25 Aralık 2009 Cuma

Yılbaşı geyikleri



Yılbaşında başka neler olurdu?
Neler yaşardık?

Tombala oynardık evettt. Herkese kartlar verilir  Bir torbadan çekilirdi numaralar. Genellikle 6 ve 9 rakamlarında yaşanan ufak sorun 9 rakamının altında belirtilen çizgi ile yatışırdı.

Kardeşimle o gün gazetede verilen saat gibi işleyen programı takip ederdik. Şu saatte şu sanatçı çıkıcak dikkat diye de anons yapardık.
Genelliklede tam 00,00 olduğundaysa ya dansöz çıkardı ya da Zeki Müren.
Böyle en tüylü, en taşlı yüzükleriyle.

Bir de Milli Piyango çekilişi yapılırdı. Aman Allah'ım o neydi öyle yaaa. Rakamların yazılı olduğu topların döndüğü makinalar. Sanki vantilatör gibiydi. Başında da ya gömlek, dar etek giymiş kızlar Allah aşkına o kızların yüzlerini hatırlayanınız var mı içinizde? Ya da Türk örf ve adetlerine uygun olarak Köylü kızı kıyafetiyle. Ayy derdim bu kızlar ne yazık ki yılbaşını kutlayamıyor yaa diye üzülürdüm. Belki de bir diğer çekilişe kadar alasını kutluyorlardı bilemiyorum. Büyük ikramiye açıklandığında da acaba şu anda kimbilir hangi evde tabaklar kırılıyordur diye de düşünürdüm.

Benim de unutamadığım yılbaşı gecelerim olmuştu.

Çocukluğumda ki yılbaşı geceleri Baba tarafımdan gelen akrabalarımızla geçerdi.
Yazık, Annem alt kattaki mutfaktan ikram taşımaktan bitap düşerdi.

Bir yılbaşında elektrikler kesilmişti ve ertesi gün gelmişti :(

Bir yılbaşında da Annemlerin Didim'deki evini sel bastığından dolayı biraz üzüntülü geçirmiştik. Ne benim eşim gelebilmiş ne de kardeşimin eşi gelebilmişti. Annem, Babam, Kardeşim ve ben eski günlerdeki gibi 4 kişi kutlamıştık.

2000 yılına girerken de İzmir'de Cumhuriyet Meydanında girmiştik çok eğlenmiştik.

Bir yılbaşında da saat daha 23,00 iken yatmıştım bir önemi olmadığını düşünmüştüm o zaman için.

24 Aralık 2009 Perşembe

Yeni yıl ve kırmızı don olayı


Her yılbaşında saat 00,00 olduğunda hani tvlerde etrafında ışıklar yanar söner, uzak ülkelerde havai fişekler atılır bilirsiniz. Kimi ülkelerde millet doluşmuştur o şehrin en kıyak meydanına bir coşku sevinç yeni yılı kutlarlar. Ben de bazen bu coşkuyu yaşamak adına İstanbul'da olmadığım halde kendimi Taksim Meydanı'na atmak isterim. Ama bir tarafım çimdiklenir korkusuyla yaşıyamıyorum bu coşkuyu :(((((((((((((((((((

Bazen de yine tam 00,00 olurken eski yıl bir hüzünle eski yılda yaşananlarla dolmuş olan çuvalını atıp sırtına giderken yeni bir yıl geliverir bir coşku bir sevinç içinde nedense hepte güzel bir kız olur. Ama giden eski yıl ona öyle bir nanik çeker ki "Seneye senide görücez yavrummm" diye.
Umursamaz ki yeni yıl "hıh bir sene saltanat benim hadi bakalım kış kış".

Bir de derlerki yeni yıla nasıl girersen bütün bir yılın hep öyle geçer. Amann alıverir beni bir telaş ne yapayım diye düşünmekten. Ya ayağa kalkarım, ya da evden dışarı çıkarım bir koşu. Ayakta olurum sağlıklı olayım diye. Evden dışarı çıkarım ki bütün bir yıl gezeyim diye.
Ama laf aramızda kalsın bir keresinde ne yazık ki  o akşam yenen abur cuburlardan dolayı tuvalette girmiştim yeni yıla hahahaaaaaaa :)))))))))))))))))))).

Ahh bir de kırmızı don giyme hadisesi var ki o apayrı bir olay.
Evdeysen gidersin odana donanmak adına giyersin kırmızı donunu dönersin yerine.
Ya dışarıdaysan ne yapacaksın?
Atarsın çantaya donu restoranın kadınlar tuvaletine gidersin diyebilirsiniz.
Ama orda da öyle bir sıra vardır ki  sen tuvalete girip donunu giyene kadar yeni yıl gelirr ve giderr.Eee kadın milleti değilmiyiz. Her yerde belli ederiz kadınlığımızı.
Kahkahamızla, parfümümüzle, donumuzla :))))))))))).



23 Aralık 2009 Çarşamba

Genç Kubilay

Okul yıllarımda Menemen Olayı anlatılırken aklımda kalan tek görüntü Kubilay'ın,
başının kör bir bağ bıçağıyla kesilip sokak sokak ibreti aleme göstermek için dolaştırılmasıydı.
Çok üzülmüştüm ve bunu yapanların böylesine güzel bir dinimize mensup insanların olamıyacağıydı.
Ne yazık ki durum bu.

Bunu yapanlar,
Dinin insanlar üstündeki gücünü keşfedip, kendi çıkarları için kullanan bir avuç çapulcu olduğunu anladım.
Ve o çapulcuların torunları ne yazık ki tarihin tekerrürden ibaret olduğunu kanıtlarcasına tekrar
aynı oyunları dinimizi kullanarak günümüz Türkiye'sinde de sürdürmekteler.

Allah'tan Genç Kubilay'a rahmet diliyorum.
Aklı türlü şekillerde karanlıklara bürünmüşlere de aydınlıklar, akıl fikirler diliyorum.


21 Aralık 2009 Pazartesi

Düştüm

Yerleri bi güzel silmiştim.
Mislerrr gibi kokuyordu ortalık.
Yatak odasına doğru giderkennn
Bir havalandım
Hoppppp
Düştümmm.
Ama Allah'tan çanağımı kırmadım.

20 Aralık 2009 Pazar

Ben 1 günlükken


Aslında doğum günümde koymalıydım bu fotoğrafı ama bulamamıştım.
Şimdi ekliyorum.
Fotoğraftaki bebek ben oluyorum haliyle.
1 günlükken.
Solda yer alan teyzem 25 gün sonra kuzenim geldi.
Sağda elinde kasımpatı olan diğer teyzemin oğlu.
Büyünceye kadar onları hep güvercin sanmıştım.
Üzerime örtülmüş olan battaniye mavi renk.
Babam karşılıklı çakılan çıtalara çivi eklenip yapılan bir teknikle yapmış.
Sanırım erkek bebek bekliyordu ki mavi renk yapmış.
Gerçi ailede erkek kardeşimle terstik biraz.
Ben erkek gibiydim o ise bana göre daha sakin.
Annem beni hep " Erkek fatma " diye severken,
Erkek kardeşimi de " Hasıl evlat " diye severdi.
Hoş ben de hak ederdim ya neyse.
Küçükken yazları ayağımda dizimde kesilmiş pantolounum püskül yapardım.
Saçlarımda erkek fatma gibi kısa kesilirdi.
Üzerime bir tişört, spor ayakkabı tüm yazı geçirirdim.
Elbiseyi sadece gezmeye giderken giyerdim.
Hatta hiç unutmam bir sbaha kalktım ayağımda bir kaşıntı.
Öğlene doğru tüm ayaklarım balon balon oldu.
Annem üzerinde inek resimleri olan bir elbise giydirdi bana.
Doğruuu Kemeraltı'na eski Aktaş kolonyalarının olduğu yerde
Bir eczacı vardı Eczacı Yılmaz - hatta şimdi Eşrefpaşa'dadır-
Pembe renkte bir sıvı hazırladı bize ayağıma sürdük bişi kalmadı iz bile yok.
Bir resimden nereye geldim yaaa.


17 Aralık 2009 Perşembe

Buraya kadarmış,



Bugün işimden çıkartıldım.
Hemen "Ayyy canımmm" la başlayan cümleler kurmanıza gerek yok.
Zaten ben çıkacaktım işten.- Bir ezik itirafı değil bu -
Gerçekten istiyordum ayrılmayı.

Son 10 gün azap gibiydi.
Neyse bitti.
Bundan sonra önümüzde ki olmayan iş tekliflerine yoğunlaşacağız.
Ayrıca çalışma şartlarından dolayı üstün körü yapılan ev işleri bir süreliğine
OHAL durumuna çevirilerek  icabına bakılacak.
İşi baştan sıkıya aldım, bir sürü deterjan falan aldım.

Ayrıca iş yerindeyken hayali kurulan bir sürü fiilide faal konumuna getirmem gerekiyor.

Mesela;

Sıcacık sobanın yandığı, yağmurun en şakır şakır yağdığı anı değerlendirip
Kitap okuyup, miskinlik yapmak gibi.
Yine havanın güzel olduğu bir zamanda
Çıkıp evden Kemeraltı'na inmek, vapurla Karşıyaka'ya geçmek gibi.
Gidilmesi gereken, sohbeti özlenen arkadaşlara gitmek gibi.
En çok ta sabahları sıcacık yatakta yatmak gibi.
Ayy ne çok işim varmış yaaa...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Ah Lucky ah

Lucky denizde


Hani ağlama nöbetlerim var ya benim, bugün fark ettim ki kendim için ağlıyamıyorum.
Zayıflık olarak görüyorum nedense.
İyi de etten püften şeylere niye ağlıyorum o zaman?
Epey bir sinir tahribatı içinde hissdiyorum kendimi.
Sanki sinir kablolarım uçları soyulmuş,
Beynime giden sinirler olur olmaz zamanlar da -gerçi çoğu yerinde zamanlar ya neyse- birbirine değipcızırttt cızırttt diye ses çıkarıyor.
Ama az kaldı inanıyorum tekrar iyileşicem.
Aslında böyle zamanlarda ne yapıyorum biliyormusunuz - sanki çok merak edenim var da ? - Hemen sokakta gördiğim bir köpeği seviyorum, ıslak burnunu okşuyorum.
Bir anda  geçiveriyor sıkıntım.
Ah Lucky'cim ahh yanlış zamanda kayboldun, gittin sen...

13 Aralık 2009 Pazar

Düdüklü tencere



Şu düdüklü tencere denilen aleti icat eden eyyy bilge, yüce kişi;
Sen harikasın bence.

Mutfak hayatımda bambaşka bir yeri vardır.
Bu düdüklünün.
Koy yemeğini çiğden,
Düdükten duman çıkınca kapat düdüğünü,
-Ötmesini bekleme ama-
Dakikanı tut,
Sonra da kapat altını ocağın.
Tıngır tıngır 40 saatte pişmez yemeğin,
Yemek buharına bulanıp kokmaz mutfağın.

Düşünüyorum da eskiden,
Nasıl pişermiş yemekler yaaaa.
İster etli olsun,
İster zeytinyağlı.
Hele et, bakliyat türleri.
Aman Allah'ım düşünemiyorum bile.
Saatlerce piş piş piş.
Giden zamana mı acıyim?
Saatlerce pişmekten harcanan tüpe mi?

Gerçi hala bu şahane keşfi mutfaklarına sokmamış hanımlar var.
Anlıyamıyorum gerçi bu mantığıda ya neyse.
Çeyizlik alırlar, mutfak dolabının üstüne koyarlar
Tozlanmasın diye de bide örtü örtülür falan.
Onun toz tutmasını istemiyorsanız,
Kullanın şekerim.

Haaa zorluğu yok mu?
Var.

Mesela
Eskiden kapağı lastikli olan düdüklüler vardı.
Soğuk bir Şubat akşamı hepimiz sofrayı üst kata taşımış,
Annemin aşağıda düdüklüde haşladığı turp otunun
Salata olarak yemeğe getirmesini beklerken
Bir ses duyduk aşağıya indik
Canım Annem bahçeye çıkmış,
Ortadaki süs havuzunun çevresinde koşturuyor
Acıyla bağırarak.
Mutfaktaysa tavan, duvarlar, dolaplar hep yapışmış otla dolu.
Meğer düdüklüyü tıkayan ot basınçla beraber elinde patlayınca
Annem gözlerini kapatmış ama yüzünü koruyamamış.
Yanan yüzüne buz etkisi yapsın diye bahçede havuzun çevresinde
O soğukta koşmaya başlamış.
Yüzüne dökümcülük yapan komşularımızın getirdiği
Badem yağlı bir ilacı sürdüler.
Annemin yüzünde ağzı, gözleri ve burun delikleri hariç her yeri yandı.
Kollarındaysa balonlar oldu.
O balonları doktorun kestiği an hala gözümün önündedir.
Neyse ki yüzünde iz kalmadı.
Sadece gözlerini çok sıkı yumduğundan dolayı biraz çizgiler oluşmuştu.
Pekii buna rağmen düdüklü tencereden vazgeçti mi?
Hayırrrrr.
Bana da kullanmasını öğretti.
İyi ki o korkusunu yenmiş ve kullanmasını öğretmiş bana.
Hayatımın mutfaktaki en büyük yardımcılarındandır.






Ya PKK ‘yapmadım’ deseydi?

Habur...

(İnfazsız yargı.)

- Niye geldiniz?

- Sayın Öcalan emretti.

- Kendi isteğinizle geldiniz yani...

- Hayır, liderimiz istedi.

- Demek örgütten ayrıldınız...

- Ayrılmadık, PKK’lıyız.

- Pişmansınız o halde...

- Yo-oo, değiliz.

- Yaz kızım, örgüt üyesi olmadıklarına, etkin pişman olduklarına, beraatlerine...


Tokat...

(Yargısız infaz.)

“Ne malum PKK’nın yaptığı?”

“Üstlenmediler ki...”

“Derin güçlerin işi...”

“Provokasyon.”

“Baykal hıyanet içinde.”

“Yeri çok düşündürücü...”

“Bahçeli’nin kalesi orası.”

Ama en çok şunu beğendim:

“PKK’yı hedef gösteriyorlar!”

Bu arkadaşlar aklını o kadar yitirdi ki, inanmak için PKK’dan “resmi açıklama” bekliyorlar artık.
Vurması yetmiyor çünkü... Üstüne “şahitlik” yapması gerekiyor PKK’nın.
Ve, bu ülkenin yurtsever insanları üzerinde öylesine “yalan, iftira ve karalama baskısı” kurulmuş ki... Bir taraftan şehitlere kahrolurken, bir taraftan PKK’nın üstlenmesine sevinileceği, 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

Yılmaz ÖZDİL
12 Aralık 2009 Hürriyet Gazetesi

PÖYKÜRÜYOM CESSSSSSSSSSSS

PÖYKÜRÜYOM İŞTE
CESSSSSSSSSSSSSS
BANA DA
YAZZZZZZZZZZZZZZ.
NOLURRRRRRRRRRR?
blog-yazarli-salata

11 Aralık 2009 Cuma

Çocuktum, ufacıktım...

Sevgili Çınar,
Sayfasında çocukluk şiirlerinden birini paylaşmış
Ben de ilkokul zamanlarından aklımda yarım yamalak kalan
Sevdiğim bir şiiri bulup paylaşmak istedim.
Behçet Necatigil'in.
Keyifle okuyup, çocukluk yıllarınıza dönmeniz dileğimle.

Kapı önünde Ayşe,
Hanım hanımcık iş gördü,
Sonunda kendine göre
Bir yuva kurdu.
İlk ben oldum misafiri,
Güle güle otur’a gittim.
Bir yüksük-fincanda getirdiği
Hayal kahveyi içtim.

Kibrit kutusu şeklinde
Oturmuştuk bahçeye karşı.
Ortada hokkadan bir masa,
Üstünde örtü yerine yaldızlı çikolata kağıtları.
Gözüm gazoz kapaklarına gitti,
Sorup öğrendim; kapkacakmış.
Toplamış sokaktan ucu yanmış kibritleri:
Bu kış odun yakacakmış.
Yangın yeri bir arsadan bulduğu
Cam kırıkları; para.
Ev çevirmek kolay, diyordu,
İş tutumlu olmakta.

Ayşe’yi o anda görmeliydiniz!
Eski kadınların kanıyla evcimen
Sisli geleceklere hazırlık
Çıkmış çocuk varlığından
Zamanların ötesine tertemiz.

Ayşe’m gibi, dünyada,
Ayşe’ler dolu.
Hepsi “evcik” oynar
Öteden beri.
Ayşe’ler büyür,
Günün birinde
Oyun-ev’leri
Sahici olur.

Ama hepsinin mi?
Hepsinin değil.
Ayşe’lerin kimisi
Yuvadan evden yoksun
Sert rüzgarlar önünde
Güz yaprakları gibi
Boşluklara savrulur.

Behçet Necatigil

10 Aralık 2009 Perşembe

Ağlayan ben

Ben kötüyüm aslında.
Ağlıyorum gülünecek halime,
Hem de şakır şakır
Hıçkıra hıçkıra.

Ayağı kırık çöp konteynerine ağlayan ben,
Otobüste gördüğü adamın çatlamış, yaralı eline ağlayan ben,
Ayakkabısı ayağından çıkan yaşlı amcaya ağlayan ben,
Yol onun olduğu halde otobüs tarafından ezilmeye ramak bırakılan
Boyacı çocuğa ağlayan ben,
Yere serdiği eski püskü modası geçmiş anahtarlıkları özenle sıralayıp
Satmaya çalışan yaşlı amcaya ağlayan ben,
(Anahtarlıklardan aldım bu arada)
Sabahtan kalmış poğaçayı yedirdiğim sokak köpeğinin
Daha sonra başı önde yürüyüp giden haline ağlayan ben.

8 Aralık 2009 Salı

Pek alakasız olucak belki ama,
Yakında kar yağıpta yollar kapanınca şehirlerde
Haberlerde bahsi geçer diye yazayım dedim.

Ana arter = Ana cadde demek,

Ara arter = Ara sokak demek oluyor.

6 Aralık 2009 Pazar

Taakkk
Tak tak tak tak.

Dır
Dır dır dır dır.

Ve buna benzer sesler.
Ama bu sesler beyninizin üstünde,
Gözlerinizi kapatsanız içinizde,
Bu sabah emar çektirdim.
Makinaya tam olarak girmedim,
Başım ve boynum içerdeydi.
Bunaldım, sıkıldım, korktum,
Hatta bir süre hiç nefes alamadım
Sıkıntıdan ellerimi oynatmaya başladım :)

Sonuçlar Çarşamba günü alınacak
Bakalım boynum ve sırtımdaki ağrıların sebebi neymiş?
İstemiyorum,
İstemiyorum,
İs-Te-Mi-Yo-Rummmmmmmmmmmmmm

5 Aralık 2009 Cumartesi

Uyanış başlıyor,

Şu günlerde kiminle konuşsam hep aynı sözcüklerden oluşmuş sohbetler içinde olduğumuzu fark ediyorum.
Herkesin bir birine sorduğu " Artık nette gezecek, bakacak bişiler bulamıyorum, sıkıldım " gibi.
Sonra fark ediyorum  ki evet yaa bende aynı dertten muzdaribim.
Şimdi bir tavsiye vermek isterim kendimce,

Bu durumdaysanız aslında çok da güzel bir konumdasınız demektir.
Çekin internet kablosunun fişini,
Kapatın modemi,

Uyanış başlıyor, hayata hoşgeldiniz!

Madem öyle daha çok arkadaşlarınızla toplanın,
Ailenizle daha çok zaman geçirin.
Mesela bir kitap alıp her akşam 1 saat okuma seansı düzenleyin.
Malum tvlerdeki bazı diziler çok saçma olmaya başlasa da
Hala en azından o anki vakti geçirecek,
Hayatın sıkıntılarından bir nebze de olsa uzaklaştıracak
Komik aile dizilerini izleyebilirsiniz.
Mesela ;
Geniş aile, Haneler gibi.
Ya da bir film seçip hep birlikte izleyebilirsiniz.

Ya da her gün işe giderken geçtiğiniz yollardan otobüse atlayıp bir tatil günü tekrar geçin.
Gezmek iyi gelecektir eminim.
Bir tarihi yapıyı gezin, müzeye gidin.
Eliniz de fotoğraf makinası sevdiğiniz semtlerden,
Ya da çocukluğunuzu geçirdiğiniz bir daha da uğramadığınız
Sokaklarda gezebilirsiniz.

Daha da çoğaltılabilir değil mi?

3 Aralık 2009 Perşembe

Hay çok yaşayasın sevgili domuz gribi



Sabah kalkmak yine çok zor geliyor yaa...
Şu saatte hala ayakta olursam kalkmak elbette zor olur.
İzmir yağmurlu ne güzel yaaa.
Ne zamandır yağsın istiyordum açıkçası.
Allah'tan sabahları bindiğim otobüs konforlu ve sıcak olanlardan.
Bazıları var ki kapılarından rüzgar esiyor, koltukları sanki taştan.
Bu gün çalıştığım işyerinin arkasında yine işyerimize ait bir bahçeye gittik.
Basmane Garıyla dib dibe İzmir'li olanlar anlar.
Bahçe içinde bir resim atölyesi var resimlere baktım içim açıldı vallaha.
Dönüşte de limon kopardık, biberlerden topladık yemekte yemek için.
Limonlarıda poşetlik nane-limon ile içtik.
Bu arada 1.çoğul şahıs ekiyle anlatıyorum işyerimde ki arkadaşımı kastediyorum.
Akşam üstü yağmur başladı ama ne yağmur.
Yine yolar su doldu,
Fuar Basmane kapısı önündeki kavşakta görevli polis amcama hayırlı görevler demeyi unutmadım yine.
Geçenlerde bize yeşil yandığı halde arabaların geçmesine sinirlenip elimle durdurup karşıya geçerken,
Polis amcamla gözgöze gelmiştim.
Sanki "Ben neyim burda " dercesine bakıyordu bana.
İyi akşamlar dileyip gitmiştim.
Artık her akşam selamlaşıyorum :)
Ama otobüs çok doluydu yaaa eve dönerken.
Körüğün orda duruyorum dayanıyorum iyi oluyor.
Ama birileri önümü biraz fazla kapatınca,
Hemen öksürük nöbetine tutulmuş gibi öksürüyorum
Etrafımda kimseler kalmıyor.
Hay çok yaşayasın sevgili domuzcuk gribi :))))))))))))

2 Aralık 2009 Çarşamba

Yağmur yağıyorrrrr
Seller akıyorrrrr
Arap kızıııı
Camdan bakıyorrrrr.

1 Aralık 2009 Salı

Yine de hayat güzel

Veba, cüzzam, su çiçeği, verem, aids, kuş gribi, domuz gribi...
Bayram, neşe, el öpmeler, barışmak, kurban, kurbana işkence...
Açılım, saçılım, satış, politika, dalkavukluk, halka eziyet...
Sabah, işe gidiş, tıklım tıkış otobüste aksıran, öksüren, tıksıran...

Ama...

Hala bir ayağı kırık çöp konteynerine üzülmek,
Kumruların öttüğü serin sabahlarda
Bir rüzgarla işyerindeki yaprakların uçması,
Demli bir çay yanında kısa da olsa yapılan sohbetler.
Akşamları gürül gürül yanan sobanın yanında
İçilen tarhanalar, kızartılan kestaneler...

Yine de hayat güzeldir.

26 Kasım 2009 Perşembe

SAYIN SEVGİLİ KASAP

Sayın sevgili kasap,
Kurban keserken dikkat edin
Lütfen,
Dinimize göre kurban için uygun olan
Koyundur, keçidir, sığırdır, mandadır, devedir
İnsan değildir.

Sayın sevgili kasap,
Kurbanlıklara da iyi davranın.
Sonuç kesmek, doğramak değil,
Dinen gerekeni yapmaktır.
Dinimiz böyle
Kurban peşinden koşulmayı,
Hayvana ölürken acı çektirmeyi emretmemiştir.

Sayın sevgili  kasap,
Seni öyle al aşağı edip,
Zorbaca kesseler istermisin?
"Hayır"
Demi cevabın.
Ona göre dikkatli ol anlıyacağın.

Hadi bakalım şimdi
İyi bayramlar...