1 Haziran 2010 Salı

Müzik ruhun gıdasıdır

Maşallah ne kadar ruhumuzu müzikle doyuran bir millet olmuşuz böyle.
Yolda, otobüste hepimizde kulaklık dinliyoruz da dinliyoruz.
Ruhumuzu doyuruyoruz.
Neler dinliyorlar acaba diye düşünürüm hep o insanların.
Kimilerininkini duyuyoruz gerçi cıstak cıstak 
Kimide havy metal dinliyor sanırım
Dışarıya yayın yapıyorlar.
Kimileri de var ki şarkıya eşlik ederken rastlıyorum 
Hayır birde o şarkıları dinlerken yüzler bi değişik
Ruhsuz, soğuk, donuk.

Şehitler ölmez



Ölürler ne yazık ki.
Kanları yerde kaldığında,
Uğruna öldükleri toprakları satanlara bir kelam edemeyince,
Kalleşçe yedikleri kurşunu kendi içlerinden geldiğini öğrenince,
Magazinsel haberlerde 20 saniye içinde adları okunup geçiştirildiğinde,


Ölürler ne yazık ki,
Uğruna öldükleri topraklarda bir oyuna getirildiklerinde,
Bağıra bağıra gelenlerin
Savaş naraları atanların
Terbiyesizce saldırı için tarih verenlerin
Sesi susturulmadığı 
Tam tersi daha da arsızlaşmalarına izin verildiği sürece


Şehitler ölür ne yazık ki.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Özgürlük resmi



Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. 

Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.

Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Zeytin mi?"

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri...



Alıntı....

Çıldırmak üzereyim

Yaa bir insani yardım çağrısıda ben yapmak istiyorum.
Çıldırmak üzereyim.
Neden mi?
Elbise dolabını düzenliyorum
Ama ortalığa dökülen tüm kirli çamaşırlar ne yazık ki beni hiç memnun etmiyor.
Verilecekler ayrılıyor,
Atılacaklar üstünde bir kez daha düşünülmeden göz önünden kaldırılıyor
kimi etek ve elbiseler
"İnşallah dar gelmez" dilekleriyle deneniyor
Şükür ki kilo almamışım geliyorlar üstüme
Katlananlar renk renk, kullanım yerine göre ayırılıyor
Offfff offfff.
Bi program vardı dijitürkte,
Amerikada yayınlanıyor birisinin elbise dolabına bakılıyor
Tüm giysiler verilecekler, tamir olucaklar, giyilecekler diye ayrılıyor
Sonra da bi güzel o elbise dolabı yeniden dizayn edilip
Kişiye teslim ediliyor.
Tamir olucaklar içinde terziler elbirliğiyle
Kimi pantalonun paçasını kesiyor, kimi elbiseye çiçek ekleniyor
Bişiler yapılıyordu.
Onları istiyorum buraya gelsinlerrrrr
Çıldırmak üzereyim..............

Gazze

Gazze için küresel ses
Sadece ve sadece insana yardım götürmek için yola çıkmıştı bu gemiler.

30 Mayıs 2010 Pazar

Ben seni sevdim ama sen bilemedin



Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Çok büyük bir tesadüftü tanışmamız aslında
Bir söz tanıştırdı bizi.
Ne kadar da yakınmışız meğer uzaklardan gelmişken
Belki de aynı yerde yaşadığımızdan olsa gerek
Karşılaşmışızdır bir yerlerde
Tarasam diyeceğim beynimdeki yüzleri 
Ama senin görüntün yok ki beynimde
Ya da varda ama ben bakamadım ki sana o an.
Heyecandan...


Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Her gün seni beklemek,
Biliyor musun güzel olanı buydu.
Bana işkence gibi uzun gelse de 
Bekleme süresi
İçimde bir kıpırtı, unuttuğum saniyelere kızarak
Hatırladığımda dudağımın kenarında oluşan tebessüm.
Kimseler bilemezdi bir ben, 
Hatta sen bile.
Sabahları nerden biliyordun o saatte uyandığımı?
Beni aradığında telefonda "Canımmmm" diyişin
İşte o zaman geçerdi hepsi ama hepsi...


Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Tek isteğim seni tanımaktı biraz
Tamam itiraf ediyorum hadi yaptım biraz hafiyelik
Bişiler öğrendim hakkında
Ama bırak bu da bana kalsın en azından.
Yalnız şu var
Bilesin diye kendini 
Bir ip ucu veriyorum sana,
Bulabilecek misin acaba?


Benim içinde ilkti onlar, ve onlardan birileri. 
Kulaklarımı o zamanlar wolkmenimdeki  o yüksek sesten sağır etme pahasına
Deli gibi deli gibi söylerdim her yerde bir zamanlar parçalarını
Dinle şimdi yandaki müziği...


29 Mayıs 2010 Cumartesi

Kahraman market boynu bükük bakkala karşı


Pek sevgili sayın devlet büyüğümüzü dinleyip,
Bulunduğum yerdeki cadde de 200 metrelik sırada 
Tam 5 tane market açıldı.
tamam ekmek parası kazansınlar ne diyim,
Ama şu tanıtım broşürleri dağıtmıyorlar mı?
Bahçeye bi iniyorum bir tomar kağıt.
Bir de bizim evi iki ayrı kişi oturuyor sanıyorlar sanırım
Hem alt kat için hem de üst kat için ayrı ayrı broşürler
Pislikten başka bişi değil ya....

Ayranımı içtim


İzmir'de metro'da bir şeyler yiyip, içmek yasakmış.
Yıllardır kullanırım metroyu bugün öğrendim.


Şimdi Efendim,
Bir iş görüşmesi için dışarı çıkmam gerekiyordu,
Basmane'de otobüsten inip Gar'ın içinden metroya bindim.
Halkapınar durağında inip 1.sanayide çalışan Eşimin yanına uğrayıp
Bilgisayardan özgeçmişimin çıktısını aldım


Tekrar metroya dönüp binip Sanayi durağında inmem gerekiyordu.
Ama 1.Sanayiden Halkapınar metroya gidene kadar sıcaktan resmen beynim eridi.
Yanımdaki suda imam beyin abdest suyuna doğru oluşmaya başlayınca
Ayran aldım kendime,
Metroya indim ayranı içe içe,
Son basamağa geldim görevli 
"Bayan yiyecek-içecek yasak yukarıda demediler mi ?" dedi.
Haydaaa dedim,
"Görmediklerini,hatta böyle bir kuralında olduğundan haberim olmadığını,
Erimiş beynimin yerine gelebilmesi için içmezsem sarı çizgiyi geçebileceğimi 
Ki sarı çizgiyi geçmeninde yasak olduğunu bildiğimi belirttim."


Hayır adam öldürüyorum sanki ayran içerek 
Ya da içtiğim ayran değilde rakı sarhoş olucam 
Oraya buraya sarkıcam nara atıcam sanki.
Neyse, bende 
"Ee kamera nerden çekmez beni, hani orda içsem" dedim
Görevli, 
"Her yerde kamera var" dedi.
Yine aynı şekilde yasak olduğunu belirtti fosfor yelekli görevli,
"Tamam napalım, benim 3 yudumluk ayranım yüzünden işinizden olmayın istemem, 
hem size de bakamam çinki zaten iş görüşmesine gitmekteyim" dedim. 


Çantama koydum ayranı, dökülmemesine dikkat ettim 
Metro gelip de binince arkalara kaçarak hemen ayranımı içtim.


Not: Şimdi fark ettim bu yazı 333.cü yazımmış, 
         bu vesile ile burdan herkesi öpüyorum.....



28 Mayıs 2010 Cuma

Hayırdır inşallahhh, hayırdır inşallah

Saat; 07,25- 
Eşimi geçirmek İşe geçirmek için kalktım,
Bir hıklama bende sabahın köründe...
Bu ne şimdi, noluyaaa?
Kim bu beni anan sabah sabah ?
Hayır olsun.....






İki arada bi derede

Organize işler filmi var hani özellikle de tabut sahnesi.
Orada der ki; 
"Ölülerle diriler, tabutun içinde. 
Ya tabutu taşıyan olacaksın ya da tabutun içinde."
İşte bu filmi ne zaman izlesem işte bu sahnede sorarım kendime
"Kızım sen neredesin" diye.
Cevabım hep aynıdır; 
"İki arada bir derede"


Böyleyim işte ben de.
Ne oradayım ne burada.
Ne oraya aitim ne de buraya.


Elimde eski tip terazi iki kefeninde aynı hizada durması için çabalıyorum hep.
Kefenin biri ağırlaşır da aşağıya inerse o tarafa geçerim diye korkuyorum.
İkisininde birbirine karşı hem iyi hemde kötü yanları var.
Bir yanım karşı tarafın hakim olduğu ortamda birde atıp tutanlar çoksa geliyor yerleşiyor aklıma 
Diyor ki, 
"Uyma onlara, sana kötülük yapacaklar. Susma, susma"
Ya da diğer taraftan birileri yermeye kalktığında da,
"Biz böyle değiliz sen bizi biliyorsun savun bizleri" diyor.


Ve böyle olmaktan çok ama çok YORULDUM.




27 Mayıs 2010 Perşembe

Sende mi hala Esir-i zülfü yar olmaktasın - Safiye Ayla





Sende mi hala Esir-i zülfü yar olmaktasın - Safiye Ayla


Sabah kalktım, dün dünde kaldı Şenizcik dedim kendime.
Kumrular öttü, kuşlar şakıdı,
Balkona çıktım daha şimdiden bizlere sıcak bir gün yaşatacağına inandığım İzmir'imdeki güneş çiçeklerimi nasılda susuz bırakmaya gayretkar dedim kendime. Hepsine su verdim bir güzel, hatta sularkende şu an bilgisayarımda kayıtlı ama ne yazık ki buraya yükleyemediğim Safiye ayla şarkısını dinleyince gözüm önüne Muhsin Bey filminden çiçeklerini sularken ki sahne geldi.
Bugün gezmek günü tam 3 tane davet aldım :)
Dışarı çıkıcam ayaklarım beni nereye götürürse oraya gidicem.
Gerçi ayaklarım kuzenime gitmek sevdasında sanırım gizli bir antlaşma var :)


Resimdeki şahıs; Gizli aşkım......






Nobel değil, Sweetblog ödülü


Sevgili Kamikaze,
Beni bir ödüle layık görmüş. 
Çok ama çok teşekkür ederim.
Bu ödülü 10 kişiye yollamam gerekiyormuş, 
Ama yapamam ki ben.
Hangisini ayırayım,
Şunu ayırsam öbürü sanki dudağı büzülmüş çocuk gibi gelir gözüm önüne.
Bunu ayırsam diğeri gücenir de vallaha da bi daha ne yorum bırakır ne de bıraktığım yorumları yayınlar.
Hem yok mu bu ödüllerin bol sıfırlı olanı.
Mesela 1000 blog ödülü sahibine bağışlananından.
Toplu mesaj yollar gibi yollardım vallaha..
Ayrıca Sweetblog ödülü imiş benim için tüm bloglar çok ama çok tatlı yaaa...
Hem ödül benim değil mi istediğim kişiye yollarım.
"Bu ödülü yalnız ve güzel ülkem adına alıyorum" diyip 
Nuri Bilge Ceylan'ın kulaklarını çınlatıyorum vee
Tüm blogdaşlarıma paslıyorum.....


Not: Aşağıdaki video biliyorsunuzdur ama yine de yazayım dedim, 
Nuri bilge Ceylan'ın çektiği Anadolu resimleri eşliğinde 
Farid farjad  çalıyor Dejat Gity





26 Mayıs 2010 Çarşamba

Salata

Saat: 21,54 
Bir kase dolusu salata yaptım kendime,
Beynime oksijen gitti, kanım değişti falan..
Rahatladım....
İyiyim , iyiyim merak etmeyin...
Neler yedim,



SALATALIK
Salatalığın kanı temizlediğini, karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığını bildiriyor. Salatalığın, içeriğindeki bol kükürdü ile kanı temizlediğini, ciltteki ter bezlerini çalıştırdığını belirten uzmanlar, bol vitamin ve madeni madde verdiğini, böylece cildin taze ve pürüzsüz olmasına yardım ettiğini vurguluyor.
Salatalığın kendisi veya suyunun, cildi bir tonik kadar temizlediğini söyleyen uzmanlar, et yemeklerinin verdiği susuzluğu kestiğini kaydediyor. Salatalığın, sıcak bir havada iç ısısının dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğu ve bu sebeple serinletici olarak yendiği bildiriliyor.

MARUL
Bol miktarda çeşitli mineralleri içeren marulun, sinirleri teskin edip iyi uyku verdiğini ve erkeklerde cinsel arzuyu frenlediğini belirten uzmanlar, yemekten önce salata şeklinde yenen marulun, şeker hastalarının kandaki şeker seviyesini düşürdüğünü bildiriyor. Marulun bol idrar söktürdüğünü ve kanı pisliklerden temizlediğini vurgulayan uzmanlar, karaciğer ve dalak şişliğini, sarılığı giderdiğini, kadınlarda adet dönemlerinin, zamanında ve ağrısız olmasını sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, marul suyu, yüze sürülürse ergenlik sivilcelerini giderdiğini, oralara tazelik ve pembelik verdiğini kaydediyor.

DOMATES
Kan Basıncınızı Düşürür: Tostlarınız içine domates ekleyin. Bu meyveler (hayır yanlış yazmadık, domates meyvedir, sebze değil) kan basıncınızı düşürmeye yararlar. Hipertansiyondan şikayetçi bir grup hasta üzerinde yapılan bir araştırmada, hastaların günlük besinlerine domates eklendi. 8 hafta süren araştırmada her gün domates tüketen hastaların sistolik kan basıncınca 10 derece düştüğü ve diyastolik kan basıncı değerlerinin de 4 derece düştüğü gözlendi.

kötü bişi yaptım ben

Ben bugün çok kötü bişi yaptım. 
Sakın ne olduğunu sormayın sakın.
Ama şunu bilin
Karanlık bir noktama gittim, 
Sınırıma vardım ne olduğunu gördüm.
Ayağımın altından kaydı taşlar 
Allah'ıma binlerce, milyonlarca kere şükür ben kaymadım....
Hırsızlık yapmadım, adam öldürmedim, kimsenin arkasından konuşmadım, 
Ama yaptım yaptım...
İçimi o kadar ama o kadar sıktım ki 
Patlıycam sandım....
Şu an boğazımda bir düğüm ağlasam rahatlıycam
Gel gör iki gözü iki çeşme olan ben
Bir ayağı kırık çöp konteyneri için bile ağlayan ben de
Göz yaşı musluklarından gelen ses
Tısss....
Bir daha yaparmıyım?
Büyük konuşmuycam ASLAAA diye.


sıkıntı, sıkıntı...

Şimdi efendim, 
( Bu hitap şeklide pek bi hoşuma gitti )
Geçen hafta ben dünyadan bi haber tatile gitmiş havalarına girmiş iken, 
Neler oldu neler yurdumda zaten olmasa şaşarım.
Efendim öncelikle şunu arz edeyim ki, yurdumuz bulunduğu konum itibarıyla oynak bir zeminde biliyorsunuz.
Her bir tarafımız her an sallanmaya müsait. 
Sağolsun zaten gündemi yakalamaya çalışan yurttaşlar olarak başımız dönüyor her daim.
E hem zemin müsait hem de biz ne oluyor o zaman, 
Her daim oynuyoruz...
Aman Allah oynatmasın yeteri kadar oynatmaya az kalmış vatan evlatları değilmiyiz?
Bir kısacık dinlenme anında oturduğumuz banklar her daim psikologlarda uzanıp geçmişimizi, sıkıntılarımızı anlattığımız o rahat koltuklar gibi değil mi? Gerçi bank falan fark etmiyor banka kuyruğunda bile rastlayabilirsiniz gelinini, damadını, komşusunu, devlet büyüklerinden yana dert yananları. 
Aslında tekrar aynı olayları yazıp üzmek ve üzülmek istemesem de ne yapayım ki ben böyleyim.
Zonguldak'taki işçilerimize dua edip içim acırken Aşiyan mezarlığındaki o polisimizin başına gelen vahim olay tuz biber oldu. Hadi onlara üzülürken bu seferde eğitim uçuşunda düşen uçaktaki o iki genç oda ayrı bir acı oldu.
Hiç birini tanımam etmem ama nedense yurdum insanı olması yetti bana..
Bir de son gün evimin buradan arayan arkadaşımın verdiği haber katmerli bir acı oldu.
Arabalarının motoruna giren bir kedi yavrusunun başına gelenler. Neyse motoru söküp kurtarmışlar ama bu akşam üstü gidip baktım sağ güzün arkasından kulağa doru bir çukur olmuş o çukurada resmen kurt dolmuş ilaçla pamuklu çubukla kurtları temizledik, deliği kapattık yarın veterinere gidecek ön patide de kırık mevcut.
Ne acılı bir yazı oldu ya...
Ama bunca acıya rağmen yurdumda esmeye başlayan ferahlatıcı bir rüzgar içimi açmaya başladı.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını yaparken tüylerim diken diken oldu, içime berrak sular serpildi zira artık o gül kokuları beni baymaya başlamıştı. 
Umarım yurdum için yeni umut olur da bu umutlarımız boşa gitmez....




25 Mayıs 2010 Salı

Zebani



Dün malum temizlikle geçti. 
Ben yokken ya mesai kalan ya da annesine yemeğe giden eşim mutfağa pek uğramamış diyebilirim. 
Yalnız kırıntıların genelde buzdolabının önündeki masada olduğundan yola çıkarsak ayak üstü bişiler atıştırdığını anlayabiliriz. 
İşte bundan sebep pek fazla yoğun bir temizlik olmadı.
Yalnız Sayın Marc ve klorakla işler hale sokuldu banyo.
Not: İzmir'ce klorak : Çamaşır suyu...
Didim'den gelen toprak gübre karışımı eski saksılardaki toprakla karıştırılıp, ayıklanıp yeniden saksılara dolduruldu, ekilecek bir iki çiçek ekildi.
en güzeli de mis gibi kokan fesleğen oldu...
Şimdi sehpanın üstünde gelip geçtikçe elimle okşayıp kokusunu alıyorum...
Dün saat 2'den sonra bir ani kararla Torbalı'ya gittim arkadaşıma.
Telefonda konuşurken kısır yapıyoruz deyince sanki komşu kapısı mübarek çıktım hemen evden.
Semt garajı bize yakın olduğu için dolmuşa atlayıp 40 dakika sonra Torbalı'ya vardım.
Bu arada hep Didim'de kullandığım şapkam arabada kalmış aklıma geldi yolda onu taktım.
Sayfiye yerde herkes şapka taktığı için garip olmuyor ama buralarda biri şapka taktığında kim bu turist diye bir düşünce oluşuyor. 
Şahsen benim görüşüm bu...
Akşam üstü yine eşimin işten geleceği saate denk getirerek dolmuşa bindim eşimde beni yolda karşıladı.
Yemek ne yaptın peki akşama diye sormayın eşim Nestle nesfit denemesinde o yüzden rahatım :)
Didim'deyken bir kitaba başladım Andrew Davidson Zebani. 578 sayfa ama sürükleyici...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Dönüş



Motora, kasksız binmenin cezası 60,00-lira


Tatil dönüşü en sevmediğim son gün tıkış tepiş dolan çantanın açılması.
O yüzden hemen banyoya götürüp ne varsa çıkarıp ki malum bir çoğu giyilmediği halde makinayı boyluyor.
Bir de eğer Anababa motelinde kaldıysanız mutlaka ama mutlaka bir bagaj dolusu yiyecekti falan oluyor.
Yok zeytinyağı, salça, sebze meyve, bir de benim gibi çiçek aşığı iseniz oralardan getirilmiş gübreli toprak ve dikilecek çiçekler. 
Haa bu toprak falan gizliden konulur ki bagaja yoksa koca Koca'a anlatma meramından kurtulursunuz.
Denize girdin mi diye sormayın. Sizin oralara yağan yağmur ziyadesiyle bizim oralarada yağdı, deniz kenarına gittiğimiz halde karpuz kabuğunuda göremediğim için girmedim denize. Gerçi en azından güneşlenebilirdim dicem ama yağan yağmurdan burnumuzu çıkartamadık dışarı. 
Yine de, güzeldi herşey. 
En güzeli, anne baba yanında olmak. 
Bir akşam yürüyüşünde annenin babanı sana çekiştirmesi,
"hadi seni gezdireyim motorla" diyen babanın deniz kenarında bir sigara içimlik zamanda anneyi sana çekiştirmesi. Üst katta kitap okurken alt kattan gelen mis kokulu anne yemekleri. 
Hala 12 yaşındaymışsın gibi o serinlikte giydiklerinden dolayı azarlanmak, 
Gece yatarken sütünü içtin mi hatırlatmasının hala tedavülden kalkmadığını işitmek, 
Babanın hala her takımın her türlü sporunu izlediğini en çok da futbol, 
Ve ikisininde eskilerden aynı olayları sanki sana ilk defa anlatıyorlarmış heyecanıyla anlatıp seninde ilk defa dinliyormuşsun gibi davranıp her zaman aynı yerde aynı heyecanla aynı tepkiyi vermek.
İşte en güzeli buydu...
Yine gidermiyim elbette, yaz geliyor....

18 Mayıs 2010 Salı

Yolculuk Didim'e



Ruhunuzu dinlendirmek ister misiniz o halde tıklayın lütfen


Sabahtan iş yaparken o kadar çok cümle kurdum ki, 
İsterdim ki ben bu cümleleri sesli olarak telaffuz ederken bir yandan da bilgisayara kayıt olsun. 
Sabahtan temizlik yaptım ve Maggi'nin tavuk harcını denedim. Yerleri silerken değil canımm..
Bir poşete tavuklar konuldu harç da içine döküldü, diğer poşete de patates, havuç, sarımsak, biber eklendi  yağ ve kekikle çeşnilendirilerek fırına verildi. Sonra da bi güzel fırında unutuldu. Tam yanma noktasında kokunun verdiği alarmla başarılı bir şekilde kurtarıldı. Sonra da mideye indirildi. Benim bayağı hoşuma gitti. Güzel olan harç tavukların poşetine döküldüğünde yağ eklenmemesi. 


İzmir'de hava tam İzmir havası kıvamında. Bir yağmur yağıyor, bir açıyor. Ama genel bir serinlik hakim. Kendimi havayı koklayan adam gibi sandım yaaa....


Şimdi son bi işler toparlanmalı çünki yarın nasipse Didim'e gidiyorum, öyle uzun değil bir kaç günlüğüne. Haa burayı okuyup plan yapan hırsız beyler, ev yalnız değil bilginize ben gidiyorum sadece eşim değil.



17 Mayıs 2010 Pazartesi

Kahve Yemen'den gelir...


Sevgili Yaşamın kıyısında bahsetmiş kahveden, yorum yazarken bir yazı konusu oldu neredeyse bende burada paylaşmak istedim.


Kahve keyiftir,
Onca iş arkasından bir sigara içimlik, nefes alınacak zamandır.


Kahve hazım sağlar,
Çok yenen yemek ardından bastırsın deriz kahve içeriz, rahatlamak isteriz.


Kahve büyümenin işaretidir,
"Hadi bakalım yap bir kahve" denir kızlara,


Kahve Söz'dür,
Kız istenir, ardından kahve içilir.
"Nişan kahveleri olsun" denir


Kahve sohbettir,
O bir kahve içimi zaman da yapılan muhabbet, 
Dostluk alışverişine vesiledir.

16 Mayıs 2010 Pazar

Bi Bi

Bisikletlilerden çok korkuyorum. 
Yolda karşımdan gelirken düzgün düzgün 
Nedense bana yaklaştıklarında, 
Bisikleti bi o yana bi bu yana acemice sürüyorlar. 
Çok korkuyorum işte o zaman. 


Çarşamba günü İzmir Buca'da Volkan Konak'ın konseri var.
Ücretsizde daa....
Aylardır gitmek için bi heyecan bi heyecan bende.
Rüyalarıma bile girdi 
Ammaaaaa velakinnn
Gitmekten vazgeçtim.
Aylardır Didim'e gitmiyorum
Annem'i Babam'ı çok ama çokkk özledim.
Ana, Baba gibi yar olmazmış lafı geldi oturdu tam şurama,
Bana yine Didim yolları göründü.............


Bu gün İzmir sıcak değil ama serindi sanki.
Tüm gün tembellik yaptım diyebilirim.
Bi bilgisayar başında bi dikiş kutusunun yanında.
Yazlıklar yıkandı, derlendi 
Kimi tişörtlerin kolları kesildi, biçildi, dikildi.


Fenerbahçe maçı oynanıyor şu anda.
Bi Fener'in şampiyon olmasını istiyorum bi Bursasporun
Tamam Fenerbahçe'liyim ama
Bir Anadolu takımı olarakta Bursaspor'un şampiyon olmasını dilerim.





15 Mayıs 2010 Cumartesi

İşte benim sardunyam ( umarım doğrudur )







SADECE BİR KAP SU





Havalar çok sıcak malum yaz geldi.
Bizler susadığımız ve içimiz yandığı zaman 

Buzdolaplarımızdan, soğutuculardan, sebillerden 
Soğuk suları lıkır lıkır içiyoruz. 
Ne güzel demi.

Birilerinden beklemiyoruz. 
İçimizden "ahh ahh birinin kafası çalışsada bize bir yudum su verse" diye geçirmiyoruz.
Amaaa sokakta gördüğümüz 

Kedicikler, köpekçikler, kuşlar ne yapsın?
Onlarda can,

Lütfen,

NOLLLURRRR SADECE BİR KAPTA ONLARA SU KOYUN.

Kabın nasıl olacağı önemli diil.
Yoğurt, dondurma kabı farketmez.
Onlar buna bakmazlar.

Hatta öyle ki bazen kap bulamadığım zaman eğer bir köpek gördüysem çoktur şişeden su döküp elimle içirdiğim. Sakın elim pislencek diye düşünmeyin. 
Zaten dışarıda yeteri kadar pisleniyor ellerimiz. Kapılardan, kağıt paralardan, otobüste falan.


Aşağıda facebook'ta kurduğum grubun adresi, beklerim.....
SADECE BİR KAP SU

13 Mayıs 2010 Perşembe

Ah o gemide ben de olsaydım....


Konak İskele'den Karşıyaka'ya geçerken önümüzden geçti, 


O ne edaydı öyle, salına salına, içimizden bir ah geçirte geçirte,


El salladı yolcuları 
"Biz engin denizlere, en güzel denizlere gidiyoruz" dediler.


İçimiz gitti, bakakaldık işte böyle o güzelim geminin ardından

11 Mayıs 2010 Salı

Akrostiş şiir denemesi




Bu resimdeki  2 küçük kızdan sizce hangisi benim ?

Şakırım bülbül gibi yerindeyse keyfim,
Erik'tir en sevdiğim meyve
Naz yapmayı sevmem ne o öyle
İstediğim neyse derim hiç çekinmeden
Zengin bir gönlüm vardır görmesini bilene...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Marilyn Monroe

                                                              
                                                             Seviyorum bu kadını ya...



Başka bir alem


 Bugün mezarlara gittik Eltim'le, annesini ve abisini ziyarete.
Ziyaret ettik, ben Kuran okudum o dinledi.
O an aklıma gelen tüm akrabalarıma, arkadaşlarımın sevdiklerinden ölenlere bağışladım.
Fark ettim ki bu bağışladım kişilerin sayısı ne kadar da çoğalmış.

Mezarlık, bambaşka bir alem.
Şu dünyada belkide tek kelam etmeyeceğiniz kişilerle aynı yerde yanyana yatmak ne garip.
Mezarlıkta öten kuşların sevdiklerinin bir sohbet etmek isteyişi olduğunu düşünürüm hep. 
Hiç sesini işitmediğim kuşların seslerine tanık oldum.
Çok umutlu konuştular benimle.
Okuyarak, onları anarak unutulmadıklarını fısıldadılar bana.
Ve o kuşlara emanet ederek sevdiklerimizi ayrıldık ordan.

Kayınvalidem'e gelince sofra başında ettiğimiz sohbet ve komik anılarla
Yine uzaklaştık o alemden.
Ağlamıycam söz.
Gülmem onları unutmak değil, 
Tam tersi bu hayatta sağlıklı bir ruh sağlığı ile onları anabilmek içindir.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Elleri öpülesi analar



Kendisine, ailesine, sevdiklerine, vatanına, milletine 
En çok da temiz bir dünya bırakılmak adına insanlığa 
Hayırlı, şerefli, dürüst, düşünceli 
Evlatlar yetiştirmiş, yetiştiren 
Tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum.
Eli öpülesi annelerimizin ellerinden öpüyorum...

Ben kimim ?

Bazen,
Başkalarınca yanlış ama size göre, o an en doğru olan kararı verirsiniz.

Sizi  yoran karar aşaması değil de,
Uygulama devresi olur hep.
Sizi ya  yargılar, asar, keser,  idam ettirirler 
Ya da özgürlüğünüzü elinize verirler.

Suspus olmak lazım bazen,
İnanın sessiz çığlıklardır asıl kulakları sağır eden,
Ve o sessiz çığlığı duyamayanda olur.
Başkalarına
Kendinizi anlatma gereği de duymayın.
Sakın, sakın.
Varın verdiğiniz o kararı uygulayarak, yaşayarak anlatın.

Doğru kararı verdim kendimce.
Özüme sordum, verdim cevaplarımı.
Ve verdiğim cevaplarda hiç şaşırmadım, teklemedim, terlemedim, 
Dersimi iyi çalıştım çünki.

Veremiyecek bir cevabım yoksa ben kimim o zaman ?
Bana başka sorun yoksa bu imtihan niye o zaman ?

Simyacı

"Kim olursan ol, ne yaparsan yap, 
bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman, 
Evren'in Ruhu'nda bir istek oluşur."
Simyacı, Paulo Coelho syf:34

Başımı yastığa koyduğum bazı gecelerde, 
Hep ne istediğimi sorarım kendime.
Nasıl bir yaşam sürmek istediğimi düşünürüm
-Hangimiz yapmaz ki? -
Bir masal gibi gelir bana, 
Uykuya dalıncaya kadar dinlerim kendimi.
Ve o düşüncelere kapıldığım zamanlarda da
Elime Simyacı kitabını alırım.
1997 aldım bu kitabı ve hala ara ara baştan sona okurum yine.
Böylesine basit bir yaşamı hak etmek için yaşanılan, sabredilen
Sonun da Evren'in Ruhu'na yolladığı mesajın gerçekleşmesiyle
Elde ettiği yaşama tekrar tanık olduğum Santiago'nun 
Gerçekleşen mucizesine tanık olmak adına.
Sanırım yine bu kitabı okumamın zamanı geldi.

7 Mayıs 2010 Cuma

Yakıştıramadım,


Geçen gün bizim liseden kızlarla olan güne gitmek için düştüm yine yollara sabahtan.
Arkadaşımla Konak iskelesinde buluşmak için biraz erkencede gitmişim, oturdum iskeleye karşı.
Karşıyaka'dan gelen vapur boşaldı, yolcular işlerine gitmek için döküldüler yollara.
Aman efendim o bayanların şıklıkları neydi öyle, vallaha rahat olayım diye giydiğim pantolon, gömlekle pek bi utandım, kendimi kınadım. Topuklular, o saçlar başlar, kıyafetler, püfür püfür etekler, elbiseler, kokular başım döndü. Hayır yoksa bir sokak defilesi yada reklam çekimimi var dedim etrafta kamera aradım. 
Amaa o cool giyinmiş, takım elbiseli, güneş gözlüklü, jöleli saçlı bazı beylere  o hareketi yakıştıramadım.
Çok ayıp çokkkkk!!!



6 Mayıs 2010 Perşembe

Mektup

 ................
Şöyle izah edeyim ki en kalın kafalınız da anlasın.
Bir mektup diyeceğini yalnız yazıyla demez. 
Mektup tıpkı kitap gibi, koklayarak, dokunarak, elleyerek de okunur. 
Bu yüzden akıllı olanlar, oku bakalım, mektup ne diyor, derler. 
Aptallar da, oku bakalım ne yazıyor, derler. 
Hüner yalnız yazıyı değil, mektubun tümünü okumakta.
Benim Adım Kırmızı, syf;47-48 Orhan Pamuk

.................

Bir mektup aldım, 
Topu topu iki satırlık bişi.
Önce bir acele okudu gözlerim,
Bir iki damla düştü.
Sonra tekrar okudum dilimle,
Sus pus oldu.
Kalbim okudu sonra çarpa çarpa,
Kırıldı.
En sona kalan beynim okudu,
Kelimeleri teker teker, üstünden tekrar tekrar geçerek.
Aceleyle başlamış yazmaya dedi,
Cümleyi tam kuramamış baştaki kelime sona konmuş 
Yetişme telaşında, belki de birileri kovalıyor belli mi olur?
Noktalama işaretine bak dedi,
İki tane, 
Biri sen diğeri de kendisi ayıramamış birbirinizi.
Sonuna da eklemiş işte,
"Ben haber vericem"
Merakta kalma iki gözüm, izle beni unutma, kopma benden.
Bu acele gidişim nasıl seninle benim içinse
Haber vericem sen haber kuşlarını dinle...

.........


Şimdi marifet buysa bende öyle yorumladım,
Lakin kalbime söz geçirmek ne mümkün
O'nun lisanı bambaşka,
Çözebilene aşkolsun
 

4 Mayıs 2010 Salı

Hüsnü Şenlendirici ve Trio Chios Ege'nin iki yanı

  

Sıcak bir yaz akşamı,
Dolunay denizin üstünde salınmakta,
Bir tahta masa etrafında dostlar,
Masa da rakı olsa da olmasa da fark etmez
Muhebbet, masanın kaynağı
Uzaktan geliyor bu parça 
Kimi zaman kesiliyor kimi zaman da tam yanında
Ağustos böcekleri de susmuş dinliyor
Kıyıdaki kayıkta, 
Bir deniz kızı saçlarında denizyıldızları...


Not: Bu yazın albümü bu olmalı,  
Hüsnü Şenlendirici ve Trio Chios Ege'nin iki yanı.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Sesini açınız

     Get this widget |     Track details  |         eSnips Social DNA   

Her ne kadar yüksek sesle kulaklıkla hemde böylesine gürültülü olarak adlandırılabilecek bir müzik türünü sevmesem de, Queen her zaman ayrı tuttuğum bir grup olmuştur. 
Özellikle de bu şarkıyı ilk dinlediğimde lisedeydim, Fredy'nin o beyaz kostümle, makyajlı hali bu grubun her daim farklı olduğunu, olacağını hissettirdi bana.
Bu yorum Fredy'nin ölümünden sonra  konserde söylenmiş, Guns'n Roses ve Elton John tarafından.
Sanırım anma konseri...
Sıkıntılı anlarımda kafamı dağıtmak adına dinlediğim bu grubun bu şarkısı hemde bu iki dev sanatçıyla çok daha başka olmuş.
Not: kulağınızda işitme bozukluğuna yol açabilir.

İyi dinlemeler

Başlık falan yok


Dokuz ay karnında büyüttükleri bebeleri cami avlusuna koyan zihniyete karşıyım.
Bu nasıl bir ruh halidir. 
evet akşam eşimle özgürlüklerine kavuşmaları için iki köpeği sokağa bıraktık.
Moral bozuklu, gözyaşları içinde.
Ama yapabilecek, davranabilecek başka bir seçeneğimiz yoktu.
Biz bırakmasak eninde sonunda ya bahçe kapısından atlayacaklardı ya da biz evde yokken bahçeye girecek çocuklardan birileri alıp götürecekti.
Onları 20 günlükken aldık, elimizle besledik, sıcak su torbaları koyduk yattıkları yere.
Onlar için hem yemeğimizden hem de aldığımız tavuk parçalarını haşlayıp ekmeklerle karıştırıp verdik yemeleri için. 
Dün akşam üstü vermedik yemeklerini, bekledik. Gece olunca iki ayrı büyük poşet yapıp koyduk yemeklerini. Sonra da arabaya attık evimize çok da uzak olmayan bir yere gittik. Geniş kırlık bir alan ama çevresinde evler var, Lucky'i gezdirirken oralardaki çocukların başka köpeklere olan yaklaşımlarını hep görürdük. Ordaki çocuklar köpekleri beslemek için büyük çaba sarfediyorlardı. Bizde oraya götürdük onları. Ama bi tanesi koltuğun altına girdi çıkmak bilmez, zar zor çıkarttık. Yemeklerini açtık onlar yerken yemeklerini geri döndük. 
Üzgünlüğümüzü tarif edemiyorum ama en azından onları bahçemizde bakma imkanımız kısıtlandı, büyümeye başladılar, birbirlerine saldırıyorlar, dış dünyayı tanımaları gerekiyor. Onları bağlayamayız çünki onları zincirle bağlarsak hayvana işkence edenlerden farkımız kalmaz.