25 Ağustos 2011 Perşembe

Bi yorgunluk kahvesi


Şimdi ben şu yukarıda gördüğünüz üçlemenin keyfindeyim desem.
Ama hak ediyorum.
Şöyle uzanmışken kalkıverdim 
Perdeleri çıkardım attım makinaya biraz serinleyin dedim.
E perde yıkanır da pis camlara mı asılır,
Camlar, çerçeveler silindi, temizlendi.
Ee cam  silinir de halılar silinmez mi?
Onlarda silindi, fırçalandı bi güzel genel temizlik diye adlandırılan
Kimyasal maddeyle sulandırılmış bi temizlik malzemesiyle
Tozlar alındı mobilyanın, büfenin
Bi dantel yerleştirme kaldı ki aman dedim
O kadar kusur kadının kızında bile var.
Yorgunluk denen illet girince vücuda
Bi es vereyim dedim.
Yaptım bi kahve
Ben küçükken şimdiki gibi züccaciye, sırça bolluğu nerdeee
Kıbrıs'a asker gidenlerden istenirdi
Fincan oradan durelex annemin büfesindeydi evlenirken yalvarmıştım bana versin diye
Kültablası da balayında gittiğimiz Kıbrıs'tan
Mavi renkli su bardağı kardeşimle yaşıt 35 senelik Adana'dan almış annemler
Kaçak gelmiş oraya da zamanında
Danteli de ben lisedeyken örmüştüm o zamanlar ebruli iplikler vardı.
Sigara biraz bozmuş olabilir fotoğrafı hani sağlık açısından
Ama olsun ya çok yoruldum zaten çok içen biri değilim
Bilenler bilir.
Hadi sizlere kolay gelsin ben bitirdim sayılır 
Bayram temizliğimi buyursun gelsin bayram bey.


24 Ağustos 2011 Çarşamba

Hayat bazen arabesk şarkılar dinletebilir insana



Blog yazmaya başladığım zamanlarda eşe dosta yalvarır küçük kağıtlara adresimi yazar okuyun nolurrr derdim.

Tabii okuyan olmazdı işte neden aramızdan yazar çıkmadığının en iyi kanıtlarından biri sana. Ama şimdi diyorum ki iyi ki okumuyorlarmış ya, hani insan bazen şuraya iki çift aile dedikodusunu yazamayıp içini dökemeyecekse ne yapsın ? Otursun mum yaksın derdine baksın derim. Zaten yazmayan insan bence depresyona girer. Ben de girmedim mi zamanında sadık okuyucularım bilir bir ayağı kırık çöp konteyneri için nasıl ağladığımı. Bir de eş, dost, akraba okuyunca soracaklar "Sen bunları nerenden uyduruyon kız?" Neremden uydurucam ki hani desen yaşadın mı çoğunu yazdıklarının bazıları var yaşamadığım belki de fantezilerim onlar yaşamak istediğim evrene mesaj yolluyorum secret -sıkrit- yapıyorum hani gerçekleşir belki diye. 

Şimdi vakit öğleden sonrası sokağımda tek tük anasının elinden kurtulup sokağa çıkmış bir iki veletten, pet şişe toplayıp satıp internete gitme derdindeki 11-12 yaşlarındaki oğlan çocukları ve bayram hazırlığı için yıkamacaya verilen halıları götüren arabalardan başka kimseler yok. Varoş burası demiş miydim daha önce. Hatta bazen "halı kenarına overlok yapılır" diye anons yapan arabalarda geçebilir. Ortama uyayım diye ne dinlediğimi sorsan cevabıma şaşmazsın Bergen dinliyorum. Liseden çıktıktan sonra düzgün bi iş bulana kadar tezgahtarlık yaptım Kemeraltı'nda Şadırvanaltı denilen yerde. Bir de o tezgahtarlık yaptığım dükkanların atölyelerine giderdik eleman az olunca. İplik temizlemeye, paket yapmaya. Çalınan şarkılar değişmezdi arabeskin en acılı sesleri eşlik ederdi orada dikiş makinasındaki kızlara, yaz sıcağından bunalıp beyaz atletleriyle çalışan erkeklere. 

Ne anlatıyordum ben ha evet benim için terapi olan bu yere yazdıklarımı okuyanlara hayat dersi vermek değil ki amacım, kendimi eğlendiriyorum ben burada. Varsa benimle eğlenen parmak göstersin derim. Çevremde çok fazla arkadaşım yok oysa bu kadar arkadaş canlısı, herkesle iyi anlaşabilecek biri gibi dururken. yıllarca hep çalıştım o yüzden iş yerindekiler oldu arkadaşlarım benim. Çay molalarında, iş çıkışlarında, öğle yemeklerinde anlatılanlarla tanıdık birbirimizi hep. Ama çok şey paylaştım arkadaşlarımla. Her arkadaşımda paylaşabileceğim farklıydı konularım. Kimi eşinden, kimi sevgilisinden dert yanardı kimi annesine babasına kızar yada çok severdi. Benimde bunlara göre olurdu diyeceklerim. Aslında öyle çokta sıkıntılı konulara gelemiyorum ben. Karşımdakinin anlattığı derdine göre ettiğim laf çoğunlukla "Takma kafana, sen kendin ol, sıkma canını hasta etme kendini" gibi cümlelerle sınırlı olsa da çoğu zaman bunlar benimde işime gelmiyor. Ne çelişki dimi ? Hem sıkıntı sevme hemde sıkıntılı olanın ben olmam. Beynimde çok konuşurum ben, dır dır yerim bitiririm kendimi hani eşimle bile bu kadar konuşmam mesela. Yüz üstü sıkıntımı anlatır cevap beklerim. Eşimde aynı benim arkadaşlarıma ettiği lafları sıralar ama bilir benim içimde kendi kendimi yediğimi. O yüzden biraz ettiği lafa diklenecek olabileceğim ihtimalinden fazla deşmeden çeker gider. O'da haklı ne diyim. Aslında sevdiği biri hakkında dert yanan birine sevdiği kişinin çok fazla eksi yönlerini göstermeye çalışsam da biliyorum ki, pozitif yönleri baskın geliyor. 
Genelde hep böyle değil miyiz?

Yazdığım yazının ana fikri,mesajı falan yok. Sadece içimden geldi yazdım. Şu ıssız sokakta dertleşip kafamı dağıtacak biri yok en azından vakit öldüreyim dedim. Hani yazıyı okuyup ne yorum atsam ki diyecek olursanız şayet ondan diyim dedim.





23 Ağustos 2011 Salı

Kütüphaneden alınan kitaplar 2




Dün o sıcakta
Ağustos sıcağı de sen ya da civciv sıcağında
Ben deniz şeniz mavi balon attım kendimi sokağa
Bankadaki işim biraz uzayınca biraz soluklanayım diye kuzenime uğradım
Otobüs durağı karşısındaki evlerinin kapı önünde laflayıp otobüsü beklerken
Baktım ki bizim yeğen -Hala derler bana- oflayıp pufluyor
O ergen hallerinden geçmiş biri olarak anladım mecalini
"Sıkılıyorum hala hemde çok" dedi.
Bende öyleydim o yaşlarda
Habire durmadan sıkılır havaya offf puff gibi sesler çıkarıp
Omuzlarımı da hafif öne düşürüp hani vücut gelişimimi belli etmemeye çalışarak
Dolanırdım ortalarda.
O zamanlar şimdiki gibi bilgisayar, internet, cep telefonu, 24 saat açık tvler, doktorlar dizisi falan nerdeeeee....
"Sıkılıyorummmm "derdim,
Annem o anki ruh haline göre
Ya "sıkı can iyidir çıkmaz" ya da "Canın çıksın" derdi.
Nasılda kızardım oysa,
Ama hak veriyorum şimdi O'nun da o zamanlar demek ki kendine göre sıkıntıları vardı atlatması gereken.
Neyse "hadi o zaman gel beraber inelim Konak'a -
"Siz şimdi bu Konak'a kelimesini Türkçe ses uyumuna göre ğ ile yumuşatıpta okuyun oldu mu?"- dedim.






Hemen geçirdi ayağına terliklerini otobüste geldi atladık ama Eşrefpaşa'da indik Varyant'tan aşağıya yürüyerek inelim dedi.
İyi de giymişim topuklu ayakkabıları o yokuşlardan inerken düşmeyeyim diye cebelleşirken
Ayak kaslarımı mahvettim et kırığı oldum sanırım,
Yaşlılık işte.
Yollar ve sokaklar bomboştu saat 3 gibi,
Bir tek tek tük geçen arabaların sesi ve ağustos böceklerinin sesleri eşlik etti bize.
Tutulmuş ayaklarım ve sıcaktan erime noktasına gelen beynimle girdiğim kütüphaneden
Ne yazık ki yanlış kitap alarak çıktım evde fark ettim.
Hani hiç olmazsa kitap kitaptır diyerek okuyayım dedim 
Aman aman hiç sarmadı beni.
Ha kitap neydi diye sorarsanız "Bizim gizli bahçemizden" Nermin Bezmen'e ait.
4 eylül son teslim tarihi ama sanırım cuma günü geri gidecek.














Kendimle sohbet 2



Bir durgunluk ki üzerimde.
Ölü toprağı serpilmiş sanki.
Gözlerim açık fakat görmek için bişileri beynimle arasındaki iletişim kopuk.
Aslında görebildiğimizi görmekle, yorumlayabilmekle geçiyor işte hayat.
Bir hafta öncesi şehitler için üzülürken 
Bu hafta gelecek bayram için yapılacak temizlikti, tatlıydı falan derken geçicek.
Uzun bir yürüyüş işte hayatımız 
Ara sıra kimi acıklı
Kimi sevinçli olaylarda 
Bir araya toplanıp, ara verip yürüyüşe
Sonrasında yine dağılıveriyoruz işte kendi kabuklarımıza.
Sonuç;
Sonuç yok bu işte demek istediğim.
Hayat devam ediyor bi şekilde.
Sağlıkla devam etsin dilerim
Yalnızca beden değil akıl sağlığı da diliyorum.







19 Ağustos 2011 Cuma

Kendimle sohbet 1



Eğrisiyle doğrusuyla yanlış ya da saçma geleni sana göre
Bana göre ise doğru olan bi takım kişilik özelliklerim var benim.
Aslında senin de var, onunda var hepimizin yani.
Ve ben bu kişilik özelliklerimle yaşamak zorunluluğunu geçtim mecburiyetteyim.
Atsam atamam, satsam satamam en önemlisi değiştiremeyeceğim.
Sıksam kendimi belki asgari orana indirebilirim mesela
Ama ne kadar sıkmak lazım neye göre ?
Evini sırtında taşıyan deniz kabukluları gibi anlayacağın
İndirdiğim anda sırtımdan biliyorum ki çıplak kalıcam.
O yüzden böyle yaşamaya devam,
Sen kabul etmesen toprak kabul ediyor bir şekilde
Çürütüyor, karıştırıyor.
Ben alışmaya alıştım kendime sende dene derim
Kabul etmek boyun eğmek değil
Aksine olgunluk gibi geliyor bana.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Acı




Ne zaman Vival'di dinlese neşelenen,
Sonsuz yeşillikler ve ağaçlar arasındaki şatolarda
Masanın üzeri incir, üzüm, ekmek, peynir şarapla dolu
Etrafı insana huzur veren labirent biçimli bahçeleri olan kareler gelen ben,
İlk defa bu akşam şu eser sayesinde ağlama noktasına geldim.
İsyanım ben bunları düşünürken şehitlerimizin gelmesi aklıma.
"Hayat devam ediyor, kalan sağlar bizimdir, vatan sağolsun" gibi laflar
Beni rahatlatmıyor açıkçası.
Göze göz, dişe diş bir ortam yaratıp kaos içine sürüklenmek hiç değil isteğim
Oysa sürüklenirken bir şekilde.
Hala Osmanlı devleti gibi zihniyetle, komşu bir ülkenin iç mesele hale gelmesi dile getirilirken
Sadece konvoy geçişinde, veda ziyaretinde, öğle yemeği molasında olan 
Silahına bile sarılamadan savunma bile yapamadan vatanını, canını yitip giden canlar için,
Yapılmayanlar!
Ya da göstermelik yapılanlar.
Yarın tv'yi açmak, izlemek istemiyorum
Bugün 5 dakikalık reklam aralarında verilen şehit haberleri
Yarın 45 saniyelik bi hayat hikayesiyle anılıp
Ölü toprağını serpicekler üzerimizeve biz de dönücez hayatımıza,
Hani Allah korusun, Allah'a emanet yeni bi acı haber gelen kadar.


Saat 03:34- kulağımda Vival'di, dışarıda davulcunun sesi, öten arabaların alarmı
Ve şu yazının başında sessizce ev halkına belli etmeden ağlamaya çalışan ben.




12 Ağustos 2011 Cuma

Açıl susam açıl


Sizce bu ne olabilir ?
Hadi
Açıl susam açıl !


Yetmedi sanırım bir kere daha
Açıl susam açıl !


Dı dı dımmmmm !
Bu bir makyaj kutusu...


Pudrası, fondöteni, kalemleri, allıkları, farları, rujları, ojeleri 
Hatta parfümü bile olan.
Gerçi fondöten ve parfüm yerinde değil
Ama hala kullanıyorum.
"Pupa" marka...






Kütüphaneden alınan kitaplar 1


İskender Pala -Kırklar meclisi
Kütüphaneden alınış tarihi :11-08-2011  
Kütüphaneye geri verilecek tarih : 26-08-2011
Yeni gelmiş bu kitap ilk alan ben oldum.


11 Ağustos 2011 Perşembe

Valla şimdi tırı vırı yapmak yok.
Bu sayfa benim istediğim gibi at sürerim.
Ramazan ayı çok güzel geçiyor Allah'a şükür bu konuda bi şikayetim yok.
Yalnızzzzz
Gerçekten şu somali yardımları ile ilgili olan paylaşımlar, yazılar, reklamlar
Gerçekten ööğğkk geldi kusura bakmayın.
Öncelikle 11 ayda bi köşeye atılıp mayalanan manevi duygular Ramazan ayında 
İyice istenilen kıvama ulaşıp ortaya dökülmeye bile başladı.
Ramazan 1.gün daha iftar açılmadan Somali yardımlarıyla ilgili yazılara, reklamlar başladı.
Daha önce nerdeydiniz a kardeşler ?
Bu arada belirtmek isterim elbette üzülüyorum oradaki insanlar için
Sonuçta hepsi de insan, can yardıma muhtaç....
Ama bunu bari görsel bir şova dönüştürülmese ?
Somali'deki durum yeni değil ki?
Afrika yıllardır böyle.
Ne yardım kampanyaları, konserler yapıldı.
Hani ne oldu onca toplanan yardımlar ?
Nereye gitti ?
Afrika'da var olduğuna inanılan kaynaklar neden işlenip bi şekilde geri kazanç sağlanmıyor ?
Bir kıta yükselirken diğer kıtanın batması kimlerin gizli emelleri?
Bir şeyi kör gözün parmağına sokar gibi sürekli yapılırsa an gelir o gözden kan akar..






8 Ağustos 2011 Pazartesi

Günden geriye kalanlar


Aslında şu koltuk yerinde değil
Son günlerde netten izlediğim 
"Vampir günlükleri" dizisinden dolayı
Koltuğu bilgisayarın karşısına çektim..
Aman bi güzel oldu ki bayıldım.
Sandalyede oturup izlemekten kıçım ağrıdıydı doğrusu
Hatta şu yazımı koltuğa ayaklarımı uzatmış
Klavyeyi de kucağıma almış yazmaktayım.
Keyfim pek yerinde doğrusu..
Aman Allah bozmasın.


Dün şişe domatı yaptık efendim,
Bir kasa -23 kg-  domat
Yıkandı, delinip sıcak suda bekletilip soyuldu
Eşim tarafından doğrandı
Blendırdan geçririldi
Komşu teyzeden alınan büyük tencerede kaynatıldı
Kavanozlara doldurulup
Eşim tarafından sıkıca kapatılıp 
Dinlenmeye bırakıldı.
Bozulmazsa nasipse kış hazırlığı oldu.
İyi de biz de yorulduk
Hem de nasıl.
Şu an tüm sırtım, omuzlarım, ellerim,ayaklarım tüm vücudum 
Sızlıyor..

Resim ; netten alıntı



Ee bunca yorgunluğa Maviş dinlenir mi?
Öğlene kadar yatma planlarım
Şu anda satılma aşamasında olan evimiz için gelen müşteriden dolayı bozuldu.
Yine koltukta güzel bir kahvaltıyla vampir dizisinin bir bölümü daha izlendi.
Sonrasında yapılan ev işleri, toz alma, çamaşır falan derken
Öğleden sonra bir tatlı yapıldı şeftaliden.
İlk tart hamurunu ne yazık ki fırından çıkarırken düşürdüm
Tekrar hamur yapıldı, açıldı pişirildi.
Eh akşam oldu vampir dizisinden bir bölüm daha izliyim bakalım tatlı eşliğinde.
Yapmak isterseniz şayet valla tarifi vermem zor
Netten bir iki yere baktım uydurdum bişiler işte göz kararı.







6 Ağustos 2011 Cumartesi

Kendimce


Sabahları kalktığınızda nasıl olursunuz ?
Asık suratlı, afyonu patlamamış ya da günün ağarmasına sevinip hiç durmadan bunu kutsayıp öten serçeler gibi.
Aslında uykum hafiftir gece tık duysam uyanırım ve sabah kalktığımda mız mız biri değilsem de kalktıktan 5 dakika sonra kendime gelme çabalarında yastığımı da alıp koltuğa atarım kendimi. Tv kanallarında dolanıp açılmaya çalışırım. Sonra da kahvaltımı hazırlayıp ki bir nazi baskısı altında çünki 1,5 senedir düzensiz ve düzenli de olsa saçma bi şekilde yemek yemiyorum. Yiyemiyorum. Sürekli hafif bir açlıkla dolanıp artık açlığın en kuvvetli anında oburlar gibi yemek yiyip mideme yemek depoluyorum sonra yine bi süre bişi yemeden yaşıyorum işte. Çok fena bu çok biliyorum ama önüne de geçemiyorum. Ve bunları anlattığımda su bile içseler yarıyor diyen insanlar zayıflığımla alay edercesine gülüp geçiyorlar bana. 
Sanırım beni kıskanıyorlar hihihi..

Gün içinde işlerimi bitirdikten sonra mutlaka güzel bişiler giyip evin içinde dolanmayı severim. Hani öyle bi eşofman şort tişört değilde daha özentili yani. Seviyorum böyle olmayı. Hatta bazen sadece ekmek almak için dışarı çıkacağımı bilsem de makyaj yapmayı severim. Bugünlerde kendimce hobi olarak Ebru gündeş makyajı yapmaya çalışıyorum. Nette araştırıyorum bi kaç yer buldum. Denemelerdeyim.





4 Ağustos 2011 Perşembe

Ordan burdan

Belki 10 yıldır oruç tutmuyorum.
Pek moda mide rahatsızlığına sığınarak
Bırakmıştım tutmayı.
Onca kış mevsimi geçti
Günlerin kısa olduğu 
Ve bugün yıllar sonra oruç tuttum ben.
Ölmedim ki....
Ve ne mide ağrısı ne susuzluk
Tamam biraz başım döndü
Olsun artık demi dile kolay neredeyse 16 saat.

Son zamanlarda pek oflaya puflaya girer olduydum okuduğum bloglara
Sanki yaz mevsiminin uzun, sıcak sıkıcı öğleden sonraları gibiydi
Bi hareket yok
Konular üç aşağı beş yukarı aynı
Ki bende dahil....
Bu sıkıcı günler arasında serinlemek adına
Kapılıp gidip okuyabileceğim bi yer dilerken
Keşfettim bi bloğu
Önceden uyarayım
Dili pek ayıp gelebilir
Anlattıkları falan.
Umurumda değil 
Pek sevdim ben.
Buyrunnn Hayat erkeği 

Üye olduğum kütüphanedeydim dün
Seçtiğim bir kitabı bulamadım
Başkalarındaymış
Sabahattin Ali'nin Kürk mantolu Madonna'sı.
Pek methettilerdi.
Hani şurda yazan Fil uçuşu sayfasında
Yekta Kopan'ın "İçimde kim var" kitabını aldım.
Geçen haftada yine Yekta Kopan'ın "Aşk mutfağından yalnızlık tarifleri" ni okumuştum.
Pek sevdim tavsiye ederim.




Av ve avcı


 Avcı tam kendisiyle ilgili bir şeyler anlatacaktı belki de
Sözde.
Belki de kadın tavlama taktiğiydi bu avcının
Modası geçmiş.
Ortaya atılan bir iki laf sonrasında
Sözü dolaştırıp dolandırıp seçtiği avın üzerine 
Getirip spot ışığını.
Av bir sevinç içinde 
Kalakalırdı.
Karşısındakinin niyetini bir körün bile okuyabileceği gözlerini
Okuyamaz, çözemezdi şifresini.
Ve o kadar sözü havada bırakıp
Geri vitese takardı avcı.
Av ise havada kalanları eteğine toplama derdine düşmüşken
Bir ıslık çalıp uzaklaşıverirdi avcı.
Av ise eteğini dolduranlarla mesut olmakla yetinemediğinden
Düşüverirdi ıslığın sesine aldanıp
Kendisini karanlıklara sürüklediğini bile anlayamadan.
Bir labirentin içine çekilen av,
Avcının her adımında büyürken egosu
Aslında bir son'du kendisi için hazırlanan
Büyük kazana doğru.
Son bilinmez köşeyi dönünce boğazda hissedilen acı
Avın büyüyen gözleri gerçeği görmesindendi.
Avın çırpınışı geriye dönülemezliğin çaresizliği
Avcınınsa en büyük zevkiydi adrenalinin zirvesi.






3 Ağustos 2011 Çarşamba

Özlem



Şöyle bi havada olamadım
Böyle avare, kayıtsız 
Gezemedim.
Şaka şaka
Gezdim, tozdum, eğlendim
Çok şükür.
Biz sıramızı savdık
Şimdi gençler gezsin tozsun.
Ben gün batımı otursam denize karşı
Yanımda sevdiceğim
Ellerimiz kenetli birbirine 
Yeter bana...
Hiç konuşmasak ta
Olur.

Ek süre



Aslında herşeyim hazırdı yazmak adına.
Ellerimi yıkamıştım mesela klavyenin arasındaki kırıntılara rağmen.
Vantilatörü de açmış ayarlamıştım bir yaz gecesi uzaklardan gelip boynuma dolanıp, yüzümü yalayıp gidecekti
Şarkılarım da vardı bilgisayarımda ayarlamıştım
Oturdum netin başına ellerimdeki ıslaklığı boynuma sürdüm hoş bir duyguydu
Coca coladan aldığım bir yudumla beynimde bir nefeste sigara çekmiş gibi varsaydım
Ve
Kalakaldım öylece 
Anladım ki kafam bomboş gelmiyor yazacak bişey aklıma.
Aslında içim dolu benim kafam değil
Büyük hesaplaşmalar falan var içimde
Hani kimseye diyemiyorum ama kendime ettiğim itirafın gecesi içtiğim hap
Belki rahatlatır, içimdeki sesi bastırır diye düşünürken
İçimdekileri kusamadan daha biletimi kesmişim haberim olmadan 
Öteki diyara....
Çok günahım var benim.
Önce tövbe edip, o tövbeme sadık kalıp kendimi affettirmem lazım.
Hele bi affettirebilmek için kendimi biraz daha yalvarmam gerek.
Kimilerine dünya kelamıyla anlatıp
Kimilerine de dünya gözüyle görüp helalleştikten sonra
Bunun anlaşması olur mu?
Hani en azından günahlarımdan bir parça da olsa arınmak adına ek süre istiyorum ben.







29 Temmuz 2011 Cuma

Tabaklar


Bu tabakları çok seviyorum,
Bu arkadaşımın tabağı


Bunu Kıbrıs'tan almıştım pasta tabağı yaptım
Keşke daha çok alsaydım


Bu da japon kızlı çay takımımın tabağı
İncecik porseleni şeffaf



Bu tabakta arkadaşımın 







28 Temmuz 2011 Perşembe

yolculuk



Yolculukta kulağına taktığı müzik çalarıyla dışarıyı seyredenler neler düşünür hep merak ederim.
Çok zaman kulağımdaki şarkıya uygun bişiler düşünürüm ben. 
Şarkıya göre ya bir klip senaryosu ya da şarkının verdiği hazza uygun satırlar karalamaya çalışırım zihnimde. Aslında çok da güzel şeyler düşünürüm o anda. Dedim ya şarkının ruhuma kattığıyla doğru orantılı olarak. Mesela bugün Torbalı'ya giderken elimdeki kitaba dalmışken ki şu anda Yekta Kopan'ın "Aşk mutfağından tarifler" kitabını okumaktayım. Ordan bişiler yazarım alıntı falan. Kulağımda çalan şarkı beni kitaptan ayırdı ve yollara baktım. Yol kenarında sarı başaklarla dolu bir tarla vardı ve sanki bir denizin dalgalanması gibi eğilip duruyorlardı. Kulağımdaki şarkı -ki şu anda yukarıda linki olan, beni yapayalnızlık hissiyle doldurdu. Ve o an içimden birini aramak geçti en azından o anda kendimi kurtarmak adına. Ama çekindim kimi arayacağımı bilemedim. Kimi iş başındaydı işinden almak istemedim, kimi de belki öğle uykusuna yatmış olabilirlerdi rahatsız etmek istemedim. Yalnızlığımın içimi acıtmasına fırsat vermesine izin vermeden güzel şeyler düşündüm. Denizi düşündüm mesela yüzerken ne kadar mutlu olduğumu, girmesem de bazen verdiği serinliği, koskocaman bir ummanın bizi yutmadan sakince dururken nasılda birdenbire köpürüp dev gibi olabileceğini. 
Tekrar kitabın sayfalarına geri döndüm....






Vampir günlükleri


Hastasıyım....
Her akşam saat 21,10'da Cnbc-E'de
Tekrarı gece 01,30'da.


Gece tekrarına kaldığımda
İzlerken bazı ürksem de
Çok nefis....
Eğer
Vampirler böyle yakışıklıysa
Üç kere 
Vampir, vampir, vampir
Dersem gelip beni de ısırırlar mı
Acep ?





27 Temmuz 2011 Çarşamba

Kendimle sohbet


Şu günlerde herkesle muhabbet aynı "Hava çok sıcak" e kardeşim kış nasıl kışlığını yapıyorsa yazda yapıcak. Şaşırtıcı olan yaz gününde serin bir hava olmasıdır bence. Sıcak muhabbeti bile sıcak gelmiyor artık. Sıcak işte sıcak. Aç klimanı, vantilatörünü otur şikayet etme. Mesela bizim evde sıcak hem bizim evin üstü düz taş daha da sıcak oluyor. Geçen gün öğle namazının ilk sünnetini kıldım şükür terlemek abdesti bozmuyor dedim klimayı açtım içerinin derecesi 35 ! Sonrasında serin serin geçti. Demem o ki her meselenin bi şekilde çözümü var çok şükür. 

Gerçi geçenlerde yaşadığım bir olayın bi anında hissettiklerim yaşamla ilgili sıkıntıların hiç olduğunu düşündürtmekte. Çaresizliği, karşında çırpınırken birilerinin sana yardım edememelerinin verdiği sıkıntı, bir anlık basıncın nelere mal olabileceği...

Çok büyük elimizde olmayan durumlar haricinde aslında çoğu şeyi kendimizin sorun yaptığını düşünüyorum. Ve diyorum ki hayat gerçekten yaşamaya değer. Aldığımız her nefesin aslında ne kadar da değerli olduğunu düşünmek, şükretmek ve sıkıntı anında yapılan duaların ki ben sıkıntı anında yapılan duanın o anı kurtarmak için olduğundan samimiyetsiz olduğunu düşünürken gerçekten çok etkili olduğunu anladım.

Bir anlık gafletin, düşüncesizliğin nelere mal olabileceğini, yaşanılan her olayda sınavda olduğumuzu anladım. Bir de beni sevenlerin ne kadar çok olduğunu gördüm. Her musibetten bir hayır olurmuş ya işte kendimce bi takım dersler çıkardım. Bundan sonrasında daha dikkatli, düşünceli olmak gerektiğini fark ettim.

Belki biraz fazla kendim yazdım kendim anladım gibi olsa da içimi dökmek istedim sadece.

Fotoğraf: Manastır Koyu Didim - su içinde yatanda yeğenim Emirhan..



26 Temmuz 2011 Salı

Bir taş oynadı bende
Bir yanım bir sonsuzluğa doğru düşmekte
Karanlık ve soğuk bi yer.
Oysa ki hiç de kendimden beklenmeyecek bir tavır bu.
Ne kadar konuşsam da kendimle olmuyor.
Bi türlü susturamıyorum içimdekini.
Sürekli yazıyor cır cır yazıcı durmadan çalışıyor.
Ve ben şu yaşımda ilk defa
Korkuyorum kendimden.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Geldim ben

Yoktum ne zamandır, Didim'deydim kardeşim gelince bende gittim aslında geçen hafta bugün dönmekti niyetim ama sağlıkla ilgili bi sıkıntı yaşayınca annemler göndermek istemediler. Gözlerinin önünde olmamı istediler. En azından içleri rahat olsun diye kalmaya karar verdim eşimde böyle isteyince dün gece döndük Didim'den. 
Yalnız dün karayollarına çok kızdık. Söke'den Kuşadası ayırımına geldiğimizde başlayan trafik sıkışıklığını önce kaza falan sandık aslında 20 dakikada gidilecek mesafeyi tam 2 saatte alınca geri dönüp Kuşadası'ndan İzmir'e gelelim istedik karayolları otoban girişinde yaptığı yol çalışmasından dolayı tek şeride düşen yoldan dolayı sıkışıklık accayipti. Hayır insan o yol ayırımına bi tabela falan koyar insanları uyarır nerdeee böyle bişi. Tabii 2 saatte gidecekken saat 00,30 da İzmir'deydik tam 4,5 saat.... 





14 Temmuz 2011 Perşembe

Maksat ağzımız tatlansın



Hani tarifi yazmak zor geldi
Zaten yapamaz mışım böyle yemek bloğu falan da
Gerçekten tarifi yazmak zor geldiğinden



İlk defa yaptım bende 
Acemilikte var serde 




Kurabiyenin içeriğinde pudra şekeri var
Hani o arkada görünen 
Temizlik malzemelerinin tarifle alakası yok
Hani aranmayın sonra yana yakıla


Şu pişirme kağıtlarını çıkaranlardan Allah razı olsun
Fırın tepsi bulaşığı yıkamaktan hiç haz etmiyorum çünki




Çay süzgüsü biraz kimlik bunalımı yaşasa da bu fotoğrafta
Kurabiyenin yanına demlenen çayda kullanılarak
Depresyona girmekten kurtarıldı....

Afiyet, bal şeker olsun....




11 Temmuz 2011 Pazartesi

İzmir - Ekvator arası kaç km?



Çok sıcak ve şunu anladım ki ben sıcak sevmiyorum. Ya da bu sıcağı. Nasıl bi sıcaktır bu anlamış da değilim açıkçası. İzmir Ekvator'a çok mu yakındır ya. Ne gözümü açasım var, ne kolumu kaldırasım. Klima aç demeyin bana klimadan hasta olan biriyim kışın bile çalışsa. Yazın ya bi tarafım tutulur ya da kışın illaki boğazlarım şişer klimadan. Gün boyu yediğim salatalık, domates ve bol bol bol su.... Zaten zar zor aldığım 2 kiloyu yine geri veririm. Şimdi bide önce göz altlarım şişer, yüzümde garip bir ifade dolanırım ortalıklarda. Kim ne dese, anlatsa biliyorum ki asla ilk anda kavrayamam. İllaki içimde tekrra edip ondan sonra cevap verebilirim. Kirpiklerimse sanki uhuyla yapışmış gibi açılmakta inat edicek, sürekli bir baş ağrısı, keyifsizlik, sıkıntı bir ruh hali içinde bir an önce 15 Ağustos'u bekliyorum. Hani eskiler derya "Ağustosun yarısı kış yarısı yaz" Hani rüzgarlar eser falan biraz kendime gelirim.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Mutluyum, mutluyuz



Ne umutsuz geçen 2 gündü 
Ne yemek yiyebildik şöyle ağız tadıyla
Ne de sohbet edebildik
Sabah geçen biraz sıkıntılı bir süreçten sonra
Havamız dağılsın bari dedik öğleden sonra çıkalım dışarı
Attık kendimizi İzban'a önce Karşıyaka sonra da Vapurla Konak yönüne
Ama daha Şirinyer'e varmadan gelen bi telefonla
Halkapınar'da yapılan aktarmayla eşim metroyla Basmane'ye 
Bende Konak'ta Kütüphaneye gittim.
Kitabımı teslim edip yenisini alırken
Eşim bir önceki gün başvurduğu bi işyerinde son ayrıntıları konuşurken
Yapılan dualarınız, dilekleriniz, ettiğim dualar kabul oldu sanırım
Eşim pazartesi bir işe başlıyor
Önceki işiyle aynı oranda maaş alsa da en azından daha uygun bir ortamda
Bakalım hayırlısı inşallah...
Çok sağolun
Çok teşekkürler
Her şey için....