15 Eylül 2010 Çarşamba

Kahvaltı

 


Sabah kalktığımda yalnızsam şayet kahvaltı hazırlamak gibi huyum yoktur benim.
Dün bi arkadaşımla konuşurken telefonda mutlaka yapmamı söyledi
Hem kiloda vermişsin hem de havalar serinledi hadi yap dedi.
Telefonu kapatınca çayı koydum ocağa hazırladım bi kahvaltı
Doyurdum karnımı.
Bu sabah yine kalktım hazırladım kahvaltımı ohh yaptım misler gibi.


Arkasından da biraz geçince bi kahve patlattım kendime en şekerlisinden...

Bir de fal kapattım 


Kendim attım, kendim inandım baktığım fala




















Aslında farkındayım hayatımdaki sahte varlıkların.
İstesem bir anda temizlemesini de bilirim.
Ama bunca sahteliğin benim samimiyetime ihtiyacı var.

Mevlana

14 Eylül 2010 Salı

Semizotu





Bir saksı içinde semiz otları
Ne kadar da arsız bir bilseniz.


Bakmayın az gibi göründüğüne
Bir tabak dolusu yoğurtlu, sarımsaklı
Harika bir salata oldu soframda.





13 Eylül 2010 Pazartesi

Çocukluk işte


Dalmışım tv başında izlerken Esra Erol'u
dışarıdan gelen çocuk çığlıklarıyla açtım gözümü
"Noluyoo" dercesine çıkarken balkona 
Toplamışlar su, kola içeceklerinin kapaklarını 
Atıp yakalamaya çalışıyorlar çığlık çığlığa.


Verin kutuyu dedim ben atayım balkondan. 
Bi sürü çocuk çıktı yukarı
Kutunun içine bayramdan kalan şekerleri de karıştırdım.


Atar gibi yapıp tempoyu ve tezahüratları yükselttim
Sonra da boşalttım kutuyu sokağa 
Atılan çığlıklar, yüzlerinde oluşan gülücükler
Çok güzel di çok...















Kim bunlar ?

                                                               

Eloy - Castle ın the air

Haklarında en ufak bir bilgim varsa ne olayım.
Ha bi alman bi grup olduğunu buldum sadece.
Bir yerlerde buldum ve dinledim.
Çok ama çok hoşuma gitti.
Var mı hakkında bilgisi olan.
Not: dinleyende ya çok severmiş ya da hiç sevmezmiş. 
Vallaha ben bayıldım...



12 Eylül 2010 Pazar

12 Dev Adam


Seviyorum ülkem insanlarını. 

Evet-Hayır için 

Konuştuk, tartıştık, köpürdük, 

Ama akşam final maçında tek yürek olucaz...

Kalpten gitmeye hazır mısınız ?

Haydi bakalım o zaman tv başına...

73.Bayramım

Lütfen önce şarkıyı tıklayın ve öyle dinleyin....
73. Bayramı mı, 
37. de de Ramazan Bayramı mı daha kutlayıp bitirdim bugün.
Benim öyle sıkıntılı geçen bi bayramım olmadı hiç.
Kimi bayram 3 kıyafetim olurken 
Kimi bayramsa sadece ayakkabı alındı yeni.
Bazı bayramlar çok param oldu 
Bir de mendillerim en pembesinden çiçekli
Kimi bayram evde oldum 
Kimi bayramsa uzaktaki sevdiklerimin yanında.
Ama illaki ailemle beraber kutladım.
İlk defa bu bayram nedense sevdiklerimin yanına giderken 
Geri geri gitti ayaklarım biraz.
Sanki kocaman bir balonun içine hapsolmuş gibi hissettim kendimi.
Gönlümü hafifletme adına konuşurken bir sevdiceğimle
İçinde yaşadığı sıkıntıları, kaybolmaya, kendisini yutmaya başladığını hissettiğim 
O insanı umutsuz, yaşama sevincini kaplayan karanlıkları fark edince
Şu 37 yıllık hayatımda ilk defa korktum.
Çok zor aslında biliyor musunuz sevdiğiniz birinin ağzından
Sizin yerinize toprağı daha çok sevdiğini söylediğini işitmeniz.
Koyuyor adama be....


Şarkı : Quilapayún - Elegia al Che Guevara



8 Eylül 2010 Çarşamba

İyi bayramlar





Damağımızı, ruhumuzu ve çevremizi tadlandıran, 


Birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu 
En sıcak şekilde hissedeceğimiz 




Sağlığımızı tehlikeye atmadan geçireceğimiz


Bol harçlıklı

Güzel ve bereketli bir bayram geçirmemizi diliyorum.

7 Eylül 2010 Salı

Kuru fasulye

Zaten randevu için verdiği vakit dardı. 
Metroya koşarak giderim diyerek vakitten çalıp en az 5 kıyafet denedim. 
Tam kapıdan çıkarken tekrar geri dönüp ilk giydiğim kıyafeti geçirdim üstüme. 
"Dikkat kapılar kapanacak" anonsuyla yetiştim metroya. 
Kafamdan eski anılar geçti. 
Yüzünü çıkaramadım bi türlü. 
Çok uğraştım yumdum gözlerimi olmadı. 
Saçının alnına düşüşü onu sağ eliyle kaldırışı geldi yalnızca, 
Bir de bileğindeki çizik. 
Anlatmıştı, küçükken ağaçtan inerken olmuş 
Bileğini o izi öpmüştüm usulca.
Randevu yerine geldiğimde bir sağa bakındım bir sola. 
Önümden geçen herkes birden O'nun yüzü oldu sanki 
Kafam karıştı ne oluyor,
Derkennn aklıma geldi, 


Aman Allah'ım ocakta kurufasulye vardı unutmuşum...



6 Eylül 2010 Pazartesi

Sayfamda bir konuk yazar,


                                                  


Bulamıyordum bir türlü diğer yarımı, bildiğin tarif ettiğin, sorsalar diğerlerini inandıracak gücü hissedicek kadar bildiğin bir duyguyu paylaşamamak, kimi zaman hüzün veriyordu kalbe kimi zamansa gereksiz bir neşe ama sorun burda değildi asıl sorun, çözemiyordum içimdeki buzları bir türlü.. 
Birincisi, ikincisi, üçüncüsü derken kaç bedeni eritecek sıcaklığı bulabilirdim ki bedenimde.

Daha kaç hayal kırıklığının başrolünü paylaşacaktım.


Düşündüklerimi öldürmeye çabalarken, yeniden düşünmenin hayali düşmüştü bile bir kere içime. Saçlarımı beyazlatan O’ydu belki de yada düşünmekten yorulmuş vücudumun dur sinyalleriydi. Binevi reddettiklerimin, zorunlu kabulünün isyanı.


Ve anlıyorum ki hayal ettiklerim sahip olduklarımın birer kopyasıydı gerçekte...


Ne kadar iğrensemde bunu geç farketmekten, ne kadar kusmak için kendimi hayatın uçurumlarına savursamda yeri değildi şimdi bunların. Sadece tek birşeye odaklanmalıydım. Henüz neye odaklacak olduğumu bilmesemde birşeylere odaklanma fikri bile bana mutluluk veriyordu..


Sürekli gülenleri görüyordum, sürekli ağlayanları da peki hangisi gerçekti ? 


Hangisi inandırabilirdi beni, rol müydü yüzler yoksa yönetenlerin konusu, doğru insanlara komplo olan bir senaryomuydu bütün bunlar?


Önemsemekten vazgeçtim artık hiçbir şeyi önemsemiyorum çünkü yakışmıyor üstüme daha fazla önem vermek. İhanet edenlerin yüzleri kadar çirkin duruyor. Yalan söyleyenlerin anlattıklarını doğru sanarcasına çığlık çığlığa kabul ettirmeye çalışması gibi rahatsız edici..


Ve inandıklarım, inançlarıma sadık olamadı..


Gözümde büyüttüğüm insanları tanıdıkça onların gözle görülemeyecek kadar küçülmesini izlemenin zevkini daha önce yaşadığımı sanmıyorum. Onlar seçtiği karanlıklarında birbirlerini yakıp kurtulacaklarına inansalar da, ben ise insanlığımın ilk mükafatını alıp aydınlık geleceğim için hiç olmadığım kadar önlerindeydim hayatın..

5 Eylül 2010 Pazar

Kadir Geceniz Mübarek Olsun





Gözyaşımız var yanaklardan ağrı akar akar toprağa düşer ve turabî olur.. 

Dûalar var ıtrîce Rabb'e okunan bizsi dualar ki; 

Gökyüzüne doğru kaybolurlar. 

Sanıyorum onlar da Rabbi olurlar!!



4 Eylül 2010 Cumartesi

Yorgunum

Çok yoruldum ben bugün.
Yine o ayağıma vuran ayakkabıları çektim 
Bilekten bağladım bağcıklarını attım kendimi sokaklara.
Yeğenimle beraber önce Alsancak Havagazı Fabrikası Kültür Merkezine
Medeniyetler sergisine !
Ünlem işareti orada "bumuy muş yaa" anlamında kullanılmıştır.
Ben şöyle büyük, kapsamlı, ayrıntılı bi sergi beklerken
Toplam 7 tane İskanderiye-Roma dönemi giysisi ile karşılaşınca
Zaten sıcak olan hava iyice indi tepeme.
Not: Yapılan el emeğini küçümsemek değil bu asla..
Neyse çıktık ordan önümüzdeki durakta Karşıyaka otobüsü durdu.
Attık kendimizi Karşıyaka Çarşıya gittik. 
Gezdik, tozduk yeğene bişiler ısmarladık.
Atladık vapura Konağa doğru.
Çarşıda bir arkadaşıma uğradık sohbet ettik biraz soluklandık.
Ordan da taa Lozan Meydanına kadar yürüdük.
Abimize uğradık dinlendik.
Kalan son enerjimizle de iftara yakın trafik sıkışıklığına girmemek için
Lozan'dan da Alsancak Gar'ına taban tepip yeni açılan
Alsancak - Cumaovası arasında çalışmaya başlayan Elektrikli trene binmek için.
Eşimde işten çıkıp Halkapınara geldi ordan bindi.
Ezan okunurken yollarda iftar açtık....
Not: Kaval kemiklerim çok ağrıyor...

2 Eylül 2010 Perşembe

Tarkan

                              

Hiç fark etmez,
Dünya starıymış, onu kullanmış bunu kullanmış
O benim gönlümün starı...



1 Eylül 2010 Çarşamba

Gitmek


Nasıl bir işleyişi vardır şu vücudumun şu yaşımda anlamış değilim.
Hani sonbahar melankoli olur, 
Baharda canlanan tabiat bu mevsim de ölür ya
Eylül 1 
Benim vücut başladı hemen sonbahar programıyla çalışmaya
Aslında bahanesi işin bu
Bende var bişiler, hani hep cıvıldarım ya ben
Hiç bişi ! yapmak istemiyor şu anda
Sadece şu şarkıyı yükleyip cdye hiç durmadan gitmek istiyorum.






31 Ağustos 2010 Salı

Sataşma yazısıdır :)

Hiç bir şey yazasım yok aslında yaa...
Bi ağırlık çöktü üstüme sanki.
Felak nas okuyayım bari..
Bakıyorum da diğer blog yazanlarda da var bi rehavet.


Kimi fikir danışmış ne yapayım diye ?


Kimi bi söz yazmış bi de bi şarkı patlatmış
Yorum yapınca da bi dalga geçmeler falan  ( Kendini beğenmiş )


Kimi bi resim koymuş
Altına döşeyin bi hikaye demiş bize bırakmış ( Üşengeç )


Kimi bunu yaptım demiş resmini koymuş
Sizde yapabilirsiniz  ( Hava atıyo )


Bi çoğunluğu bayram münasebetiyle yırtmışlar konu sıkıntısından
Atatürk'lü, bayraklı alıntı yazılarla ( Sözüm yok onlara )


Kimisi yemiş, içmiş anlatmışşş
Ama sıçıp sıçmadığını belirtmemiş ( Ne yediğini bilmez )


Kimisi nereyi gezdiğini yazmış ( Evliya Çelebi Mübarek )


Not: Blogdaşlarımdan özür diliyorum takılmak istedim sadece...

29 Ağustos 2010 Pazar

İftar telaşı

Patatesler doğranıp elma dilimi kesilecek,
Biraz ekmek içi, soğan, baharat ile kıyma köfte harcı olucak
Marul, taze soğan, semiz otu yıkanıp suları süzülecek
Sarımsak dövülecek yoğurda karışıcak
Salatalıklar rendelenip son bir lokması ağıza atılacak
Yoğurtla karışıp bir kap içinde cacık olarak dolapta yerini alıcak
Yağ kızmaya başladımı önce patatesler sonra da köfteler şöye bi 5 dakika kızartılıp 
Tepsiye dizilecek üzerine de salçalı, baharatlı harç dökülecek
Alüminyum folyonun bittiği fark edilip bi koşu bakkala gidilecek
Tepsinin üstü kaplanıp fırına sürülecek
Marul, taze soğan ince ince kıyılıp yağ, limon, tuz karışımını beklemek üzere ayırılacak
Bi kap sıcak suda semizler 1 saniyeliğine şoka uğratılıp süzgüye alınacak
Tekrar sarımsak dövülüp yoğurda karıştırılacak
Unu alırken tencereye üst baş un olucak
Onlar kavurulurken yağ ve domat eklenip suya karışacak
Tatlıya kalmayan vakit tatlıcıdan alınırak kazanılacak
Sarımsaklı yoğurt semizlerin üzerine eklenecek.
Masa örtüsü serilecek en beyazından rüzgar yapa yapa
Tabaklar çıkarılacak konsoldan yıkanıp kurulanıp 
Çatallar, kaşıklar, peçeteler, bardaklar derken
Tuzluk yarım kalmış tuz doldurulacak
Tüm yemekler servis tabaklarına alınıp
Asıl önemli konuk hocanın ezanı okuması beklenicek
İftara misafirlerim var bu akşam telaşım çok....

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Cevaplarım....

Öğrendim ki; Buzluktaki poğaçayı mikrodalgada çözdürme modunu kullanmalıymışım.


Öğrendim ki; Ağızlarından saçtıkları tükürüklerin zemzem suyu olduğunu zannediyorlarmış.


Öğrendim ki; Çocuklar düşe kalka büyürlermiş.


Öğrendim ki; Geçmişte yaşadıklarımızmış bizi gelecekte yaşananlara hazırlayan.


Öğrendim ki; Çivi çiviyi sökermiş, kadının fendi ayakkabıyıda yenermiş.


Öğrendim ki; Mutfakta koalisyon olmazmış.


Öğrendim ki; Kimse üstüne sorumluluk almak istemezmiş.


Öğrendim ki; Sıkıntı kaynağında paylaşılınca azalırmış.


Öğrendim ki; O düğmelerin evin erkeğinin sinir ölçerleri olduğu içinmiş.


Öğrendim ki; Ramazan ayında mideler küçülürmüş.


Öğrendim ki; Romanlarda belli bi takım yazım kalıpları varmış.


Öğrendim ki; İnsan her devirde insanmış yaşadıkları, hissettikleriyle.


Öğrendim ki; Benim fikrim demek yetmiyormuş..

27 Ağustos 2010 Cuma

Sorularım var benim ?



Daha önceden pişirdiğim bir poğaçayı buzluktan çıkarıp mikrodalga fırında ısıttığım da poğaça neden 2 dakika sonra katılaşır ?


Hayır diyorum diye ağzından saçılan tükürüklere aldırmadan konuşan Evet'çiler, neden fikrime saygı duymazlar ?


Yolda yürürken düşen bir çocuk ağlayarak ayağa kalkarken ağlamasın diye yere para atarken aslında o çocuğu bir daha yere düşmeye teşvik etmiş olmaz mıyız?


Gece yarısı çalınan romantik bir parça neden bizi geçmişe götürür de geleceğimize ışınlamaz ?


Ayağımıza vuracağını bile bile neden aynı ayakkabıyı giyeriz ?


İftar saati belli olduğu halde neden çorba hep kaynar, salatanın yağı tuzu konulmamış halde sofraya oturulur ?


Neden biz yaptık oldu denir de sizde yapın denildiğinde çil yavrusu gibi dağılır herkes ?


Bunca sıkıntılı günden sonra paylaşılan sıkıntı neden azalmaz da artar dalga dalga ?


Bir gömlekte kopuk düğme neden tam kapı çıkışında  fark edilir ?


Ramazan ayında iftar sofralarında yapılan yemekler neden diğer 2 günde de yenir ?


Romanlarda  gece yarısı çalan telefon için neden "Acı acı çalan telefon" benzetmesi yapılır ?


Biz doğmadan yazılmış bir eser nasıl olur da şu zamanda bizi etkiler ?

Bir fikrini paylaşırken bir ortamda neden "Benim fikrimce" deriz  beyan ettiğimiz her söz kendi fikrimizle oluşmuyor mu?





25 Ağustos 2010 Çarşamba

Gezmek


Kalk dedim kalk kızımm böyle evde kukumav kuşu gibi oturulup 
Sıkıntı sıkıntı üstüne eklenerek geçmez vakit
Çık dışarı gez , toz , dolaş,
Bir iki nefes al, bir iki insan gör 
Havan değişsin, rüzgar olsun...
Çıktım öğlen evden istikamet 
Alsancak - Kıbrıs Şehitleri...
Mango Outlet'e uğradım her şey talan ama hiç bişi bulamadım
Yürüdüm sokaklarda garip bişi oldu
Tam ben adım atarken önümden geçen bir gencin ayakkabısına çarptı 
Sol ayağım.
Sol ayak başparmağımın tırnağı kırıldı, kanadı hatta....
Hala evin içinde oraya buraya çarpınca accayip acıyor.
Bir de yeni aldığım ayakkabı arka taraftan vurdu :(
Yine su toplamalar, acımalar falan bepanthen süreyim bari..



İşte vuran ayakkabı


Tüm Kıbrıs Şehitlerini arşınladım ama Koton'a girdim
İndirim var demişti arkadaşım iyi de giyilebilecek düzgün bi giysi olsa bari..
En sonunda denemek için arayıp durduğum K.norr'un M.ercimek k.öftesi harcını buldum.
Cuma'ya yapılacak...






Sonra da eve döndüm 
Açıldım mı ? 
Tam değil biraz...
Oluruna bırakmaya karar verdim...

Olsun, olmasın...




Bakmayın öyle neşeli, dilimde bi şarkı lay lay lom 
Evdeki bi büyükten harçlık kapıp bi koşu bakkala koşan çocuk hallerime
Elbette hayat denilen şu yolda yürürken dert ve tasalara "Amann" dercesine
Tekme atsam da çıkıyor bazen attığım dert ve tasalara tekmelerin ayağımı acıtması.
Şimdi burada anlatamasam da belki gerçekleşme imkanı olmayacak -ki inşallah olmaz-
Ama dün kulağıma çalınan bir serzeniş, bir düşünce pazar günü bana bakılan falla birleştirdiğimde 
Şu anki sıkıntım ete, kemiğe bürünüp dillendi hiç gitmiyor yanımdan.
Sıkıntımdan sabah boğaz acısı, nefes alamama gibi rahatsızlıkla kalktım.
Aslında hem olmasını isterken 
Belki de gerçekleşme yüzdesi durup dururken artınca bir sıkıntı sardı beni.
Her şeyin hayırlısı gibi artık amacından sapmış bir cümle sarfetsem de 
Bu söz dilime çok dolanır oldu
Etmediğim kadar dualar ederken buluyorum kendimi bazen 
Gördüğüm bir kuşun kanat çırpınışında, 
Kokusu evimi saran mum çiçeğinin yaratılışında,
Gökyüzünü saran batan güneşin o muhteşem kırmızılığını yaratan Yaradan'ın hikmetinde...
Bunları yaratan Yaradanım'dan dünyalık istiyorum hiç de sevmediğim halde...
Belki de içimdeki sesi bastırmak için yapıyorum...