23 Eylül 2009 Çarşamba

Bayramda gelemeyenler, gelmeyenler, gidenler

Bir bayramda böylece geçti gitti.


Çok bekledim ama gelsin elimi öpsünler, çukulata, badem vereyim, 80 derece Tariş Limon kolonyası serpivereyim, mendil arasına para koyup çıkışta ceplere sıkıştırıvereyim.
Olmadı gelmedi kimse.
Nasıl gelsinlerdi ki 


Öncelikle seldekileri bekledim.
Hala bulunamayan o küçük kızı.
Belki dedim buralara kadar gelir de gözü yaşlı bekleyen anacığına haber verip sevindirirdim.


Şehitleri bekledim ama yüzüm tutmazdı onlara karşı.
"Ne yaptınız ki açılıma karşı" deseler di 
O çakmak çakmak bakan gözleriyle ne derdim ben ?
Siz durun ben gireyim mezarınıza desem yine de olmazdı, yerini tutmazdı.


Cem'i bekledim. Hatta ona tatlı vermem ekmek arası sucuk pişiriverirdim kaşla göz arasında.
Kokutmadan ortalığı, zaten kokuşmuş memleketimde.


Bahçelievler barınaktaki köpekçikleri bekledim gelsinlerde elimi yalasınlar diye şeker veremesem de.


Başımızdakileri bekledim mi?
Bekledim ama ne gelen var ama giden çokkkk...

Gelemediler zaten aradılar dediler ki
"Çok isterdik belki ama olmadı gelemiyoruz çünki ellerini !!! öpmemiz gereken daha önemli kişiler var"
Sonradan öğrendim sağolsun medyamızdan.
Biri amerikana gitmiş, barakcığıyla görüşmeye, 
Diğeride aman demiş ikindi vakti bayram bitmeden suudiye.
Demek ki haber vermeseler, kalkıp gitsek köşke kimseler olmayacakmış yerinde.
Kapı duvar, korumalar...
Canım bayramda da dışarımı çıkılır.
Evde oturulur, misafir beklenir.

18 Eylül 2009 Cuma

İYİ BAYRAMLAR

Sevgili Dilek bu bayramın şeker tadında geçecek bir bayram olmadığından bahsetmiş yazısında.
Oradaki yorumumda da bahsetmiştim. Bu bayram Yıllar önce sayın Boşbakanımız tarafından da şeker bayramı dilll Ramazan Bayramı olarak anılması gerektiğini iletmişti biz sayın halkına. Elbette ne şeker bayarımı olamıycak ne tadımız, ne tuzumuz kalmadı çünki.



Ama ben yine de en bol şerbetlisinden, en kaymaklısından iyi bayramlar diliyorum herkese.
En azından olacaklara karşı durabilmek adına güç toplamak, yakın zamanda çeşitli tedbirsizlikler sonucunda hayatını kaybedenlere karşı en azından bir Fatiha okuyabilmek için.


Not: Bu yazımı da hazır blog sayfama düzgünce girebildiğim bir anda yazmak istedim. 
Nolur nolmaz bunlardan da mahrum kalmadan.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Atalay'dan "Q,W,X" açıklaması

Atalay'dan "Q,W,X" açıklaması


 İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürt açılımı çerçevesinde alfabeye "Q,W,X" harflerinin ekleneceği haberlerine tepki gösterdi. Atalay, "Birileri bir senaryo yazıyor, bizde bunlarla ilgili açıklama yapmak zorunda kalıyoruz. Birilerinin yazdığı senaryolardır diyorum ben. Hele öyle harflerle ilgili bir konuda, hiçbir yerde çalışmalarımızın içinde gündeme gelmedi.

İçişleri Bakanı Atalay, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’i tebrik ziyaretinin ardından gazetecilerin, "Demokratik Açılım" sürecine ilişkin soruları yanıtladı.

Atalay, Kürt açılımı çerçevesinde alfabeye "Q,W,X" harflerinin ekleneceği ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine, 
"Birileri bir senaryo yazıyor, bizde bunlarla ilgili açıklama yapmak zorunda kalıyoruz. Çalışmalarımızı açıklamadık ve hiçbir sonuçlandırmadık. Bu spekülasyonlara bizden duymadıkça tedbirli olun. Biz bu konularla ilgili bir açıklamamız olmadı. Birilerinin ’yazdığı senaryolardır’ diyorum ben. Hele öyle harflerle ilgili bir konuda, hiçbir yerde çalışmalarımızın içinde gündeme gelmedi" karşılığını verdi.

Angel'in yorumu;

Ne yazık ki Atalay şunu demiyor ;
Bizim alfabemiz 29 harften oluşmaktadır. 
Yeni harflar eklemek gerekmiyor. 
Böyle bir düşüncemiz yok.

Ama bir yandan da şunu diyor;

Evet böyle bir konuda çalışmamız yok demek böyle bir çalışmamız olmayacak demek değildir.
Vereceğimiz neyimiz varsa ki buna ....... ( burda ne demek istediğimi Türk olan anlar ) vermek de dahil olsa, seve seve  her koşulda.
Hatta daha da ileri gidip Türk Dil Kurumunu iplemeden ŞEHİT, VATAN, TÜRK, TÜRKİYE kelimelerinide çıkaracağız Türkçe kelimelerden...



15 Eylül 2009 Salı

Hastayım

Eee kızım sen İzmir'i hala yaz mevsiminde mi sandın? Eskiden di o. Eylül girerdi hala yaz yaşanırdı.Buram buram sıcaklar.Eee hal böyle oluncada akşam gittiğin iftar yemeğinde incecik giyinirsen olacağı budur yani.

Bu arada Hayırlı Kandiller dileğimle. Hasta olduğum için oruç tutamıyorum bir tas çorba istiyorumm.

Blog sayfama bende giremedim yurdum internet adresinden. Ya da her ne deniyorsa ordan. Vallaha anlıyamıyorum yaa. Ben okurken de böyleydim hektar,dekar bir türlü hangisi büyük hangisi küçük anlayamazdım. Gerçi hiç bir zaman öyle ölçülerle konuşacak kadar malım mülküm olmadı. Genelde gramlarla barışıktım ben. Şimdi bu bilgisayar alemlerindeki kilobayt, ciga bayt, mega bayt, dns falan nedir bunlar yaaa. Kendimi 2150 senesinde yaşıyor gibi hissediyorum bu terimleri duyunca.

Geçen akşam bir film izledim. Bakış açısı diye. Amerikan başkanına İspanyada yapılan bir suikastla ilgili. Büyük bir hevesle oturdum izlemeye ilk 40 dakika çok güzel gitti sonradan bozuldu konu dağıldı falan. Iııh beyenmedim.

Sel felaketini unutmadım, unutturmuyacağım.
Ne yazık ki o 7 Kadının bulunduğu araçtan ağır yaralı kurtulan bir bayan daha hayatını kaybetmiş. Bir askerimiz daha şehit olmuş.

Okullar açılıyor ne yazık ki kansorejen maddesi içermeyen kırtasiye malzemesi ne yazık ki zor bulunuyormuş. Minik elleriyle kalem tutacak, bal dudaklarıyla matarasından su içecek yavrular kanser içecek yudum yudum. Bu konudan bahsetmiş Sevgili Dilek ama vtunnelden yazdığım için sayfasını bağlayamadım. Sorun düzelince düzelticem. Lütfen duyarsız kalmayalım.

Umarım bu yazım bir şekilde yayınlanır. Son düzeltmeleri yapamıyorum.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Mistik Olay



MİSTİK OLAY 
KONUSU
Görünen bir uyarı olmadan ortaya çıktı. Birdenbire nereden geldiği belli olmadan. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın bir çok şehrinde sebebi açıklanamayan, kanınızı donduracak garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terörist saldırı mı? Yapılan yüksek teknolojik deneylerde ters giden bir şeyler mi oldu? Bir tür şeytani toksik silah mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virüs mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor? ... ve nasıl?

Philadelphia’lı bir lise öğretmeni olan Elliot Moore bu gizemli ve ölümcül fenomenden kaçma yollarını aramaktadır. Bir evlilik krizi eşiğinde olduğu karısı Alma ile yollara düşerler... Trenle, arabayla bu korkunç sondan kaçmaya çalışmaktadırlar. Elliot’ın matematik öğretmeni arkadaşı Julian ve onun 8 yaşındaki kızı Jess, ile birlikte Pennsylvania’daki tarım arazilerine ulaşmayı hedeflerler. Burada bilmedikleri bu korkunç saldırıdan kurtulacaklarını düşünmektedirler.

Hiçbir yerin güvenli olmadığını daha sonra anlayacaklardır. Bu korkunç ve görünmeyen katil her ne ise kaçılabilecek bir varlık değildir

Yaklaşık 2 hafta önce seyrettiğim bir filmdi Mistik olay. Yönetmeni M. Night Shyamalan filmlerini merakla takip ettiğim  bir yönetmen. filmlerinin senaryosunu yazıyor hatta bazı filmlerinde beklemediğiniz bir anda geri rollerde çıkıveriyor karşınıza.

Yönetmen bu filmde  biz insanların, doğaya karşı yaptığımız kötülüklere doğanın buna nasıl bir tepki verdiğini anlatmaya çalışmış.

Doğa tepki veriyor, yeter artık diyor.
Teknoloji, sanayi devrimi hayatımızı kolaylaştırdı ama ne yazk ki değerlerimizi yitirmemizi sağladı. 
Kendimizden başkasına tahammülümüz olmazken kim düşünür ki doğayı.
Rant uğruna peşkeş çekilen ormanlar,
Naylon poşeti öğütemeyen topraklar,
Bir bir alıyor bizlerden intikamlarını.
Ne yazık ki duramıyoruz önünde.

Biz ki övünürken tüm makinalar tek parmağımızla çalışıyor diye,
geçemiyoruz  önüne bir kova iki kova derken çoğalan suların gücüne.

Doğa kendisine verdiğimiz zararı alıyor bizden,

Ama selle, ama zehirli gazlarla, hormonlu gıdalarla.

Yazık çok yazık...













AKLIMA NE GELDİ?

AKLIMA NE GELDİ  BİLİYORMUSUNUZ?
YURDUMDA HER ŞEY PAHALI
AMAA

BİR TEK ÖLÜM UCUZ !

HEM DE ÇEŞİT ÇEŞİT NASIL İSTERSEN.

Kışa hazırlık

İzmir'de ne kadar kış olacaksa sanki, bir telaş alır biz İzmir'li kadınları Eylül ayı girince.
Salçalar çoktan yapıldı Ağustos ayının sıcağıyla bi güzel piştiler. Gerçi ben salça yapmadım ama onun yerine şişe domatı yaptım bugün. 22 kilo domat yıkandı, doğrandı, büyük tencerede pişirildi ve kavanozlara doldurulup erkek gücünün yardımıyla kapakları kapatılıp ters çevrildi mutfak bankosunun üzerine. Yarın sabah soğuyunca kapakları kontrol edilip TSE damgası vurulup kaldırılacak. 
Bayrama Annem'e gidince de makarna yaparız. Ve hazırlanan kumaş keselere konulup kaldırırız.
Kırmızı biber de alınarak sirkeli, tuzlu suda kaynatılıp sarımsak ve maydanoz ilavesiyle kavanozlara dolup turşuda yapıldımı ohhh. 
Bu arada tarhanadan bahsetmedim sanmayın yapmıyoruz oda yapıldı hem de tüm evi tarhana kokusuyla doldura doldura ve kışlık rafında yerini aldı bile.

Bunca işin üstüne yorgunlukla giden gücümüzü geri alabilmek için akşama tatlı yapılacak ama iftardan sonra. 
Geçen hafta içinde verdiğimiz şehitlerimiz ve selden hayatını kaybeden vatandaşlarımız için Yasin-i Şerif okuyup, bir bardakta olsa helva yapmaya niyet ediyorum. En azından ruhlarının  hafiflemesi ve onları anmak için. 
Böylelikle oralara gidemeden de olsa hiç bir şey yapamasam da böylelikle onları anmış olacağıma inanıyorum.
Daha önce de yazmıştım  uyan ey gözlerim adlı yazımda mezun olduğum okul ve bana kazandırdıkları hakkında. Bu bana hayata iki değil dört gözle bakmama ve yorumlamama vesile olmuştur.


Eşim tv'de maç yorumlarını izlerken spikerin maç öncesi söylediği bir cümle de üzüldüm çok üzüldüm. Dedi ki " Vestel Manisa - Sivasspor maçı öncesi selde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.  
Allah aşkına geçen hafta sadece selden ölen olmadı ki yurdumda. 
7  tane şehit verdik biz. 7 değil 14 eşleri,nişanlıları,sevgilileriyle, hatta 28 anne ve babalarını da eklemek lazım. Kardeşleri yok muydu onların 2 den hesap etsek 42 eder yanlışım var mı buraya kadar ? Varsa düzeltin lütfen.  
Daha da devam eder bu dayılar, teyzeler, amcalar falan. 
Bir de göcük altında kalanlar Zonguldak'ta. 


Var mı ekleme yapmak isteyen?



13 Eylül 2009 Pazar

Doğum günün kutlu olsun Canım Kardeşim




Konak Doğum evi hastanesinin kapısındaydık o gün Müşerref Teyzem'le beraber. Havanın güneşli olduğunu hatırlıyorum. Annem'le Babam'ı gördüm. Annem'in elinde beyaz bir kundak içinde kardeşim. Sonraki hatıralar silik. Zorlasam da kendimi ıııh gelmiyo bişi hatırıma. 

Daha sonra aklıma gelen her sabah kardeşimle yağlı ekmeğimizi çaya batırarak yememiz. 
Bir de bitmek tükenmek bilmeyen kavgalarımız, didişmelerimiz falan.
Bir gün elinde kristal avize parçasıyla çıktı geldi. Bizim için mücevher o. Hemen sakladı benden. Arayıp buldum bende ondan sakladım. O da buldu benden sakladı. Ben yine buldum ve bulamasın diye çay termosunun içine attım.  Ve o mücevheri atar atmaz şangırrr diye bir ses. İçindeki camı kırıyorum. Anneme nasıl dicem o zamanlar termoslar Kıbrıs'a asker olarak gidenlerden ısmarlanıyor yok Türkiye'de. Ezile büzüle yiyeceğim dayağı düşünerek gidiyorum Annem'e. 
Aynı okula gittim kardeşimle ama hiç bir zaman aynı dönemde okumadık. O sabahçıysa ben öğlenci, o öğlenciyse ben sabahçı oldum. Orta okul, lise derken askeriyeye girdi. Üzülmedim ohh dedim bitti artık kurtuldum rahatım kavga, didişme olmayacak. Yemin töreninden önce bişiler istedi kardeşim Aldım götürmek için düştüm yola. Gaziemir'de Hava komutanlığına yürüdüm. Nizamiyede görüşmek istedim olmaz dediler yemin etmedi hala. Döndüm geriye. Köşeyi dönmeden arkama baktım o kapıyı tekrar görünce başladım ağlamaya o zaman dank etti kafam kardeşimle tamamen ayrıldığımıza. 
Keşke ayrılmasaydık didişseydik yine dedim kendi kendime. 
Görevine atandığında çok mutlu oldum. Gururlandım. 
Sonra ben evlendim o sene izne geldiğinde bende kaldı kardeşim. Bir hafta boyunca her gün bol bol bisiklete binip gezdik, havuza gittik, tiyatroya gittik. Yılın güneş tutulmasını izledik beraber. Sonra evleneceği kızı anlattı bana bir gün uzanıp fısır fısır konuştuğumuz yatakta. Düğününde çok mutlu oldum. Oğlu oldu daha da mutlu oldum. 
Bugün kardeşimin doğum günü kutlu olsun, mutlu olsun, 
Gül'ünle, Emirhanınla çok mutlu ol inşallah.
Mutlu yıllar, nice yaşlara !

11 Eylül 2009 Cuma

TERK EDECEKSEN ALMA!





Yazlıklarda adettir çocuklar eğlensin diye oyuncak gibi bir köpekçik alınır, beslenir, nereye gidilirse götürülür. 
Ne de olsa yazlık bahçelidir ya bahçede yatar o köpekçik. Sevinir mutlu olur bir yuva buldum der bağlanır size ama siz anlamazsınız. 
Yaz biter eve dönüş başlar eşyalar toplanır üzerine çarşaflar serilir, panjurlar kapanır, ahşap varenda denizin tuzuna karşı naylonlanır, kapılar kitlenir. Arabaya doluşulur. E geriye bir yolcu kalır. Üzgün gözlerle bakar size. Bütün bir yaz her yerde sizinle olan, çocuklarınızı eyleyen köpekçiğe arabada bir yer bulunmaz. 
Geride kalır. Gözleri yaşlı, üzgün, boynu bükük. Peki o köpekçik ne yapacak şimdi? Koca yaz mangalınızdan kalan kemiklerle beslediniz onu. Kışın kimselerin kalmadığı o ıssız yazlık sitelerinde kim yemek verecek ona?
Sürekli bakmayacaksınız almayın.
TERK EDECEKSEN ALMA!
O sıkılınca bırakabileceğiniz, atabileceğiniz bir oyuncak değil.
Canlı senin gibi benim gibi.
Nefes alır o oksijenle beslenir.
Senin gibi beyinsiz anlamaz ama neden?
Çünkü onun beynine oksijen gider seninkine gitse de bulamaz yolunu.

Yazmak istemezdim

Ne yazık ki ülkemiz koşullarında geçerli olan bu haberi yazmayı istemezdim.
Kızlık muayenesi öldürdü.



Sonra yaaa demek sadece bizim ülkemizde değil. 
Amerika'da bile varmış diye şaşırsam da bu haberi de yazmak istemezdim. 
İki yaşında çocuğa işkence.



Hele  hele "bu dünya insanları nereye gidiyor yaa" diye sesli sesli düşünerek bu haberi yazmayı hiç istemezdim. 
Bebek hırsızlığı vahşeti.



Hadi canlar gitti sele kurban verdik elbette üzgünüz :((((
Ya bu hayvan dostlarımız onların hesabını hangi  "HAYVAN" verecek ?
Bunu da yazmayı hiç istemezdim.
İstanbul selinde 130 hayvan telef oldu.


Bu haberi de yazmayı hiç istemezdim.
Antalya'da yüzlerce köpek itlaf oldu.

10 Eylül 2009 Perşembe

7 KADIN

cesetizleri yazısına bir şarkı eklemiş. 
Dinlerken bana hatırlattıkları bu oldu.
Şarkıyı yükleyemedim bir türlü. 
Esengül söylemiş Beterin beteri var. 
Dinlerseniz umarım aynı duyguları yaşarız.

Sabah 8'de işbaşı yaptı o 7 kadın.
Evden çıkarken bıraktıkları bebekleri uyuyordu onların.
Kafaları zonklatan sanayi tipi dikiş makinasının başında bir yandan diktiler bir yandan da ev ve hayattaki sıkıntılarını düşündüler. 
Genelde dikim atölyelerinde çalan bu müzikle daha da efkarlandılar bastılar da bastılar makinanın pedalına. 
Usta bağırdı "İş yetişmiyor" 
Nasıl yetişsin dedi o 7 kadın. "Dertlerimiz daha büyük" 
Ne sigorta, 
Ne düzgün yemek, 
Ne de mesailerle geçen günlerden sonra bitmeyen yorgunluk, yılgınlık.
Peki ay sonu ellerine geçen para, azaltmadı yinede sıkıntılarını.
Gökler ağlıyordu o gün. 

Değil bardak kovadan boşalırcasına.
Dertlerine ortak oldu. 
O sular sel oldu, onlar içlerine akıttı.


Akşam oldu paydos verildi. 
O 7 kadın doluştu mezarlık gibi bir arabaya. 
Servis bu ne de olsa işyeri vaad etmişti işe girerken "servisimiz var " diye onlara. 
Ama bu servis aracı onları evlerine değil sel suyuyla mezarlarına götüren tabutları oldu.
Dertleriyle, sıkıntılarıyla beraber.


Ne anlatsam ki? Ne desem ki?

Ne anlatsam ki? Ne desem ki?
29 harften oluşan güzel Türkçem yetişir mi acaba yüreğimdeki acıları tarif etmeye?
Biz ne olduk? Nasıl bir evrim geçirdik ki bu kadar duyarsız, kayıtsız  insanlar olduk  acı çekenlere karşı?
Milli takımımız ya da tuttuğumuz takım gol attığında sokaklara fırlayan bizler acılara nasıl böyle tepkisiz kalabiliyoruz?
Yurdumun bir yanı selden mahvolmuş bir yanında 6 şehit ateş yakmış yürekleri ama  gelgelelim tvlerde diziler, yarışmalar son hız maşallah. Ferhunda neler yapıcak? Bihterle behlülü gören kim? Hamdi beyin son teklifi ne ?
Bir de gözümüze soka soka haberlerde verilen o görüntüler. Sele kapılmış insanların son görüntüleri adı altında sanki göremiyormuşuz gibi tekrar tekrar daire içine geri alınarak, yavaşlatılarak  izlettirilen resmen çin işkencesi görüntüler. Bir insanın son anları mahremdir bence. Tvlerde reyting uğruna yayınlanması gereken görüntüler değildir. Elimizi uzatamasak da o an için gerekli olan  o kişiler için dua etmemizdir. Öyle elimizde cep telefonu son sistem kayda almak değildir. O kişilerin hiç mi ailesi, sevenleri yok. İnanın o görüntüleri izlemedim, izleyemem.  Zaten bakamam filmde olsa bakamam. Biraz izledim kapattım hemen. O insanların aileleri nasıl izleyecek yürekler dayanamaz. Ama yine de ağlıyorum şu anda. Hem de o seller kadar. 
Bir de bu yetmezmiş gibi son bir haftadır mayıs ayında trafik kazasında vefat eden halamın kızının mobese kameralarından elde edilen kaza ve ölüm anı yayınlanıyor tvlerde, internette ki haber kanallarında. İleri geri oynatıyorlar. Ve biz tekrar tekrar ölüyoruz o anda onunla beraber.
Zaman yas tutma zamanı, 
Ölenlerimiz için dua etme, 
Geride kalan acılı ailelere sabır dileme vakti. 
Bir de kendini bilmezler için de akıl, fikir, olayları muhakeme gücü dileme zamanı.

Not: Büyük yazdım olur a belki o kendini bilmezlerden biri okurda bir nebze aklı çalışır diye.

8 Eylül 2009 Salı

09/09/1922 İzmir'in Kurtuluşu

Canım İzmir'im;
İnan bu satırları yazarken daha içim bir hoş oluyor, gözlerim doluyor, tüylerim diken diken oluyor.
9 eylül1922  senin doğum günün. Önüne kattığı düşmaları Belkahve üzerinden  gelerek kovalayan Türk Ordusu seni yeniden Türk topraklarına kattı bugün.Ben duyamadım ama kuzenlerimden duyduğum Dedem'de Atatürk'ün ordusundaymış. Belkahve'ye gelen Türk Ordu'suna katılmak için Dedem'de çıkmış Kemalpaşa Halilbeyli köyünden yola onlara katılmış. 
Daha ne yazayım bilemiyorum çünki mutluluğumu tarif edemiyorum. 
İZMİR'imin KURTULUŞ GÜNÜ !



Eylül

Ben de bir eylül yazısı yazayım dedim. 
Eylül;
Uuzun sıkıcı, cır cır böcekli sıcak yaz günlerinin, karpuz kokularının etrafı sardığı Ağustos'tan sonra gelen nispeten biraz daha serin günlerdir benim için. 
Etrafı evde yapılan salça, tarhana kokusu sarar. 
Okula hazırlık başlar ne telaştır o. Kayıt, defter, silgi, kitap, çanta, önlük alışverişleri. 
Sabah gözünü açarsın etraf günlük güneşlik, öğleden sonraysa bir yağmur bir sel arap kızı olur camdan bakarsın.
Gece çarşafla yatmak bitmiştir pikeler çıkarılır, sabaha karşı bir üşümek alır pencere kapanır.

4 Eylül 2009 Cuma

"Küçük Arkadaşım - Mektuplu Kırtasiye Yardımı Kampanyası"

"2000 yılında şirket bünyesinde düşünerek yola çıktığımız Mektuplu Kırtasiye Yardımı Kampanyası 9 yıl içinde e-mailler yoluyla yaygınlaşarak inanılmaz boyutlara ulaştı.

Bu kampanyada maddi zorluklar içinde eğitim gören, çoğunluğu köylerde olmak üzere ilköğretim okullarında okuyan çocuklarımıza ulaşmayı amaçlıyoruz. Geleneksel olarak her öğretim yılı başında düzenlediğimiz bu kampanyamızla bu güne kadar 191.000 küçük arkadaşımıza yardım paketi ulaştırdık.

Her yardım paketi, basit kırtasiye gereçleri ile diş macunu, diş fırçası ve bir de lolipop şeker içeriyor. Kampanyamızda sizden topladığımız yardım paketlerini "yetkililere" değil, bizzat öğrencilere teslim ediyoruz. Öğrencilerin yazdığı teşekkür mektuplarını da toplayıp sizlere ulaştırmaya çalışıyoruz.

Zarfın içine neler koymalıyım?
1 adet orta boy çizgili defter (en az 60, en çok 120 yaprak)
1 adet kitap
2 adet kurşun kalem
1 adet silgi
1 adet kalemtraş
1 adet küçük cetvel (20 veya 30 cm. plastik)
1 adet 6'lı kuruboya (küçük boy)
1 adet lolipop şeker
1 adet diş fırçası (çocuklar için)
1 adet küçük boy dişmacunu

Zarfın içine bu ürünlerin dışında bir ürün koymanız öğrenciler arasında üzüntüye neden olabilir. O nedenle zarfları ne fazla, ne eksik hazırlamanız gerekmektedir.
Ayrıntılı bilgi için  http://www.aktif.com/mkyk/tr/index.asp

1 Eylül 2009 Salı

DÜNYA BARIŞ GÜNÜ


Barış, Tüm insanların dostça yaşaması.
Barış, Savaşların bittiği,
Barış, Tüm silahların sustuğu an.
Barış, Beyaz güvercinin gagasındaki zeytin dalı.
Barış, Orta parmağın işaret parmak üstüne getirilip küslükten kurtulma anı,
Barış, Ne yazık ki hunharca öldürülen Beyaz gelinlikli Pippa Bacca,
Barış, Kapalı kapılar ardında çizilen kötü haritaları yırtan makas,
Barış, Atatürk, Gandhi, Nobel, Nelson Mandela...
Barış, Gülen yüzler, aydınlık günler demek.
Bugün Dünya Barış Günü kutlu olsun, mutlu olsun.
Tüm dünya BARIŞ dolsun.

30 Ağustos 2009 Pazar

Leylak Dalı'na hediyem


Sevgili Leylakdali sayfasında, resimlerini çektiği sokak kedisi resimlerinin altına çok güzel hikayeler yazıyor. Beğendiğimi belirtmiştim bir yorumumda hatta yine yazmasını istemiştim. Sağolsun Foça'da çektiği resimlerin altına yine çok güzel, sevimli hikayeler yazmış. Çok mutlu oldum çok teşekkür ederim kendisine.

Şahsen tanımasamda kendisini blog sayesinde çok güzel bir dostluk kazanmaya başladığımı hissediyorum. Kendimi çok yakın bir dostumdan hediye almış olarak kabul ediyorum.
Bende kendisine Kayınvalidemin kedisi Çıtır'ın resmini yolluyorum.
Umarım beyenir ve kabul eder.


14.BARIŞ ŞENLİĞİ / AYDIN / DİDİM


14. BARIŞ ŞENLİĞİ PROGRAMI

31 AĞUSTOS 2009 PAZARTESİ

Saat 10.00 Plaj Voleybolu Açılış Yer: Altınkum Plajı
Saat 11.00 Resim Yarışması "Didim'li Çocuklar Barış'ı Çiziyor"
Yenimahalle Parkı Belediye Kütüphanesi önü
Saat 11.30 Halkoyunları Gösterisi, Samos ve Didim Halkoyunları Ekipleri Yenimahalle Parkı
Saat 12.30 Didim Halk Tiyatrosu "Kavuklu ile Pişekar" Belediye Kültürpark Salonu
Saat: 13.30 Karma Resim Sergisi Açılışı
GENÇLİK KARAVANI
'Komşuluk' Adlı Fotoğraf Sergisi... Didimli SanatçılarYeni Mahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 16.00 Plaj Futbolu Açılış... Yer: Altınkum Plajı
Saat 21.30 Klasik Müzik Konseri Kayra Barok Müzik Topluluğu Yer: Apollon Tapınağı

01 EYLÜL 2009 SALI

Saat 10.00 Geleneksel Barış Koşusu Apollon Tapınağı - Altınkum
Saat 14.00 Panel: "Temiz Toplum" Oturum Başkanı Fatih ATAY (CHP Aydın Milletvekili) Konuşmacılar
Kemal KILIÇDAROĞLU (CHP İstanbul Milletvekili - Grup Başkanvekili)
Berhan ŞİMŞEK ( Sanatçı - CHP İstanbul Eski Milletvekili - PM Üyesi) Yenimahalle Parkı Belediye Kültürpark Salonu
Saat 18.00 Barış Yürüyüşü ... Medusa Disco - Aytepe arası
Saat 18.30 Barış Meşalesi'nin Yakılması... Aytepe
Saat 18.45 Barış Parkı Heykelleri'nin Açılışı... Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.00 Halkoyunları Gösterisi... Didim - Samos Halkoyunları Ekipleri Didim Barış Parkı Altınkum
Saat 19.30 Geleneksel Tekne Turu.... Altınkum İskelesi
Saat 21.00 Roman Halk Dansları Gösterisi... AltınkumPlajı
Saat 21.30 Didimli Zıvana Rock Grubu ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Türk Halk Müziği Konseri... Saime CANTÜRK... Altınkum Plajı

02 EYLÜL 2009 ÇARŞAMBA

Saat 11.00 Plaj Voleybolu Final... Altınkum Plajı
Saat 13.00 Hakan Doğanay ile "Yol Hikayeleri" Söyleşi... Altınkum Barış Parkı Belediye Çay Bahçesi
Saat 17.00 Plaj Futbolu Final... Altınkum Plajı
Saat 20.45 Ödüllerin Verilmesi... Altınkum Plajı
Saat 21.00 Grup Eflatun Konseri... Altınkum Plajı
Saat 21.30 Hakan Doğanay Show ... AltınkumPlajı
Saat 22.00 Konser .... Haluk LEVENT.... Altınkum Plajı

29 Ağustos 2009 Cumartesi


Bu hafta da ne çabuk geçti anlayamadım.
Evdeydim bu hafta. Çarşamba günü akşam üstü kuzenimin evine gittim. Bahçesindeki balkonun önü ağaçlık ve yeşilik bir alana bakıyor. Eski bir tahta divanları var oraya oturup esen rüzgara karşı bol bol dedikodu yapıp, gülüp, meyve yiyerek eğlendik.

Perşembe günüde Annem'e ( eşimin annesi yani ) iftara gittik. Sağolsun güzel şeyler hazırlamış . Sonrada eltimle beraber 20 kilo domatı soyup, doğrayıp, rondodan geçirerek büyük tencerede pişirdik ve kavanozlara doldurarak kış için şişe domatı hazırladık. Bana da yapıcaz iftara aldığım bir akşam. Hem iş hem ticaret yani.

Bugün de yine kuzenimle çarşıya gittik. Çok dolanmışız nasıl yorulduğumu eve gelince anladım.

Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun, umutlu olsun!

Bir de İzmir Fuarı açıldı.

Eskiden ne büyük bir olay olurdu aman Allah'ım. Misafirimiz eksik olmazdı bizim. Fuar için İzmir İlçesinden gelenler bizde kalırlardı. Özellikle pazar günü sabahtan gelirlerdi. Kahvaltı yapılır, çıkılırdı. Artık akşama kadar gezerdik. Gezmekten yoruluncada dinlenirken "Burda elektrik yer altından geçiyor ya nasıl da çekiyor" gibi bir muhabbet yapılırdı mutlaka. Kardeşimle en sevdiğimiz yer lunaparktı. Oyuncaklara binerdik. Aldıktan sonra uçacağını bile bile uçan balon diye tuttururduk. Yıllar geçti büyüdük ama nedense İzmir Fuarını gezme günü kısaldı. Şimdi eşimle gidiyoruz o araba standlarını gezerken bende İzfaş'ın sanat galerisine takılıyorum. Ben salonda gezinmeyi bitirmeden eşim geliyor sonrada insan sel,ne karışarak geziniyoruz ve ne yazık ki ikimizde çocukluğumuzdaki fuarı arıyoruz kıyı köşelerde bulabilme ümidiyle.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Ramazan Eğlencesi !

Malum mübarek Ramazan başladı, haliyle Ramazan eğlencesi de…Benim eğlence kaynağım yine medya…

Ramazan geldi mi, gazetelerin her sayfasına serpiştirilen mayo, bikini ve donlu kızlara mola veriliyor, Ege ve Akdeniz sahillerindeki bar-plaj türünden mekanlardaki faaliyetler de kesintiye uğruyor.

Bir aylıkta olsa tesettüre giriyor medyamız…

Hep açılım olacak değil ya!..

Şimdi gündem Ramazan kapanımı…

Üryan hanımların yerine ermişlerin, evliyaların, mübarek şahısların hikayeleri…

Hadisler, ayetler, menkıbeler, maniler…

On kupona; kıbleyi gösteren seccade,

Kuşe kağıda namaz rehberi…

On beş kupona; dijital tespih, ezan okuyan saatler…

***

Televizyonlar ise başka bir alem…

11 ay rafta tutulan her boy ve ebatta ulema, ilahiyat hocası gruplar halinde yine bir aylığına stüdyolara dolduruldu. Bilgiye aç ahalinin ufkunu açıyorlar bol keseden…

Ahali cepten ya da netten mesaj atıyor, olmadı telefonla bizzat soruyor;

-Hocam, kadayıf kuyruğuna kaynak yapan muhteremle dalaştık, dizim kanadı tentürdiyot sürsem orucum bozulur mu?

-Uykuda yellendim, ne edeyim?

Oysa eskiden ruj, diş macunu, sakız falan sorarlardı…

Eğlenceli tarafı, kocaman hocaların, yaşlı başlı adamların, acayip ciddi ifadeyle bu sorulara cevap vermeleri, hatta kendi aralarında kapışmaları…

Derken, Ramazan televolesi, mahrem mevzular…

-Hocam, yatakta oruç açılır mı?

-Hocam azıcık öptüm, oruç yandı mı?

Sanırsın karşısındaki Haydar Dümen’dir…

Şahsen, halkımızın balatayı bu kadar sıyırdığına ya da bu derece fikri şeyinde olduğuna inanmadığım için aklıma gelen şu:

Ya üç beş haylaz, yüzlerinden nur, seslerinden şerbet damlayan bu koca ilahiyat proflarını işletiyor,

Ya da bu abuk sorular format gereği stüdyolarda imal ediliyor…

Yoksa her şey sorulur da;

‘Yav, iyi de bu kadar inançlı bir toplumda bu kadar yalan, dolan, sahtekarlık, riya, rüşvet, hırsızlık vesaire ne ayaktır hocam, bir deyiver hele’ diye soran biri çıkmaz mı?

***

Ne yaptık ettik, işi politikaya getirdik ya helal olsun…

Bakın şimdi, bugün yarın iftarlar başlayacak, asıl eğlence orada…

Siyaset, iş ve bürokrasinin, görkemli-şahane sofralarda iftar açması…

Kulaklar müezzinde, kafa az yana yatmış huşu ve sabır içinde ezanı bekleyişleri, ‘Allah kabul etsin’ duasına titreyerek ‘Amiiiin’ demeleri, ‘fakirin durumunu yerinde tespit’ gayesiyle gecekonduya çat kapı yapmaları…

Bunlar da Ramazan eğlencesi ama bizim değil onların …

Acı acı güldüren ise, haline bakmayıp, ‘Bak gördün mü, adam halk adamı, bizim gibi insanlarla aynı sofraya oturdu’ diyenler…

Tam Nasreddin’in torunları yani, güldürürken düşündüren cinsten…

***

Hasılı, Ramazan başladı…

Haliyle Ramazan eğlencesi de…


Yazı : 27/08/2009 Erzurum Haber Gazetesinden alıntıdır.

http://www.erzurumhabergazetesi.com/

26 Ağustos 2009 Çarşamba

GENÇLİĞE HİTABE !





Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
;

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.


Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927






24 Ağustos 2009 Pazartesi

ÖDÜL ALDIMMM


Öncelikle beni bu ödülle ödüllendiren
http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/ olmak üzere bu ödülü almamda bana yardımcı olan başta Annem, Babam, Eşim, Kardeşim, Teyzem, köşedeki bakkal amca, dolmuştaki sevgili muavin olmak üzere hepsine ama hepsine çok ama çokkk TEŞEKKÜR EDERİM.

Bende bana yükte hafif ama pahada ağır olan bu ödülü benim sayfamı ziyaret eden blog sahibi olan blogdaşlarıma ithaf ediyorum.

Hakkımda 7 tane ilginç olan davranışlarımın, hislerimin yazılması istenmiş. Eşime sordum bayağı bir liste yaptı arasından seçerek onun ağzından yayınlıyorum;
  • Otobüs yolculuklarında şoför arkasında oturmayı sevmez, eğer yolculuğu gündüz yapacaksa güneş görmeyen yöne göre koltuk almaya dikkat eder.
  • Telefonla konuşmayı çok sever.
  • Hayvanları özellikle köpekleri çok sever, hayvanları sevmeyenleri de hiç sevmez.
  • Hiç istisnasız nereye ya da kime gidersek gidelim daha kapıdan çıkmadan saat kaçta kalkarız muhabbeti yapar.
  • Eğer karyolaya çiçekli çarşaf serecekse çiçeklerin saplarını ayak ucuna denk getirmeye çalışır.
  • Yüksek sesden, horlamadan, saat sesinden, buzdolabının içindeki borcamın kaymasıyla oluşan sesden, sokakta gürültüyle oynayan çocuk sesinden hiç haz etmez.
  • Gece yatarken esen rüzgar ve fırtınadan accayip ürker.

23 Ağustos 2009 Pazar

"Yalnız ve güzel ülkem"

Müziğin dili, dini, ırkı yoktur.
Müzik müziktir.
Dili notalarıdır.
Karşındaki yabancıya anadilinde konuşursun ama ne hissettiğini anlatamazsın.
Sonra adamın biri gelir alır eline kemanı beyninden yüreğinden geçenler nota olur akar içine,
Kanatırcasına seni.

Not : Sevgili Leylakdalı,
bu parçayı dinleyemdiğini yazmışsın ben de başka bir müzik sitesinden tekrar ekleme yaptım. aslında bu parça Nuri Bilge Ceylan'ın Türkiyem ile ilgili çektiği fotoğraflarla çok daha güzel anlamlı oluyordu.

Müzik : Farid FARJAD - Dejad gity (Farsça)
görüntüler : Nuri Bilge CEYLAN

20 Ağustos 2009 Perşembe

Kebap mı yersin? DAYAK MI?



Siz kalkın taaa Hindistan'dan çıkıp yola dünya turu yapmak için pedal çevirin. Kaç tane ülkeden geçin başınıza bişi gelmesin ama, yüzyıllarca medeniyet beşiği olmuş, çağdaş!, misafirperverliğiyle övünen bir ülkede kebap yiyeceğinize bir traktör dolusu adamdan DAYAK YİYİN.
Oldumu yaaa.

Nedir bu olayın aslı? Anlatıldığı gibi gelişen bir olay mı yoksa ordaki köylüler bisikletli turistleri hayatlarında ilk defa görüpte mi böyle bir tepki verdiler?

Gerçi fazla kafa yormamakta lazım biz kiii "Barış gelini" Pippa Bacca'yı kirli emellerimize alet edip katleden ne yazık ki! bir vatan evladının aynı ülkede yaşayan talihsiz insanları değil miyiz?

18 Ağustos 2009 Salı

Antonín Dvořák



Sıcak bir yaz akşamıydı. Eşim o zamanlar Bodrum'da çalışıyordu. Evde yalnızdım.  Dolunay vardı her zaman dinlediğimiz müziklerden sıkılmıştım ve o an elime geçen bir cdyi müzik setine koydum. Cdyi daha dinlediğim ilk anda hemen durdurup evde bulunan şarap şişesini açıp bir kadeh koydum. Tekrar müziği açtım sesinide ayarlayıp balkona oturdum. Gerçi karşımda karşı komşunun evi vardı ama benim gözümde orası vals yapan eşlerle dolu bir salondu. 

Kadın beyaz bir elbise giymiş, saçlarının yanına bir demek mor menekşe iliştirmiş. Erkekse siyah bir takım elbise saçlarınıda briyantinle arkaya doğru taramıştı. Kadın sağa doğru dönerken yüzünü yere doğru çevirdi, erkek elini kadının beline daha bir sıkı doladı. Dönüşü yaparlarken kadının etekleri savruldu. 

Bende kadehimi kaldırıp şerefe dedim onlara. Çok güzel bir vals izlettiler bana.


Antonin Dvorak 19.yy sonlarında doğmuş olan bu Çek besteci büyük bir cello üstadır. 9.senfonisi Yeni dünya senfonisi en çok tanınan eseri olup, banka reklamında kullanılmıştı. Eğer yaşasaydı sanırım Star Wars filminin müziklerini ona yaptırırlardı.


Dinleyince umarım seversiniz.
 Antonin dvorak - tempo di valse

17 Ağustos 2009 Pazartesi

17 ağustos 1999 saat: 03.02

10 yıl önce bu akşam arkadaşlar vardı bizde kuru fasulye yapmıştım yiyip içip eğlenmiştik. Saat 02,30 gibi evlerine gitmişlerdi. onları uğurlayınca eşim koltuğa oturmuş bende onun başında dikiliyordum. Elim şortumun cebinde hani tvlerde alt yazılar akar geçer ya aynı onun gibi beynimden bişiler akıp gidiyordu. Tek hatırladığımsa "İzmir'de ne zamandır deprem olmuyor" cümlesiydi. Aktı geçti gitti. Malum İzmir deprem bölgesidir küçüklüğümden beri beşik gibi sallanırız biz. 
Sonra yattık birden elbise dolabının takır takır sallanma sesiyle uyandık. Deprem olduğunu hissettiğim anda tek yaptığım fırlayıp sokağa çıkmaktır her zaman. Doğup büyüdüğüm ev iki katlı olduğu için hemen dışarı çıkardım. Bu sefer oturduğumuz ev apartmandı eşim beni tuttu yatakta birbirimize sarılıp bitmesini bekledik. Daha sonra biraz oturup "İzmir yine sallandı" dedik birbirimize.
Sabah kalktığımda eşimi işe yolcu ederken tvyi açtım depremin şiddetini öğrenmek için aman Allah'ım oda nedir? Tvde bir helikopterden yapılan çekimle İzmit ve çevresinin yıkılan binalarını gösteriyordu. Elimde kumanda sandalyeye çöküp kaldım. Ve biz İzmir Bostanlı'da oturuyorduk. 
Çok uzaklardaydık belki ama yüreğim, beynim, kulağım hep oralarda oldu.
Ölenler için Allahımdan rahmet, kalanlara ise sabır diliyorum.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

buralardayım


Buralardayım ama var ya canım hiç bir şey yazmak istemiyor. 
Günler yine aynı akıp gidiyor. 
Evvelki hafta Didim'deydim. Kardeşim, eşi ve 5 yaşındaki yeğenim Emirhan geldiler Didim'e Annemlere. İzmir'de de su kesintisi vardı bir hafta sürecek dediler. Kap kacak ne varsa doldurdum Eşim'de Didim'e git dedi. Aklımada yattı hem Emiroşu çok ama çok özlemiştim. Çok güzel geçti günlerimiz. bol bol didiştik, birbirimizi sinir ettik hem yeğenimle hem de kardeşimle :) Emiroşumla bol bol denize girdik nerdeyse hiç çıkmadık diyebilirim. Parmaklarım buruştu çıkmak istedim Emiroş bırakmadı. Dalga geldi zıpladık, uçurtma uçurduk, küçük sandalyesini kapma yarışı yaptık, kumlara isim yazdık, cips paketlerinden çıkan dövmeleri sırtlarımıza yapıştırdık. 

Emirhan'a yaş günü hazırladım. İplere balonları bağlayıp, mikrodalgada 9 dakikada ıslak kek pişirip üstüne mum ve lolipoplar koydum. 
(http://www.devletsah.com/mikrodalgada-brownie/) Gel gör ki ben bunları hazırlarken Emirhan "Benim halamın hazırladığı yaşgününü mahvetmem lazım" dediğini duyar gibi oldum. Mumları üfleyipte söndürünce ağlamaya başlayınca nerdeyse mumlar bitene kadar tekrar tekrar yakıp söndürdük. Sonrada tüm balonları patlatmak istediğini söyledi. Eline kürdan verdik at balonlara dedik o kürdanı atarken bende gizlice iğneyi batırdım garibim kendisnin patlattığını sandı :) en güzelide sabah kalktığımda ipleri tekrar bağlatmış babasına, üstünede şortunu ve tişörtünü koymuş "Halama yaşgünü hazırlıyom" demiş canım yaaaa.
Hafta sonu İzmir'e döneceğimi söyleyince çok üzüldü "Ben kiminle oynucam şimdi yaaa" diyişi vardı ki yanağından kocaman bir ısırığa bedeldi doğrusu.

11 Ağustos 2009 Salı

ALO 177

ALO 177 

ORMAN YANGINI İHBAR TELEFONU.
LÜTFEN ORMANLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Çatı

Çatı, 
Öz anneleri tarafından sırf mirastan pay alabilmek uğruna bir tavan arasına kapatılan  dört çocuğun hikayesi.
Okurken elimden düşeremediğim ve o çocukların yaşadıkları için göz yaşı döktüğüm sürükleyici bir kitap. Bulabildiğim her boşlukta okumuştum. Bana kitabı veren arkadaşım seri olduğunu ve devamınıda okumam gerektiğini söylemişti. Geçen hafta Didim'deyken kitapçıları geziyorduk ve bir rafın önüne geldiğimde olduğum yerde kaldım. Rafta bu kitabın tüm serisi duruyordu. 
Devamındaki kitaplar Çatıdaki rüzgar, Gazap tohumları ve son kitapta Çatıdaki dikenler. Hemen seriyi aldım ve okumaya başladım. 3 günde Çatıdaki rüzgarı okudum. Hatta Annem, kardeşim ve eşinin kızmalarına rağmen. Çünki elimden düşüremiyordum, yüzünü görelim diye sitem edip durdular. 

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Çiçeklerim



Oturduğumuz ev, iki katlı bahçeli bir ev. %75'i beton fakat arka tarafta biraz toprak var. Şu anda üç tane büyümekte olan ağacımız var. Kavak ağacı, mandalina ve limon ağacı. İki tanede selvi ağacımız vardı ne yazık ki çok fazla büyüdüler evimizin 3.katına yetiştiler. Sonra da 1.katta mutfak ve yatak odasının duvarlarını çatlatmaya başladılar. Dışarıdan bakıldığında çatlağa elinizi sokabilirdiniz. Bizde karar aldık ve annemle iki ağacıda kestik. Evet ağacı kesmek çok üzdü bizi fakat ev zarar görmeye başlamıştı. Şimdi o çatlakları doldurduk Yeni çatlamalarda yok. Durdu yani. 

Evin ön tarafında da deli begonvilimiz var. Hatta şimdi fark ettim büyük resimde arka tarafta cılız bir dal var işte begonvilim o. Çok fazla büyümüyor hani o her tarafı saran ve bol çiçekli olanlardan değil. Yinede kışın ilk aylarına kadar dayandığı için güzel bir yeşillik oluyor benim için. Kışın alt katta oturduğumuzda pencereden bana bayağı yoldaş oluyor. Resimdeki çiçekler, balkonumdaki geçen seneki çiçekler. Pembe renkli olan yeni gine diye bir çiçekmiş. İlk aldığımda kıştı ve yeşil yaprakları için almıştım. Sonra yaz başı birden tomurcuklandı ve bu güzel pembe renkler çıktı ortaya. sokaktan geçen bir çok komşum bayıldı çiçeğime ne yazık ki nazar değdi kurudu gitti İzmir sıcağında. bu sene yine aldım bu kadar olmasada onunda güzel pembe çiçekleri var. Ayrıca telefon çiçeği dediğimiz aşağılara uzanan bir çiçeğim var taze yeşil renkli yapraklarını sularken seviyorum. Umarım anlıyordur :). Ayrıca yine bir komşumun verdiği yeni diktiğim mum çiçeğim var onun büyümesini ve o güzel kokulu mum gibi çiçeklerini açmasını bekliyorum sabırsızlıkla.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

GÖZÜMDEN DÜŞENLER

Ben çok mu tepki veriyorum? 
Yoksa ülkemde bişeyler oldu da fark edemedim mi?
Ya da ben çok mu MİLLİYETÇİYİM.
Şimdi burada onların isimlerini telaffuz etmekte istemiyorum.
Ama onlara AÇIK ya da GİZLİ hep destek verenler oldu.
Biliyoruz kimler olduğunu. 
Nedense açıklanınca tv'lerden ağlamalar falan sonra da programlarında öyle olmadıklarını, destek vermediklerini anlatmaya çalışmalar.
Neden? 
Yoksa kim alır o zaman kasetlerini, cdlerini, konser biletlerini de mi?
Birileri çıkıp aleni bir biçimde neredeyse topraklarımızı peşkeş çekmeye çalışıyor,
Sanatçı bir takım zatlar onların dillerinde türküler, şarkılar söylüyor.
Nasıl vicdanınız sızlamıyor anlamıyorum. 
O söylediğiniz türküleri hadi biz DUYMUYORUZ,
Ama inanıyorum ki toprağın altında,
"YAN GELİP YATANLAR"  DUYUYOR VE HESAP GÜNÜNÜ BEKLİYORLAR.
İçim çok ama çok acıyor.
Kalbimdeki sızı nedense durmuyor.
Sizi dinlerken yaşadığım o güzel duygulardan iğreniyorum.
Yok artık bundan böyle sen ağlama, ünzile, yol arkadaşım,bir kedim bile yok Yok yok yok.

Sizi boykot ediyor  ALLAH'a ve ŞEHİTLERİMİZE havale ediyorum.

31 Temmuz 2009 Cuma

Günler birbirine bağlanmış tren vagonları gibi...

Günler yine aynı rutinlikle geçiyor. 
Sabahları yine kurulmuş saat gibi 10,30 da uyanıyorum. Elimde yastık odaya geliyorum bu seferde koltuğa atıp kendimi tv'de saat 11,00 de başlıyacak olan Grey's Anatomy dizisini etiketliyorum. Tvde dolanmaya devam ediyorum ve dizinin başlamasına 1 dakika kala gelen uyarı ile bir koşu corn fleksi tabağa boşaltıp üstünede şekeri ve sütü ekleyip tekrar odaya dönüyorum. Çokkkk sevdiğim dizi başlıyor böylece. Bu 5.sezon tekrar gösterimi 6.sezon Eylül'de başlıyacaka merakla bekliyorum. Çok değişik gelişmeler var neler olucak acaba? Bu dizi hani show tvde yayınlanan kötü bir taklit doktorlar dizisinin aslı. Ve 45 dakika içinde bitiyor dizi. Diziye yeni bir doktor girdi, yeni aşklar başladı, hastane 12, durumda şu anda tüm ekip ilk 3'e  girmeye çalışıyor.
Daha sonra kuzenim işyerinden arayıp neler yaptığımı soruyor gerçi bu gün içinde bir kaç defa oluyor bende her seferinde yatıyorum deyince sinir oluyor. Bazende  kendimd e kahvaltı edeyim onu öğlen yemeğe çağırıyorum. Dünde çağırdım ikna edebilmek içinde yumurtalı ekmek yapıcam dedim. Dolaba kalan bayat ekmekleri dilimleyip atıyorum hemen hazır oluyo. Sonrada öğlen güzel bir kahvaltı yapıyoruz o tekrar işe dönünce iş yapmıyorum :) 
Biraz bilgisayara takılıyorum ama fazlada kalmamaya çalışıyorum. Boynum çok ağrıyor tutuluyor sanki bende bilgisayarda 15 dakikadan fazla kalmamaya çalışıyorum. Sonrada eğer yapılacak işler varsa bulaşık, çamaşır, toz almak gibi yapıyorum. Sonraaa mutfakta bulunan divana uzanıp beyaz dizi romanımı okuyorum. Akşama yemekte yapıyorum bu arada. Sonra akşam üstü 17,30 gibi yine uyuyorum biraz kalkınca balkona çıkıp bakınıyorum. 
Dün sağlık ocağına gittim kızamıkçık aşısı vurulmak için çünki tam sınırdayım ben.18-35 yaş arası için gerekliymiş yeni bir kampanya var. Gerçi Annem küçükken tüm aşılarımı olduğumu söylemişti. Ne yazık ki ben o sınırı geçmişim. Dedim çocuğum yok bişi olmaz mı yokk olmaz dediler. Millet 40 yaşından sonra tüp bebek doğuruyor ama ne yazık ki bizimkiler doğurganlığın 18-35 yaş arası olacağı düşüncesindeler. Aslında biraz şüphelerimde vardı iyiki olmadım. İçimden bir ses bazen bu gibi olayların komplo teorisi olabileceğini hissettirir. Madem böyle bişi var neden daha önce anlaşılmadı? Neden 35 yaş sonrası bayanlarda gerekli değil. Hem vurdukları aşının kızamıkçık için olduğunu ben nerden bilicem? İçindeki sıvı nedir falan?