Evettt günlerdir blogdaşlarımın yazılarında yer alan bir mim var.
Gerçekten önemli konulara işaret eden bir sorular ve cevaplanışlar dizisi.
İtiraf etmeliyim ki
"Acaba benimde sayfamın kapısını çalıp, bana bu mimi paslamak isteyen olacak mı?"
diye düşünürken,
Sağolsun, varolsun sevgili Asuman Abla'cım beni mimledi.
Ehh elimden geldiğince cevaplamaya çalışmak istiyorum.
Tabii bu mimin gereklerini yerine getirebilmek içinde bir takım şartlar mevzu bahis konusu.
*Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
*Mimlediğiniz blog sahibinden de aşağıdaki adresi tıklayarak yorum kısmına
cevapladığı mimin linkini not düşmesini rica ediyorsunuz.
"Aysema'dan blog dostlarına sobee"
Sorular:
1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?
1-Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dokunulmazlık nedir ?
Dokunulmazlığn sözlük anlamı; ilişilmez, karışılmaz olma hali ve hakkıdır.
Ülkemizde ise dokunulmazlık,
Seçilen kişinin göreve gelmeden önce işlediği suçlardan milletvekili olduğu dönem boyunca yırtıp, sonrasında da şu yada bu şekilde zaman aşımına uğratıp o davadan yırtma halidir.
Pekiii böylesine güzel bir durum varken kim dokunulmazlığın kalkmasını ister ki?
2-Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
Seçim barajı elbette kaldırılmalıdır.
Ve yerine içinde
İyi yurttaş nasıl olur?
Milletin yaşam hakkı için neler yapılmalıdır?
Gibi soruları içeren KPSS esas alınaraktan bir sınav sistemi getirilmelidir.
Bakalım o zaman ,
Kimler o barajın duvarına toslayacak
Kimler aşıp kendisini kanıtlayacak görebiliriz.
3-Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
Temsilci olacak adayın,
Temsilciliğini yapacağı bölgenin sorunlarını, isteklerini öncelikle ülke çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde yorumlayıp, yaşantısını düzenleyen kişiler arasında yapılacak
ön seçimle seçilmelidir.
4-Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
Bilirsiniz Eski yunan mitolojisinde Adalet Tanrıçası Themis'in gözleri bağlıdır.
Kimseyi görmeden, kayırmadan adaleti sağlamaya çalışırken,
Gözleri kapalı olsa da sağduyusu ve bağlı olduğu yasalarla karşısındakini yargılayabilmek için.
Yargımızda kimseyi kayırmamak adına sadece Türk Adaleti'ne bağlı kalarak bağımsız olmalıdır.
5-Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?
İnsanların birbirine art niyet beslemeden bir merhaba diyebilecekleri, okul sıralarında ki minik yavruların beyinlerini gelecek korkusu sarmadan istedikleri işleri olabileceği, herkese eşit eğitim fırsatı verilebilecek, tiyatroların, konserlerin dolup taşacağı, silah tutan ellerin gülde tutabileceği, sofrada yenilen lokmanın gerçek vitaminleri taşıyabildiğine inanılan, parayla sadece futbol maç yayın hakları, silah alınmayacağını idrak edebilecek beyinlere sahip insanların yaşadığı, kimsenin kimseyi dilinden, dininden, ırkından, soyundan yargılamadan el uzatabileceği GÜZEL GÜNLER GELECEK Mİ?
*Üç kişiyi mimliyor, bloguna not bırakıyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
Profösör bey,
Kızıl pembeler,
Son olarakta,
Ankara'da yer alan Türkiye Büyük Millet Meclis'inde ikamet etmekte olan milletvekilleri.
(not: kendilerine haber veremiyorum ama versem de bu soruları cevaplayabilecek yürekte olmayanlar olduğunu biliyorum. Cevaplayabilecek yürekte olanları tenzih ederim.)
Elbette milletvekillerimize yolladığım mim boşa gidecek biliyorum.
O yüzden en azından sağlam bir adrese gitsin diye de bir blogdaşımı daha mimlemek istedim.
Gergin bey,
18 Ocak 2010 Pazartesi
16 Ocak 2010 Cumartesi
İyiyim, iyiyim
Dün gece teaflu hapını içince öyle bir uyumuşum ki.
Anlatamam.
Yani yatakta gelseler götürseler beni başka bir yere hayatta duymazdım.
Neyse öğlene doğru kuzenimin telefonuyla kalktım.
"Anneme gidiyoruz (teyzeme yani) hadi gel."
Gitsem belki açılırım diyorum kendime amaaaa
Şimdi eşim derse,
"Hani akşam hastaydın, gezmek lafını duyunca ayaklandın"
Eşimi aradım izin istemek için değil ama,
"Git açılırsın" dedi.
Teyzecimde sağolsun mercimek çorbası yapmış.
Tam istediğim şey.
Ohhh sıcak sıcak içtim kendime geldim vallaha...
15 Ocak 2010 Cuma
hastayım
Daha öncede yaşamıştım yine yaşıyorum
Ve kendime kızıyorum.
E be kızım yaz bitti hem de
Çoktannnnnnnnnnnnnnnnnnn.
Sen hala ince giyincem diye uğraş.
Sonra da böyle hasta ol.
Müstahak sana ne diyim başka.
Hastayım yaaaa...
Üşütmüşüm....
Canım
Bir tas sıcak çorba istiyor,
Sıcacık sobanın yanında yatmak istiyor.
Ve kendime kızıyorum.
E be kızım yaz bitti hem de
Çoktannnnnnnnnnnnnnnnnnn.
Sen hala ince giyincem diye uğraş.
Sonra da böyle hasta ol.
Müstahak sana ne diyim başka.
Hastayım yaaaa...
Üşütmüşüm....
Canım
Bir tas sıcak çorba istiyor,
Sıcacık sobanın yanında yatmak istiyor.
14 Ocak 2010 Perşembe
Yıllar sonra
-Aaa kız sen hiç değişmemişsin ?
-Yok beee biraz kilo aldım :)
-Yapma bu kilomu yaa...Aynısın valla lisedeki gibi.
**************************************
-Kız sen bizim sınıfta hangi sıradaydın ?
-Kapı girişinde yaa hani...
-A evet yanında da ....... vardı. O nasıl ?
**************************************
-Bizim matemetik dersine giren hoca vardı yaa.......
-Hani felsefe dersinde hoca.........
-Ya okulu kırıp eve gidişlerimiz peki..........
-Matemetikten eylüle kalmıştık hani.........
**************************************
İşte lise arkadaşlarıyla yapılan bir altın gününden geriye kalan konuşmalardan bazıları.
Bu gün yine 1992 yılında mezun olduğum lise arkadaşlarımla yaptığımız güne gittim.
Bazı arkadaşlarımız yeni geldiler yıllar sonra karşılaşmak,
O günleri anmak,
Hiç değişmemek,
Ama çok değişmek.
Yeni katılanların şaşkın bakışları.
En güzeli de ne biliyormusunuz ?
Bunca yaşımıza rağmen hala lisedeki halimize hemen dönebilmek.
O zaman çok gülenler yine güldüler - Ben gibi -
Az konuşanlar yine az konuştular,
Aynıydı herşey aynı ne güzel.
-Yok beee biraz kilo aldım :)
-Yapma bu kilomu yaa...Aynısın valla lisedeki gibi.
**************************************
-Kız sen bizim sınıfta hangi sıradaydın ?
-Kapı girişinde yaa hani...
-A evet yanında da ....... vardı. O nasıl ?
**************************************
-Bizim matemetik dersine giren hoca vardı yaa.......
-Hani felsefe dersinde hoca.........
-Ya okulu kırıp eve gidişlerimiz peki..........
-Matemetikten eylüle kalmıştık hani.........
**************************************
İşte lise arkadaşlarıyla yapılan bir altın gününden geriye kalan konuşmalardan bazıları.
Bu gün yine 1992 yılında mezun olduğum lise arkadaşlarımla yaptığımız güne gittim.
Bazı arkadaşlarımız yeni geldiler yıllar sonra karşılaşmak,
O günleri anmak,
Hiç değişmemek,
Ama çok değişmek.
Yeni katılanların şaşkın bakışları.
En güzeli de ne biliyormusunuz ?
Bunca yaşımıza rağmen hala lisedeki halimize hemen dönebilmek.
O zaman çok gülenler yine güldüler - Ben gibi -
Az konuşanlar yine az konuştular,
Aynıydı herşey aynı ne güzel.
Yuhhh!
Yuhhh !
Diyorum başka da bişi demiyorum.
Bugün İzmir'de Balçova Belediyesine gittim.
Doğduğum yıl,
Ne yazık ki daha gençliğin verdiği cahilliklerini fark eden
Pek Sayın dolandırıcı emlakçı beyin kötü emelleriyle
Kendilerine oynanan oyunun farkına varmadan
Annecimle babacımın bir gençlik hevesiyle,
İleride başımızı sokacak bir ev yaparız niyetiyle aldığı
200 m2'lik tapuda ZEYTİNLİK diye geçen,
Yine pek bilmiş emlakçının verdiği yanlış beyanname ile ARSA olarak
Kayıtlara geçirilmiş arazinin vergi borcunu öğrenip ödemeye.
Bizim kel kör, kuş uçmaz kervan geçmez
Araziye biçilen değer 330,00-Lira.
Her yıl ödediğimiz vergi bu fiyatlarda.
Ödemesinde değilim,
Kızdığım nokta hisse olarak verilen tapuyla araziye biçilen değer.
Kızdığım bu.
Ayrıca O pek sayın emlakçı içinde sağsa..... rahmetli olduysa....!
Diyerek saygılarımı sunarım.
Sağolsun belediyede çalışan bir yakınım akıl verdi.
Tapuya giderek bu arsa olarak gözüken yerde
Tarım yaptığımı buna bağlı olarak da vergimin düşürülmesi talebinde bulunmamı istedi.
Bakalım neler olacak çok merak ediyorum.
Diyorum başka da bişi demiyorum.
Bugün İzmir'de Balçova Belediyesine gittim.
Doğduğum yıl,
Ne yazık ki daha gençliğin verdiği cahilliklerini fark eden
Pek Sayın dolandırıcı emlakçı beyin kötü emelleriyle
Kendilerine oynanan oyunun farkına varmadan
Annecimle babacımın bir gençlik hevesiyle,
İleride başımızı sokacak bir ev yaparız niyetiyle aldığı
200 m2'lik tapuda ZEYTİNLİK diye geçen,
Yine pek bilmiş emlakçının verdiği yanlış beyanname ile ARSA olarak
Kayıtlara geçirilmiş arazinin vergi borcunu öğrenip ödemeye.
Bizim kel kör, kuş uçmaz kervan geçmez
Araziye biçilen değer 330,00-Lira.
Her yıl ödediğimiz vergi bu fiyatlarda.
Ödemesinde değilim,
Kızdığım nokta hisse olarak verilen tapuyla araziye biçilen değer.
Kızdığım bu.
Ayrıca O pek sayın emlakçı içinde sağsa..... rahmetli olduysa....!
Diyerek saygılarımı sunarım.
Sağolsun belediyede çalışan bir yakınım akıl verdi.
Tapuya giderek bu arsa olarak gözüken yerde
Tarım yaptığımı buna bağlı olarak da vergimin düşürülmesi talebinde bulunmamı istedi.
Bakalım neler olacak çok merak ediyorum.
12 Ocak 2010 Salı
Canım Babam'dan bir şiir
AKŞAMLAR
Yine gün akşam oldu,
Güller açan yüzüm soldu.
Akşamlar benim garipliğim,
Konuşmaz oldu konuşan dilim.
Sevdiklerimden ayrı kaldım,
Onlarsız geçiyor hayatım,
Akşamların garipliği içinde,
Konuşur oldum kendimle.
Yetsin artık bu gurbetlik,
Bitsin artık bu çilekeşlik.
Gündüzler sevgilim benim,
Akşamlar yalnız garibim.
Ben yuvamdan uzak buralarda,
Sizler bensiz garip oralarda.
Çekilmiyor artık bu ayrılık,
Ulaşamıyorum sizlere ne yazık.
Hayrettin KALAY
Not: Şiir Sevgili Babam'a ait.
Uzun yıllar bize daha iyi bir yaşam sunabilmek için bizlerden uzakta çalıştı..
Bu şiiride o zamanlarda yazmış.
Hediye
Sevgili Asuman Abla'cım,
Bu güzel çiçeği yollamış bana.
Çok hoşuma gitti.
İnsanın içini, iliğini, kemiğini ısıtan
Yaz güneşi gibi.
Tekrar
Çok ama çok teşekkür ederim.
Sağolasın...
Ben de bu çiçeği,
Beni seven, sevmeyen,
Okuyan, okumayan,
Yorum yapan, yapmayan,
Öncelikle insan olan, duyarlı olan
Herkese yolluyorum.
Bu güzel çiçeği yollamış bana.
Çok hoşuma gitti.
İnsanın içini, iliğini, kemiğini ısıtan
Yaz güneşi gibi.
Tekrar
Çok ama çok teşekkür ederim.
Sağolasın...
Ben de bu çiçeği,
Beni seven, sevmeyen,
Okuyan, okumayan,
Yorum yapan, yapmayan,
Öncelikle insan olan, duyarlı olan
Herkese yolluyorum.
11 Ocak 2010 Pazartesi
Boyoz mmmm nefisssss
İzmirliler Bilir...
Boyoz, İzmir'e özgü ve İzmir damak tadı ile özdeşleşmiş, Türkiye'nin başka yerlerinde, çoğu kez, ya sadece ismi bilinen ya da ismi bile bilinmeyen,yağlı un da denen özgün bir hamurişidir. Başka yerde bulunmadığı veya hakikisi yapılmadığı için, boyozun gurbetteki İzmirliler için özel bir anlamı vardır.
Boyozu İzmir mutfağında 1492 sonrasında İspanya'dan kovularak İzmir'e yerleşen Sefarad Yahudi toplumunun kazandırdığı konusunda bütün kaynaklar hemfikirdir. Yine İspanyol kültürünün uzantıları olan Arjantin, Şili, Peru, Meksika gibi ülkelerde de, özellikle Sefarad kökenli nüfus grupları arasında ve özellikle peynirli ve ıspanaklı türleri sıklıkla hazırlanmakla ve beğeni ile tüketilmektedir.
Boyozun ilk çıkışını atık hamur malzemesinin değerlendirilmesine bağlayan kaynaklar bulunmaktadır. Boyoz ismi de, neredeyse kesin surette, İspanyolca "bollos" (bohça) kelimesinden türemiştir. İzmir dışında hiçbir şehirde ticari olarak piyasaya sunulmadığından İzmir'in böreği olmuştur. Rivayete göre, İzmir'de boyozun en iyisini Boyozcu Avram Usta yapmış, o öldükten sonra İzmir'de boyozlar "Avram Usta'nın boyozu" adı altında satılmıştır. Avram Usta'nın devrettiği geleneği günümüzde Alsancak Dostlar Fırını'nın sahibi Halim Usta ve başka ustalar yaşatmaktadır.
Halim Usta'nın tarifine göre, öncelikle hamur yoğrulup top şeklinde 2-3 saat tavada dinlendirilir. Daha sonra elle tabak genişliğinde açılıp bir süre daha dinlendirilen hamur, daha sonra yine elle sallanır ve tekrar açılır ve rulo yapılıp 1-2 saat daha dinlendirilir. Kulak memesi kıvamında kopma noktasına geldiğinde tavalara sıralanır ve küçük toplar halinde kesilerek yarım saat ile bir saat arasında nebati yağ içinde bekletilir. Çok yüksek ateşte tepsi ile fırınlanmadan önce kat kat, ipince açılmış olan milföy yufkanın arasına içlik malzemesi (peynir, ıspanak vs.) de konulabilirse de, hakiki boyoz sade olur. Hamurun özelliği un, çiçek yağı ve tahin karışımı ve tuzlu olmasıdır.
Not: Yazı alıntıdır.
6 Ocak 2010 Çarşamba
Bilmece bildirmece, nereye gittiğimi buldurmaca
Oraya özgü bir koku var beynimde.
Güneyden esen rüzgarlar arasında geldi burnuma,
Bir başka atmaya başladı yüreğim.
O kan yürüdü sonra indi ayaklarıma.
Bana da düşmek düştü yollara.
Bir kaç güncük yokum sadece
Nereye gideceğim bir bilmece sizlere,
Resimleride kalsın bir ipucu sizlere.
Güneyden esen rüzgarlar arasında geldi burnuma,
Ordan da beynimde saklı duran
O kokunun bulunduğu hücreye erişti.Bir kere girince kanıma,
Beynimden kalbime pompalanınca,Bir başka atmaya başladı yüreğim.
O kan yürüdü sonra indi ayaklarıma.
Bana da düşmek düştü yollara.
Bir kaç güncük yokum sadece
Nereye gideceğim bir bilmece sizlere,
Resimleride kalsın bir ipucu sizlere.
5 Ocak 2010 Salı
E be kızım
E be kızım ne diyim ben sana
( Kendimin şahsıma seslenişidir bu)
Şimdi güzel güzel hazırlamışsın akşam yemeğini
Hem de en kralından.
Etli nohutlu yemek yanında bulgur pilavı bi de turşu ohhhh.
İyi de senin yaptığına ne demeli?
İyi de tutamadım ki kendimi yaaa...
Kahretsin huyumdur.
Ne zaman bir ekmeğin köşesine salça sürsem
Gerisini tutamam
Oturdum bir ekmeği bitirmişim
Salça sürüp yiyerek.
Hem de akşamın bu saatinde.
Offf offf.
Ama laf aramızda Allah'tan kilo almıyom :)))
( Kendimin şahsıma seslenişidir bu)
Şimdi güzel güzel hazırlamışsın akşam yemeğini
Hem de en kralından.
Etli nohutlu yemek yanında bulgur pilavı bi de turşu ohhhh.
İyi de senin yaptığına ne demeli?
İyi de tutamadım ki kendimi yaaa...
Kahretsin huyumdur.
Ne zaman bir ekmeğin köşesine salça sürsem
Gerisini tutamam
Oturdum bir ekmeği bitirmişim
Salça sürüp yiyerek.
Hem de akşamın bu saatinde.
Offf offf.
Ama laf aramızda Allah'tan kilo almıyom :)))
4 Ocak 2010 Pazartesi
DESEM Kİ
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
CAHİT SITKI TARANCI
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
CAHİT SITKI TARANCI
Aklımdan geçiyordu bu şiir ,
Birden dökülüverdi dudaklarımdan.
Paylaşmak istedim bende.
Yalnız şiiri sanki o güzel sesiyle
Işık YENERSU okuyormuş
Varsayarak okudum ben.
Umarım beyenmişsinizdir?
2 Ocak 2010 Cumartesi
Yeni yeni yıl yazısı
Evett yeni yıla girdik, muradımıza erdik sonunda.
Gel yeni yıl,
Kış kış eski yıl diye diye
Bi bakıcaz ki 31 Aralık gelmiş
Koyuvermişiz 2010 yılını kapının önüne.
Umarım
Güzel güzel, efendice girmişsinizdir yeni yıla.
Bazı edepsizlikler olmuş kulağıma geldi.
Ama kardeşim biraz da biz mi hak ediyoruz acaba?
Aslında bu sorunun cevabı göreceledir.
Herkesin fikri, akıl tartısı ayrıdır.
Kiminin kefesi geniştir mezhebine göre değişir
Kiminin de kefesi dardır bir tüy koysan iner aşağıya.
Hem yeni yıl yeni yıl dedik de ne oldu,
Ahanda gireli 2 gün oldu işte.
Var mı aklında, fikrinde, vücudunda, giyiminde,
Yediğinde, içtiğinde, sıçtığında
Bi farklılık.
Tek fark şuydu sanırım,
Yılbaşında yediklerini bir sene sonra.......
Daha nasıl anlatayım sana farkı yani anlayamadım.
Asıl yılbaşı bombası ne zaman biliyon mu?
2012 yılına girerken olucak.
Neden mi?
Sen istediğin kadar saatli maarif takvimini al evine
Asıl takvimi Mayalar taaaa kaç bilmem seneler önce bitirdiler
2012 ile.
Hadi bakalım şimdi,
İyi yıllarrrrrrrrr....
Yukarıdaki videoya tıklayın.
Gipys kings'in"volare" şarkısının karaokesi çıkacak.
Söyleyin bakalım söyleyebilecekmisiniz.
Ben denedim gülmekten, yetişmeye çalışmaktan öldüm.
Harika harika :))))
Yukarıdaki videoya tıklayın.
Gipys kings'in"volare" şarkısının karaokesi çıkacak.
Söyleyin bakalım söyleyebilecekmisiniz.
Ben denedim gülmekten, yetişmeye çalışmaktan öldüm.
Harika harika :))))
31 Aralık 2009 Perşembe
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN...
Eeeee baktım da bütün blogdaşlarım
Yeni yılla ilgili anılarını,
Yeni bir yl içinde dileklerini paylaşmışlar.
Ben de bir iki bişi çızıktırıvereyim dedim.
Benim yılbaşılarım hep kalabalık geçti küçükken.
Babamın akrabaları gelirdi İzmir Ödemiş'ten.
O gün için annem babama özel yılbaşı yemeği olarak
Köfteli nohutlu yemek yapardı.
Bir hafta öncesinden alınan tombala çıkarılır,
Sayılar çekilmeye başlardı.
2 Ocak'ta okula gittiğimizde arkadaşlarla
Aramızda çekişirdik,
"Sen kaçta yattın ?"
"Ben saat 02,00'de yattım yaaa"
Güya en geç yatan mattah bişi yapıyordu çocukluk işte.
Bir de saat 12'ye gelirken dışarı bakardım ben
Boş cadde de yeni yılın geçeceğini zannederdim.
Bir de çekiliş yapardık okulda.
Hediyeler verilirdi.
Ne güzel olurdu yaa...
Yaşanan eski yılın ağırlığı düştü omuzlarımıza,
İnanıyorum ki yarın akşam o yükü atıp bir sevinçle,
Yeni bir yılın hafifliğini alacağız üstümüze.
Diliyorum ki,
Umut dolu, huzur dolu, şen kahkahalarla patlayan,
Hep bir arada geçirilecek, sağlıklı
Bir yıl yaşarız.
Herkese kocaman sarılıyor,
Domuz gribini takmadan
Öpüyorum en kocamanından.
30 Aralık 2009 Çarşamba
Sizin için dileklerim,
Kendi yeni yıl dileklerimi yazmıştım biliyorsunuz.
Eee hep bana hep bana olmaz.
Sizin içinde bişiler istiyeyim de mi?
Gözlerimi kapattım blogdaşlarım için dilekte bulunuyorum.
Diliyorum ki;
1- Zaten okuma oranı az olan ülkemde böylesi yazanlar çoğalsın.
2- Önümüz kış, yolda yürürken kayıpta ayaklarını kırmasınlar.
3- Sıcak yemek yanında buzzz gibi kola içmesinler -sağlık yönünden çok zararlıymış-
4- Ülkemizdeki gündem yavaşlasın ne yazalım diye düşünsünler.
5- Yazılarından dolayı röportajlar yapılsın.- helin avşar'la, ayşe armanla ;)-
6- Akşam haberlerinin bir bölümünde blog yazarlarının o günkü yazısı okunsun.
7- Evlerinden kahkaha sesleri eksilmesin.
8- Derdi şifası olan blogdaşlarım, dermanlarını bulsunlar tez elden.
9- Biri de çıkıp şu bloggeri Türkçeleştirsin inşallahhhhh.
10- Blog yazarları derneği kurulsun.
Çıkmaz demeyinnn, şansınızı deneyinnn
İşte bu yılbaşı için aldığım biletim.
Şimdiii,Eğer biletime bişi çıkar da başıma bir hal gelirse diye
Sayfama koydum ki benim biletim olduğu cümle alem bilsin.
Hoş çıkarsa buralarda olurmuyum ?
Bilmem.
Hemen atlarım uçağa sıcacık bir ülkeye kaçar giderim.
29 Aralık 2009 Salı
Yeni yılda yapılacaklar listesi
Öyle hersen liste yapan bir insan değilim aslında.
Artık o ana göre allah önüme ne getirirse onu yaşayan biriyim.
Dedim ki kendi kendime;
"Bu zamana kadar böyle yaşadın bari bir kerede liste yap"
Aldım kağıdı kalemi elime bir haftadır yapıyorum.
Umarım listeye sadık kalırım ;)
1- Önce yeni yıla giricem.
2- Ertesi gün tembellik yapıcam
3- Kapımızın kilidini değiştiricem- bi gün elimde kalıcak -
4- Evi bu sene badana yaptırıcam.
5- Denize atlamayı deniycem.
6- Geceleri yatmadan yemek yemeyi kesicem.
7-Saçımı kestiricem.
8- Arabayı sürmek için cesaret topluycam.
-Ehliyetim var 1997'de aldım
9-Araba için cesaretimi toplayınca bir eğitmen tutucam -
Para vermem, pasta, börek yaparım-
10- Daha çok gülücem.
11- Daha az hüzünlenicem.
12- En ağırından bir Osmanlı yemeği pişirmeyi deniycem.
13-Eşime başladığım ceketi bitiricem.
Aklıma gelenler bunlar şimdilik.
Güzel bir kağıda yazıp buzdolabıma asmalıyım.
Unutmayayım diye.
Artık o ana göre allah önüme ne getirirse onu yaşayan biriyim.
Dedim ki kendi kendime;
"Bu zamana kadar böyle yaşadın bari bir kerede liste yap"
Aldım kağıdı kalemi elime bir haftadır yapıyorum.
Umarım listeye sadık kalırım ;)
1- Önce yeni yıla giricem.
2- Ertesi gün tembellik yapıcam
3- Kapımızın kilidini değiştiricem- bi gün elimde kalıcak -
4- Evi bu sene badana yaptırıcam.
5- Denize atlamayı deniycem.
6- Geceleri yatmadan yemek yemeyi kesicem.
7-Saçımı kestiricem.
8- Arabayı sürmek için cesaret topluycam.
-Ehliyetim var 1997'de aldım
9-Araba için cesaretimi toplayınca bir eğitmen tutucam -
Para vermem, pasta, börek yaparım-
10- Daha çok gülücem.
11- Daha az hüzünlenicem.
12- En ağırından bir Osmanlı yemeği pişirmeyi deniycem.
13-Eşime başladığım ceketi bitiricem.
Aklıma gelenler bunlar şimdilik.
Güzel bir kağıda yazıp buzdolabıma asmalıyım.
Unutmayayım diye.
27 Aralık 2009 Pazar
Ben çok duygusalım
Televizyon kanallarımız gündüz kuşağında maşallah evlenme programlarından geçilmiyor.
En çok da dikkatimi çeken ne biliyormusunuz?
Şimdi evlenmek için gelen kişi paravanın bi yanına geçiyor
Paravanın diğer tarafına da ona talip olan geliyor.
Aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;
Kadın : Ne iş yapıyorsun ?
Erkek :Emekliyim.
Kadın : Ek gelirin var mı?
Erkek : Evim, yazlığım, arabam var.
Kadın : Biraz kendinden bahsedermisin?
Erkek : Ben çok duygusalım...
Yarabbim yurdum erkekleri ne de DUYGUSAL'mış yaaa.....
26 Aralık 2009 Cumartesi
Hayatımız dizi
Biraz önce Sevgili Ces'cimin sayfasına yorum yaparken geldi aklıma vallaha.
Her akşam haberlerden sonra yurdum televizyonlarının tüm akşam kuşaklarında olduğu gibi diziler başlar.
Hem de haftanın 6 günü.
Ne ararsan da var yani anacım.
En mafyasından, en aşk dolu olanından, en ayrılanından, en kavuşamayanından devam eder yani.
Tamam işim kötülemek değil asla.
Arz talep meselesi şekerim.
Böyle bir sektör oluşmuş.
Tiyatroya, sinemaya gidemeyen yurdu insanı
Burda her akşam hemde bir - iki perde de değil yıllarca süren perdelerden oluşmuş
Hareketli, görüntülü seyrediyoruz.
İnkar etmiyorum bende izliyorum.
Bu kalp seni unutur mu?
Yaprak dökümü
Ehh hadi itiraf edeyim şimdi de internetten indirip Ezel'i.
Ama aslında varya sabahtan başlıyor bu diziler biliyormusunuz?
Aç sabah tvyi karşında hepsi.
Evlenmek isteyen mi ararsın yok mu dizilerde bir türlü evlenemeyenler?
Başrol oyuncusundan, konakta ki yanaşmalara kadar.
Akşam aç haberleri asıl dizi orda aslında.
Kaçırdın mı üzülme öbür kanalda daha bol soslu, çeşnili izlersin vesselam.
Tek Türkiye dizisi,
Her akşam Diyarbakır'dan, Hakkari'den canlı yayın.
Son dakikanın son saniyesiyle karşında.
Bu kalp seni unuturmu dizisi,
Ergenekonuyla, boşbakanlarıyla, Amerikasıyla her daim hazır.
Sen hangi kanalda izlemek istediğinden haber ver.
Aşk-ı Memnu dizisi,
Sabah kuşağında bir kerem daha güzel oynanıyor,
Müge Anlı'da izliyoruz işte.
Hurdacıyla aşk yaşarken çocuğu görüyor, öldürüyor
Sonra da çıkıp tv'lere çocuğum kayıp diyor.
Çok uzağa gitme Şerefcan için tüm Türkiye ağlamadı mı?
Hem burda daha güzel.
Anında psikologlar, avukatlar canlı yayında veriyorlar aklı,
Ama alan var mı o ayrı.
Hırsız Polis dizisini hatırlayanınız var mı?
Her akşam oynuyor kaçıranlar için haberlerde.
Yurdum insanını aç bırak, işsiz bırak
Sonra da çık oraya,
DEVLET MALI DENİZ ......!
Eh sen de ......! olmamak adına yiyorsun di mi?
Senin vatandaşın oldu olacağı kadar .......!
Yaa nerden nereye geldim ben yaaa.
Ne güzel dizilerden konuşuyordum.
Bu akşam hangi dizi var ?
Her akşam haberlerden sonra yurdum televizyonlarının tüm akşam kuşaklarında olduğu gibi diziler başlar.
Hem de haftanın 6 günü.
Ne ararsan da var yani anacım.
En mafyasından, en aşk dolu olanından, en ayrılanından, en kavuşamayanından devam eder yani.
Tamam işim kötülemek değil asla.
Arz talep meselesi şekerim.
Böyle bir sektör oluşmuş.
Tiyatroya, sinemaya gidemeyen yurdu insanı
Burda her akşam hemde bir - iki perde de değil yıllarca süren perdelerden oluşmuş
Hareketli, görüntülü seyrediyoruz.
İnkar etmiyorum bende izliyorum.
Bu kalp seni unutur mu?
Yaprak dökümü
Ehh hadi itiraf edeyim şimdi de internetten indirip Ezel'i.
Ama aslında varya sabahtan başlıyor bu diziler biliyormusunuz?
Aç sabah tvyi karşında hepsi.
Evlenmek isteyen mi ararsın yok mu dizilerde bir türlü evlenemeyenler?
Başrol oyuncusundan, konakta ki yanaşmalara kadar.
Akşam aç haberleri asıl dizi orda aslında.
Kaçırdın mı üzülme öbür kanalda daha bol soslu, çeşnili izlersin vesselam.
Tek Türkiye dizisi,
Her akşam Diyarbakır'dan, Hakkari'den canlı yayın.
Son dakikanın son saniyesiyle karşında.
Bu kalp seni unuturmu dizisi,
Ergenekonuyla, boşbakanlarıyla, Amerikasıyla her daim hazır.
Sen hangi kanalda izlemek istediğinden haber ver.
Aşk-ı Memnu dizisi,
Sabah kuşağında bir kerem daha güzel oynanıyor,
Müge Anlı'da izliyoruz işte.
Hurdacıyla aşk yaşarken çocuğu görüyor, öldürüyor
Sonra da çıkıp tv'lere çocuğum kayıp diyor.
Çok uzağa gitme Şerefcan için tüm Türkiye ağlamadı mı?
Hem burda daha güzel.
Anında psikologlar, avukatlar canlı yayında veriyorlar aklı,
Ama alan var mı o ayrı.
Hırsız Polis dizisini hatırlayanınız var mı?
Her akşam oynuyor kaçıranlar için haberlerde.
Yurdum insanını aç bırak, işsiz bırak
Sonra da çık oraya,
DEVLET MALI DENİZ ......!
Eh sen de ......! olmamak adına yiyorsun di mi?
Senin vatandaşın oldu olacağı kadar .......!
Yaa nerden nereye geldim ben yaaa.
Ne güzel dizilerden konuşuyordum.
Bu akşam hangi dizi var ?
25 Aralık 2009 Cuma
Yılbaşı geyikleri
Yılbaşında başka neler olurdu?
Neler yaşardık?
Tombala oynardık evettt. Herkese kartlar verilir Bir torbadan çekilirdi numaralar. Genellikle 6 ve 9 rakamlarında yaşanan ufak sorun 9 rakamının altında belirtilen çizgi ile yatışırdı.
Kardeşimle o gün gazetede verilen saat gibi işleyen programı takip ederdik. Şu saatte şu sanatçı çıkıcak dikkat diye de anons yapardık.
Genelliklede tam 00,00 olduğundaysa ya dansöz çıkardı ya da Zeki Müren.
Böyle en tüylü, en taşlı yüzükleriyle.
Bir de Milli Piyango çekilişi yapılırdı. Aman Allah'ım o neydi öyle yaaa. Rakamların yazılı olduğu topların döndüğü makinalar. Sanki vantilatör gibiydi. Başında da ya gömlek, dar etek giymiş kızlar Allah aşkına o kızların yüzlerini hatırlayanınız var mı içinizde? Ya da Türk örf ve adetlerine uygun olarak Köylü kızı kıyafetiyle. Ayy derdim bu kızlar ne yazık ki yılbaşını kutlayamıyor yaa diye üzülürdüm. Belki de bir diğer çekilişe kadar alasını kutluyorlardı bilemiyorum. Büyük ikramiye açıklandığında da acaba şu anda kimbilir hangi evde tabaklar kırılıyordur diye de düşünürdüm.
Benim de unutamadığım yılbaşı gecelerim olmuştu.
Çocukluğumda ki yılbaşı geceleri Baba tarafımdan gelen akrabalarımızla geçerdi.
Yazık, Annem alt kattaki mutfaktan ikram taşımaktan bitap düşerdi.
Bir yılbaşında elektrikler kesilmişti ve ertesi gün gelmişti :(
Bir yılbaşında da Annemlerin Didim'deki evini sel bastığından dolayı biraz üzüntülü geçirmiştik. Ne benim eşim gelebilmiş ne de kardeşimin eşi gelebilmişti. Annem, Babam, Kardeşim ve ben eski günlerdeki gibi 4 kişi kutlamıştık.
2000 yılına girerken de İzmir'de Cumhuriyet Meydanında girmiştik çok eğlenmiştik.
Bir yılbaşında da saat daha 23,00 iken yatmıştım bir önemi olmadığını düşünmüştüm o zaman için.
24 Aralık 2009 Perşembe
Yeni yıl ve kırmızı don olayı
Her yılbaşında saat 00,00 olduğunda hani tvlerde etrafında ışıklar yanar söner, uzak ülkelerde havai fişekler atılır bilirsiniz. Kimi ülkelerde millet doluşmuştur o şehrin en kıyak meydanına bir coşku sevinç yeni yılı kutlarlar. Ben de bazen bu coşkuyu yaşamak adına İstanbul'da olmadığım halde kendimi Taksim Meydanı'na atmak isterim. Ama bir tarafım çimdiklenir korkusuyla yaşıyamıyorum bu coşkuyu :(((((((((((((((((((
Bazen de yine tam 00,00 olurken eski yıl bir hüzünle eski yılda yaşananlarla dolmuş olan çuvalını atıp sırtına giderken yeni bir yıl geliverir bir coşku bir sevinç içinde nedense hepte güzel bir kız olur. Ama giden eski yıl ona öyle bir nanik çeker ki "Seneye senide görücez yavrummm" diye.
Umursamaz ki yeni yıl "hıh bir sene saltanat benim hadi bakalım kış kış".
Bir de derlerki yeni yıla nasıl girersen bütün bir yılın hep öyle geçer. Amann alıverir beni bir telaş ne yapayım diye düşünmekten. Ya ayağa kalkarım, ya da evden dışarı çıkarım bir koşu. Ayakta olurum sağlıklı olayım diye. Evden dışarı çıkarım ki bütün bir yıl gezeyim diye.
Ama laf aramızda kalsın bir keresinde ne yazık ki o akşam yenen abur cuburlardan dolayı tuvalette girmiştim yeni yıla hahahaaaaaaa :)))))))))))))))))))).
Ahh bir de kırmızı don giyme hadisesi var ki o apayrı bir olay.
Evdeysen gidersin odana donanmak adına giyersin kırmızı donunu dönersin yerine.
Ya dışarıdaysan ne yapacaksın?
Atarsın çantaya donu restoranın kadınlar tuvaletine gidersin diyebilirsiniz.
Ama orda da öyle bir sıra vardır ki sen tuvalete girip donunu giyene kadar yeni yıl gelirr ve giderr.Eee kadın milleti değilmiyiz. Her yerde belli ederiz kadınlığımızı.
Kahkahamızla, parfümümüzle, donumuzla :))))))))))).
23 Aralık 2009 Çarşamba
Genç Kubilay
Okul yıllarımda Menemen Olayı anlatılırken aklımda kalan tek görüntü Kubilay'ın,
başının kör bir bağ bıçağıyla kesilip sokak sokak ibreti aleme göstermek için dolaştırılmasıydı.
Çok üzülmüştüm ve bunu yapanların böylesine güzel bir dinimize mensup insanların olamıyacağıydı.
Ne yazık ki durum bu.
Bunu yapanlar,
Dinin insanlar üstündeki gücünü keşfedip, kendi çıkarları için kullanan bir avuç çapulcu olduğunu anladım.
Ve o çapulcuların torunları ne yazık ki tarihin tekerrürden ibaret olduğunu kanıtlarcasına tekrar
aynı oyunları dinimizi kullanarak günümüz Türkiye'sinde de sürdürmekteler.
Allah'tan Genç Kubilay'a rahmet diliyorum.
Aklı türlü şekillerde karanlıklara bürünmüşlere de aydınlıklar, akıl fikirler diliyorum.
21 Aralık 2009 Pazartesi
Düştüm
Yerleri bi güzel silmiştim.
Mislerrr gibi kokuyordu ortalık.
Yatak odasına doğru giderkennn
Bir havalandım
Hoppppp
Düştümmm.
Ama Allah'tan çanağımı kırmadım.
Mislerrr gibi kokuyordu ortalık.
Yatak odasına doğru giderkennn
Bir havalandım
Hoppppp
Düştümmm.
Ama Allah'tan çanağımı kırmadım.
20 Aralık 2009 Pazar
Ben 1 günlükken
Aslında doğum günümde koymalıydım bu fotoğrafı ama bulamamıştım.
Şimdi ekliyorum.
Fotoğraftaki bebek ben oluyorum haliyle.
1 günlükken.
Solda yer alan teyzem 25 gün sonra kuzenim geldi.
Sağda elinde kasımpatı olan diğer teyzemin oğlu.
Büyünceye kadar onları hep güvercin sanmıştım.
Üzerime örtülmüş olan battaniye mavi renk.
Babam karşılıklı çakılan çıtalara çivi eklenip yapılan bir teknikle yapmış.
Sanırım erkek bebek bekliyordu ki mavi renk yapmış.
Gerçi ailede erkek kardeşimle terstik biraz.
Ben erkek gibiydim o ise bana göre daha sakin.
Annem beni hep " Erkek fatma " diye severken,
Erkek kardeşimi de " Hasıl evlat " diye severdi.
Hoş ben de hak ederdim ya neyse.
Küçükken yazları ayağımda dizimde kesilmiş pantolounum püskül yapardım.
Saçlarımda erkek fatma gibi kısa kesilirdi.
Üzerime bir tişört, spor ayakkabı tüm yazı geçirirdim.
Elbiseyi sadece gezmeye giderken giyerdim.
Hatta hiç unutmam bir sbaha kalktım ayağımda bir kaşıntı.
Öğlene doğru tüm ayaklarım balon balon oldu.
Annem üzerinde inek resimleri olan bir elbise giydirdi bana.
Doğruuu Kemeraltı'na eski Aktaş kolonyalarının olduğu yerde
Bir eczacı vardı Eczacı Yılmaz - hatta şimdi Eşrefpaşa'dadır-
Pembe renkte bir sıvı hazırladı bize ayağıma sürdük bişi kalmadı iz bile yok.
Bir resimden nereye geldim yaaa.
17 Aralık 2009 Perşembe
Buraya kadarmış,
Bugün işimden çıkartıldım.
Hemen "Ayyy canımmm" la başlayan cümleler kurmanıza gerek yok.
Zaten ben çıkacaktım işten.- Bir ezik itirafı değil bu -
Gerçekten istiyordum ayrılmayı.
Son 10 gün azap gibiydi.
Neyse bitti.
Bundan sonra önümüzde ki olmayan iş tekliflerine yoğunlaşacağız.
Ayrıca çalışma şartlarından dolayı üstün körü yapılan ev işleri bir süreliğine
OHAL durumuna çevirilerek icabına bakılacak.
İşi baştan sıkıya aldım, bir sürü deterjan falan aldım.
Ayrıca iş yerindeyken hayali kurulan bir sürü fiilide faal konumuna getirmem gerekiyor.
Mesela;
Sıcacık sobanın yandığı, yağmurun en şakır şakır yağdığı anı değerlendirip
Kitap okuyup, miskinlik yapmak gibi.
Yine havanın güzel olduğu bir zamanda
Çıkıp evden Kemeraltı'na inmek, vapurla Karşıyaka'ya geçmek gibi.
Gidilmesi gereken, sohbeti özlenen arkadaşlara gitmek gibi.
En çok ta sabahları sıcacık yatakta yatmak gibi.
Ayy ne çok işim varmış yaaa...
16 Aralık 2009 Çarşamba
Ah Lucky ah
Lucky denizde
Hani ağlama nöbetlerim var ya benim, bugün fark ettim ki kendim için ağlıyamıyorum.
Zayıflık olarak görüyorum nedense.
İyi de etten püften şeylere niye ağlıyorum o zaman?
Epey bir sinir tahribatı içinde hissdiyorum kendimi.
Sanki sinir kablolarım uçları soyulmuş,
Beynime giden sinirler olur olmaz zamanlar da -gerçi çoğu yerinde zamanlar ya neyse- birbirine değipcızırttt cızırttt diye ses çıkarıyor.
Ama az kaldı inanıyorum tekrar iyileşicem.
Aslında böyle zamanlarda ne yapıyorum biliyormusunuz - sanki çok merak edenim var da ? - Hemen sokakta gördiğim bir köpeği seviyorum, ıslak burnunu okşuyorum.
Bir anda geçiveriyor sıkıntım.
Ah Lucky'cim ahh yanlış zamanda kayboldun, gittin sen...
13 Aralık 2009 Pazar
Düdüklü tencere
Şu düdüklü tencere denilen aleti icat eden eyyy bilge, yüce kişi;
Sen harikasın bence.
Bu düdüklünün.
Koy yemeğini çiğden,
Düdükten duman çıkınca kapat düdüğünü,
-Ötmesini bekleme ama-
Dakikanı tut,
Sonra da kapat altını ocağın.
Tıngır tıngır 40 saatte pişmez yemeğin,
Yemek buharına bulanıp kokmaz mutfağın.
Düşünüyorum da eskiden,
Nasıl pişermiş yemekler yaaaa.
İster etli olsun,
İster zeytinyağlı.
Hele et, bakliyat türleri.
Aman Allah'ım düşünemiyorum bile.
Saatlerce piş piş piş.
Giden zamana mı acıyim?
Saatlerce pişmekten harcanan tüpe mi?
Gerçi hala bu şahane keşfi mutfaklarına sokmamış hanımlar var.
Anlıyamıyorum gerçi bu mantığıda ya neyse.
Çeyizlik alırlar, mutfak dolabının üstüne koyarlar
Tozlanmasın diye de bide örtü örtülür falan.
Onun toz tutmasını istemiyorsanız,
Kullanın şekerim.
Haaa zorluğu yok mu?
Var.Mesela
Eskiden kapağı lastikli olan düdüklüler vardı.Soğuk bir Şubat akşamı hepimiz sofrayı üst kata taşımış,
Annemin aşağıda düdüklüde haşladığı turp otununSalata olarak yemeğe getirmesini beklerken
Bir ses duyduk aşağıya indik
Canım Annem bahçeye çıkmış,
Ortadaki süs havuzunun çevresinde koşturuyor
Acıyla bağırarak.
Mutfaktaysa tavan, duvarlar, dolaplar hep yapışmış otla dolu.
Meğer düdüklüyü tıkayan ot basınçla beraber elinde patlayınca
Annem gözlerini kapatmış ama yüzünü koruyamamış.
Yanan yüzüne buz etkisi yapsın diye bahçede havuzun çevresinde
O soğukta koşmaya başlamış.
Yüzüne dökümcülük yapan komşularımızın getirdiği
Badem yağlı bir ilacı sürdüler.
Annemin yüzünde ağzı, gözleri ve burun delikleri hariç her yeri yandı.
Kollarındaysa balonlar oldu.
O balonları doktorun kestiği an hala gözümün önündedir.
Neyse ki yüzünde iz kalmadı.
Sadece gözlerini çok sıkı yumduğundan dolayı biraz çizgiler oluşmuştu.
Pekii buna rağmen düdüklü tencereden vazgeçti mi?
Hayırrrrr.
Bana da kullanmasını öğretti.
İyi ki o korkusunu yenmiş ve kullanmasını öğretmiş bana.
Hayatımın mutfaktaki en büyük yardımcılarındandır.Ya PKK ‘yapmadım’ deseydi?
Habur...
(İnfazsız yargı.)
- Niye geldiniz?
- Sayın Öcalan emretti.
- Kendi isteğinizle geldiniz yani...
- Hayır, liderimiz istedi.
- Demek örgütten ayrıldınız...
- Ayrılmadık, PKK’lıyız.
- Pişmansınız o halde...
- Yo-oo, değiliz.
- Yaz kızım, örgüt üyesi olmadıklarına, etkin pişman olduklarına, beraatlerine...
Tokat...
(Yargısız infaz.)
“Ne malum PKK’nın yaptığı?”
“Üstlenmediler ki...”
“Derin güçlerin işi...”
“Provokasyon.”
“Baykal hıyanet içinde.”
“Yeri çok düşündürücü...”
“Bahçeli’nin kalesi orası.”
Ama en çok şunu beğendim:
“PKK’yı hedef gösteriyorlar!”
(İnfazsız yargı.)
- Niye geldiniz?
- Sayın Öcalan emretti.
- Kendi isteğinizle geldiniz yani...
- Hayır, liderimiz istedi.
- Demek örgütten ayrıldınız...
- Ayrılmadık, PKK’lıyız.
- Pişmansınız o halde...
- Yo-oo, değiliz.
- Yaz kızım, örgüt üyesi olmadıklarına, etkin pişman olduklarına, beraatlerine...
Tokat...
(Yargısız infaz.)
“Ne malum PKK’nın yaptığı?”
“Üstlenmediler ki...”
“Derin güçlerin işi...”
“Provokasyon.”
“Baykal hıyanet içinde.”
“Yeri çok düşündürücü...”
“Bahçeli’nin kalesi orası.”
Ama en çok şunu beğendim:
“PKK’yı hedef gösteriyorlar!”
Bu arkadaşlar aklını o kadar yitirdi ki, inanmak için PKK’dan “resmi açıklama” bekliyorlar artık.
Vurması yetmiyor çünkü... Üstüne “şahitlik” yapması gerekiyor PKK’nın.
Ve, bu ülkenin yurtsever insanları üzerinde öylesine “yalan, iftira ve karalama baskısı” kurulmuş ki... Bir taraftan şehitlere kahrolurken, bir taraftan PKK’nın üstlenmesine sevinileceği, 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Yılmaz ÖZDİL
12 Aralık 2009 Hürriyet Gazetesi
11 Aralık 2009 Cuma
Çocuktum, ufacıktım...
Sevgili Çınar,
Sayfasında çocukluk şiirlerinden birini paylaşmış
Ben de ilkokul zamanlarından aklımda yarım yamalak kalan
Sevdiğim bir şiiri bulup paylaşmak istedim.
Behçet Necatigil'in.
Keyifle okuyup, çocukluk yıllarınıza dönmeniz dileğimle.
Kapı önünde Ayşe,
Hanım hanımcık iş gördü,
Sonunda kendine göre
Bir yuva kurdu.
İlk ben oldum misafiri,
Güle güle otur’a gittim.
Bir yüksük-fincanda getirdiği
Hayal kahveyi içtim.
Kibrit kutusu şeklinde
Oturmuştuk bahçeye karşı.
Ortada hokkadan bir masa,
Üstünde örtü yerine yaldızlı çikolata kağıtları.
Gözüm gazoz kapaklarına gitti,
Sorup öğrendim; kapkacakmış.
Toplamış sokaktan ucu yanmış kibritleri:
Bu kış odun yakacakmış.
Yangın yeri bir arsadan bulduğu
Cam kırıkları; para.
Ev çevirmek kolay, diyordu,
İş tutumlu olmakta.
Ayşe’yi o anda görmeliydiniz!
Eski kadınların kanıyla evcimen
Sisli geleceklere hazırlık
Çıkmış çocuk varlığından
Zamanların ötesine tertemiz.
Ayşe’m gibi, dünyada,
Ayşe’ler dolu.
Hepsi “evcik” oynar
Öteden beri.
Ayşe’ler büyür,
Günün birinde
Oyun-ev’leri
Sahici olur.
Ama hepsinin mi?
Hepsinin değil.
Ayşe’lerin kimisi
Yuvadan evden yoksun
Sert rüzgarlar önünde
Güz yaprakları gibi
Boşluklara savrulur.
Behçet Necatigil
Sayfasında çocukluk şiirlerinden birini paylaşmış
Ben de ilkokul zamanlarından aklımda yarım yamalak kalan
Sevdiğim bir şiiri bulup paylaşmak istedim.
Behçet Necatigil'in.
Keyifle okuyup, çocukluk yıllarınıza dönmeniz dileğimle.
Kapı önünde Ayşe,
Hanım hanımcık iş gördü,
Sonunda kendine göre
Bir yuva kurdu.
İlk ben oldum misafiri,
Güle güle otur’a gittim.
Bir yüksük-fincanda getirdiği
Hayal kahveyi içtim.
Kibrit kutusu şeklinde
Oturmuştuk bahçeye karşı.
Ortada hokkadan bir masa,
Üstünde örtü yerine yaldızlı çikolata kağıtları.
Gözüm gazoz kapaklarına gitti,
Sorup öğrendim; kapkacakmış.
Toplamış sokaktan ucu yanmış kibritleri:
Bu kış odun yakacakmış.
Yangın yeri bir arsadan bulduğu
Cam kırıkları; para.
Ev çevirmek kolay, diyordu,
İş tutumlu olmakta.
Ayşe’yi o anda görmeliydiniz!
Eski kadınların kanıyla evcimen
Sisli geleceklere hazırlık
Çıkmış çocuk varlığından
Zamanların ötesine tertemiz.
Ayşe’m gibi, dünyada,
Ayşe’ler dolu.
Hepsi “evcik” oynar
Öteden beri.
Ayşe’ler büyür,
Günün birinde
Oyun-ev’leri
Sahici olur.
Ama hepsinin mi?
Hepsinin değil.
Ayşe’lerin kimisi
Yuvadan evden yoksun
Sert rüzgarlar önünde
Güz yaprakları gibi
Boşluklara savrulur.
Behçet Necatigil
10 Aralık 2009 Perşembe
Ağlayan ben
Ben kötüyüm aslında.
Ağlıyorum gülünecek halime,
Hem de şakır şakır
Hıçkıra hıçkıra.
Ayağı kırık çöp konteynerine ağlayan ben,
Otobüste gördüğü adamın çatlamış, yaralı eline ağlayan ben,
Ayakkabısı ayağından çıkan yaşlı amcaya ağlayan ben,
Yol onun olduğu halde otobüs tarafından ezilmeye ramak bırakılan
Boyacı çocuğa ağlayan ben,
Yere serdiği eski püskü modası geçmiş anahtarlıkları özenle sıralayıp
Satmaya çalışan yaşlı amcaya ağlayan ben,
(Anahtarlıklardan aldım bu arada)
Sabahtan kalmış poğaçayı yedirdiğim sokak köpeğinin
Daha sonra başı önde yürüyüp giden haline ağlayan ben.
Ağlıyorum gülünecek halime,
Hem de şakır şakır
Hıçkıra hıçkıra.
Ayağı kırık çöp konteynerine ağlayan ben,
Otobüste gördüğü adamın çatlamış, yaralı eline ağlayan ben,
Ayakkabısı ayağından çıkan yaşlı amcaya ağlayan ben,
Yol onun olduğu halde otobüs tarafından ezilmeye ramak bırakılan
Boyacı çocuğa ağlayan ben,
Yere serdiği eski püskü modası geçmiş anahtarlıkları özenle sıralayıp
Satmaya çalışan yaşlı amcaya ağlayan ben,
(Anahtarlıklardan aldım bu arada)
Sabahtan kalmış poğaçayı yedirdiğim sokak köpeğinin
Daha sonra başı önde yürüyüp giden haline ağlayan ben.
8 Aralık 2009 Salı
6 Aralık 2009 Pazar
Taakkk
Tak tak tak tak.
Dır
Dır dır dır dır.
Ve buna benzer sesler.
Ama bu sesler beyninizin üstünde,
Gözlerinizi kapatsanız içinizde,
Bu sabah emar çektirdim.
Makinaya tam olarak girmedim,
Başım ve boynum içerdeydi.
Bunaldım, sıkıldım, korktum,
Hatta bir süre hiç nefes alamadım
Sıkıntıdan ellerimi oynatmaya başladım :)
Sonuçlar Çarşamba günü alınacak
Bakalım boynum ve sırtımdaki ağrıların sebebi neymiş?
Tak tak tak tak.
Dır
Dır dır dır dır.
Ve buna benzer sesler.
Ama bu sesler beyninizin üstünde,
Gözlerinizi kapatsanız içinizde,
Bu sabah emar çektirdim.
Makinaya tam olarak girmedim,
Başım ve boynum içerdeydi.
Bunaldım, sıkıldım, korktum,
Hatta bir süre hiç nefes alamadım
Sıkıntıdan ellerimi oynatmaya başladım :)
Sonuçlar Çarşamba günü alınacak
Bakalım boynum ve sırtımdaki ağrıların sebebi neymiş?
5 Aralık 2009 Cumartesi
Uyanış başlıyor,
Şu günlerde kiminle konuşsam hep aynı sözcüklerden oluşmuş sohbetler içinde olduğumuzu fark ediyorum.
Herkesin bir birine sorduğu " Artık nette gezecek, bakacak bişiler bulamıyorum, sıkıldım " gibi.
Sonra fark ediyorum ki evet yaa bende aynı dertten muzdaribim.
Şimdi bir tavsiye vermek isterim kendimce,
Bu durumdaysanız aslında çok da güzel bir konumdasınız demektir.
Çekin internet kablosunun fişini,
Kapatın modemi,
Uyanış başlıyor, hayata hoşgeldiniz!
Madem öyle daha çok arkadaşlarınızla toplanın,
Ailenizle daha çok zaman geçirin.
Mesela bir kitap alıp her akşam 1 saat okuma seansı düzenleyin.
Malum tvlerdeki bazı diziler çok saçma olmaya başlasa da
Hala en azından o anki vakti geçirecek,
Hayatın sıkıntılarından bir nebze de olsa uzaklaştıracak
Komik aile dizilerini izleyebilirsiniz.
Mesela ;
Geniş aile, Haneler gibi.
Ya da bir film seçip hep birlikte izleyebilirsiniz.
Ya da her gün işe giderken geçtiğiniz yollardan otobüse atlayıp bir tatil günü tekrar geçin.
Gezmek iyi gelecektir eminim.
Bir tarihi yapıyı gezin, müzeye gidin.
Eliniz de fotoğraf makinası sevdiğiniz semtlerden,
Ya da çocukluğunuzu geçirdiğiniz bir daha da uğramadığınız
Sokaklarda gezebilirsiniz.
Daha da çoğaltılabilir değil mi?
Herkesin bir birine sorduğu " Artık nette gezecek, bakacak bişiler bulamıyorum, sıkıldım " gibi.
Sonra fark ediyorum ki evet yaa bende aynı dertten muzdaribim.
Şimdi bir tavsiye vermek isterim kendimce,
Bu durumdaysanız aslında çok da güzel bir konumdasınız demektir.
Çekin internet kablosunun fişini,
Kapatın modemi,
Uyanış başlıyor, hayata hoşgeldiniz!
Madem öyle daha çok arkadaşlarınızla toplanın,
Ailenizle daha çok zaman geçirin.
Mesela bir kitap alıp her akşam 1 saat okuma seansı düzenleyin.
Malum tvlerdeki bazı diziler çok saçma olmaya başlasa da
Hala en azından o anki vakti geçirecek,
Hayatın sıkıntılarından bir nebze de olsa uzaklaştıracak
Komik aile dizilerini izleyebilirsiniz.
Mesela ;
Geniş aile, Haneler gibi.
Ya da bir film seçip hep birlikte izleyebilirsiniz.
Ya da her gün işe giderken geçtiğiniz yollardan otobüse atlayıp bir tatil günü tekrar geçin.
Gezmek iyi gelecektir eminim.
Bir tarihi yapıyı gezin, müzeye gidin.
Eliniz de fotoğraf makinası sevdiğiniz semtlerden,
Ya da çocukluğunuzu geçirdiğiniz bir daha da uğramadığınız
Sokaklarda gezebilirsiniz.
Daha da çoğaltılabilir değil mi?
3 Aralık 2009 Perşembe
Hay çok yaşayasın sevgili domuz gribi
Sabah kalkmak yine çok zor geliyor yaa...
Şu saatte hala ayakta olursam kalkmak elbette zor olur.
İzmir yağmurlu ne güzel yaaa.
Ne zamandır yağsın istiyordum açıkçası.
Allah'tan sabahları bindiğim otobüs konforlu ve sıcak olanlardan.
Bazıları var ki kapılarından rüzgar esiyor, koltukları sanki taştan.
Bu gün çalıştığım işyerinin arkasında yine işyerimize ait bir bahçeye gittik.
Basmane Garıyla dib dibe İzmir'li olanlar anlar.
Bahçe içinde bir resim atölyesi var resimlere baktım içim açıldı vallaha.
Dönüşte de limon kopardık, biberlerden topladık yemekte yemek için.
Limonlarıda poşetlik nane-limon ile içtik.
Bu arada 1.çoğul şahıs ekiyle anlatıyorum işyerimde ki arkadaşımı kastediyorum.
Akşam üstü yağmur başladı ama ne yağmur.
Yine yolar su doldu,
Fuar Basmane kapısı önündeki kavşakta görevli polis amcama hayırlı görevler demeyi unutmadım yine.
Geçenlerde bize yeşil yandığı halde arabaların geçmesine sinirlenip elimle durdurup karşıya geçerken,
Polis amcamla gözgöze gelmiştim.
Sanki "Ben neyim burda " dercesine bakıyordu bana.
İyi akşamlar dileyip gitmiştim.
Artık her akşam selamlaşıyorum :)
Ama otobüs çok doluydu yaaa eve dönerken.
Körüğün orda duruyorum dayanıyorum iyi oluyor.
Ama birileri önümü biraz fazla kapatınca,
Hemen öksürük nöbetine tutulmuş gibi öksürüyorum
Etrafımda kimseler kalmıyor.
Hay çok yaşayasın sevgili domuzcuk gribi :))))))))))))
1 Aralık 2009 Salı
Yine de hayat güzel
Veba, cüzzam, su çiçeği, verem, aids, kuş gribi, domuz gribi...
Bayram, neşe, el öpmeler, barışmak, kurban, kurbana işkence...
Açılım, saçılım, satış, politika, dalkavukluk, halka eziyet...
Sabah, işe gidiş, tıklım tıkış otobüste aksıran, öksüren, tıksıran...
Ama...
Hala bir ayağı kırık çöp konteynerine üzülmek,
Kumruların öttüğü serin sabahlarda
Bir rüzgarla işyerindeki yaprakların uçması,
Demli bir çay yanında kısa da olsa yapılan sohbetler.
Akşamları gürül gürül yanan sobanın yanında
İçilen tarhanalar, kızartılan kestaneler...
Yine de hayat güzeldir.
Bayram, neşe, el öpmeler, barışmak, kurban, kurbana işkence...
Açılım, saçılım, satış, politika, dalkavukluk, halka eziyet...
Sabah, işe gidiş, tıklım tıkış otobüste aksıran, öksüren, tıksıran...
Ama...
Hala bir ayağı kırık çöp konteynerine üzülmek,
Kumruların öttüğü serin sabahlarda
Bir rüzgarla işyerindeki yaprakların uçması,
Demli bir çay yanında kısa da olsa yapılan sohbetler.
Akşamları gürül gürül yanan sobanın yanında
İçilen tarhanalar, kızartılan kestaneler...
Yine de hayat güzeldir.
26 Kasım 2009 Perşembe
SAYIN SEVGİLİ KASAP
Sayın sevgili kasap,
Kurban keserken dikkat edin
Lütfen,
Dinimize göre kurban için uygun olan
Koyundur, keçidir, sığırdır, mandadır, devedir
İnsan değildir.
Sayın sevgili kasap,
Kurbanlıklara da iyi davranın.
Sonuç kesmek, doğramak değil,
Dinen gerekeni yapmaktır.
Dinimiz böyle
Kurban peşinden koşulmayı,
Hayvana ölürken acı çektirmeyi emretmemiştir.
Sayın sevgili kasap,
Seni öyle al aşağı edip,
Zorbaca kesseler istermisin?
"Hayır"
Demi cevabın.
Ona göre dikkatli ol anlıyacağın.
Hadi bakalım şimdi
İyi bayramlar...
Kurban keserken dikkat edin
Lütfen,
Dinimize göre kurban için uygun olan
Koyundur, keçidir, sığırdır, mandadır, devedir
İnsan değildir.
Sayın sevgili kasap,
Kurbanlıklara da iyi davranın.
Sonuç kesmek, doğramak değil,
Dinen gerekeni yapmaktır.
Dinimiz böyle
Kurban peşinden koşulmayı,
Hayvana ölürken acı çektirmeyi emretmemiştir.
Sayın sevgili kasap,
Seni öyle al aşağı edip,
Zorbaca kesseler istermisin?
"Hayır"
Demi cevabın.
Ona göre dikkatli ol anlıyacağın.
Hadi bakalım şimdi
İyi bayramlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















