5 Eylül 2010 Pazar

Kadir Geceniz Mübarek Olsun





Gözyaşımız var yanaklardan ağrı akar akar toprağa düşer ve turabî olur.. 

Dûalar var ıtrîce Rabb'e okunan bizsi dualar ki; 

Gökyüzüne doğru kaybolurlar. 

Sanıyorum onlar da Rabbi olurlar!!



4 Eylül 2010 Cumartesi

Yorgunum

Çok yoruldum ben bugün.
Yine o ayağıma vuran ayakkabıları çektim 
Bilekten bağladım bağcıklarını attım kendimi sokaklara.
Yeğenimle beraber önce Alsancak Havagazı Fabrikası Kültür Merkezine
Medeniyetler sergisine !
Ünlem işareti orada "bumuy muş yaa" anlamında kullanılmıştır.
Ben şöyle büyük, kapsamlı, ayrıntılı bi sergi beklerken
Toplam 7 tane İskanderiye-Roma dönemi giysisi ile karşılaşınca
Zaten sıcak olan hava iyice indi tepeme.
Not: Yapılan el emeğini küçümsemek değil bu asla..
Neyse çıktık ordan önümüzdeki durakta Karşıyaka otobüsü durdu.
Attık kendimizi Karşıyaka Çarşıya gittik. 
Gezdik, tozduk yeğene bişiler ısmarladık.
Atladık vapura Konağa doğru.
Çarşıda bir arkadaşıma uğradık sohbet ettik biraz soluklandık.
Ordan da taa Lozan Meydanına kadar yürüdük.
Abimize uğradık dinlendik.
Kalan son enerjimizle de iftara yakın trafik sıkışıklığına girmemek için
Lozan'dan da Alsancak Gar'ına taban tepip yeni açılan
Alsancak - Cumaovası arasında çalışmaya başlayan Elektrikli trene binmek için.
Eşimde işten çıkıp Halkapınara geldi ordan bindi.
Ezan okunurken yollarda iftar açtık....
Not: Kaval kemiklerim çok ağrıyor...

2 Eylül 2010 Perşembe

Tarkan

                              

Hiç fark etmez,
Dünya starıymış, onu kullanmış bunu kullanmış
O benim gönlümün starı...



1 Eylül 2010 Çarşamba

Gitmek


Nasıl bir işleyişi vardır şu vücudumun şu yaşımda anlamış değilim.
Hani sonbahar melankoli olur, 
Baharda canlanan tabiat bu mevsim de ölür ya
Eylül 1 
Benim vücut başladı hemen sonbahar programıyla çalışmaya
Aslında bahanesi işin bu
Bende var bişiler, hani hep cıvıldarım ya ben
Hiç bişi ! yapmak istemiyor şu anda
Sadece şu şarkıyı yükleyip cdye hiç durmadan gitmek istiyorum.






31 Ağustos 2010 Salı

Sataşma yazısıdır :)

Hiç bir şey yazasım yok aslında yaa...
Bi ağırlık çöktü üstüme sanki.
Felak nas okuyayım bari..
Bakıyorum da diğer blog yazanlarda da var bi rehavet.


Kimi fikir danışmış ne yapayım diye ?


Kimi bi söz yazmış bi de bi şarkı patlatmış
Yorum yapınca da bi dalga geçmeler falan  ( Kendini beğenmiş )


Kimi bi resim koymuş
Altına döşeyin bi hikaye demiş bize bırakmış ( Üşengeç )


Kimi bunu yaptım demiş resmini koymuş
Sizde yapabilirsiniz  ( Hava atıyo )


Bi çoğunluğu bayram münasebetiyle yırtmışlar konu sıkıntısından
Atatürk'lü, bayraklı alıntı yazılarla ( Sözüm yok onlara )


Kimisi yemiş, içmiş anlatmışşş
Ama sıçıp sıçmadığını belirtmemiş ( Ne yediğini bilmez )


Kimisi nereyi gezdiğini yazmış ( Evliya Çelebi Mübarek )


Not: Blogdaşlarımdan özür diliyorum takılmak istedim sadece...

29 Ağustos 2010 Pazar

İftar telaşı

Patatesler doğranıp elma dilimi kesilecek,
Biraz ekmek içi, soğan, baharat ile kıyma köfte harcı olucak
Marul, taze soğan, semiz otu yıkanıp suları süzülecek
Sarımsak dövülecek yoğurda karışıcak
Salatalıklar rendelenip son bir lokması ağıza atılacak
Yoğurtla karışıp bir kap içinde cacık olarak dolapta yerini alıcak
Yağ kızmaya başladımı önce patatesler sonra da köfteler şöye bi 5 dakika kızartılıp 
Tepsiye dizilecek üzerine de salçalı, baharatlı harç dökülecek
Alüminyum folyonun bittiği fark edilip bi koşu bakkala gidilecek
Tepsinin üstü kaplanıp fırına sürülecek
Marul, taze soğan ince ince kıyılıp yağ, limon, tuz karışımını beklemek üzere ayırılacak
Bi kap sıcak suda semizler 1 saniyeliğine şoka uğratılıp süzgüye alınacak
Tekrar sarımsak dövülüp yoğurda karıştırılacak
Unu alırken tencereye üst baş un olucak
Onlar kavurulurken yağ ve domat eklenip suya karışacak
Tatlıya kalmayan vakit tatlıcıdan alınırak kazanılacak
Sarımsaklı yoğurt semizlerin üzerine eklenecek.
Masa örtüsü serilecek en beyazından rüzgar yapa yapa
Tabaklar çıkarılacak konsoldan yıkanıp kurulanıp 
Çatallar, kaşıklar, peçeteler, bardaklar derken
Tuzluk yarım kalmış tuz doldurulacak
Tüm yemekler servis tabaklarına alınıp
Asıl önemli konuk hocanın ezanı okuması beklenicek
İftara misafirlerim var bu akşam telaşım çok....

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Cevaplarım....

Öğrendim ki; Buzluktaki poğaçayı mikrodalgada çözdürme modunu kullanmalıymışım.


Öğrendim ki; Ağızlarından saçtıkları tükürüklerin zemzem suyu olduğunu zannediyorlarmış.


Öğrendim ki; Çocuklar düşe kalka büyürlermiş.


Öğrendim ki; Geçmişte yaşadıklarımızmış bizi gelecekte yaşananlara hazırlayan.


Öğrendim ki; Çivi çiviyi sökermiş, kadının fendi ayakkabıyıda yenermiş.


Öğrendim ki; Mutfakta koalisyon olmazmış.


Öğrendim ki; Kimse üstüne sorumluluk almak istemezmiş.


Öğrendim ki; Sıkıntı kaynağında paylaşılınca azalırmış.


Öğrendim ki; O düğmelerin evin erkeğinin sinir ölçerleri olduğu içinmiş.


Öğrendim ki; Ramazan ayında mideler küçülürmüş.


Öğrendim ki; Romanlarda belli bi takım yazım kalıpları varmış.


Öğrendim ki; İnsan her devirde insanmış yaşadıkları, hissettikleriyle.


Öğrendim ki; Benim fikrim demek yetmiyormuş..

27 Ağustos 2010 Cuma

Sorularım var benim ?



Daha önceden pişirdiğim bir poğaçayı buzluktan çıkarıp mikrodalga fırında ısıttığım da poğaça neden 2 dakika sonra katılaşır ?


Hayır diyorum diye ağzından saçılan tükürüklere aldırmadan konuşan Evet'çiler, neden fikrime saygı duymazlar ?


Yolda yürürken düşen bir çocuk ağlayarak ayağa kalkarken ağlamasın diye yere para atarken aslında o çocuğu bir daha yere düşmeye teşvik etmiş olmaz mıyız?


Gece yarısı çalınan romantik bir parça neden bizi geçmişe götürür de geleceğimize ışınlamaz ?


Ayağımıza vuracağını bile bile neden aynı ayakkabıyı giyeriz ?


İftar saati belli olduğu halde neden çorba hep kaynar, salatanın yağı tuzu konulmamış halde sofraya oturulur ?


Neden biz yaptık oldu denir de sizde yapın denildiğinde çil yavrusu gibi dağılır herkes ?


Bunca sıkıntılı günden sonra paylaşılan sıkıntı neden azalmaz da artar dalga dalga ?


Bir gömlekte kopuk düğme neden tam kapı çıkışında  fark edilir ?


Ramazan ayında iftar sofralarında yapılan yemekler neden diğer 2 günde de yenir ?


Romanlarda  gece yarısı çalan telefon için neden "Acı acı çalan telefon" benzetmesi yapılır ?


Biz doğmadan yazılmış bir eser nasıl olur da şu zamanda bizi etkiler ?

Bir fikrini paylaşırken bir ortamda neden "Benim fikrimce" deriz  beyan ettiğimiz her söz kendi fikrimizle oluşmuyor mu?





25 Ağustos 2010 Çarşamba

Gezmek


Kalk dedim kalk kızımm böyle evde kukumav kuşu gibi oturulup 
Sıkıntı sıkıntı üstüne eklenerek geçmez vakit
Çık dışarı gez , toz , dolaş,
Bir iki nefes al, bir iki insan gör 
Havan değişsin, rüzgar olsun...
Çıktım öğlen evden istikamet 
Alsancak - Kıbrıs Şehitleri...
Mango Outlet'e uğradım her şey talan ama hiç bişi bulamadım
Yürüdüm sokaklarda garip bişi oldu
Tam ben adım atarken önümden geçen bir gencin ayakkabısına çarptı 
Sol ayağım.
Sol ayak başparmağımın tırnağı kırıldı, kanadı hatta....
Hala evin içinde oraya buraya çarpınca accayip acıyor.
Bir de yeni aldığım ayakkabı arka taraftan vurdu :(
Yine su toplamalar, acımalar falan bepanthen süreyim bari..



İşte vuran ayakkabı


Tüm Kıbrıs Şehitlerini arşınladım ama Koton'a girdim
İndirim var demişti arkadaşım iyi de giyilebilecek düzgün bi giysi olsa bari..
En sonunda denemek için arayıp durduğum K.norr'un M.ercimek k.öftesi harcını buldum.
Cuma'ya yapılacak...






Sonra da eve döndüm 
Açıldım mı ? 
Tam değil biraz...
Oluruna bırakmaya karar verdim...

Olsun, olmasın...




Bakmayın öyle neşeli, dilimde bi şarkı lay lay lom 
Evdeki bi büyükten harçlık kapıp bi koşu bakkala koşan çocuk hallerime
Elbette hayat denilen şu yolda yürürken dert ve tasalara "Amann" dercesine
Tekme atsam da çıkıyor bazen attığım dert ve tasalara tekmelerin ayağımı acıtması.
Şimdi burada anlatamasam da belki gerçekleşme imkanı olmayacak -ki inşallah olmaz-
Ama dün kulağıma çalınan bir serzeniş, bir düşünce pazar günü bana bakılan falla birleştirdiğimde 
Şu anki sıkıntım ete, kemiğe bürünüp dillendi hiç gitmiyor yanımdan.
Sıkıntımdan sabah boğaz acısı, nefes alamama gibi rahatsızlıkla kalktım.
Aslında hem olmasını isterken 
Belki de gerçekleşme yüzdesi durup dururken artınca bir sıkıntı sardı beni.
Her şeyin hayırlısı gibi artık amacından sapmış bir cümle sarfetsem de 
Bu söz dilime çok dolanır oldu
Etmediğim kadar dualar ederken buluyorum kendimi bazen 
Gördüğüm bir kuşun kanat çırpınışında, 
Kokusu evimi saran mum çiçeğinin yaratılışında,
Gökyüzünü saran batan güneşin o muhteşem kırmızılığını yaratan Yaradan'ın hikmetinde...
Bunları yaratan Yaradanım'dan dünyalık istiyorum hiç de sevmediğim halde...
Belki de içimdeki sesi bastırmak için yapıyorum...







24 Ağustos 2010 Salı

Tembellik


Yukarıdaki odada uzandım tembellik yapıyorum bugün.
Bazen bir kitap alıyorum elime,
Bazen de tüm kötü sesleri bastıran klasik müzik'le şekerleme yapıyorum biraz.
Aslında bırakıp tembelliği şu eteği dikmek istiyorum..


Sonra da şu  İrmikli meyveli pasta'yı yapıp
Eteğimi de giyerek Karşıyaka'daki arkadaşımın yanına gitmek istiyorum...





23 Ağustos 2010 Pazartesi

Küçük 100 kuruş - Büyük 100 kuruş

Nefes aldım, nefes verdim.
Tuvalete gittim hemde 2 kere...
Bilgisayarın başına çöreklendim sandalyeye bağdaş kurdum.
Dolaptaki Viennettayı yine unuttum yemeği,
Bi domat aldım onu yedim
Fırın tepsisi için alt kata indim bide tuvalete girdim.
Akşamki gideceğimiz yaş günü için kurabiye, poğaça yaptım
Bulaşık makinasını boşaltmaya üşenip bulaşık yıkadım
Bahçeyi sularken havaya hortumu tutup yağmur yaptım 
Buzdolabında sırf yer açılsın diye 2,5 lt kolanın gazı kaçmış yarısını
Bardak bulaşığı çıkmasın diye şişeden içtim
Tekrar tuvalete gittim
Akşam için hzırlandım
Evden çıkmadan tuvaleti yine ziyaret ettim
Yaşgününe katıldım
Yedim, içtim, bulaşık yıkadım,
Su sesiyle kendimi tuvalete zor attım
Anlatılan fıkralara gülmekten altıma kaçırmamaya dikkat ettim
Gece yaşgününden eve dönünce kendimi yine tuvalete zor attım...


Soru 1- Ben yaşgünü için ne yaptım?
Soru 2- Ben dün tuvalete kaç kere gittim?
soru 3 - Benim tuvalete kaç kere gittiğimi hesaplamak için bu yazıyı kaç kere okudunuz?

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Yorum yok !



Referandum yaklaşırken şu kartı görüp de yayınlamadan edemedim.








20 Ağustos 2010 Cuma

Benim bi arkadaş.....

Sayın pippi haşmet yazar bazen  "Benim bi arkadaş....." yazısını 
Aklıma geldi zaten uyku da gitmiş kalktım
Arkadaşlarımı düşündüm bir karikatür yapar gibi
En komik, garip hallerini bulmaya çalıştım...
Bişiler yaptım bakalım nasıl oldu?


Benim bi arkadaş; Hep "Dünya dönüyo başım tuttu" esprisi yapar... 
Benim bi arkadaş; Araba delisi,  tuvalete bile arabayla gidebilir...
Benim bi arkadaş; Çok unutkan, çocuğunu sinemada unuttu....
Benim bi arkadaş; Sağlam pabuç değil...
Benim bi arkadaş; Hastalık hastası, her güne özel bir hastalığı var...
Benim bi arkadaş, Çok tembel, arabada vitesi yanındaki geçirir...
Benim bi arkadaş; Kafayı bana taktı...
Benim bi arkadaş; Sağır, kendi osuruğunu bile duymaz...
Benim bi arkadaş; Erkek delisi...
Benim bi arkadaş; Çenesi çok sağlam, akşama kadar sakız çiğner...
Benim bi arkadaş; Çantasında rüya tabirleri kitabı vardır...
Benim bi arkadaş; Manisa'dan tescilli accayip deli...
Benim bi arkadaş; Çok kasıntı, sıçarken bile kasar kendini...
Benim bi arkadaş; Dantel manyağı, klozete bile dantel ördü...
Benim bi arkadaş; Uçak delisi, Gaziemir'de ev tuttu...
Benim bi arkadaş; Ünlü dizilerde oynuyo...
Benim bi arkadaş; Ağzı çok küfürlü, ona günlük 3 küfür hakkı verdik...
Benim bi arkadaş; Çay bile yapamaz, kahvehaneden  söyler...
Benim bi arkadaş; Yarım akıllı, her işi yarım bırakır...
Benim bi arkadaş; Çok sakar, oksijen suyu, yara bandıyla dolaşır...
Benim bi arkadaş; Çok kıl, hep yemeğinden kıl çıkar...
Benim bi arkadaş; Burnu havada düşşe bile almaz yerden...
Benim bi arkadaş; Kendini bi bok sanıyo....
Benim bi arkadaş; Çok hamarat, mahallede parmakla gösteriliyo...
Benim bi arkadaş; Kendini hep salak yerine koyuyo...



19 Ağustos 2010 Perşembe

Uykum gitti.....



"Aradığınız uykuya şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz"


Benim için sabahın körü sayılabilecek bir vakitte çaldı telefonum.
Allah'tan ben yetişene kadar sustu.
Numaraya baktım "Amannn" dedim...
Kendimi tekrar yaz başından beri ilk defa penceremden girmeye lütfeden
Serin esintiye bıraktım...
Yastığa başımı koydum yine çaldı telefon.
Hayır alarm olsa bir küfür edicem gözlerimi açmadan
Ama arayan kuzen olunca mecbur açtım.
Sabah sabah nedir derdin anlat dedim ama usul usul anlat uykum açılmasın.
Dert anlatıldı, dinlenildi, gerekli talimatlar, sırt sıvazlamalar, takma kafanalar denildi
Telefon kapatıldı.
İyi de uykuda o telefonla kaçtı gitti,
Aradım aradım kapsama alanı dışında olduğundan ulaşamadım.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Bir koku



Kokuşmuş her şey diyorum 
Televizyondaki yurdum kötü haberlerini izlerken.
Yahu diyorum bir bilim adamımız yeni bir keşif yapmadı hala ?
Güzellik olmuyor mu yurdumda mesela 
Karadeniz sınırından taa Antakya'ya kadar 
Bir sevgi çemberi oluşturulsa da haber olsa
Yüzümüz gülse 
Hava sıcak serinliyeyim diyorum açıyorum buzdolabını
Akşamdan kalan kavun kokusu sarmış
Sinmiş mesela güzelim pilakiye,
Ağzı açık kalmış yarım şişe suya.
Atıyorum kendimi koltuğa yeniden dönüyorum haberlere
Yine bir koku ki şüphe ediyorum kendimden
Altıma mı yaptım yoksa?
Banyoyu da yeni temizlemiştim oysa.
Hala çekiyorum o kokuyu nedir bu ?
Balkona çıkıyorum dışarı kusmuş komşunun lağımı
Bok götürüyor sokağı.

17 Ağustos 2010 Salı

Günün blog sayfası



www.bloxoo.com 


Blog yazarlarının buluştuğu bir sayfa.
Geçen sen üye olmuştum yeni blogları tanıma, farklı konularda yazan bloglara ulaşmak için.
Her gün bir blog sayfasını da günün blogu sayfası seçiyorlar, bilgiler veriyor, tanıtıyorlar.
16 Ağustos'ta da benim naçizane sayfam günün bloğu seçilmiş maille haber verdiler.
Çok mutlu oldum...
Sanki bir ödül almış gibi...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Alıntı

Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
Yaşananların hatırı hep saklı kalır Hatırları sorulur selamları hep alınır...

"SİLDİKLERİM" vardır bir de ! 

Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır adları anılmaz hatırları sorulmaz sadece beddualarımdır...

Vicdanla birlikte... "ŞEREF" ararım ben sevdiklerimde;
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim...

Zaman gelir "ŞEREFSİZLERİ" de severim...

Her yerde gözüm kulağım vardır benim 

"Eksik söylemek yalan söylemek değildir !" 
Mantığındaki Beni değil kendini kandırır yalnızca...

Bilmezden gelişlerim aptala yatışlarım kaybetme korkumdan değil 

karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır...

"inkar" olmaz benim hayatımda... 

Yaşananı "YAŞANMAMIŞ" saymam 
Sayanlarıda SAYMAM...

Kelimelere sığmaz SAYFALAR SÜRER BENİ ANLATMAK
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın; 

YAŞAYAN BİLİR BENİ... YAŞAMAYAN ANLAMAZ...

Ağırdır sevmelerim Her "YÜREK" taşıyamaz... 

Büyüktür umutlarım Her "OMUZ" kaldıramaz...


Alıntı


Not: Kime ait bilmiyorum. Okuduğumda çok hoşuma gitti kendimden birşeyler buldum.

15 Ağustos 2010 Pazar

Mektup arkadaşları



Obez ve yaşlı ve  bir adam Max Newyork'ta yaşıyor.
Mary'de Avustralya'da yaşıyor 
İkisininde ortak özelliği arkadaşsız olmaları.
Mektup arkadaşı oluyorlar.
Birbirlerine iç dünyalarını açıyorlar. 
Basit sayılabilecek duygularımızın, unutulmaya yüz tutmuş yaşamların, anların
Aslında bizleri nasılda etkilediğini anlatmakta.
Sonunda biraz gözyaşı döksem de
Tavsiye ediyorum....