatmak istediğimi anlatamadığımı, orda ne anlatmak istedim ki diye düşünme noktasına geldiğimi fark edince de daha ben mealini veremiyorsam yazdıklarımın, okuyanlar ne çıkaracak ki diye düşünmeden de yapamıyorum.
Bazen de diyorum ki kimler okuyor acaba yazdıklarımı?
Benim nerde ne  demek istediğimi, neyi demediğimi anlıyabiliyorlar mı acaba?
Burası madem içimi dökmek adına yazdığım bir sayfay neden kendime bazen- ama çoğu zaman- otokontrol yapıyorum ?
İçimden geçenleri yazdığım bu sayfanın okunmasından utanacağımı, yanlış yargılanacağımı düşünüyorsam niye yazıyorum ki?


Gerisi...
Yok vallahi yok. 
Aklıma gelen bişi yok.
Birileri açlık çekerken,
Kocasından dayak yiyip, çocuklarına sığınmış bir kadın,
Kendisine yanan yeşille tüm yollar onunken yitirilen canlar,
Sınırda elden göz göre göre yitirilen vatan için nöbet tutan mehmetçik,
Selde, depremde, madende, havaya sıkılan kurşunla yitip giden hayatlar,
Bir fener ışığıyla sanki nur görmüş gibi kör olmuş gözler,
Uyurken kıçından akşam beyaz ev'de fazla yediği fasulyenin etkisiyle ülkesini kurtarmak! adına palavralar sıkan birileri varken,
Benim yazdıklarımın ne önemi var ki ?



28 Eylül 2009 Pazartesi

GÜLİZAR ÇOKDURU NUN KATİLİ DIŞARIDA KALMASIN.






Resimde siyah beyaz bluzlu bayan  Halamın kızı Gülizar Ablacım.


2 çocuk annesi çalışan bir bayandı. Emeklisine az kalmıştı.
Mayıs ayında sabah saat 07:00 de işine giderken
bir sarhoş sürücünün elinde can verdi.
160 km hızla giden, %180 promil alkollü,  
kırmızı ışıkta geçen, 
EMİR RASİM PARLAK adlı katilin sayesinde 
hayatını kaybeden 
GÜLİZAR ÇOKDURU için DESTEK İSTİYORUZ.


Hatta mayıs ayında meydana gelen bu kazanın mobese görüntüleri
internette dolanıyor,
tv kanallarının ana haberlerine bile çıktı.
Acısının ne kadar azalmasada biraz yatıştığı bir zamanda tekrar görmek,
tvlerde sanki maç pozisyonu anlatır gibi ağır çekimlerde, geri çekimlerde
RAYTİNG uğruna oynatılması yeniden o anı yaşarcasına üzdü bizleri.

25 Eylül 2009 Cuma

http://www.dohaydersopengazievi.com / Bir barınak gezisinden notlar







Blog sayfamı yazmaya başladığım ilk günlerde İzmir Menderes'teki Şopen Gazi Barınağından bahsetmiştim.
15 martta www.petarkadas.com sitesi İzmir üyeleri olarak onları bir ziyaretimiz olmuştu. 
Servis araçlarından indiğimizde bizi karşılayan bir sürü köpek.
Çoğu salınık olmak üzere 1500 tane köpek.

Önce ürkek bakışlarla bizleri süzmüşler sonra da yanımıza gelip ellerimizi yalamaya çalışmışlardı.
Başlarını sevmemiz için ellerimizin altına doğru hizalamaya çalışanlar çok sevimlilerdi.




Orda bulunduğumuz saatler boyunca hepsini o ıslak burunlarından sevmeye çalıştık. 
Ne yazık ki aralarında cins köpekler olduğu gibi sokak köpekleride vardı.
Hatta en üzücü olanları ise bakılmayıp dışarı atılan, herhangi nedenle kazaya uğrayıp felçli olanlar, kör olanlar çoktu. Çok üzüldük, ağladık ama onların yaşama olan bağlılıkları ve sevinçleriyle avunduk.



Hele aralarında arka ayakları tutmayan Cincin vardı ki tam bir maskottu.
Aslında hepsi birer maskottu ;)
Şimdi Cincin'in fotosunu buraya koymayı isterdim ama karar veremedi,
Hatta eşime bile danıştım. 
Verdiğimiz karar resmini koymamak.
Acındırma yapmak istemiyorum ama istediğim şu,

Lütfen yukarıda verdiğim linkten girerek hem onu hem yaşama olan bağlılığını, 
hem de diğer petleri, Şopengazi barınağında olup bitenleri öğrenebilirsiniz.
Bir şey kaybetmezsiniz en azından hayatın ne kadar güzel olduğunu, sevgi için deliren köepkçikleri ama klasik bir barınak olmayan Şopengazi barınağındaki dostlarımızın mutluluklarına şahit olabilirsiniz.

24 Eylül 2009 Perşembe

NEFES FİLMİ 16 EKİM'de SİNEMALARDA



NEFES

16 Ekim 2009 tarihinde gesterime girmesi beklenilen Nefes filmi,
Senaryosu Hakan Evrensel , M. İlker Altınay , Levent Semerci , Hakan Evrensel (Kitap) ait. Filmin konusu Hakan Evrensel’e ait Güney Doğuda öyküler adlı kitaptan alınmış.
 

Güney Doğu’da Irak sınırına yakın bir ilçede komando tugayında bulunan ve Karabal Tepesindeki role istasyonunu korumak üzere bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerin hikayesi.

Not: Nefes filminde mahalleden çocukluk arkadaşım oynuyor. Şu anda Aşk-ı Memnu dizisinde Peykerin eşi Nihat rolündeki İlker KIZMAZ.
Filmin çıkan fragmanlarından milli duygularımızı kamçılayacak bir film olduğunu düşünüyorum.
İlker'e burdan başarılar diliyorum.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Bayramda gelemeyenler, gelmeyenler, gidenler

Bir bayramda böylece geçti gitti.


Çok bekledim ama gelsin elimi öpsünler, çukulata, badem vereyim, 80 derece Tariş Limon kolonyası serpivereyim, mendil arasına para koyup çıkışta ceplere sıkıştırıvereyim.
Olmadı gelmedi kimse.
Nasıl gelsinlerdi ki 


Öncelikle seldekileri bekledim.
Hala bulunamayan o küçük kızı.
Belki dedim buralara kadar gelir de gözü yaşlı bekleyen anacığına haber verip sevindirirdim.


Şehitleri bekledim ama yüzüm tutmazdı onlara karşı.
"Ne yaptınız ki açılıma karşı" deseler di 
O çakmak çakmak bakan gözleriyle ne derdim ben ?
Siz durun ben gireyim mezarınıza desem yine de olmazdı, yerini tutmazdı.


Cem'i bekledim. Hatta ona tatlı vermem ekmek arası sucuk pişiriverirdim kaşla göz arasında.
Kokutmadan ortalığı, zaten kokuşmuş memleketimde.


Bahçelievler barınaktaki köpekçikleri bekledim gelsinlerde elimi yalasınlar diye şeker veremesem de.


Başımızdakileri bekledim mi?
Bekledim ama ne gelen var ama giden çokkkk...

Gelemediler zaten aradılar dediler ki
"Çok isterdik belki ama olmadı gelemiyoruz çünki ellerini !!! öpmemiz gereken daha önemli kişiler var"
Sonradan öğrendim sağolsun medyamızdan.
Biri amerikana gitmiş, barakcığıyla görüşmeye, 
Diğeride aman demiş ikindi vakti bayram bitmeden suudiye.
Demek ki haber vermeseler, kalkıp gitsek köşke kimseler olmayacakmış yerinde.
Kapı duvar, korumalar...
Canım bayramda da dışarımı çıkılır.
Evde oturulur, misafir beklenir.

18 Eylül 2009 Cuma

İYİ BAYRAMLAR

Sevgili Dilek bu bayramın şeker tadında geçecek bir bayram olmadığından bahsetmiş yazısında.
Oradaki yorumumda da bahsetmiştim. Bu bayram Yıllar önce sayın Boşbakanımız tarafından da şeker bayramı dilll Ramazan Bayramı olarak anılması gerektiğini iletmişti biz sayın halkına. Elbette ne şeker bayarımı olamıycak ne tadımız, ne tuzumuz kalmadı çünki.



Ama ben yine de en bol şerbetlisinden, en kaymaklısından iyi bayramlar diliyorum herkese.
En azından olacaklara karşı durabilmek adına güç toplamak, yakın zamanda çeşitli tedbirsizlikler sonucunda hayatını kaybedenlere karşı en azından bir Fatiha okuyabilmek için.


Not: Bu yazımı da hazır blog sayfama düzgünce girebildiğim bir anda yazmak istedim. 
Nolur nolmaz bunlardan da mahrum kalmadan.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Atalay'dan "Q,W,X" açıklaması

Atalay'dan "Q,W,X" açıklaması


 İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürt açılımı çerçevesinde alfabeye "Q,W,X" harflerinin ekleneceği haberlerine tepki gösterdi. Atalay, "Birileri bir senaryo yazıyor, bizde bunlarla ilgili açıklama yapmak zorunda kalıyoruz. Birilerinin yazdığı senaryolardır diyorum ben. Hele öyle harflerle ilgili bir konuda, hiçbir yerde çalışmalarımızın içinde gündeme gelmedi.

İçişleri Bakanı Atalay, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’i tebrik ziyaretinin ardından gazetecilerin, "Demokratik Açılım" sürecine ilişkin soruları yanıtladı.

Atalay, Kürt açılımı çerçevesinde alfabeye "Q,W,X" harflerinin ekleneceği ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine, 
"Birileri bir senaryo yazıyor, bizde bunlarla ilgili açıklama yapmak zorunda kalıyoruz. Çalışmalarımızı açıklamadık ve hiçbir sonuçlandırmadık. Bu spekülasyonlara bizden duymadıkça tedbirli olun. Biz bu konularla ilgili bir açıklamamız olmadı. Birilerinin ’yazdığı senaryolardır’ diyorum ben. Hele öyle harflerle ilgili bir konuda, hiçbir yerde çalışmalarımızın içinde gündeme gelmedi" karşılığını verdi.

Angel'in yorumu;

Ne yazık ki Atalay şunu demiyor ;
Bizim alfabemiz 29 harften oluşmaktadır. 
Yeni harflar eklemek gerekmiyor. 
Böyle bir düşüncemiz yok.

Ama bir yandan da şunu diyor;

Evet böyle bir konuda çalışmamız yok demek böyle bir çalışmamız olmayacak demek değildir.
Vereceğimiz neyimiz varsa ki buna ....... ( burda ne demek istediğimi Türk olan anlar ) vermek de dahil olsa, seve seve  her koşulda.
Hatta daha da ileri gidip Türk Dil Kurumunu iplemeden ŞEHİT, VATAN, TÜRK, TÜRKİYE kelimelerinide çıkaracağız Türkçe kelimelerden...



15 Eylül 2009 Salı

Hastayım

Eee kızım sen İzmir'i hala yaz mevsiminde mi sandın? Eskiden di o. Eylül girerdi hala yaz yaşanırdı.Buram buram sıcaklar.Eee hal böyle oluncada akşam gittiğin iftar yemeğinde incecik giyinirsen olacağı budur yani.

Bu arada Hayırlı Kandiller dileğimle. Hasta olduğum için oruç tutamıyorum bir tas çorba istiyorumm.

Blog sayfama bende giremedim yurdum internet adresinden. Ya da her ne deniyorsa ordan. Vallaha anlıyamıyorum yaa. Ben okurken de böyleydim hektar,dekar bir türlü hangisi büyük hangisi küçük anlayamazdım. Gerçi hiç bir zaman öyle ölçülerle konuşacak kadar malım mülküm olmadı. Genelde gramlarla barışıktım ben. Şimdi bu bilgisayar alemlerindeki kilobayt, ciga bayt, mega bayt, dns falan nedir bunlar yaaa. Kendimi 2150 senesinde yaşıyor gibi hissediyorum bu terimleri duyunca.

Geçen akşam bir film izledim. Bakış açısı diye. Amerikan başkanına İspanyada yapılan bir suikastla ilgili. Büyük bir hevesle oturdum izlemeye ilk 40 dakika çok güzel gitti sonradan bozuldu konu dağıldı falan. Iııh beyenmedim.

Sel felaketini unutmadım, unutturmuyacağım.
Ne yazık ki o 7 Kadının bulunduğu araçtan ağır yaralı kurtulan bir bayan daha hayatını kaybetmiş. Bir askerimiz daha şehit olmuş.

Okullar açılıyor ne yazık ki kansorejen maddesi içermeyen kırtasiye malzemesi ne yazık ki zor bulunuyormuş. Minik elleriyle kalem tutacak, bal dudaklarıyla matarasından su içecek yavrular kanser içecek yudum yudum. Bu konudan bahsetmiş Sevgili Dilek ama vtunnelden yazdığım için sayfasını bağlayamadım. Sorun düzelince düzelticem. Lütfen duyarsız kalmayalım.

Umarım bu yazım bir şekilde yayınlanır. Son düzeltmeleri yapamıyorum.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Mistik Olay



MİSTİK OLAY 
KONUSU
Görünen bir uyarı olmadan ortaya çıktı. Birdenbire nereden geldiği belli olmadan. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın bir çok şehrinde sebebi açıklanamayan, kanınızı donduracak garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terörist saldırı mı? Yapılan yüksek teknolojik deneylerde ters giden bir şeyler mi oldu? Bir tür şeytani toksik silah mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virüs mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor? ... ve nasıl?

Philadelphia’lı bir lise öğretmeni olan Elliot Moore bu gizemli ve ölümcül fenomenden kaçma yollarını aramaktadır. Bir evlilik krizi eşiğinde olduğu karısı Alma ile yollara düşerler... Trenle, arabayla bu korkunç sondan kaçmaya çalışmaktadırlar. Elliot’ın matematik öğretmeni arkadaşı Julian ve onun 8 yaşındaki kızı Jess, ile birlikte Pennsylvania’daki tarım arazilerine ulaşmayı hedeflerler. Burada bilmedikleri bu korkunç saldırıdan kurtulacaklarını düşünmektedirler.

Hiçbir yerin güvenli olmadığını daha sonra anlayacaklardır. Bu korkunç ve görünmeyen katil her ne ise kaçılabilecek bir varlık değildir

Yaklaşık 2 hafta önce seyrettiğim bir filmdi Mistik olay. Yönetmeni M. Night Shyamalan filmlerini merakla takip ettiğim  bir yönetmen. filmlerinin senaryosunu yazıyor hatta bazı filmlerinde beklemediğiniz bir anda geri rollerde çıkıveriyor karşınıza.

Yönetmen bu filmde  biz insanların, doğaya karşı yaptığımız kötülüklere doğanın buna nasıl bir tepki verdiğini anlatmaya çalışmış.

Doğa tepki veriyor, yeter artık diyor.
Teknoloji, sanayi devrimi hayatımızı kolaylaştırdı ama ne yazk ki değerlerimizi yitirmemizi sağladı. 
Kendimizden başkasına tahammülümüz olmazken kim düşünür ki doğayı.
Rant uğruna peşkeş çekilen ormanlar,
Naylon poşeti öğütemeyen topraklar,
Bir bir alıyor bizlerden intikamlarını.
Ne yazık ki duramıyoruz önünde.

Biz ki övünürken tüm makinalar tek parmağımızla çalışıyor diye,
geçemiyoruz  önüne bir kova iki kova derken çoğalan suların gücüne.

Doğa kendisine verdiğimiz zararı alıyor bizden,

Ama selle, ama zehirli gazlarla, hormonlu gıdalarla.

Yazık çok yazık...













AKLIMA NE GELDİ?

AKLIMA NE GELDİ  BİLİYORMUSUNUZ?
YURDUMDA HER ŞEY PAHALI
AMAA

BİR TEK ÖLÜM UCUZ !

HEM DE ÇEŞİT ÇEŞİT NASIL İSTERSEN.

Kışa hazırlık

İzmir'de ne kadar kış olacaksa sanki, bir telaş alır biz İzmir'li kadınları Eylül ayı girince.
Salçalar çoktan yapıldı Ağustos ayının sıcağıyla bi güzel piştiler. Gerçi ben salça yapmadım ama onun yerine şişe domatı yaptım bugün. 22 kilo domat yıkandı, doğrandı, büyük tencerede pişirildi ve kavanozlara doldurulup erkek gücünün yardımıyla kapakları kapatılıp ters çevrildi mutfak bankosunun üzerine. Yarın sabah soğuyunca kapakları kontrol edilip TSE damgası vurulup kaldırılacak. 
Bayrama Annem'e gidince de makarna yaparız. Ve hazırlanan kumaş keselere konulup kaldırırız.
Kırmızı biber de alınarak sirkeli, tuzlu suda kaynatılıp sarımsak ve maydanoz ilavesiyle kavanozlara dolup turşuda yapıldımı ohhh. 
Bu arada tarhanadan bahsetmedim sanmayın yapmıyoruz oda yapıldı hem de tüm evi tarhana kokusuyla doldura doldura ve kışlık rafında yerini aldı bile.

Bunca işin üstüne yorgunlukla giden gücümüzü geri alabilmek için akşama tatlı yapılacak ama iftardan sonra. 
Geçen hafta içinde verdiğimiz şehitlerimiz ve selden hayatını kaybeden vatandaşlarımız için Yasin-i Şerif okuyup, bir bardakta olsa helva yapmaya niyet ediyorum. En azından ruhlarının  hafiflemesi ve onları anmak için. 
Böylelikle oralara gidemeden de olsa hiç bir şey yapamasam da böylelikle onları anmış olacağıma inanıyorum.
Daha önce de yazmıştım  uyan ey gözlerim adlı yazımda mezun olduğum okul ve bana kazandırdıkları hakkında. Bu bana hayata iki değil dört gözle bakmama ve yorumlamama vesile olmuştur.


Eşim tv'de maç yorumlarını izlerken spikerin maç öncesi söylediği bir cümle de üzüldüm çok üzüldüm. Dedi ki " Vestel Manisa - Sivasspor maçı öncesi selde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.  
Allah aşkına geçen hafta sadece selden ölen olmadı ki yurdumda. 
7  tane şehit verdik biz. 7 değil 14 eşleri,nişanlıları,sevgilileriyle, hatta 28 anne ve babalarını da eklemek lazım. Kardeşleri yok muydu onların 2 den hesap etsek 42 eder yanlışım var mı buraya kadar ? Varsa düzeltin lütfen.  
Daha da devam eder bu dayılar, teyzeler, amcalar falan. 
Bir de göcük altında kalanlar Zonguldak'ta. 


Var mı ekleme yapmak isteyen?



13 Eylül 2009 Pazar

Doğum günün kutlu olsun Canım Kardeşim




Konak Doğum evi hastanesinin kapısındaydık o gün Müşerref Teyzem'le beraber. Havanın güneşli olduğunu hatırlıyorum. Annem'le Babam'ı gördüm. Annem'in elinde beyaz bir kundak içinde kardeşim. Sonraki hatıralar silik. Zorlasam da kendimi ıııh gelmiyo bişi hatırıma. 

Daha sonra aklıma gelen her sabah kardeşimle yağlı ekmeğimizi çaya batırarak yememiz. 
Bir de bitmek tükenmek bilmeyen kavgalarımız, didişmelerimiz falan.
Bir gün elinde kristal avize parçasıyla çıktı geldi. Bizim için mücevher o. Hemen sakladı benden. Arayıp buldum bende ondan sakladım. O da buldu benden sakladı. Ben yine buldum ve bulamasın diye çay termosunun içine attım.  Ve o mücevheri atar atmaz şangırrr diye bir ses. İçindeki camı kırıyorum. Anneme nasıl dicem o zamanlar termoslar Kıbrıs'a asker olarak gidenlerden ısmarlanıyor yok Türkiye'de. Ezile büzüle yiyeceğim dayağı düşünerek gidiyorum Annem'e. 
Aynı okula gittim kardeşimle ama hiç bir zaman aynı dönemde okumadık. O sabahçıysa ben öğlenci, o öğlenciyse ben sabahçı oldum. Orta okul, lise derken askeriyeye girdi. Üzülmedim ohh dedim bitti artık kurtuldum rahatım kavga, didişme olmayacak. Yemin töreninden önce bişiler istedi kardeşim Aldım götürmek için düştüm yola. Gaziemir'de Hava komutanlığına yürüdüm. Nizamiyede görüşmek istedim olmaz dediler yemin etmedi hala. Döndüm geriye. Köşeyi dönmeden arkama baktım o kapıyı tekrar görünce başladım ağlamaya o zaman dank etti kafam kardeşimle tamamen ayrıldığımıza. 
Keşke ayrılmasaydık didişseydik yine dedim kendi kendime. 
Görevine atandığında çok mutlu oldum. Gururlandım. 
Sonra ben evlendim o sene izne geldiğinde bende kaldı kardeşim. Bir hafta boyunca her gün bol bol bisiklete binip gezdik, havuza gittik, tiyatroya gittik. Yılın güneş tutulmasını izledik beraber. Sonra evleneceği kızı anlattı bana bir gün uzanıp fısır fısır konuştuğumuz yatakta. Düğününde çok mutlu oldum. Oğlu oldu daha da mutlu oldum. 
Bugün kardeşimin doğum günü kutlu olsun, mutlu olsun, 
Gül'ünle, Emirhanınla çok mutlu ol inşallah.
Mutlu yıllar, nice yaşlara !