Benim bi arkadaş, sürekli hasta oluyor demir eksikliği varmış. Benim bi arkadaş, bazen beni zıvanadan çıkartıyor yaptığı cahilliklerle. Benim bi arkadaş, kaç yaşında hala söze "abi" diyerek başlıyor. Benim bi arkadaş, misafirlikte ne ikram yiyeceğini çok merak ediyor. Benim bi arkadaş, nerelere gitti geldi ama şivesini bozmadı. Benim bi arkadaş, habire erkek arkadaşlarını anlatır. Benim bi arkadaş, çok zengin ama çok ağlaşıyor. Benim bi arkadaş, çok kısık sesle konuşuyor anlamıyorum bazen kafa sallıyorum. Benim bi arkadaş, sana başka ona başka bana başka anlatıyor hep atıyor biraz. Benim bi arkadaş, ne zaman görse avon satmaya çalışıyor bana. Benim bi arkadaş, telefonda hep görüşelim diyor randevu verince de yan çiziyor. Benim bi arkadaş, adımla seslenmez hep "şekerûm" der bana.
Not: Yanlarına parantez içinde isimlerinin baş harfini koymayı düşündüm ama sonra okurlar da bu özelliklerinden men ederler beni diye vazgeçtim...
Bazen semt pazarımızın evimize bu kadar yakın olduğuna sevinmiyor değilim. Mesela üç kere gittim pazara bugün. İlk gittiğimde bayağı yüklendiğimi düşünüp bir de elimde o poşetlerle ayva tatlısı için orta boy ayva aramak zor geldiğinden bi koşu eve gidip bahçede kapı önüne bırakıverdim herşeyi. Eşimi uyandırmak istemedim zaten gripten kırılıyor bide uykusuna kıymayayım dedim. Tekrar koştum pazara bu sefer ayva aramaya ne yazık ki pek de istediğim gibi değildi ayvalar. Topu topu üç yerde gördüm ayva satılan tezgahları ve oradakiler de ya çok küçük ya da çok serttiler. Ayva tatlısı yerine şekerpare yapayım bari diyerek zeytin tezgahlarına yanaştım. Öyle her zeytini tadanları hiç haz etmediğimden birini gözüme kestirdim ve tattım. Tam da benim aradığım zeytin çıktı. Tekrar eve koştum kapı önündeki poşetlerin yanına koyuverdim zeytinleri. Sobanın kovasını hazırladım, üst kattaki eve çıkıp makinaya çamaşır attım daha bir üst kata çıkıp banyo ışıklığına nereden su sızıyor diye araştırma yaptım. Yukarıdaki su borusunu bi şekilde kaplamam gerektiğine karar verdim yoksa ilk soğuklarda donup patlayabilir. Tekrar aşağıya inip kapıyı çaldım eşim kalktı ve pazar torbalarıyla beni görünce pek şaşırdı. Kahvaltıyı hazırladım yedik, bulaşık makinasını çalıştırdım sonra falan yukarıda makinadan çamaşırları alıp bahçeye asıverdim yağmurun dinip güneşin açtığı bi anda. Tekrar pazara çıktım bu sefer patates, yeşillik almak için. Tekrar eve koşturdum. Eşim rahatsız diye mercimek koydum düdüklüye pişince de süzgüden geçiriverdim. Bir ara dışarı kaydı gözüm yağmur başlamış bi koşu bahçeye astığım çamaşırları toplayıp balkon altına çamaşırlığa astım. Pazarda cibez görmüştüm bi yerlerde aklımda kaldı gidip almak niyetim ama bu kadar işten sonra yoruldum artık Çarşamba günü Şirinyer pazarından alırım. Şimdi dinleneyim biraz, sobayı yakayım, kitap okuyayım...
Sen kalk süslen püslen tak takıştır Çık dışarıya sokakta hava at "Gezmeye gidiyom" diye Kapı önünde çömeşmiş, yemeni kenarı yapan varoş karılarına, Sonra da otobüse bin Kentkartın ötsün! Bişi değil bide o cadaloz karı bağrınsın otobüste "BAKİYENİZ YETERSİZDİR" diye... Süklüm püklüm geri döndüm eve sokağın diğer ucundan...
Dün (Perşembe) belkide evvelki gün demeliyim aslında Kemeraltı'na indim.
Konak Pier'e uğradım Remzi Kitabevine. Kitapların kokusu ve dünyası arasında dolaşmak çok hoşuma gidiyor. Almak istediğim kitaplar vardı ne yazık ki üçünü de bulamadım. Yokmuş ellerinde...
Kitaplar şunlardı,
Sardunya'nın sayfasında görüp bir bölümünü okuduğum ve pek etkilendiğim
Etgar Keret'in Tanrı olmak isteyen otobüs şoförü kitabı
Sonraa bir tavsiye üstüne okumaya niyetlendiğim
Amen Maalouf'un Semerkant'ı ki
Orada görünce hatırladım ki Afrikalı Leo adlı kitabını okumuşum ben
Ama çok oluyor 1997 belki...
Bir de yine bi tavsiye üzerine Emrah Serbes Erken kaybedenler
Elim boş döndüm...
Yolda sözleşsek olmaz eltimle karşılaştım. Dolandık çarşıda sonrada akşama onlara gittim. Eşimde geldi kitaplıklarını karıştırdım biraz neler var neler yok diye,
Efendi kitabı vardı yarıya kadar okumuştum çok fazla isim ve daldan dala atlanılan konulara dayanamayınca bırakmıştım. Sonra Kelebek vardı hani ilkokuldayken okuduğum çok eskiydi hatta ilk 15 sayfası yoktu tekrar alıp okumayı düşünüyorum. Bir iki kitap önerdi yeğenim ama beni sarmadı Alacakaranlık vari konuları olan. Bir de Olasılıksız'ı okumamı istedi bakalım dedim. Abimin kitapları arasında bi kitap dikkatimi çekti izin isteyip aldım onu okuyorum şimdi. Sadun Boro'nun Bir hayalin peşinde kitabı. 1952 yılında Ling adlı teknenin sahibiyle yaptığı Atlantik okyanusunu geçişini anlatıyor. O zamanlar Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmış işte o yazıları içeren bi kitap...
Çok karışık rüyalar görmekteyim 2 gündür. Birinde bir evin altındaki su birikintisindeki envai çeşit balıklar Renkli pulları, beyaz renk olanları bir de timsah Timsahın üstüne binmiş yeğenim... Birinde de bir sokak kavgası içinde kalmışız Eşimi arıyorum bulamıyorum Ve o kavganın ortasında üzerine doğrultulan silahı fark ediyorum Sonrasın da uyandığım anda hala devam eden bi bağırma.. Hemen kalkıp işe yolcu ettiğim kalkıp eşimi aradım nasılsın diye Sesini işitmek, iyi olduğunu anlamak içimi ferahlattı.. Gittikçe anneme daha çok benzediğimi düşünüyorum Annemde böyleydi böyle kötü kâbuslar gördüğünde İş yerimizden arardı bizi aman iyi misin, dikkat et kötü rüya gördüm gibi.. Hayır olsun bakalım...
Bugünlerde Kendimden hiç de beklenmeyen, Kendime yakıştıramadığım Bi takım davranışlar görmekteyim.
Bugünlerde Kendimden beklenmeyen sözcükleri cümle içinde Hem de o anın içinden kurtulmak istercesine Anlamlı bir dizi haline getirmeye çalışırken yakalıyorum. Bi takım sözler veriyorum oysa tutmayacağımı bile bile Kafa sallıyorum verilen nasihatlara uymayacağımı bile bile
Uymadı demi şimdiye kadar aklınızda şekillendirmeye çalıştığınız kişiye, Hoşunuza da gitmedi mesela bunca zamandır tanıdığım sen miydin diye, Diyebilirsiniz ilk başta niye göstermedin bu yönünü diye ? Ben de bilmiyordum ki.... Diyorum ya bugünlerde oldu bu Verdiğim bi takım sözlerim vardı benim İçimdekini acıtanlara karşı batan kıymıkları temizleyeceğim diye Verdiğim sözlerim vardı benim kendime değil daha büyük birine.
Peşimi hiç bırakmayan bi düşünce var aklımda Sürekli dönüp dolaşıp bir yerde çıkıveriyor karşıma En kalabalık içinde, En yalnız kaldığım da... Biraz önce yine geldi o düşünce aklıma. Dışarıdaydık eve geldik bahçe dolunayın etkisiyle sanki ışıklar içinde Arka bahçeye yürüdüm Kurumuş kavak ağacı ona inat yemyeşil mandalin ve limon ağacı İşte bu olsa gerek dedim bana yaşamı hatırlatan 4 metrekarelik bir toprakta Yan yana duruyor kurumuş ve yemyeşil kalmış iki ağaç...
Şu kış gününde birazda baharı hatırlatsın diye bana Bakla aldım marketten. Bir boyda olmalarına dikkat ettiysem de ayıklarken Bir de baktım ki tanelerini çıkardığımda olmuş. Attım bir tencereye hepsini tarifte ki gibi Bir kaşık un bir bardak ta su ekledim Kapattım tencerenin kapağını kıstım ateşi en yavaşa Yemeğin kısık ateşte pişeni mâkbuldur diye salık veren Komşu teyzenin nasihatiyle...
Gel gör ki pişmedi bi türlü... Sobanın kovasını değiştirdim doldurdum Tüm evi süpürdüm elektrikli süpürgeyle Yolluk vardı bir iki çırpıverdim Makinaya çamaşır attım Bu dünya işi yaptım O bakla pişmedi hala... Tarifteki bir bardak su oldu 5 bardak Tam iki kulpundan tutup karşı duvara atmayı düşündüğüm sırada Düdüklü tencere geldi aklıma Koydum içine 3 dakika sonra dumanı çıktı kapattım düdüğünü Pişiverdi yemeğim bileydim önceden koyardım...
Şu saatte aklıma geldi bu şarkı Dinlemeye başladım. Ve ne zaman dinlesem Gerek ezgisiyle gerek sözleriyle olsun Öyle bir UMUT dolar ki içime Yüzüme bir gülümseme yayılır Hala bir şeylerin bitmediğini, yitmediğini Hatırlatır bana...
Facebook hesabımı dondurdum. Hep aynı videolar, muhabbetler dönmeye başlayınca... Eski arkadaşlarımın arkadaşlık onayı yollayıp Daha sonra da bi selam vermemesi Bu videoyu paylaşmayan şu olsun, bu olsunların alıp yürümesi Falan filan.. Ohh be...
Şşşttt; bakmayın yukarıda atıp tuttuklarına siz Ahanda şuraya yazıyom Açar yeniden hesabını.....
Aile hekimliği çıktı hatta pilot illerden biriydik Ama sevmedim ben bu uygulamayı. Ben sandım ki aile hekimime gidince Bana hoş geldin diyecek, halimi hatırımı sorucak Annen, baban nasıl eşin nasıl, işleriniz nasıl diyecek ? Yüzüme bile bakmadan Midemle ilgili yaptığım uyarılara bile aldırmadan Faranjit için verdiği gargaranın sesimi tamamen kıstığını iletmeme Yazdığı 1000 miligramlık antibiyotiklerin Beni daha beter hasta ettiğini dememe rağmen Kendi bildiğini okuyor. Yazıyor bir iki ilaç haydi güle güle... ( Güle güle'yi ben yazdım burada onun dediği yok bile... ) Senede bir iki kere gitmeme rağmen her gidişimde Değiştiricem seni, diyerek çıkıyorum Verdiği ilaçları da çöpe atıp bir hafta sonra iyileşiyorum...
Üst katta sigara var. Masus oraya koydum ki, İçmek istediğim zaman diyorum ki kendime, Bu kışta evden çıkacaksın, Terliği giyeceksin, Yukarı çıkıp evin kapısını açacaksın Tabureyi koyup mutfak dolabının gizli bölmesinden Sigarayı alacaksın, Bir üst kattaki çatıya çıkacaksın O anda çakmağı almayı unuttuğunu fark edeceksin Okkalı bi küfür savuracaksın Önce unuttuğuna, sonra da unutan o kafana İçmiyom lan... İçmiycem hay kafama ettiğimin...
Hava durumuna bakmadan yola çıkmam. Her akşam haberlerin sonunda yayınlanan hava durumu başladı mı Pür dikkat izlerim. Sanki bağım, bahçem var mübarek Ama illa ki öğrenmeliyim. Gerçi evden çıkışım bazen Bakkala ekmek almaya gidecek kadar olsa da...
Yarın bi planım yoktu aslında Tek isteğim eşimin babaannesinden kalma konsola Tıktığım kitap ve dergileri, ördüğüm bebek yeleklerini Elime geçeni attığım çekmecelerini yerleştirmekti Ama işim çıktı Asansör'e gidicem ziyarete Gitmişken de çekerim bir iki foto...
Kıymalı, patatesli böörek yapmak istiyom Sodalı olanı deniycem bu sefer Sabahtan hazırlayıp çıkarım akşama kadar gelir tava...
Yukarıda ki video DijiTürk'te Showmax kanalında saat başlarına 2 dakika kala yayınlanırdı. Dünyadaki çeşitli ülkelerin şehirlerinden o saat canlı yayın ve hava durumunu bildiren bi program. İzmir'de çıkardı ama bulamadım...
Bazen sıksam kendimi çıkmıyo yazacak bişi. Hani taş gibi limonu alıyon da biraz eziyon elinin altında O zaman sıkınca çıkıyo suyu Ama ben de değişen bişi olmuyo. Mecbur muyum peki yazmaya ? Evet'dir buna cevabım. Yazmayınca birikiyo kafamda konular Öyle de bi rahatsız ediyo ki bi aman sonra Böyle bi huyum vardır mesela Yapılacak bişi varsa onu yapmadan kesinlikle atamam kafamdan Yapıncaya kadar didikler durur beynimi Eşeler de eşeler. Unutsam bile durup düşünürüm bişi vardı yapıcaktım neydi diye Sonra da bulur çıkarır getiririm düşünme merkezime..
Bugün odam yine sisli. En yakın arkadaşımın hünerlerinden sadece biri bu. Gözünü kırpmadan insan öldürebiliyor mesela. Büyük bir sabırla yapıyor bunu. İnce ince işliyor zehrini.
Bir yerlerden alışığım ben buna. O yüzden samimiyet kurmamız pek uzun sürmedi kendisiyle.
Başı yanmış onunda aşktan. En çok bu yönünden dolayı iyi anlaşıyoruz zaten.
Yanyana geldiğimiz günleri anlatıyorum ona ve aklıma bir düşüyorsun, bir daha kaldıramıyorum oradan seni. Yanına her geldiğimde gözümü alanın sabah buluşmalarımızda ki
Yeni doğan güneşin ışığı olduğuna inanmıştım hep. Seni daha iyi tanıdıktan sonra anladım ki. Işık sendin doğan bizdik. Hani derler ya insan hata yapar. Bu tam olarak böyle değil diye düşünmediğim hiç olmuyor değil. Çünkü insan hata yapmaya mecbur bırakılır bazen. Babasının hesap sorduğu küçük bir çocuk gibi hayatta hesabını sorar sizden. Ben bilerek yapmadım dersin çocuk saflığıyla, ağlamaklı... Lakin hayat size babanızdan daha acı bir şekilde ödetir her zaman bedelini.
Hayat bize hep x'i bulmayı öğretti bu yüzden verilenlerin değerini hiç kimse anlayamadı. Benim eşitliğim sendin derdim, gülerdin. Kullanmayı sevmedim hiçbir zaman bilirdim ki bugün sana eşitini veren yarın seni birçok bilinmeyenin arasına sokabilir. Bunları anlayabilseydin, anlatabilseydim kim bilir ilerde bizim formüllerimiz okutulabilirdi okullarda.
Hep ben anlattım sen dinledin. Şimdi bende susuyorum belki bu şekilde anlayabilirim acılarımın nedenini. Senden sonra çok şeyi değiştirdim hayatımda.Ve hiç kimseye bir daha hayat diyemedim. Işığın tutukladığı güçsüz gözlere göre değildi benim karanlık şölenim. Bir tek sana gösterdim hünerimi. Seninle kapattım ben hayat şölenimi.
İyi günler yaşadık biz. Ben yaşattım sen yaşadın. Sen yaşattın ben yaşlandım...
Bu bir iç dökme belkide Vardır bazen anlayamadığım, çözemediğim bi takım şeyler. Karşımda bir adem oğlu, havva kızı durur Gayet mazbut, ağır başlı, sıkma başlı Bir ağzını açsa iki kelam etse mesela Tüm hücrelerim "Allah Allah" diyerek aşka gelicek Sırrına ericem dünya yüzünde, Yükselicem arşu alâya. Başlıyor konuşmaya sadece konuşuyor. Ettiği ilk kelâmı yorumlamaya kalkıyom diğerlerini kaçırıyom. Yakalamakta zorlanıyorum. Çünki beynimde o ilk kelimenin anlamını çözmeye çalışırken Karşımdakinin bu eylemleri gerçekten yapıp yapmadığının Yaptıysa da şaşırma eylemini devreye sokmam gerekliliği bocalamasıyla uğraşırken buluyorum kendimi. Yakıştıramıyom kendime bu durumu. Niye buradayım ben ? Neden dinliyorum ? Kızmam gerekirken neden susuyorum ?
Bir geldi mi üst üste geliyo her şey. Dün akşam mutfakta yemek hazırlarken Anneme başka bir bıçak vereyim diye adım adınca Başımın sol tarafından bir ses yayıldı mutfağa Küttt ! diye Açık mutfak penceresine çarptım. Bir an için gözüm önünden bişiler geçti ama seçemedim. Hemen buzluktan buz aradım bulamayınca 42 gramlık bir paket Yuvam marka yaş mayayı dayadım kaşımın üstüne Baktım erimeye başladı bu seferde bir pişirimlik kıyma poşetini aldım. Gece yatınca her sola dönüşümde acıyı hissettim...
Sabaha karşı tak tuk sesleriyle uyandım Evimizin yan tarafına ev yapılıyor İşçiler geldi diye düşündüm Saate baktım saat 06,30- Kalktım kapı önüne çıktım Sokağın ortasında at arabası ve çingene bi kadın "Heyy noluyoooo" diye bağırdım İnşaattan bi adam çıktı kucağında bi dolu demir Bense hala orada duruyorum Annem, eşim kalktı geldi karşı komşu yan komşu çıktı Yan komşu "Polis çağırmıştım ben niye bağırdın ki" dedi Nerden bileyim ki ? Eşim bana kızdı niye dışarı çıktığıma değilde Ya o adam sana bişi atsaydı diye. Aklıma bile gelmedi oysa...
Sonra annem geldiği için misafirlerimiz geldi
Kuzenler eşleri, çocuklar derken curcunaydı ev
Tavuk pilav ve aşure yaptık. Akşama da kayınvalidem, teyzem geldi...
Yorgunum, uykum var ve Güldükçe sol kaşım kasıyor ve acıyor... Güldürmeyin beni...
Yeşil Hamdi Dalan sabunu kokar bana pazarları Eskiden hiç sevmezdim banyo olayını Evimiz eski banyo ve mutfak alt katta Banyo sıcak olurdu da sonrası... Havluya sarınıp üst kata çıkıp Gaz sobasının yanında ısınmak...
Kadifekale yolu üzerinde
İtfaiyenin yanından bi manzara
Bir de balık kokardı pazarları bana Eşrefpaşa pazarına giderdik Öğretmenevi'nin karşısından meşhur 40 merdiveni çıkıp Yapıcıoğlu'nda ki eve gelmek ölümdü bizim için. Bu gün Annemi teyzeme bırakırken eski Şenocak sineması sokağının başına Arabayla devam ettik Kale'ye doğru. Oraların harap olmuş haline acıdık, Böyle güzel manzaranın nasıl ellerde olduğunu görüp içlendik.
Bazı zamanlar söylemek istemediğim sözleri yutarım ben. Sonrada o söz yemek borumdan süzülüp mideme ulaşır Her tür yediğim abur cuburu öğüten zehre sahip midem O sözü evirir çevirir ama öğütemez. Sonra da alır o sözü bir damara koyar kanla karışık yollar beynime Al işte belayı o zaman başına. Hadi bakalım....
Bol fırfırlı bi etek istiyorum. Altında kat kat astarı olsun Bir de Flo'daki o mor ayakkabıyı.. Yağmur yağsın istiyorum. Eteğimi giyeyim mor ayakkabıları da Yağmurda koşayım ama eteklerimi toplayıp Ayakkabılarımı ıslatmamaya özen göstererek...
Bu ne soğuk yaa Güneş var ama sadece adı hani düşününce ısıtıyo O da yaz zamanında düşünürsen şayet Şimdi kış ya alt kattayız Alt katta da hat çekmiyo Konuşmak için bahçeye çıkıyom Ondan sonra da kendimi sokağın köşesinde buluyom Evin üstüne baz istasyonu taktırcam Kanser falan yapıyo diyolar amann alırım parasını Kiraya çıkarım bu sokakta oturanlar düşünsün artık. Şimdi gezmeye gidicem ne güzel elbise giyeyim diyodum ama Yeni yıla girerken kırmızı don almayıp ta donsuz girerim diye ahkam kesiyodum Kalsın... Yok yok yaz gibisi yok ! Donsuz da çıksan bi zarar gelmez Püfür püfür....
Geçen seneden en sevdiğim şarkılar içinde olan bi şarkıyı yolluyom sizlere... Pilli Bebek'ten Olsun!
Bir şey yazasım yok aslında Çok düşünce var kafamda. Birbirini takip eden vagonlar gibiler Bağlı bulundukları halde bir sıra halinde geçiyorlar Ve sürekli olarak meşgul ediyorlar kafamı Aslında düşünmek istediklerim bunlar değil. Mesela,
Pilav için ölçü 1 e 1 mi olsun ? Ekşili terbiyeli köfte çorbasına yanına makarna gider mi ? Pazarda brokolinin kilosu 1,5-Lira daha ucuzunu bulabilir miyim ? Mudo'da gördüğüm yeşil kazağı almalı mıydım ? Daha önce yarısını örüp bi kenarıya attığım bolero hangi cehennemde ? Saçlarıma dip boyası yapmasam ne olur ki ? Flo'daki o mor ayakkabı indirime girdiğinde kaç Lira'ya düşer ? Eşimin kahverengi pantolunu için aldığım düğmeyi nereye koymuştum ?
Keşke keşke bunların cevabını düşünmek olsaydı işim sadece...
Bekarlık yıllarımdan kalan bir anıdır. En yakın arkadaş diyoruz o zamanlar şimdilerde ise hani kanka, Bir terk edilmişliğin ardından 90'lık kasete çekilmiş seçilen en sert şarkılarla Ellerimiz de bira ve sigara ağzımızda ise bol küfür Sabahın 4'ü olmuş kafalar iyice bunalmış Artık terk edilmenin nedeni bile unutulmuş Ağzımızdan çıkanlar karışsa da bol dumana, alkole Bi şekilde açılıyor zihinler ve sonrası akan gözyaşları Karışır belli belirsiz bir suçluluğa hüküm verilir Bir anda dökülüveren felsefi konuşmalara döner sohbet, Konunun ana fikri ne kadar ağır gelebilir ki idi ?
Topu topu kaç gram, kilodur ki? Sabah gözünü açmak mesela, Yorganı atıp üzerinden musluğu açmak için harcadığın güç. Açlığını gidermek için ağzına attığın lokma Bir de üzerine içtiğin bir yudum çay?
Ağır gelir bazen bana, Nefes alışverişi karşılıklı "Hayır" diyebilmek bazı şeylere Bir ele uzanabilmek serçe kanatlarda Bir yüreği taşıyabilmek kaç kiloluk bedenlerde
Ağır gelir bazen, Başı öne düşmüş birinin yüzünü kaldırabilmek Kötülük ettiğin birine pişmanlığını kanıtlayabilmek Durmadan iyilik yapabilme gücüne sahip olma duygusu Bir de haset ve kin duygularını bastırabilmek En ulaşılmaz bi yere koyup onu taşıyabilmek.
Topu topu kaç gram, kilodur ki? Var mı bir ölçü gösterge tablosu Kaç gramdan sonrası geçerlidir, Ne kadarı uygulanabilir yaşadığımız şu kısacık hayata ?