24 Eylül 2011 Cumartesi

Yeni facebook


Mark'cım sağolsun beni pek sever
Geçen yazıştık biraz facede 
Çok sıkıldım hep aynı, herkesle bir benim profilim 
Olmaz böyle gitmez bi takım değişiklikler yap
dedim.
Sağolsun üşenmemiş bana özel bi profil oluşturmuş.
Hemen uyguladım
Bi ferahlık bi canlılık geldi üzerime ayol.
İşin şakası bi yana
Facebook değişimler içinde her açtığımızda farklı bi uygulama
Hani sevgilisinden yeni ayrılmışta değişiklik olsun diye saçını kestirenlerin ruh hali içinde
Gün içinde bile nerdeyse değişikliklikler, olmadı başka uygulamalar falan.
Geliştirme safhasında olsa da yapıverdim bende.
Gerçi şu anda sadece ben ve geliştiriciler görebilmekte
Yakında hepinizin olucak böyle üzülmeyin.
Ha dayanamam ben merak ederim bende isterim derseniz,
Uygulama aşamalarını görmek için şu adrese,





El işi göz nuru


Annemden bana gelen el işi dantel yatak örtüsü
Toplam 480 motif
Hatta 20 motifi çıkarıp yastık yapmıştık
Yastıklar Didim'de kaldı o yüzden çekemedim


Motiflerin yakından görünüşü
Vallaha sabır işi 




Hele kenar işi bütünden gidiyor desem 
İnanır mısınız ?
Anneme kimden gelmiş bilmiyorum
Ama eskilerin yapabileceği iş olarak görüyorum
Şimdilerde çok zor yapmak bunu
Tabii varsa istisnalar kaideyi bozmaz



Kütüphaneden alınan kitaplar 4


Ali Şeriati Hacc
219 sayfa
Geri veriliş tarihi: 5 Ekim 2011
Aslında öncesinde okumam için başka iki kitabı tavsiye edilmişti
O an için bulamadığımdan bunu alıp başladım
Ve çok ama çok severek bişiler öğrenerek okuduğum bi kitap oldu.

Kitaptan alıntı;

"Gösteri Mikat'ta başlar. Bu noktada insan elbiselerini değiştirmelidir. Niçin dendiğinde çünkü kişinin elbisesi kendisi kadar karakterini de örter. Kişi elbise giymez fakat gerçekten elbiseler onu gizler. Mikat'ta elbiselerini çıkar ve bırak. Düz beyaz kumaştan kefeni giy. Herkes gibi giyineceksin. Bir parçacık halinle kalabalığa katıl bir damla olarak okyanusa dal. Gururlanma, buraya birini görmek için gelmedin. Alçak gönüllü ol, Allah'ı göreceksin. Ölümcüllüğü kavrayan bir kişi ol veya bir ölümcül ol, varlığını duyan.
Mikat'ta ırkını veya kabileni hiç düşünmeden günlük hayatında seni bir kurt [vahşet ve zulmün sembolü] bir fare [kurnazlığın ve istifçiliğin sembolü] bir tilki [hilekarlığın sembolü] veya bir koynun[köleliğin sembolü] yapan bütün örtüleri çıkar at. Bunların hepsini Mikat'ta bırak ve sonunda nasıl bir ölü olacaksan, şimdi de bir insan, yalnızca bir Adem olarak başlangıçtaki şekline bürün. İki parçalı kumaşa dolan birini omuzlarına ört, diğerini beline sar. Hiçbir özel şekil ve araç kullanma. Giydiğin kumaş oldukça basit ve sade dokunmuştur. Herkes aynı ihramı giyer. Hiçbir görünüm farkı yoktur. Dünyanın her tarafından gelip Hacc'a doğru yol alan kervanlar Mikat'ta toplanacaktır. Aynı yerde ve aynı zamanda karşılaşacaklardır. Allah yolunda kişi olduğu gibi değil olması gerektiği gibi olacaktır ve dönüş Allah'a dır. Kişi Allah'a dönmeye karar verir. Bütün benlik ve bencillik eğilimleri Mikat'ta gömülür. Kendi ölü bedenini görür ve kendi mezarını ziyaret eder. Kişiye hayatının son noktası hatırlatılır. Mikat'ta ölümü ve tekrar dirilmeyi duyduktan sonra, Mikad’la Miyad arasındaki çöl görevine devam etmelidir."






  

22 Eylül 2011 Perşembe

Ordan burdan

Geceleri uykusuz ama sabahları uykulara doyamaz oldum.
Neredeyse bir aydır gece uyurken bir rüya görüyor ve sıçrayıp uyanıyorum
Sonra da uyku kaçıyor dön sağa dön sola uyku yok,
Hani utanmasam eşimden onu sabah işe yollayıp yatmak istiyorum
Öyle de güzel derin uyuyorum ki anlatamam
Ve sabah on gibi sütçünün sesiyle uyanıp güne merhaba diyorum.
Bi çözebilsem şu uykusuzluk halimi gün içinde tutuyorum kendimi uyumamak için
Gece olsun da yatayım diye ama bi rüya görüyorum sonra da uyu uyuyabilirsen.


Sonbahar girdiğinden beri üzerimde yarattığı psikolojik baskıyı şükürler olsun
Bugün yağan yağmurla attım diyebilirim.
Kendime geldim vallaha
Evin içinde bir neşe içinde ütü yaptım, yastık kılıflarını değiştirdim
Bir de İzmir köfte yaptım ki fırında şimdi 
Asortik krepin blog sayfasını okurken gözüme çarptı yapıvermiş İstanbul'dayken
Bende kıymayı çıkarıverdim dolaptan yoğurdum
Köfte ve patatesleri iki çevirdim tavada 
Yanına da pirinç ıslattım.


Oturduğumuz evin satışı hala devam ediyor
Gelen ucuza kapatma telaşında
Her gelenin yaptığı bazı yorumlarda 
"Hadi lenn satmıyom işte hemde size satmıyom" diyom bazı içimden.
Bi de yüzlerine diyebilsem çok iyi olucak sanırım
Hani insanın kanına dokunuyor aslında
Zamanında kıt kanaat arttırıp eldeki paraya göre yapılmış küçük bir evin
Tuğlasının elinden geçmiş olan bir evin hakkında edilen laflara karşı.
Ucuza kapatmaya çalışanlara inat evin fiyatını yükselttim kendimce
Rabbim sağlık için sattırmasın inşallah....
Gerçekten çok zor muş bu işler...



21 Eylül 2011 Çarşamba

Sözüm söz



Sonbaharın  üzerimde yarattığı sıkıntıyı ilk defa bu sene hissederek yaşadım
Ve yavaş yavaş alışmaya mı başladım da yoksa başa çıkmasını öğrendiğimden midir nedir 
Daha rahatım bi kaç gündür.
Ölümü düşündüğüm ergen zamanlardaki halime dönsem de bazı 
Şimdi gülüp geçiyorum kendime.
Bazı sözler vermiştim kendime bundan 2 ay önce hani o geçirdiğim kötü bi gecenin ardından
Tutmaktayım dönmedim, caymadım sözümden 
Ve gerçekten her akşam yatarken dualarımda verdiğim sözü tutmak adına yardım istemekteyim
İçtiğim bir bardak suyu bile zevkine vararak, kıymetini bilerek içmekteyim.
Şükrederek en çok ta..
Bir gece bir rüya gördüm ve rüyam içinde 
Uykuyla uyanıklık arasında ama kendimden emin bi şekilde 
İçimden ettiğim bi sözle, hareketle verdiğim sözün karşılığını almaya başladığımı hissettim...
Gerisi gelicek ve verdiğim sözümün karşılığını alıcam inanıyorum
Samimiyetimin karşılığını yine samimi bi şekilde mükafatı gelicek, görücem inanıyorum.







19 Eylül 2011 Pazartesi

Suçlu sonbahar mı?




Pimini çektim elimdeki bombanın ve fırlattım havaya
Son zamanlarım artık
Geriye dönüş yok
Toparlanamayacak hiç bir şey...
Dağınıklığı düzeltmek boşuna gereksiz bir çaba olur artık
Bombanın yere düşene kadar geçen süresinde.


İlk defa ama ilk defa ölümü düşündüm.
Kendi seçtiğim bi şekilde.
Hani en az acısı hangisi olabilir diye.
Pişmanlık süresi vermeden bana en hızlı şekilde bi defada..
Çözüm yok mu var elbette...
Süre az pimini çektim elimdeki bombanın
Ya elimde patlayacak
Ya da atıp ileriye düşme süresinde olup bitecek her şey...





15 Eylül 2011 Perşembe

sonbahar melankolisi



Sebepsiz nedensiz bi sıkıntı içimde.
Bi sinirlilik hali üzerimde patladım patlıyacağım sebepsiz yere birine, bi yere
Yok hani öyle aybaşı sıkıntısı da değil 
Sanki bişi olucak bi kara haber duyucam.
Sanki bi mucize olucak
Sonbaharın mevsiminin verdiği psikolojik dönüm olayı belkide
Sigara çekiyo canım
Hani öyle sigara içen biri de değilim 
Elleri titreyerek yakıp ilk nefesi çektiğinde kendine gelen tiryakiler gibi yaksam da bazı sigarayı
Hani bir anda mide bulantısı sanki nikotinin boğaza yapışıp zift gibi olma hissi içinde bırakabilirim de bir anda.
Yeni değil bu halim bi değişiklik olsun diye kestirdim saçımı
İlk hali facia olsa da şimdiki kesimi beğendim bi güven geldi kendime 
Bazen kızıyorum aslında kendime 
Durup dururken bu haller içinde olduğumdan
Akşamüstü eşimi beklerken beni alması için Semt Garajında bi garip hal içinde 
Çok saçma, aptalca şeyler düşündüm.
Açıklayamam anlatsam bu sayfayı terk eder gidersiniz
Bir daha da asla yüzüme bakmazsınız.
Sonbahar işte herşeyin bittiğini sandığım,
Akşam karanlığının erken bastırması
Sanki boğazıma kadar suya gömülmek gibi.
Neyse en iyisi bi sigara yakıp savurmak içimdekileri havaya.

14 Eylül 2011 Çarşamba

Niyet neydi akıbet ne oldu




Anladım ki niyet önemli.
Ama bazen de niyet edip bozduğumuzda oluyo olmuyo mu?
Bugün ki niyetimizde eltimin diş için doktora gitmekti.
Sabah numara almak için düştük yollara 
İyi de diş için numara kalmamış.
Oradan Konak'a doğum evi yanında diş hastanesine indik yayan Eşrefpaşa'dan
Numara kalmamış.
Kızlarağası Hanında 2 boyoz bi poğaça ile çay eşliğinde kahvaltı ettik
Kemeraltı dükkanlarını yeni açanların, işe gidenlerin saatinde pek güzeldi
Sonracıma
Oradan bi arkadaşının Çankaya'daki yerine
Saat olmuş 9,30 kapalı.
Oradan da Alsancağa özel diş doktoruna.
Hani illaki gösterilecek o 20'lik diş
40'ına merdiven dayamış iki hatunun inadıyla.
Gösterdik doktor teyzeye dişi hani korksun da ağrı falan yapmasın dedik.
Aldık antibiyotik yazılı kağıdı çıktık saat 10,30-
Dolandık Alsancak'ta...
Şimdi niyet bozuldu işte
Mango'ya girdik Outlete canımmm
Bi elbise aldım,
Oradan başka bi yere girdik eltim elbise aldı.
Ama cimriliğimiz tuttu Alsancak'tan Konak'taki Bahribaba parkının üstündeki 
Eski Şato'nun oraya kadar yürüdük arabayı orada bırakmıştık çünki.
Şirinyer'e vardık antibiyotiği sağlık ocağındaki doktora yazdırmak için girdik
Diş doktoru varmış çıktık yukarı bir hafta sonra özelde çekmeyi düşünürken
Çekiverdi doktor
Burda Show tv'ye dua ettim iyi ki "Doktorlar" dizisini yayınlamış yaz boyu
Yardımcı oldum doktora alet, gazlı bez falan verdim.....
Sonra eltim kendine gelince yüzüme baktı 
"Saçını nasıl kestirmişsin öyle akıl hastanesindeki hastalar gibi " dedi
Beni kuaförüne teslim etti ve gitti
Hani şu pek meşhur viktorya bekham modeli kestiriverdim saçımı.
İşte niyetimiz dişken nerelere geldik....


Not: Mfö'nün "Niyet neydi akıbet ne oldu bak" şarkısını aradım hemde çok bulamadım bi türlü yaa.. Bi yerde buldum ama oda ne kadar sağlıklı çalışacak bilemiyorum artık...



12 Eylül 2011 Pazartesi

Kütüphaneden alınan kitaplar 3


Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
160 sahife
Kütüphaneden alınış tarihi :08-09-2011  
Kütüphaneye geri verilecek tarih : 22-09-2011


Aslında daha bir haftam var teslim için
Ama bitiriverdim ben
Sessiz, sakin ama sıcak öğleden sonralarında
Uzanıp mutfağımdaki şu eski sandıklı divana
okuyuverdim.
Kimi yerde ağır geldiyse de
Çok sevdim methedilen, okunması gerek denilen kadar varmış.
Umarım size de kısmet olur okumak.





9 Eylül 2011 Cuma

Haydeee eller havayaaa






Düğünün marşı gibiydi bu şarkı...
Dön dolaş daykolu kızzz
Hopa haydeee.....



Bende bi yoğunluk bi telaş yetişebilen aşk olsun bu günlerde

Annemle babam geldi kuzenimin oğlanın sünnet düğünü için.
Her gün yapılan işler, alışverişler, telaşlar, gezmeler falan.
Zaten günler bi sene akşam olmak bilmiyor
Akşam yatağa yorgun argın dinlenmek için gidiyorum ama yorgunluktan uyku nerde
Arada bul uyu hani hap alsam diyom ama geçenlerde yaptım o işi acile zor yetişmiştik.
Kıyafetti, ayakkabıydı, takıydı, saçtı baştı makyajdı derken,
Adamın giyeceğini hazırlamak 
Kıyafetleri donundan, atletinden çorabına kadar yatağın üzerine koysan da
İllaki aranıp bir gürlemeyle nerede benim oyum, buyum, şuyumlar
Hani kaşla göz arası sürülmeye çalışılan rimelin bu sesle illaki başka yerlere geçmesi
Tekrar makyajın tazelenmek yerine en baştan yapılması falan....
Ve bu kadar iş arasında ev halkını doyurmak, hazırlanmak
Ve senden önce aşağıya inip araba başında bekleyen erkek takımına 
Ayakkabıları bağlayamadan koşmak ve düşme tehlikesi geçirmek
Tekrar eve dönüp ayağı yıkamak, kremlemek falan filan işte....
Ama düğünde yapılan ilk danstan sonra bir kıç atıp erkek milletine 
Eller havada damat alayına kadar hiç oturmamak, oynamak, göbekler atmak.
Yalnız en kötüsü düğün dönüşü çıkartılıp çantaya atılan düz ayakkabıları giyip
Yolda ah vah ederken erkek takımından gelen yorumla gece kapanır


"Eee düğünde oynarken, göbek atarken hiç ah vah etmiyordun ?"






6 Eylül 2011 Salı

Melisa çiçeği ve yelek

Ne gündü.
Dün akşam Melisa çiçeği var hani yazlık yerlerde olur
Akşam olup karanlık bastırınca hafiften esintiyle gelen kokusunu duyarsınız
Kimine baygın gelir -evet ilk zamanlar bana da gelirdi-
Kimiyse bayılır...
Yapraklarını kurutur annem içerim bazı akşamlar.
Çayın kaynayan suyundan çalıp porselen demliğe atıp 3-5 yaprak
İçiverdim.
İnsanı rahatlatan, sinir yatıştıran bi özelliği var.
Hele ilk içtiğimde beynim uçuyor sanmıştım.
Esti aklıma yaptım içtim sonra da yattım.
Koydum başımı yastığa ama uykumu kaçırdım sanırım...
Önce sokağın köşesinden nanik yaptı bana
Ben elbise dolabından şu eteğimi şu bluzumu yok şu elbiseyi mi şu terliği mi giysem diye 
Düşünürkennnn
Aklıma geçen sene ördüğüm bi yelek geldi.
Aradım taradım beynimde ne oldu o yeleğe en son neresinde kalmıştım diye düşünürken
Aklıma geldi. 
Arkasını ve sol yanını bitirmiş sağ tarafın koltuk altından sonrasında kalmıştım
DA !
Ben o yeleği nereye koydum ki?
Hadi koyduğum yeri hatırlamıyorum ama koltuk üzerinde ölçüp elime alıp ördüğümü hatırlıyorum
Ama sonrası muallakta !
Hah dedim tam beyni açıyor muş bu melisa ne bu dedim.
Gece gece aklıma gelene bak.
Sabah ola hayrola diyorum ama beynim kabul etmiyor.
Nerde ? Nerde ? Nerde ?
diye düşünürken sızmışım sabah ezanıyla uyandım
Tekrar dalmışım.
Sabah eşim gittikten sonra kalktım.
Aradım taradım elbise dolabı yüklük kışlıkların arası bazanın içi 
Dantel yemeni koyduğum konsolun çekmeceleri ...
Yok yok yok....
Hala bulamadım sözde yazın askılı bluz üzerine harika bi yelek olucaktı bitseydi.
Çıkacak bi yerden en aramadığım zamanda
Bende alıp elime çarpıvericem yere
"Kahpe yelek şimdi mi çıktın ortaya" 
Diycem....

4 Eylül 2011 Pazar

İkea malı çiçek sulama kabı



İkeya ne olmuş öyle ?
Tam Türkleşmiş diyebilirim.
Bugünkü bunca yorgunluğa sürükledi eşim beni
Gittik Forum Bornova İkea'ya.
Forum'u gezelim dedi önce ve Deichman ayakkabı mağazasına girdik
Hay girmez olaydık,
Bi ayakkabı beğendim içimde kaldı
İndirime girince alırım kalkıp o kadar dünya para veremem doğrusu
Gerçi yaşgünü hediyesi alayım sana dedi eşim ama 
Daha çok var yaş günüme o zamana kadar başka bişi de beğenebilirim.
Ayakkabımız yazlık, topuklu, petrol mavisi renginde çok daaa şekerrrr
Ama fiyatı pek de yüksek çekerrrr
Neyse indirime girme ihtimalini düşünüp cayıverdim.
Sonra İkea'ya gittik karnımda aç restorana yollandık
Aman o ne kalabalık öyle ?
İsveç köfte falan yiyemem açıkçası ne bileyim isveç ineği değildir belki ?
Tavuklu krep yiyeyim bari dedim 3 dakikası var fırında bekleyin.
Bekledik brokoli salatası aldım bide.
Bi masa buldum tam oturacaktım ki
Masadaki bi bayanın ortalığı yırtan sesiyle bir kabustan uyandım
Kadın şöyle bağrınıyordu; Alperrrrrrrr yapmmaaaa burayaaaa gelllllll!
Ay dedim hemen başka bi masa bulmalı hatta mümkünse yemeği bırakıp kaçmalı.
Bi masa bulduk oturdum kendimi de fırından çıkan krebin sıcaklığına karşı hazırladım
İlk lokmayı aldım oda ne?
Buz gibi !
İçindeki tavuk bile buzlu buzlu....
Masadan kalkıp bu neden böyle diye çemkirecek halim bile yoktu
Brokolimle mutluluk arayışına girdim.


Mağazayı dolaşalım dedik
Aman Allah'ım hani o maksuscuktan döşenmiş oturma odaları, salonları, mutfakları varya 
Oturur yorgunluğunu atar, mutfak çekmeceklerini karıştırırsın falan
Bantlamışlar oraları kırmızı-beyaz şeritlerle
Girmek yasaklanmış...
Neden amaaaaa ?
Anladı amcamlar olayı biz Türklerin o odalarda gün yaparcasına doluşup oturmalarımızı
"Canımmmm bu bizim yatak odamız olsunnnnn" diye kız arkadaşını sıkıştıranları
Çocuk odalarında çocukların yataklarda tepinmelerini falan.


Bunca yorgunluğumu alsın diye 
5,45-Lira olan çin işi :( tava, kağıttan lamba ve lila rengi çiçek sulama kabı alıp
Mutlu mesut ayrıldım İkea'dan.....









3 Eylül 2011 Cumartesi

Kadın kısmısı



Aslında her şey evi havalandırmakla başladı
Malum bizim alt kat hani kışın oturduğumuz
Annem gelicek diye yarın bi havalandırayım dedim 
Ama içeriye dolan tozu görünce kaybetmişim kendimi
Efendim
Önce camlar temizlendi, silindi dışarıdan panjurlar yıkandı
İçeriye tekrar toz, çöp girme ihtimaline karşı
Kapı önü süpürüldü, yıkandı
Sonra tekrar eve geri dönüldü
Lavabo, banyo, mutfak temizlendi komple
Yatak odası derlendi toplandı çarşaflar, yastık kılıfları çıkarıldı
Yerine temizleri takıldı, serildi.
Kapı temizlendi,
Mutfak tarafının camları, panjurları domestoslu suyla yıkanırken
Kendimi duvarı da silip yıkarken buldum.
Eeee bu kadar hamaratlığın sebebi biraz da annem .
Gelicek ya yarın ondan sebep :)
Eşime akşama ne yemek  yapayım diye sordum ama
İçimden yemek yemicem dese diye dua ettim
Neyse çok yoruldun seni İkeaya götüreyim biraz açılırsın, yemekte yeriz diyince pek sevindim.
Eee kadın kısmısı ne kadar yorulsa da gezmek yada düğün demeyin
Gökyüzünde olduğunu bilsek merdiven kurar çıkarız yine de...







1 Eylül 2011 Perşembe

Teach me tıger








Marilyn monroe ve April stevens yorumu


teach me tiger how to kiss you.. wah wah wah wah wah
show me tiger how to kiss you.. wah wah wah wah wah





Baykuş Gözü'ne ithafen

Kalburabastı tatlısı


Bir önceki yazımın yorumunda belirtmiş 
Sevgili Baykuş hanım 
Kalburabastı tatlısını bilmediği ile ilgili
Eminim ki, 
Yukarıdaki linke tıkladığında 
"Ay bu muydu o tatlı, biliyorum ki bennn"
Diye bir nidayla tatlıyı hatırlayacak.
Belki de adını başka türlü biliyor olabilir.
Bir bayram annem, mukaveleyi kaçırmamak için içine cevizi koyamamış
Tatlının yanında bir cevizle ikram etmiş
Bir başka bayramda yine o an için üzerine gelen o tembellikle cevizini hamuru içine ekleyerek
Bi şekilde çözüm üretmişti kendisine.
Ben pişerken kıtırlaşmış ve şerbeti de fazla olmadığında bayılırım.
Bi de bi de mümkünse bayramdan 3 gün sonra yenildiğinde daha çok.


31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bayram gezmeleri

Ne siz sorun nerede olduğumu ne de ben diyim.
İzmir'deyim gitmedik bu bayram Didim'e.
Atamadım kendimi kumsala, denize...
Annem gelmeyin dedi haftaya gelicekler miş zati 
Sünnet var kuzenin oğlunun.
İlk gün Eşimin tarafında geçti
Abisi, Kayınvalidem, eltimin babası derken 
İkinci günde güzel bir kahvaltıdan sonra
Teyzem ve halamları ziyaret edememekle geçti.
İlk gittiğimiz teyzemi gezmekten gelmiş tam eve girerken yakaladık.
İkinci teyzemi evde bulamayınca lanet de başlamış oldu.
Hani "İlk gittiğinde kimse yoksa diğer gittiklerinde de kimseler olmaz" ya işte öyle
Halama gittik kapı duvar hani dinlenmek için bahçeye bile giremedik.
Kayınvalideme uğradık oda evde yoktu ama en büyük abi evdeydi kapıyı açmamış :))
Bakmamış bile kim geldi diye ağırlayamam annem yok diye düşünmüş
Oysa bizim olduğumuzu görseydi açardı kapıyı 
Telefonla da aramadık evet sanırım birazda 
Eve dönüp uzanmak kimseyi bulamamanın götürdüğü enerjiyi geri toplamak istedik.
Attık kendimizi koltuklara bulduk bir iki bayram filmi vakit geçirdik.
Yalnız akşam üstü bana davetsiz gelen nezle 
Hem ateş hemde akmayan burun ve baş ağrısıyla ne yapacağımı bilemedim.
Şu anda burnumdan konuşur gibiyim.


Not: Bayram tatlısı hemen her evde kalburabastıydı. 
Bol bol yedim,
Kayınvalidemin ki biraz şerbetliydi fakat cevizi boldu
Teyzemin kaburastısındaki zeytinyağı tadına bayıldım
Hatırlamıyorum ama bi gittiğimiz yerdekinin de kıtır hali çok güzeldi..
Annemde yapmış artık gelirken getiriver dedim bakalım.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Yaz günü


Uzun yaz günleri nasıl bitirilir ki?
Sabah uzun süren bir kahvaltıyla
Kitap okumakla
Öğle sonrasında uyumakla
İkindi de çay ve gevrekle yapılan bi molayla
Bahçeler arasında bir sopayla koşturmakla
İncir ağacından yemiş toplamakla
su dolu küçük havuzda ayaklarını sokup serinlemekle
Ve 
Gün kavuşurken akşama
Batırma telaşıyla güneşi gelecek sabaha kadar
Domates soslu biber, patates kızartması kokusu sarmalı dört bir yanı
Mümkünse odun ateşinde kapkara olmuş bir tava içerisinde...

25 Ağustos 2011 Perşembe

Bi yorgunluk kahvesi


Şimdi ben şu yukarıda gördüğünüz üçlemenin keyfindeyim desem.
Ama hak ediyorum.
Şöyle uzanmışken kalkıverdim 
Perdeleri çıkardım attım makinaya biraz serinleyin dedim.
E perde yıkanır da pis camlara mı asılır,
Camlar, çerçeveler silindi, temizlendi.
Ee cam  silinir de halılar silinmez mi?
Onlarda silindi, fırçalandı bi güzel genel temizlik diye adlandırılan
Kimyasal maddeyle sulandırılmış bi temizlik malzemesiyle
Tozlar alındı mobilyanın, büfenin
Bi dantel yerleştirme kaldı ki aman dedim
O kadar kusur kadının kızında bile var.
Yorgunluk denen illet girince vücuda
Bi es vereyim dedim.
Yaptım bi kahve
Ben küçükken şimdiki gibi züccaciye, sırça bolluğu nerdeee
Kıbrıs'a asker gidenlerden istenirdi
Fincan oradan durelex annemin büfesindeydi evlenirken yalvarmıştım bana versin diye
Kültablası da balayında gittiğimiz Kıbrıs'tan
Mavi renkli su bardağı kardeşimle yaşıt 35 senelik Adana'dan almış annemler
Kaçak gelmiş oraya da zamanında
Danteli de ben lisedeyken örmüştüm o zamanlar ebruli iplikler vardı.
Sigara biraz bozmuş olabilir fotoğrafı hani sağlık açısından
Ama olsun ya çok yoruldum zaten çok içen biri değilim
Bilenler bilir.
Hadi sizlere kolay gelsin ben bitirdim sayılır 
Bayram temizliğimi buyursun gelsin bayram bey.


24 Ağustos 2011 Çarşamba

Hayat bazen arabesk şarkılar dinletebilir insana



Blog yazmaya başladığım zamanlarda eşe dosta yalvarır küçük kağıtlara adresimi yazar okuyun nolurrr derdim.

Tabii okuyan olmazdı işte neden aramızdan yazar çıkmadığının en iyi kanıtlarından biri sana. Ama şimdi diyorum ki iyi ki okumuyorlarmış ya, hani insan bazen şuraya iki çift aile dedikodusunu yazamayıp içini dökemeyecekse ne yapsın ? Otursun mum yaksın derdine baksın derim. Zaten yazmayan insan bence depresyona girer. Ben de girmedim mi zamanında sadık okuyucularım bilir bir ayağı kırık çöp konteyneri için nasıl ağladığımı. Bir de eş, dost, akraba okuyunca soracaklar "Sen bunları nerenden uyduruyon kız?" Neremden uydurucam ki hani desen yaşadın mı çoğunu yazdıklarının bazıları var yaşamadığım belki de fantezilerim onlar yaşamak istediğim evrene mesaj yolluyorum secret -sıkrit- yapıyorum hani gerçekleşir belki diye. 

Şimdi vakit öğleden sonrası sokağımda tek tük anasının elinden kurtulup sokağa çıkmış bir iki veletten, pet şişe toplayıp satıp internete gitme derdindeki 11-12 yaşlarındaki oğlan çocukları ve bayram hazırlığı için yıkamacaya verilen halıları götüren arabalardan başka kimseler yok. Varoş burası demiş miydim daha önce. Hatta bazen "halı kenarına overlok yapılır" diye anons yapan arabalarda geçebilir. Ortama uyayım diye ne dinlediğimi sorsan cevabıma şaşmazsın Bergen dinliyorum. Liseden çıktıktan sonra düzgün bi iş bulana kadar tezgahtarlık yaptım Kemeraltı'nda Şadırvanaltı denilen yerde. Bir de o tezgahtarlık yaptığım dükkanların atölyelerine giderdik eleman az olunca. İplik temizlemeye, paket yapmaya. Çalınan şarkılar değişmezdi arabeskin en acılı sesleri eşlik ederdi orada dikiş makinasındaki kızlara, yaz sıcağından bunalıp beyaz atletleriyle çalışan erkeklere. 

Ne anlatıyordum ben ha evet benim için terapi olan bu yere yazdıklarımı okuyanlara hayat dersi vermek değil ki amacım, kendimi eğlendiriyorum ben burada. Varsa benimle eğlenen parmak göstersin derim. Çevremde çok fazla arkadaşım yok oysa bu kadar arkadaş canlısı, herkesle iyi anlaşabilecek biri gibi dururken. yıllarca hep çalıştım o yüzden iş yerindekiler oldu arkadaşlarım benim. Çay molalarında, iş çıkışlarında, öğle yemeklerinde anlatılanlarla tanıdık birbirimizi hep. Ama çok şey paylaştım arkadaşlarımla. Her arkadaşımda paylaşabileceğim farklıydı konularım. Kimi eşinden, kimi sevgilisinden dert yanardı kimi annesine babasına kızar yada çok severdi. Benimde bunlara göre olurdu diyeceklerim. Aslında öyle çokta sıkıntılı konulara gelemiyorum ben. Karşımdakinin anlattığı derdine göre ettiğim laf çoğunlukla "Takma kafana, sen kendin ol, sıkma canını hasta etme kendini" gibi cümlelerle sınırlı olsa da çoğu zaman bunlar benimde işime gelmiyor. Ne çelişki dimi ? Hem sıkıntı sevme hemde sıkıntılı olanın ben olmam. Beynimde çok konuşurum ben, dır dır yerim bitiririm kendimi hani eşimle bile bu kadar konuşmam mesela. Yüz üstü sıkıntımı anlatır cevap beklerim. Eşimde aynı benim arkadaşlarıma ettiği lafları sıralar ama bilir benim içimde kendi kendimi yediğimi. O yüzden biraz ettiği lafa diklenecek olabileceğim ihtimalinden fazla deşmeden çeker gider. O'da haklı ne diyim. Aslında sevdiği biri hakkında dert yanan birine sevdiği kişinin çok fazla eksi yönlerini göstermeye çalışsam da biliyorum ki, pozitif yönleri baskın geliyor. 
Genelde hep böyle değil miyiz?

Yazdığım yazının ana fikri,mesajı falan yok. Sadece içimden geldi yazdım. Şu ıssız sokakta dertleşip kafamı dağıtacak biri yok en azından vakit öldüreyim dedim. Hani yazıyı okuyup ne yorum atsam ki diyecek olursanız şayet ondan diyim dedim.





23 Ağustos 2011 Salı

Kütüphaneden alınan kitaplar 2




Dün o sıcakta
Ağustos sıcağı de sen ya da civciv sıcağında
Ben deniz şeniz mavi balon attım kendimi sokağa
Bankadaki işim biraz uzayınca biraz soluklanayım diye kuzenime uğradım
Otobüs durağı karşısındaki evlerinin kapı önünde laflayıp otobüsü beklerken
Baktım ki bizim yeğen -Hala derler bana- oflayıp pufluyor
O ergen hallerinden geçmiş biri olarak anladım mecalini
"Sıkılıyorum hala hemde çok" dedi.
Bende öyleydim o yaşlarda
Habire durmadan sıkılır havaya offf puff gibi sesler çıkarıp
Omuzlarımı da hafif öne düşürüp hani vücut gelişimimi belli etmemeye çalışarak
Dolanırdım ortalarda.
O zamanlar şimdiki gibi bilgisayar, internet, cep telefonu, 24 saat açık tvler, doktorlar dizisi falan nerdeeeee....
"Sıkılıyorummmm "derdim,
Annem o anki ruh haline göre
Ya "sıkı can iyidir çıkmaz" ya da "Canın çıksın" derdi.
Nasılda kızardım oysa,
Ama hak veriyorum şimdi O'nun da o zamanlar demek ki kendine göre sıkıntıları vardı atlatması gereken.
Neyse "hadi o zaman gel beraber inelim Konak'a -
"Siz şimdi bu Konak'a kelimesini Türkçe ses uyumuna göre ğ ile yumuşatıpta okuyun oldu mu?"- dedim.






Hemen geçirdi ayağına terliklerini otobüste geldi atladık ama Eşrefpaşa'da indik Varyant'tan aşağıya yürüyerek inelim dedi.
İyi de giymişim topuklu ayakkabıları o yokuşlardan inerken düşmeyeyim diye cebelleşirken
Ayak kaslarımı mahvettim et kırığı oldum sanırım,
Yaşlılık işte.
Yollar ve sokaklar bomboştu saat 3 gibi,
Bir tek tek tük geçen arabaların sesi ve ağustos böceklerinin sesleri eşlik etti bize.
Tutulmuş ayaklarım ve sıcaktan erime noktasına gelen beynimle girdiğim kütüphaneden
Ne yazık ki yanlış kitap alarak çıktım evde fark ettim.
Hani hiç olmazsa kitap kitaptır diyerek okuyayım dedim 
Aman aman hiç sarmadı beni.
Ha kitap neydi diye sorarsanız "Bizim gizli bahçemizden" Nermin Bezmen'e ait.
4 eylül son teslim tarihi ama sanırım cuma günü geri gidecek.














Kendimle sohbet 2



Bir durgunluk ki üzerimde.
Ölü toprağı serpilmiş sanki.
Gözlerim açık fakat görmek için bişileri beynimle arasındaki iletişim kopuk.
Aslında görebildiğimizi görmekle, yorumlayabilmekle geçiyor işte hayat.
Bir hafta öncesi şehitler için üzülürken 
Bu hafta gelecek bayram için yapılacak temizlikti, tatlıydı falan derken geçicek.
Uzun bir yürüyüş işte hayatımız 
Ara sıra kimi acıklı
Kimi sevinçli olaylarda 
Bir araya toplanıp, ara verip yürüyüşe
Sonrasında yine dağılıveriyoruz işte kendi kabuklarımıza.
Sonuç;
Sonuç yok bu işte demek istediğim.
Hayat devam ediyor bi şekilde.
Sağlıkla devam etsin dilerim
Yalnızca beden değil akıl sağlığı da diliyorum.







19 Ağustos 2011 Cuma

Kendimle sohbet 1



Eğrisiyle doğrusuyla yanlış ya da saçma geleni sana göre
Bana göre ise doğru olan bi takım kişilik özelliklerim var benim.
Aslında senin de var, onunda var hepimizin yani.
Ve ben bu kişilik özelliklerimle yaşamak zorunluluğunu geçtim mecburiyetteyim.
Atsam atamam, satsam satamam en önemlisi değiştiremeyeceğim.
Sıksam kendimi belki asgari orana indirebilirim mesela
Ama ne kadar sıkmak lazım neye göre ?
Evini sırtında taşıyan deniz kabukluları gibi anlayacağın
İndirdiğim anda sırtımdan biliyorum ki çıplak kalıcam.
O yüzden böyle yaşamaya devam,
Sen kabul etmesen toprak kabul ediyor bir şekilde
Çürütüyor, karıştırıyor.
Ben alışmaya alıştım kendime sende dene derim
Kabul etmek boyun eğmek değil
Aksine olgunluk gibi geliyor bana.