Daha ismini bile telaffuz edemiyorum şu İzlanda'daki yanardağın,
Bize küllerini yollayacakmış diye duyunca bi telaş yaptım.
Ne olucak acaba diye?
Her taraf bir sis bulutu içinde,
Kimin eli kimin cebinde belli değil,
Saçlarımız annemlerin klasik boyası Küllü kumral tonunda
Giysiler uzaylı kıyafeti gibi olucak kül girmesin bi yerlerimize diye
Hatta üzeri minyatür desenli sahil kasabalarında turistlere satılan kutulardan almıştım
Onun içinede taa bilmem nerden gelmiş o külü hatıra niyetine koyacaktım
Ya da zemzem suyuyla karıştırıp sürücektim kırışıklarıma
Amaaaaa,
Gelmiyecekmiş buralara :((((((
İstanbul'u teğet geçip Karadeniz açıklarına savrulacakmış.
Olmadı ama yaaaa!!
Neyse başka zaman bekleriz :)))))))
Ya da uyanıverir Karşıyaka'daki eski volkan Yamanlar dağı !
19 Nisan 2010 Pazartesi
Pandik ! Duymamış olayımm..
Konsere gittim,
Ne kalabalıktı öyle.
Ahhh Volkan'ım harikaydı, harika ötesi yok yani.
Pandik!
O da neymiş duymamış oliimmm.
İzmir'lilerde olmaz öyle şeyler :))
Herkes kendi havasında,
Herkesin elinde cep telefonu
Kimi videoya çeker - benim gibi -
Kimi birilerine dinletir
- Bandırma'daki arkadaşıma, Merzifon'daki kardeşimin eşine benim gibi -
Kaydettim yaa o
"Sevvgilimmmmm" deyişini tamam dedim.
Not: 19 Mayıs'ta İzmir Buca Gölet'te :)))))))
18 Nisan 2010 Pazar
Pandik yemek
Akşama Gaziemir Belediyesinin düzenlediği
Halk konserine gidiyorum .
Ki burdan bağlı olduğum Buca Belediyesi'ne bir YUHHH çekiyorum.
Hüseyin Turan en önemlisi de Volkan Konak !
Eşim götürmez o evde maç izliyecekmiş ben patates kızartırsam
Kuzenim Tülay, oğlu Ege ve ben gidicez,
Bakalım neler olucak?
Belkide kıçımıza birer pandik yiyip gelebiliriz :))))))))))))
17 Nisan 2010 Cumartesi
Gece saat : 02,08 ve ben yine hesaplaşmalarda
Beni hor görme kardaşım
Sen altınsın ben tunç muyum ?
Aynı vardan varolmuşuz
Sen gümüşsün ben sac mıyım ?
Ne varise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım ?
Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben çeç miyim ?
Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum ?
Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben baç mıyım ?
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım ?
Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben çeç miyim ?
Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum ?
Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben baç mıyım ?
Aşık Veysel
16 Nisan 2010 Cuma
Ben bunu dinliyorum,
Şimdi kör gözüne parmağı sokar gibi ne bu demeyin?
Kendimi size entel göstermeye çalıştığımıda düşünmeyin,
Bi huyum var Türkçe sözlü müzik dinlerken
Ki ne çeşit olursa olsun farketmiyor
Sözlerin arkasına bi takılıyorum
Bi bakıyom şarkı bitmiş ben hala ilk nakarattayım
Yabancı sözlü şarkılar dinliyorum
Bu seferde bi kelime yakalamaya anlamını çıkarmaya çalışıyorum
En iyisi bu
Dert yok tasa yok !
Elemterefiş kem gözlere şiş
Yaa şimdi bu tekerlemeyi söyelemek yanlış mı?
İçimden bir ses ilk baştaki "elem tere" lafzına göre yanlış diyor,
Ama yine de diyorum işte yaa..
Çünki kendimi rahatsız hissediyorum,
Üşümek, nezle, burun akması, hapşırma, titreme, ateş gibi belirtiler diill
Kendimde olan bişilerin yanlış gitmesinden dolayı
NAZAR değdi bu gün bana...
Elemterefiş kem gözlere şiş.
14 Nisan 2010 Çarşamba
Gündelikçi
Bugün yokum gerçekten.
Şu satırları daha kargaların bile uyanmadığı bir vakitte yazıyorum
Saat: 08,23-
Şimdi birazdan çıkıp GÜN'e gidicem.
Liseden kızlarla- sanki erkek vardı da lisedeyken-
Günümüz oluyo bizim kahvaltıya gidiyoruz
Öğlen ezanından sonra da gün bitiyor evlere dağılıyoruz,
İmam hatipten mezunuz ya Ezan bizim için saat oluyo
Gerçi benim bazen akşam ezanını bile bulduğu eve döndüğüm,
Misal gün Torbalı'da oturan arkadaşımda olduğunda :)
Haa yarında yokum ama gün münasebetiyle değil
Yarın eski çalıştığım yerde 1 günlüğüne mağazaya bakıcam
Paramıda alıcam ohhhhh!
Yaa şimdi ben bugün GÜN,
Yarın da iş için gidince bir günlüğüne,
GÜNDELİKÇİ'mi oluyorum ?
13 Nisan 2010 Salı
Tam 12 saat uyumuşum iyi mi?
Gözlerim şiş,
Açık pencereden de girmiş bir kara sinek
O duvar senin bu duvar benim çarpıp duruyor
Şimdi ben bi çarpıcam onaya dur bakalım.
Yazarın saat: 12,50-notu ;
Yok yaa çarpmam merak etmeyin.
Yöntemim şu,
Pencereyi ve perdeyi açıyorum
Elimde minder rüzgar yapıyorum evde
O kara sinekçikte o rüzgarla hoppp
Pencereye !!
12 Nisan 2010 Pazartesi
başlık yok kızgınım
Polonya cumhurbaşkanı vefat etti Allah rahmet eylesin ne diyim sözüm yok,
Amma velakinn neymiş efenim,
Cumhurbaşkanının gömülme töreninin yapılacağı gün
Yurdumda bayraklar yarıya inecekmiş,
Allah aşkına,
İstanbul'da selden ölenler için,
Depremde hayatını kaybedenler için,
Bu topraklar uğruna hayatını veren şehitlerimiz için,
Törenler yapılırken aklın nerdeydi ?
Elektirik değil Elektrik
Şimdi efenim bu yazımı bile yayınlıyabilecekmiyim bilmiyorum.
Dün bizim buralarda 2 defa elektrik kesintisi oldu.
1.sinde tam maçın bitmesine 15 dakika kala
Hadi maç benim için önemli diil ama,
Son bir caymakla eşimcim doğum günü yemeği menüsünü değiştirince
Pizza için tutulmuş hamur kaldı öyleceneee şişmeye devam ederken
Oturduk kaldık tabii gerçi ben pizzanın malzemesini hazırlıyalım diye tutturdum ama
Derken elektrikler geldi sanki tekrar gideceğinden korkar gibi koşturduk mutfağa
Bir hızla hazırlayıp pişirip yedik pizzaları
Yine öyle otururken 11 gibi yine gitti elektrikler nanik yaparak
Eee ne yapalım en iyisi yatmak dedik.
Sağı solu kapattık yattık ki geldi yine elektrikler
Ulen oyunmu oynuyorlar ne kalktık yine uyku yok ki gözlerde
Ütü yaptım bende eşimde bilgisayara takıldı
Haa size bir önerim var TRT BELGESEL kanalı
30 dakikalık belgeseller konular harika spikerlerin güzel Türkçesi
Ben çok seviyorum bu kanalı her akşam saat 11'de izlemeye başlarım
Haa bu yazıyı neden yayınlayamıyabilirim ?
Dün ki elektrik kesintilerinden sonra bilgisayar biraz garipleşti
Hangi dosyayı açsam bi naz, bi ağırlık anlayamıyorum.
Biraz önce msni açtım Sevgili kamikazem kusura bakma hemen kapandı msn düştüm
Şimdi de açamıyorum msn'i niyeyse?
Yedi başını bilgisayarın Tedaş alacağın olsun bakalım.
11 Nisan 2010 Pazar
Pazar kokuları
Bu pazar günü evimiz
Yumurtalı ekmek kokuyor!
Eşimin doğum günü bugü.
Dünden siparişler verildi yemekle ilgili
Önce kahvaltı ; yumurtalı ekmek olmalı dedi
Gitti dün fazladan ekmek aldı eve bayatlasın diye
Akşama da menüsü; Püreli tas kebabı beyimizin
Ayrıca her zamanki gibi 12,40-da mesajı geldi Annesinden
Kayınvalidem saat 12,40-da dünyaya getirmiş eşimi
Ve her yaş gününde o saatte ya arar ya da mesaj atar.
10 Nisan 2010 Cumartesi
kıyamet yaklaşıyor
Bir ülke bu kadar mı sırtından bıçaklanır
Kalleşler gibi !
Arenada yediği onca mızarağa rağmen
Hala önüne gelene toslamak için koşup duruyor
Benim güzel yurdum.
Ya da vakit geldi tamamlandı bazı kozmik olaylar
Bu güzel topraklarda ne kadar batmış ülke,
Yok olmuş uygarlıklar varsa onlar gibiyiz
Son bir hızla iniyoruz yokuştan
Bir duvara çarpınca durucaz
Kıyamet yaklaşıyor !
9 Nisan 2010 Cuma
8 Nisan 2010 Perşembe
163 nolu otobüste tartışma
Geçen haftalardan bir gün yola çıktım
Gidilecek yer; BosPa- Bostanlı Pazarı-
Otobüsü beklerken
Kendi dünya gündemimizi alt üst edecek kadar önemli bir konu hakkında
Telefonda konuşurken arkadaşımla otobüs geldi
Şimdi telefonu kapatsam konu yarım kalacak
Binmesem olmaz çünki 12,30 vapuruna yetişmem lazım,
Eee İzmir'deki otobüslerde de telefonla konuşmak yasak
Neyse bindim ama telefonu kapatmadım
En arkaya gidip oturdum yarım kalan meseleyi 1 durak mesafesinde
konuştum telefonu kapattım
Telefonun müzik çalarını açmaya çalışırken
Yan taraftan bir bey sanki Etna yanardağı gibi mübarek patladı
"Otobüste telefonla konuşmak yasak, bindiğinizden beri konuşup duruyorsunuz, konuşacaksanız otobüsten inin"
Gibi üslupsuz bir tavırla.
Ttamam benim yaptığımda hoş değil
Sinyallerden otobüsün bilmem ne motorları kitlenebilirmiş falan
Mübarek sanki uzay mekiği Challenger'deyiz,
Sistem kitlenirse düşeriz falan yeryüzüne mazallah.
Ben de asfalyalar attı tabii,
"Beyefendi herkesin cebi açık hem bu otobüste herkes radyo dinliyo radyolarımı var, müzik dinliyorlar mp3'lerimi var, herkes mesaj çekip duruyor otobüste "geldim, otobüsteyim" gibi, Allah bilir sizin bile telefonunuz titreşimdedir, ayrıca bir bayanla konuşuyorsunuz üslubunuza dikkat edin lütfen" dedim.
Neyse o uzatır gibi oldu ama bense tınn!
Taktım kulaklığımı açtım müziğimi
2 durak sonra indi beyefendi rahatsız oldu sanırım!
7 Nisan 2010 Çarşamba
Günlük işler
Öyle geçiyor günler benim için,
Öğlene doğru bir sabah vaktinde kalkıyorum
Bahçemdki köpüşlerime yemeklerni veriyorum,
Bilgisayarı açıyorum
Sonra da kendime nescafe suyu koyup bu esnada fırına gidiyorum
Gevrek yada boyoz almak için
Ben gelinceye kadar su fokur fokur kaynamış oluyor
Çünki yolda mutlaka birilerine takılıp lak lak yaparım
Sonra da kahvaltılıklarımı alıp geçiyorum bilgisayar başına
Önce facebooktaki adresimi açıyorum
Kahvaltıyla karnımı,
Facebookta üye olduğum sitelerden
Dostlarım, Mevlevihane, Atatürk, aşk-ı vuslat, Kırık testiden sızıntılar
Onların yayınladıkları güzel sözlerle de ruhumu doyuruyorum,
Sonra da günlük olağan telefon görüşmeleri başlıyor,
Eşim, Annem, kuzenim ve arkadaşlarımla,
Ve daha sonra akşama ne yapsam telaşı sarıyor
Ne yazık ki accayip yemek seçen eşim sayesinde,
Eğer gidilecek bir yer yoksa
Yapılacak ev işide varsa onlar yapılıyor,
Sonra da "eee başlarım işine" deyip bir noktada
Atıyorum kendimi kanepeye kitap okuyorum.
Bu günlerde yaptığım bu sadece...
5 Nisan 2010 Pazartesi
DÖRT YAPRAKLI YONCA
Dört yapraklı yoncam onlar benim.
Birinci yaprak ,
Sümeyye,
liseden arkadaşım
4 yıl aynı sırada oturduk, yazılılar, dersler, sırlarımız
Lise bitince O evlendi başka bir şehire gitti
Ben de kendi halime kaldım
Ve 2 sene önce tekrar buluştuk aynı şehirde
Biraz mesafe olsa da gönlümüz bir ya zor gelmiyor görüşmek
Şimdi aradaki o boş kalan yılların acısını çıkarırcasına
Konuşuyoruz hergün.
Kimseyle paylaşamıyacağım, konuşamıyacağım
Ama O'nun beni yargılamadan dinlediğine inandığım
Canım arkadaşım, dostum benim O!
İkinci yaprak,
Emine'cim,
Liseden sonra bilgisayar kursunda tanıştık 1993 Aralık ayında
Bana lisedeyken yazdığı günlüklerini getirmiş okumuştum
O'nu sanki liseden beri tanıyor gibiyim.
Beraber çok güzel günler geçirdik,
2 Defa O'nun aracı olmasıyla aynı işyerinde çalıştık.
Gezdik, tozduk, aşık olduk, ağladık, güldük, içtik.
Hani olur ya herkesin bilgisayarındaki, telefonundaki, hayatındaki
Şifreleri bilen insanlar öyledir benim için.
Bir gün ölsem mesela bu sayfada duyurup
En azından Helallik dilemek adına girip yazı yazmasını öğretmem kaldı bir tek.
Üçüncü yaprak,
İlknur'cum,
Çalıştığım son işyerimde talihsiz bir olayda
Son anda beni dövmek isteyen birinden
Duvara sıkıştırıp kurtaran kişi.
Ondan sonra dahada yakınlaştık,
Şimdi uzaklarda olsa da hala gün aşırı telefonda, bilgisayarda görüştüğüm
Bol bol güldüğüm, akıl alıp verdiğim
Canım bir tane dostum.
Dördüncü yaprak,
Teyzemin kızı Tülay Ablam,
Ben iki kardeşim bir erkek kardeşim var
Ablam yok isterdim olmasını
Bana yol göstermesini,
Neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatmasını istediğim.
İşte Tülay böyle benim için.
Büyüdükçe değerini daha da anladığım.
4 Nisan 2010 Pazar
Bugün pazar ve ben seni çok özledim
müzik - İbrahim sadri - bugün pazar ve ben seni çok özledi | izlesene.com
Bugünkü pazar yazım bir şiirle anlatılabilir.
Horoz şekeri
Oyunlar oynardım ben küçükken,
İp atlardım tozlu yollarda
Eteklerim havalanırdı
Dizlerim hep yara kabuklarıyla dolu
Elimde horoz şekeri, sapı çomaktan
Elime batardı kıymıkları.
Güneş batarken
Kuşların uçtuğu uzaklara koşardım
Sokağın sonunda biterdi benim uzaklarım
Onlarsa uçardı
Güneşin yeni doğduğu memleketlere.
Akşam olunca yemek başında
Yarı uykulu başım düşerdi
Hemen kıvrılıp serin çarşaflı yataklarda
Dalardım uykunun kollarında
Oyunlar deryasına.
Mavi Balon
3 Nisan 2010 Cumartesi
Don olayı
Şimdi kış diye alt kattayız ama çamaşır makinası üstteki evde.
Çamaşır yıkanacağı zaman kirli sepeti elimde yukarıya çıkıyorum.
Dün yine çıkarken yukarı beyazları makinaya atmak için
Benimkiler peşimden koşturup eskortluk yaptılar bana.
İçeri adım attılar ama öğrendikleri tek komut şu,
"Dışarıııııı"
Hemen çıkıp kapı dibinde yerlerini alıyorlar ama bir ayak içeride.
Neyse makinaya çamaşırları attım,
Aşağıya indim o da ne?
Bir don Tontiş'in ağzında.
Asılıyorum ama bırakmıyor ki,
Neyse zar zor aldım çöpe attım.
Meğer yukarı çamaşırları çıkarırken düşmüş
Girdim içeriye.
Derken bir kavga, gürültü, kıyamet, hırlamalar, havlamalar falan.
Dışarı fırladım ne oluyor diye manzara şu,
O don Tontiş'le Pontiş'in ağzında çekiştirip duruyorlar
Bir don için yapılan kavgaya bakın hele.
Güldüm hem de nasıl kahkahalarla.
2 Nisan 2010 Cuma
Bu Ben'de bir değişimdir
Öldüğüm gün, tabutum götürülürken bende bu dünya derdi var sanma, benim için ağlama, yazık ah, vah deme şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır.
Cenazem gömüldüğü zaman ayrılık, ayrılık deme, benim buluşmam, kavuşmam işte o zamandır.
Beni toprağa verdikleri zaman elveda, elveda demeye kalkışma, mezar. Cennet topluluğunun perdesidir.
Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gruptan hiç ziyan gelir mi?
Yere hangi tohum ekildi de bitmedi? İnsan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor musun?
Toprağa konulduğumu sanıyorsun değil mi? Ayağımın altında şu yedi gök vardır.
Bu denizde ne ölmek var bize
Bu denizde ne gam ne keder
Bu deniz alabildiğine muhabbet
Bu deniz iyilik ve cömertlikten ibaret
Sen senliğini koy gel bende benliğimi koyup geleyim.
İkimiz BİR’de buluşalım, dalalım hakikatler ırmağına.
İyilik, güzellik adına ne varsa bu ırmakta var...
Yazı : Alıntı Semazen net
Yazarın saat: 01:51 notu ;
Bu yazımın teması ölüm değil, uzun zamandır içimde sakladığım manevi dünyamın uyanışıdır. Sonunda ki Ölüm ise tam tersi benim için doğuştur. Baharın tomurcuklanan çiçeklerinden ergin meyvaya dönüşüm, Sevgili'ye kavuşmak, Yaradan'a ulaşmaktır. Onun kapısını çalıp, af dileme gücümün yeniden toparlanışının işaretidir. Tövbe denilen, insanı arındıran, bataklıklardan çıkaran hakkın kullanımının yüceliğini hatırlanışıdır.
Klasik müzik ve Danny Key
Danny Kaye et le Philar de New York 4
Yükleyen nanarounet. - En harika videolar burada
Geçenlerde sanırım hah Kızıl pembeler bahsetmiş şu yazısında Hikmet Şimşek'ten.
Hani pazar sabahları bitsin diye sabırsızlandığımız
O zamanlar için gıygıdı gıygıdı müzik dediğimiz program.
Sizi bilmem ama bizde durum buydu yani.
Sonra yağmurlu bir pazar günü kucağımda divanın yastığı
Üstünde ders yaparken,
Sayın Hikmet Şimşek bir program yayınladı ki
Klasik müziğe karşı olan tüm o kötü hislerim silindi birden bire.
Program bitmesin istedim,
Mektup yazıp TRT'ye "tekrar yayınlayın" dedim.
Neydi bana klasik müziği sevdiren bu program?
Amerikalı aktör Danny Key'in sanırım Newyork Filarmoni orkestrasının şefi olarak veridği konser.
Ne kadar eğlenceliydi, insana klasik müziği sevdiren bir program.
İşte Kızıl Pembeler yazısında Hikmet Şimşek'ten bahsedince
Aklıma geldi konser ama kimdi yöneten?
Düşünüyorum falan bu akşam bulaşıkları yıkarken dilimden düşüverdi Danny Key ismi
Sonrada netten buldum ve izledim tekrar,
Sizin de sevmeniz dileğimle.
1 Nisan 2010 Perşembe
Huyum kurusun
İzmir'liyim ben sinirlendim mi asfalyalarım atar.
Son zamanlarda duyduğum bir isim oldumu facebooktan bakma hastalığım vardır.
Konuşmak istemediğimde cep telefonumu kapatmam ama evde çekmeyen bir yere koyarım.
Ev gezmelerine giderken kapıda eşime " Ne zaman kalkıcaz" diye sorarım.
"Hadi lennn" sözünü çok kullanırım ama kullanmamaya da çalışırım.
Ertesi sabah erken kalkmam gerekiyorsa uykum olmasada 23,00- yatarım.
Bulaşık makinasını doldurmayı severim boşaltmayı hiç sevmem.
Bir bardak su için çeşmenin başına gittiğimde kendimi mutfak fayanslarını ovarken bulabilirim.
Cep telefonumda rehberi kullanmam numaraları çevirerek arama yaparım.
Bazen bir ortamda kendimi dedektif gibi hissedip kimseye çaktırmadan izleme yaparım.
30 Mart 2010 Salı
Gönül salıncağı
Şimdi bu resmin altına bu şarkıdan başka bişi gitmez di mi ama :)
Yanağım yanağında, dudağım dudağında
Salla beni sevgilim gönül salıncağında
Başım dönsün,herşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Aşkında varsa payım söyle neler yapayım
Sallasana doyayım gönül salıncağında
Başım dönsün,herşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Gözlerimi kapayım derdimi unutayım
Salla beni uçayım gönül salıncağında
Başım dönsün,herşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Aa.. Gönül salıncağında
Salla beni sevgilim gönül salıncağında
Başım dönsün,herşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Aşkında varsa payım söyle neler yapayım
Sallasana doyayım gönül salıncağında
Başım dönsün,herşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Gözlerimi kapayım derdimi unutayım
Salla beni uçayım gönül salıncağında
Başım dönsün,herşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Aa.. Gönül salıncağında
29 Mart 2010 Pazartesi
Pazartesi
Şimdi söz vermiştim kendime saatler ileri alındı yaa güneş ışığından faydalanabilmek adına erken kalkıcaktım ben sabahları. Ama nerdeeee. E kızım yatarsan saat 3'te erken kalkmak biraz zor. Sabahları Eşcağızımı işe yollarken kalkıyorum en azından ayıp olmasın diye :)- Şimdi kalkmasam hem ayıp olur hem de içim rahat etmez. - Sormayın nasıl zor dayanıyorum yolladım mı hemen tumba yatak. Neyse işte biraz daha uyuyayım biraz daha derken bir baktım saat 11,00- olmuş. Annem duysa "Kokuşmuş" derdi eminim. Kalktım, dolandım durdum ortalıklarda biraz bilgisayara baktım ama kapalı haline değil :) arkadaşım aradı bir iş için çağırdı beni 2.Kordon'a. Neyse hazırlandım önce bahçeye çıktım baktım hava açık, güneşli ceketimi çıkarttım ince ceket giydim -kötü karar- neyse otobüse bindim tam inmeme yakın bir yağmur. Alsancak Cami'nin orda. Aslında Alsancak Hocazade Camii ama genelde Alsancak camisi deriz biz. Baktım dinecek gibi değil havada serinledi attım kendimi camiye üst kata çıktım kadınlar bölümüne ohhh kimse yok oturdum sessiz sessiz birazda okudum falan kendimce, dua attim en çokta hala ortalıkta göremediğim acılar içindeki sokak köpeği iç "Rabb'im dedim senin hikmetinden, işinden sual sorulmaz. Ama en azından dilerim ki daha az acı çeksin ölücekse eğer hı nasıl olur acaba" Sonra bir uyku bastırdı ki beni. Baktım yağmurda dinmiş çıktım camiden yoksa uyuyabilirdim vallaha. Görüşmeye gittim, sandım ki beni kapılarda karşılayacaklar nerde kaldınız biz ki sizin için iş ayarladık falan :)). Neyse form doldurdum. Bir tanesinide hatıra olarak çantama atıverdim bilmem kaçıncı form hatırası olarak. Sonra da çıktım sanki yağmur yağmamış gibi sıcacık olan bahar havasını içime çeke çeke durağa geldim bindim otobüse. Eve geldiğimde beni bahçede "Açlar Ordusu" karşıladı. açlar ordusnun askerleri Tontişimle , Pontişim köpeğim. Her daim mutfak penceresinin önündeler yemek yaparken habire bana bakıyorlar. Doyursam da fark etmiyor sürekli gözleri burda.
Yazarın saat 00:26- notu; Ne yazık ki hasta sokak köpeğine tekrar bakmaya gittiğimde kalbinin durmuş olduğunu anladım. Eşimle onu boş bir arsaya götürüp gömdük. En azından acıları son buldu tek avuntum bu :(
Yazarın saat 00:26- notu; Ne yazık ki hasta sokak köpeğine tekrar bakmaya gittiğimde kalbinin durmuş olduğunu anladım. Eşimle onu boş bir arsaya götürüp gömdük. En azından acıları son buldu tek avuntum bu :(
28 Mart 2010 Pazar
Kötü pazar - kötü pazar
Sevgili Leylak Dalı yazısında Kötü pazar-İyi pazar demiş ama
Benim ki kötü pazar-kötü pazar :(
Yaklaşık bir seneden beri geceleri kapımızı aşındıran
Yemeğini verdiğimiz bir sokak köpeğimiz
Ne yazık ki dünden beri hasta.
Kıpırdıyamıyor, kaza geçirdi falan sandık
Şükür öyle bişi yok ama ne yiyor, ne de içiyor.
Geceden beri yattığı yere ziyaret edip bakıyor, yokluyoruz.
su içmek için bile başını kaldıramıyor
Elimle su içirdim şükür içti.
Eşim onu taşıyıp bahçemize almak istedi
Elimizi vücuduna değdirdiğimizde başlıyor inlemeye.
Allahtan bizi biliyor da ısırmaya falan kalkmıyor.
Yalnız sokaktaki çocukların zulümlerinden korumakta zorlanıyoruz biraz.
Neyse sizleride üzdüm :((
Kötü pazar-kötü pazar.
27 Mart 2010 Cumartesi
Beni bu güzel havalar mahvetti
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Resim : İbrahim Çallı
26 Mart 2010 Cuma
Kusura bakmayın ama sildim
Vallaha da sildim billaha da sildim.
Neyi?
Şimdi kendime yakın buluyorum yazılarını, paylaşımlarını birilerinin
Sonra da okuyup yorum bırakıyorum.
Geri bakıyorum tekrar
Tık yok !
Kardeşim bari en azından bi teşekkür et di mi?
Okumuşsun beni sağol varol de sırtımı sıvazla
Yok yok.
Ben de bir süre tanıdım kendilerine baktım hala aynı
Bu arada düşünün yani yorum bırakmakla kalmayıp
Sabır gösteriyorum en azından akılları başına gelir de bişiler yazarlar diye.
Hem o yorumu yayınlarken demi bişiler hissetmiyorsunuz yaaa
Ben de karar verdim yorumumu sildim.
Nasıl senin yayınlama ve yorumuma karşılık vermeme hakkın varsa
Benim de o cevapsız kalmış yorumu silme hakkım varrrrr. Hakkımı kullanıyorum olay bu.
Sildimmmmmm....Çattt - bu da kalemi kırma sesi -
Gece yemekleri
Saat; 02:44-
Şimdi ben yılbaşına girerken bi bavul madde yazmıştım.
Bu sene yapılacaklar listesi diye.
Gel gör ki ne yazık ki o listeden 6.maddeye sadık kalamıyorum bir türlü.
Şu saat ben bir yandan sağ elimin işaret parmağı ile bu yazıyı yazarken,
Bir yandan da sol elimde yarım ekmek sucuk-çiğ ama pişmişini sevmem- peynir götürüyorum
Nereye? Tabiiki mideye.
Ama ne yapayım yaaa...
Alışkanlık olmuş bende.
Küçükken bayılırdım
Kış mevsimi Şubat tatilinde Ödemiş'teyiz,
Yyatakları sermişiz Babaannem'de sırayla yere.
Yatakların ayak ucunda bir tepside
Biber salçası zeytinyağlı, kırma zeytin ve pırasa.
Evet pırasa hem de nasıl gidiyor yanında bir bilseniz.
Ya da yatmadan sıcak olsun diye odun atılan sobanın üstünde
Ekmek kızartıp üstünede yağı sürüp bir sabızrsızlıkla erimesini bekleyip
Hopp mideye götürmek.
Yaaa o günleri istiyorum tekrar.
Rahmetli Babaaanecim'in - ki üveymiş büyüyünce dediler di bana-
"Yatmadan gidin ayaklarınızı yıkayın, ağzınızıda fareler gelir yalar yoksa" diyişini.
O soğukta bahçeye çıkıp taa bir uçtaki çeşmeye gidip ayaklarımızı yıkamak soğuk suda.
Gökyüzüne bakardım yıldızlar o kadar boldu ki.
Bir de yatmadan tuvaletede girerdik
Yoksa gece gelince kalkıp yine bahçenin ennn uzak köşesine gitmek
Sıkardı biraz.
Nasıl korkardım.
En çokta kollarını açıp bizi kaçıracak sandığımız hayaletlere benzettiğimiz yemiş ağacının altından geçerek.
Sanki birileri bizi bekliyormuş, gözetliyormuş gibi gelirdi hep.
Sonrada hepimiz sıralanırdık yatağa.
Işıklarıda kapatınca başlardı yatakta muhabbet keyfi.
Ne de tatlı olurdu ki.
Ama biraz dozu kaçtımı da gülmenin Halam kızardı
"Eee susun ama yarın işe gitcem ben"
Ya da Babaannem biraz kıkırdadığımızı duyunca
"Sen gel bakayım yanıma, aranıza gireyim ben tepişmeyin"
Ahhh ahhh.
Zamanı geri döndürmek olsaydı şimdi.
Ne isterdim o anları yaşamayı bir dakikada olsa.
25 Mart 2010 Perşembe
Hastalığa davetiye
Şimdi hava çok güzel aslında dışarıda.
Makyaj yapmış kendine ılık kaymaklı süt kıvamında
Cıvıl cıvıl öten kuşlar,
Her yandan gelen dere otlu bakla yemeği kokuları.
Dışarı çıkmam da lazım.
Kayınvalidem güne çağırdı beni.
Bir komşusunda şu anda.
Ama ben burda klavye başında,
Bir de banyoda yaptım
Dünde Bospa'dan bir etek almışım ki
Yazlık ama yaz gelen kadar dayanmıycam giymezsem içimde kalıcak
Ama giyersemde bu banyo yapmış halimle
Garantiiiii hasta olucam yine.
Boğazım faranjit hava yollarına dönücek
Ses tonum dönmeler gibi olucak
Burnum önce akmıyacak sonra da durmayacak
Bela mı arıyorum vesselam ama
Giycem yaaa o eteğiiii...
Not: BosPa ; Bostanlı pazarı demek.
Not: BosPa ; Bostanlı pazarı demek.
23 Mart 2010 Salı
Facebook'a Giriş
Hesaba Ulaşılamıyor
Bakım nedeniyle hesabına geçici olarak ulaşılamıyor. Birkaç saat içinde tekrar etkin hale gelecektir. Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.
E-posta:
Şifre:
Oturumumu sürekli açık tut
veya Facebook'a Kaydol
Şifreni mi unuttun?
Hesaba Ulaşılamıyor
Bakım nedeniyle hesabına geçici olarak ulaşılamıyor. Birkaç saat içinde tekrar etkin hale gelecektir. Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.
E-posta:
Şifre:
Oturumumu sürekli açık tut
veya Facebook'a Kaydol
Şifreni mi unuttun?
Bu ne yaaa şimdiii???
Ne bakımı bu kardeşim.
Bahar temizliği mi?
Sakıncalı olduğunu düşündüğünüz-düşünebiliyorsanız şayet- paylaşımlarımı yok etme uğraşısı mı?
Birine çomak mı sokmuşum ki sayfamdan- gerçi ara sıra yaparım ama- o çomağı törpülemye mi çalışıyorsunuz?
Bir kaç saat sonra gel diyorsun kaç saat?
Tam vakit ver tekrar gelince beklemeyeyim kapıda ?
Ne dir bu ?
Neeeee ?
21 Mart 2010 Pazar
bir cep telefonu, bir tartışma
Sinirden çıldırmak üzereyim.
Şimdi uzuncaaa bir zamanden beri Eşim'in isteği ile
LG GM375 cep telefonu aldık bu akşam üstü.
Türk Telekom'un kampanyası ile.
Kampanya için tıklayın.
Neyse,
Geldik eve yemeğimizi yedik bi güzel
Telefonda şarjı tamamlanınca açtık büyük bir merakla,
İşte sinir harbi bundan sonra başladı.
Telefon açılmadı.
NEDEN?
Bilmiyorum ki.
Bilgisayara mı bağlamadık, açıp tekrar mı kapatmadık.
Tamamen söküp yeniden mi takmadık, müşteri hizmetlerini mi aramadık
Yok yok yok olmuyor
O Windows 6,1 yazısından daha ileriye gidemiyoruz.
Bir tek yerden yere, olmadı karşı duvara çarpmadığım kaldı
Ama onuda yapamıyorum.
Ne yapıcam tabiiki eşime sarıcam.
Sanki accayip gürültülü bir yerdeyiz karşılıklı yüksek seste başladık konuşmaya!
Konu eşimin " Tabii şu hayatta her şeyin sorumlusu benim"
Cümlesini kullanmaya kadar geldi.
Durduk,
((-Şimdi efenim bizim şu 10 yılda 2 yada 3'tür kendimizce ciddi tartışmamız
Ve her zaman bir yerinde en alakasız bişiden kesilir ya güleriz, ya hiç bişi olmamış gibi alakasız şeyler yapmışızdır, kavga eden biz değilmişiz gibi sanki-))
Şu telefona bi daha bakalım dedik.
Belki sesimizi duyup korkup çalışmaya başlar.
Açıldııııı ama yine aynı yere gelip kaldı milim gitmiyor.
Ama anlıyorum ki bu arada evliliğim gidecek.
Başlarım telefonuna dedim içimden.
Tasarımını yapan velet daha ergen olmadan bulduğum
Dans için kavalye, bir dost, arkadaş, sevgili,
Güvenilecek, omuz yaslanacak, tartışılsada barışılacak
Bir adam gibi adam onu kaybetmeyeyim bari dedim.
Sustum.
Sabah ola hayrola dedim.
19 Mart 2010 Cuma
Kendime hediyemdir
Bulutların üstünden
Bıraktım ben kendimi
Sonunu düşünmeden
Duygular sarınca beni
Gizlice tuttum elini
Yüzüne baktım usulca
Gözlerin fısıldadı ah
Mutluluğu yavaşça
Çiçeklerin kokusu
Dalgaların şarkısı
Rüzgarın fısıltısı
Bir sana bir de bana
Bahçede hanımeli
Gökyüzünde yıldızlar
Yağmurun narin sesi
Şimdi bir anlamı var
Aşk nasıl da kırılgan
Sus dedim ama olmadı
Kalbimden ismin geçti ah
Kimseler duymadı
Çiçeklerin kokusu
Dalgaların şarkısı
Rüzgarın fısıltısı
Bir sana bir de bana
Bir ezginin bana hissettirdikleri
Eski karanlık çağlara ait olan şimdi yaşamayanların anlatıldığı masallar diyarı.
Sonsuz gibi görünen ama geceleri ürkütücü,korkunç ama konuşan ağaçlarıyla dolu büyülü ormanlar.Büyük ama kasvetli şatolar.
Uzun sessiz ama fısıltılar içindeki karanlık koridorlar.
Talihsiz bir şekilde ölen, kalbinin iyiliği kızına geçmiş olan kraliçeler.
Üvey annelik hakkını veren kötü kalpli kraliçeler.
Ve o kraliçeler tarafından hangi odasında hapis kaldığı bilinemeyen, yüzyıllarca bulunamayan prensesler.
İçi hep sevgi ve iyilik doludur ordaki prenslerin.Kalbi kötü kraliçeden pas tutmuştur, küsmüştür yaşlı kralların.
Ortalıkta dolanan, yuvarlanan , hatta kralın tacına dokunabilen soytarılar.
Bir gözü kralın tahtında bir gözü de kraliçede olan kralın baş danışmanı.
Kurulan sofralardan taşan yemekler, meyveler
Ve bunları göremeyen açlık, sefalet içindeki halk.
Not: Daha önce yazmış, yayınlamışım. Arşive bakarken buldum. Paylaşmak istedim tekrar.
17 Mart 2010 Çarşamba
Papatyalar
Güneş çok güzel ısıtıyor ama şu rüzgar olmasaydı. Mutfağımda brokoli çorbası yapmak için hazırlanırken yine beni çağırdı evimizin yukarılarında ki yeşillikler . Gittim, gezdim, temiz hava aldım. Yine papatyalar topladım şu anda sapı kırılmış porselen demliğim içinde bilgisayarımın yanında bana bakıyorlar tatlı tatlı. Aklıma da okuldayken çocuk şarkısı olarak öğrenmiştik aşağıdaki şiir geldi.
Umarım ezgisini hatırlayanlarınız vardır.
Not: Şu yazıyı bitirdiğim sırada İzmir'de hava kapandı sanki yağmur geliyor gibi. St:16,40
PAPATYALAR
Bahar olsun da seyredin
Nasıl süsler bayırları,
Zümrüt gibi çayırları,
Yüze güler o incecik
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Tarlalarda hoşa giden,
Sarı, turuncu, pembe, mor,
Bir çok güzel çiçek olur.
Bence güzeldir hepsinden
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Yaprakları kıvır kıvır,
O da ayrı bir güzellik.
Boy pos, boyun ipincecik.
Hem güzel, hem de nazlıdır
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Rüzgar eser kâh o yana,
Kâh bu yana, hep beraber,
Dalga dalga eğilirler,
Neşe verirler insana
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Tevfik FİKRET
Bahar olsun da seyredin
Nasıl süsler bayırları,
Zümrüt gibi çayırları,
Yüze güler o incecik
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Tarlalarda hoşa giden,
Sarı, turuncu, pembe, mor,
Bir çok güzel çiçek olur.
Bence güzeldir hepsinden
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Yaprakları kıvır kıvır,
O da ayrı bir güzellik.
Boy pos, boyun ipincecik.
Hem güzel, hem de nazlıdır
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Rüzgar eser kâh o yana,
Kâh bu yana, hep beraber,
Dalga dalga eğilirler,
Neşe verirler insana
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.
Tevfik FİKRET
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















