26 Kasım 2010 Cuma

Bir acı kahve





Bir dostla sohbet sırasında,


"Kimin gözünde dürüst olup olmadığının ne önemi var diye cümle kuran bu kız 
Facede yazdıklarını kavrayamanların kendisiyle ilgili konuştuklarından rahatsız 
Aradaki çelişkiye bakar mısın?
Face ne kadar önemli diye bi soru getiriyor aklıma mesela ?
Bir paylaşım, bir tıkla arkadaş olup
Bir araya gelip oturmadan, 
Bir dost meclisinde iki kadehin tokuşturma sesini bile duymamışken
Bir yemek yiyip,
Bir acı kahve içmeden
Hatta ses tonlarımızı bile duymadan 
Birbirimize 
Güvenmek
Sinir olmak 
Niye acaba?
Yada benimle ilgili ne düşünüyor ?
Gibi durumlara girmek"

Dedim,
Kahvesinden höpürdeterek bir yudum aldı ve şöyle cevap verdi bana,

"Sesini duyduğunun, kahve içtiğinin, yemek yediğinin ve hatta benim örneğimde olduğu gibi daha da ileri gittiğinin bile yeri geldiğinde önemi olmayabiliyor.
Sıralamaya alırsak; face' in önem sırasında esamesi bile okunmaz.
Face gibi ortamlarda arkadaş listeni ortak paydalarda buluşabildiklerinden oluşturmalı insanlar. Zira sanal bir alan ve zaten özel yaşamımızda bir yığın sorun varken, bir de bu sanal alana kendimize sorun çıkartacak şeyleri ya da kişileri taşımanın mantığı da yok.
Kafa dağıtma, gündelik sıkıntılardan uzaklaşma ve hoşça zaman geçirmek olmalı amaç...
Ama ne yazık ki kendimizi özel yaşamdaki düşüncelerden soyutlayabilmek imkanımız yok.. Hal böyle olunca özel yaşamdaki eksikleri ya da gedikleri veya bastırılmışlıkları ortam nasılsa sanal diye çok daha rahatça açığa da çıkartıyoruz bu gibi ortamlarda.
Ve aslında hacı şakir i zengin ediyoruz masturbatif yanılsamalarımızla..."

Bu cevap üzerine kahvenin yanındaki lokumları alıp yedik
Bari ağzımız tatlansın dedik.



Mim şeysi



Asuman abla Beni mimleyip ce ee lemiş...
Aldım soruları önce Eşim'e  sordum
Bi sınav çektim kendisine
Sorayım tartayım bi dedim
Bakalım tanımış mı beni 13 senedir
Çoğuna ikimiz aynı anda aynı kelimeleri söyleyerek 
Cevapları verdik
Gerçi o genelde uzun cümleler kurdu 
Benim gibi
Bakalım neler çıkarmışız ortaya




En sevdiğiniz kelime: İçinde gerçek, samimi hisleri barındıran tüm kelimeleri severim.  Çünki yalan yoktur onlarda 


En sevmediğiniz kelime: -mış -miş -muş'la biten tüm kelimeler ( bir bok atma içerir bence )

Ne sizi heyecanlandırır: Kırmızı kurdeleli tüm paket/-cikler

Heyecanınızı ne söndürür: En heyecanlı anımda karşımdakinin, yanımdakinin boş boş bakması


En sevdiğiniz ses: Deniz kabuğuna daya kulağını derlerdi ben küçükken gelen ses denizin sesidir, sonradan öğrendim ki yokmuş böyle bişey. O sesi kulağıma duyuran benmişim meğer.

En sevmediğiniz ses: Her sesin en yükseği 


Hangi mesleği yapmak istersiniz: Bi cevap bulamadım buna ne ben nede eşim. Sustuk burada

Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz: Hesap kitap işlerini becerebilmeyi isterdim

Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz: ?

Nerede yaşamak isterdiniz: Deniz kenarında - ki çok şükür İzmir'de yaşıyorum-

En önemli kusurunuz: Ben; Öfkemi  kontrol edememek Eşim; Şüphecilik  

Size en fazla zevk veren kötü huyunuz: Sarımsak yemek derim ben onu çok severek yerken beni böylesine kötü etmesine dayanamıyorum tansiyon durumları

Kahramanınız kim: Hep değişir, birgün sen olursun yarın başkası 

En çok kullandığınız kötü kelime: Eşim ve benim aynı anda verdiğimiz cevap ; Siktirr

Şu anki ruh haliniz: Mutlu ama her an da bir çatlaktan içeri girip beni mahvedecek bir olaya karşı korumasız

Hayat felsefenizi hangi slogan özetler: "Hayata bir kere geldiysek hem herşeyi yaşamak gerekirken bir daha bu şansın verilmeyeceğini düşünerek sınavlardan iyi not almaya çalışmak." hadi be ben bunu mu düşünüyorum kendime idol alıyorum ara sıra fire verdiğim oluyor ee "Hatasız kul  olmaz" demişler

Mutluluk rüyanız nedir: Bedenen ve ruhen sağlık ve sıhhat gerisi geliyor bunlar olmadı ııhh İster Bağdat padişahının gözdesi ol, ister Mısır sultanının cariyesi...


Sizce mutsuzluğun tanımı nedir: Kıskançlıktır derim ben. Öyle bir sinsi hastalıktır girdimi bünyeye bir kere tüm mutsuzluklara giden yollar bundan başlar.


Nasıl ölmek isterdiniz: Bi şi var bende her zaman yemekte bir ölüm tehlikesi atlatırım. Ağzımdaki lokmayı çiğnerken nefes alınca o lokma hopp gider soluk boruma doğru. 
Çoktur etrafımdaki kişileri  yemekten önce uyarıp böyle bi durum yaşarsam beni arkadan yumruklamaları için.. İşte böyle bi durumda ölmek istemezdim.

Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah' ın size ne söylemesini isterdiniz: Bu sorunun cevabıyla ilgili hiç düşünmedim.



25 Kasım 2010 Perşembe

Şeniz'den inciler



Facebook'da, Friend Feed'de saçıp etrafa toparlayabildiğim incilerim;
Not: Bizati kendi şahsıma aittir...

Samimiyetsizsen ki öylesin, önce susacaksın sonra bunu kabul edip ona göre konuşacaksın. Yoksa ağzından çıkan sözler istediği kadar Mevlana'nın gül bahçesinden olsun inan ki kokar lağımlardan beter. 



Yunanca şarkılar neden bana hep, güneşli günleri, rakı-balık kokan yaz gecelerini, ya da denizden esen sert rüzgarlı yağmurlu kara bulutlu sevgili koynunda geçen geceleri 
hatırlatır ki ? 
Evet İzmir metrosunda kulaklığı yanlışlıkla çıkınca etrafa yunanca şarkı dineleten kadın benim.. 

Yarın Kayınvalidenin gününe kurabiye yapılacak, diz üstü elbise giyilip şıkır şıkır süslenip güne gidilecek. Çay ikram edilecek..Gelin'in yarın ben... - 

Mutfağı kaplamış çay, kızarmış ekmek kokusu... Su kenarındaki ceylanlar gibi görüyorum onları..Ben kimim şimdi sizce ?

Git dedin ya bana ama gider gibi yap der gibi...


Yıldızları say derim ben sana, içtiğin her yudumda. Yalnız olduklarını düşünüp hüzünlenme sakın, unutma yoldaşsın bu akşam onlara en kalabalık halinle...


Şuraya yazacağım çok şey var ama daha hazır değilsiniz..



Not: Resim sevgili Masal'dan...

Suskunluk




Bu suskunluk neden ? Korkuttun mu yoksa ? 
Hep böyle olmaz mı zaten ?
İlk bakışlar, 
İlk iç çekişler, 
İlk verilen çiçekler, 
Gülüşler, gizli saklı el tutmaya çalışmalar bunlar aşılınca bitiyor mu herşey ? 
Gel dedin bi gün bana geldim bende hemde en yağmurlu günde.
Saçlarıma fön çekmiş, makyaj yapmış bir de havalı olsun diye kalın kazak yerine ince bi tişört geçirmiştim sırtıma 
Ne oldu sonra ? Nerde yanlış yaptım ? Neyi yanlış dedim.
Arabandan kül tablasını boşaltır gibi attın ilk durakta.
Ne kaldı geriye,
Kafası karışık , saçları yağmurdan fönü bozulmuş, gözaltıma akmış rimellerim, 
Tir titrer bi şekilde döndüm tekrar kendime.
Suçlu kim şimdi ? Ne dememi isterdin ?
Sen söyle..

24 Kasım 2010 Çarşamba

Dinleyin derim





Severim,
Dinlerim,
Yarın yokum 
Ben yokken dinleyin
Ben
Nerde miyim?
İzmir'deyim.
Yağmuru takmadan dolaşıcam biraz
Belki Kordonboy'unda,
Belki de Hisarönün'de


Not: Şarkılardan biri tanıdık
Tahmin edebilecek misiniz bakalım ?
Ve doğru tahmin bir okuruma çekiliş sonucunda
Öpücük armağan edicem.

St: 11:55
Demişim 
Dün gece okuyuculardan bi uyarı aldım.
Benim sayfam açıldığında Grooveshark çıkmıyormuş.
Şarkıları oradan eklemiştim sayfama.
Bende gözüküyor halbuki
Tekrar bi düzeltme yapıp ekledim şarkıları




22 Kasım 2010 Pazartesi

Ah nerede vah nerede


                                        








Füsun Önal Ah nerede vah nerede dinlemek için bir tık



Bir aşk öyküsü diyebilir miyiz buna?
Bilmiyorum.
Aşk değilde bir çekim mi acaba ?
Kadın ve erkeğin beklentileri her zaman farklı..
Bir tesadüf tanışılmış 
Nerde nasıl olmuş değil önemli olan aslında
Belki bir kitapçıda, belki cafede, belkide bir arkadaş toplantısında.
Ayrıntısı değil ana hatları önemli.
İstenen ve verilen.
Hissedilen ve hissettirilen
Yaşanan ve yaşanamayanlar.
En güzel anı ise,
Şakır şakır bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur
Farklı yerlerde bulunmak randevu saatinde
Boşa geçen bir on dakika,
Sonrası,
Koşarcasına yağmurun altında 
Sıcacık bir araca binmek 
Ve havayı kaplayan  çekim gücü
Eller kavuşmuş 
Islak, 
Soğuk 
Ama sıcaklık veren
O saatten sonra olanlardan kim sorumlu ?





21 Kasım 2010 Pazar

Mutlu son



Son dakika haberi misali
Dünden beri içimde tuttuğum
Yemeyip, içmeyip
Sadece içimdeki sıkıntıyı
Öğütmeye çalışan 
Ben !
Haksızlık yaptığım kişiyle konuştum
Yaptığım haksızlığı
Kendimde yarattığım sıkıntıyı
Dünden beri Eşime yaşattığım
Gergin mi gergin ev halini
Ve karşımdaki kişi 
O kadar olgunlukla karşıladı ki
Geçti
Gitti
Bitti
Eh şimdi bi kek çırpıp 
Yarım elma gönül alma
Zamanı...
St: 18,06



Gripin




Bütün ağrılara karşı diye reklam vermiş 
Gripin
İçtim bir işe yaramadı 
Dünden beri aldığım gıda
Az mercimek çorbası, bir bardak süt
Gece uyku sıfır..
Şimdi zorla ayakta sallanıp uyutulmaya çalışan 
Bebekleri anlayabiliyorum
Yoksa uyku yok uyuyamıyor insan.
Bir ılık duş alındı
Sıkıntıdan tutulan boyun kasları
Gevşesin biraz diye.
Bu saat oldu bir xanax aldım
Normalde yarım saatte uyuturken
Gözler faltaşı gibi açıldı
Yalnız beynimde bi sersemlik
Karşımda edilen sözlere 
Geç cevap vermeler
Geçicek geçicek...






20 Kasım 2010 Cumartesi

30 gram



Hani diyorum ya bazen, 30 yaş üstü kadınlar
Pek ahkam keseriz
Bir takım sınavları vermişiz, geçmişiz artık 
Herşeyi biz biliriz, 
Ah birde biraz akıl olsa 30 gram kadar mesela
Hani hep deriz 
"İçinden ne gelirse onu yap" 
Olmuyormuş işte.
Battım yine boktan bi durum içine
Çıkmak için sifonu çek demeyin o kadarını bende biliyorum
Hatta sifonu çekmek kadar kolay olsaydı buralarda anlatıp
Kendimi bir nevi rahatlatmak işlerine girişmezdim di mi?
Anlık yaşanmıyor muş dostlar,
Anı biraz ileri alıp neler olabilir diye de bakmak gerekiyor muş mesela
Hadi şimdi sıçtık girdik bi boktan durum içine
İşin içine başkasını çekip suç ortağı aramaya kalkmalar niye ? 
Hadi buldun diyelim 
Ki genelde evdeki en yakın kişi olur
O da eşimdir.
Suç ortağının yanlış kabloyu kesip alarmı çalıştırdığını varsayıp
Bağrınmak, çığrınmak, kendini haklı çıkarmaya çalışmak,
Niye ?
Ne bileyim en basiti neredeyse sabahtan beri 1000.kez
"Bişi olmaz sıkma canını" 
Bahanesiyle bunaltmak nedir ?
Eşim haklı 
"Beyninin 30 gramını biraz daha fazla çalıştırsan,
Canını sıkan bu durum yerine başka şeylere adapte olsan daha iyi değil mi?"
Deyip bir nebze olsa da avutamıyor beni.
Yok yok anladım akıl yaşta değil baştaymış
30 yaş üstü kadınlarda hala 03 yaş çocuklukları yapabiliyormuş.









Entrika




Bugün bir kelime takıldı dilime.
Gerçi pek işime yaramaz, kullanmam pek ama geldi takıldı bi yerlerde dilime.
Entrika...
İşime yaramaz aslında çünki ben bir ev hanımıyım.
Öyle entrika, mentrika gelmez işime.
Nerede başıma gelebilir ki evde dört duvar arasında.
Mesela yemek yaparken doğradığım soğanlar mı
Yoksa makinaya attığım çamaşırlar mı
Bir kahve içimi bana gelip derdini sıkıntısını paylaşan arkadaşım mı
Bir işyerin de dönen entrikaları bilirim mesela.
Az buçuk çalışmışlığım var 
Oralarda çok olur mesela entrikalar.
Kıyılarda köşelerde asarlar birini
Arkasından türlü dolap çevirip 
Asıverirler müdürün, patronun kapısına...
Dedim ya ne olabilir ki dört duvar arasında
Ben patronu olmuşum o evin,
Benim dudaklarımın arasından çıkacak lafa bakar 
Elektrik süpürgesinin yenisinin alınacağı zamanı,
Bana bakar istemediğim koltuğun yüzünün değişimi..







15 Kasım 2010 Pazartesi

Sayın Sevgili Kasap

type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="334">
yok böyle kasap havası | video.mynet.com



Sayın sevgili kasap,
Kurban keserken dikkat edin
Lütfen,
Dinimize göre kurban için uygun olan
Koyundur, keçidir, sığırdır, mandadır, devedir
İnsan değildir.

Sayın sevgili kasap,
Kurbanlıklara da iyi davranın.
Sonuç kesmek, doğramak değil,
Dinen gerekeni yapmaktır.
Dinimiz böyle
Bir matador gibi
Kurban peşinden koşulmayı,
Hayvana ölürken acı çektirmeyi emretmemiştir.

Sayın sevgili  kasap,
Seni öyle al aşağı edip,
Zorbaca kesseler istermisin?
"Hayır"
Demi cevabın.
Ona göre dikkatli ol anlıyacağın.

Hadi bakalım şimdi
İyi bayramlar...

14 Kasım 2010 Pazar

Bayramlar



Bayramlar başka bir hava verir insanlara.
Bir neşe, bir sevgi yumağı, tatlı telaşı, temizlik, bayramlık kıyafetler, saç boyamalar, kaş aldırmalar.
Evin erkeği gelir  saçlar kesilmiş sinekkaydı traşlı yanağa kondurulan öpücüğe
Traş sabunu kokusu karışır Arko olmalı illaki...
Evin hanımının isteğidir bu.
Babada, dedede, amcada, dayıda hep öyle kokardı çünki...
İnce çoraplar özenle giyilir kaçması istenmez hemde bayram bayram.
Kristal şekerlik çıkarılır büfeden içine doldurulur şekerler
Bonibonlar, çikolatalar, badem şekerleri...
Yanında kolonya şişesi 
Tariş limon kolonyası 80 derece...
Kemeraltı'nda aktaş kolonyaları vardı eskiden
İllaki oradan alınırdı yasemin, gizli çiçek...
Mis gibi kokardı o sokak.
Türk kahvesi ikram edilecek gelenlere
Ziyaretler kısa çayla uzatılamaz
Kemeraltı Karakol'u yanındadır kahveci...
Ellerde bayramlıkların olduğu paketler
Acıkan karınlar Hisarönü'nde doyurulur bi güzel.
Sabah bayram namazından dönenlerin ellerinde sıcak ekmekler
Afiyetle yenir kahvaltı
Fonda da Mustafa Kandıralı..
Hadi bakalım iyi bayramlar olsun...
Bi bayram yazısı da yarın 
Sevgili kasaplara gelicek....