12 Şubat 2011 Cumartesi

Bim'de geçen bir aşk hikayesi...


Son patitoyu da attım ağzıma ve Bim'e doğru yola çıktım. Zaten iki adım ötesi Bim. Annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, kim iki saat şimdi bağcık bağlayacak. Ama olgun bir erkek insanda eğreti duran şeylerin başında anne terliği geliyormuş canlar ben bunu anladım.


Bim her zamanki gibi sakindi. Klima çalışıyor ama soğutmuyordu. Nasıl bir klima lan bu diyerek incelemeye başladım. Ama görevli beni balici sandı, çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp da rengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum.

"abi bu klima üflemiyor galiba" dedim. Ama cevap vermedi, işine döndü. Bende doğruca patitoların olduğu yere gittim. Aman Allah'ım bu ne güzellik. Bissürü patito yan yana. Gel de alma. Hemen iki paket aldım. Zaten sudan ucuz. Bir de le porta almak lazımdı. Gittim onu da aldım. Tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. pek bir tanıdık. Sanki bir zamanlar kulağıma "aşkım" diye yankılanan bir ses şimdi "süt de alalım. dost süt olsun" diyordu. Bir zamanlar kulağıma "seni seviyorum" diye yankılanan bir ses şimdi "yok muratbey kaşar alalım o daha ucuz" diyordu. Yavaşça arkamı döndüm. Patitolar ve le porta elimden yere düştü. Evet, eski sevgilimdi bu.



Bir zamanlar sevdiğim kadındı. Bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz kadın. Şimdi nişanlısıyla Bim'e gelmiş alışveriş yapıyordu. Bir zamanlar aşık olduğum kadındı bu.  Ve alışveriş arabasında le cola, blume, dost süt, dost peynir, muratbey kaşarları gibi birsürü ürün vardı. Evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kadındı bu.

Ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasını döndü. Ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim ama lanet olası bim'de raf diye bir şey yok ki. Tansaş olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesinde saklanamadım.

Peki size sorarım. Siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız? işte onlar da öyle yaptılar. Bastılar kahkahayı, yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım. Le portam mahzunca yerden bana bakıyordu. Ben gibi yıkılmış, öylece yatıyordu.

Gözlerine baktım eski sevgilimin. Bana baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. Ayaklarıma bakıyordu anne terliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak. Buydum işte. Sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. Şimdiki sevgilin çok iyi
giyinmiş ama bir bak bakayım ona. Bim'de bu şıklık? Sence de biraz samimiyetsiz değil mi? Ben en azından yakışıyorum buraya içimden geldiği gibiyim.

Böyle düşündüm ama sonra hassiktir dedim. Adam kapmış kızı, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum kim naapsın lan beni "nasılsın görüşmeyeli?" dedim. "iyiyim" dedi. "ne güzel" dedim. "hıhı" dedi. Gittikçe gerginleşiyordu ortam. Yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye aktım ama "nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez" düşüncesi hasıl olduğundan zerre sikinde değildim herifin adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu.

"niye böyle olduk biz?" der gibi baktım. "ne diyorsun?" der gibi baktı bana. "niye böyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktım. "ne diyorsun anlamıyorum" der gibi tekrar baktı bana. "neyse siktir et" der gibi baktım. Alışverişe devam etti bir güle güle demeden.

Gözyaşlarımı saklayarak iki poşet patitoyu ve le portamı yerden aldım ve kasaya gittim. Bir de blume peçete aldım yüzlük paket, gözyaşlarımı silmek için. Kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, "paran var mı" der gibi . Bana bakmasın artık kimse. Al lan paranı der gibi uzattım, para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü. Tam çıkacakken fiş almayı unuttuğum aklıma geldi. Dönüp onu da aldım. Bir romantizm de yaşayamadık be.

Eve giderken Serkan geldi yavaşça yanıma. Tek dostum, yoldaşım, üzgün olduğumu anlayabilen tek insan.

"Abi bir şey diycem. Pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor, baya bir büyük"


O günden beri evdeyim. Bim'e de kapıcıyı yolluyorum....



Alıntı....







Biliyor ( du ) m !



Çok seviyorum bu iki kelimeyi biliyor musun?
BİLİYOR (du) M!
İstediğin kadar karşımda fark etmeyeceğimi sandığın 
Sana göre dağ bana göre aptalca çukura düşüşünü görüyorum ben.
Sen istediğin kadar at koştur gözümün önünde şaha kalka kalka
İstediğin kadar arkamdan dolanıp başımdan zafer işaretleriyle millete rezil etmeye çalış
Kralın sarayında ki soytarılar gibi.
İstediğin kadar aklımı çelmeye çalış at, tut, yerden yere çarp hatta olmadık hikayeler uydur,
Yüzüme gül arkamdan bağır
Elimi tut arkamdan tekmeyi atmaya çalış
Ve bunca ahlaksızlığın, terbiyesizliğin, saçmalığın art arta gittiği bi zamanda
Büyükkkkk bir ağırkanlılıkla 
Ben zaten BİLİYOR ( du ) M ! demek,
Aslında düşündüğüm, yapmak istediğim tüm
Bağırmak, aşağılamak, küfretmek, hatta dövmek gibi eylemlerin hepsini barındırıyor.
Ve sonrasında da bana sana acı acı gülümsemek kalıyor...

















11 Şubat 2011 Cuma

Tren kalktı...





Sen kalk,
Bunca zaman arama sorma,
Bir cevapsız çağrı bile bırakma.
Ne mektup ne de bir not 
Çok mu zor ?
Hani yapışkanlı kağıtlar var post-it diyorlar 
Yazıyorsun bi yapıştırıyorsun rüzgar esse çıkmıyor
Merhaba nasılsın de
Bir gülücük ekle  pek meşhur şimdi
Önce shifte basıp yanındaki iki nokta üst üste tuşuna 
Sonra yine shifte parmağın basılıyken 9 rakamına basınca yapıyorsun.
Sen,
Bunca zaman ses verme
Bir nefesten bile mahrum et kendini
Sonra kalk gelmeden bir gün önce ara
"Yarın İzmir'deyim hazırlan görüşelim" de.
Hadi be ordan 
Kalktı tren bu duraktan
İçinde de son yolcu 
Ben!
Sana yer kalmadı tıka basa dolu çünki hınca hınç.











....




Bi adam görürsün 
Kafayı ona takarsın ulaşırsın hevesin kaçar...
Bi adam görürsün 
Birileri aracı olur yine ulaşırsın hevesin kaçar...
Bi adam görürsün 
Çok beğenirsin hayalini kurarsın elde edersin hevesin kaçar...
Bi adam görürsün 
O da seni görür kolay ulaşırsın ağzına sıçar vazgeçemezsin...




Alıntı





10 Şubat 2011 Perşembe

Türk filmi...



Bayılıyorum bu filme.
Aslında isterdim ki,
Bu film müziği çalsın
İstanbul Büyükada'da hani o ağaçlar var ya
Koşayım ben ağır çekimde
Ardımdan da sevgilim koşsun yakalamaya çalışsın beni.

















Ne yazacaktım ben unuttum...










8 Şubat 2011 Salı

Sevmemin bahanesi




Birini, birine anlattıkça severim ben. 
Her defasında aynı şeyleri anlatsam da, 
Her seferinde yeniden keşfederim sanki. 
O yüzden kızma lütfen bana. 
Anlattıkça daha çok seviyorum aslında. 
Meyveli dondurmayı mesela 
Her yaladığımda başka bir meyveli tadı gelir beynime. 
"Ah kavun muş bu? "
"Ah, şundaki limon  tadına da bak hele ne kadar güzel ?" der 
Her defasında başka bir tadını keşfederim. 
Yeni bir yönünü görüp, farkına varırım.
Ya da ya da, karışık çerez yemek gibi mesela. 
Her elimi attığımda çerez tabağına elime geçen çerezin şekline göre 
Ne olduğunu düşünmeden atıveririm ağzıma.
İsterim ki, ağzımda dişlerimle, beynimle seviştirip öyle anlayayım ne olduğunu.
O yüzden kızma olur mu
Her defasında anlatırsam aynı şeyleri yeniden yeniden tekrar
Anla ki, seni sevmek için yeni bahaneler üretmekteyim.











7 Şubat 2011 Pazartesi

Çılgınlıklar



Binsem şuna
Salsam kendimi Varyant'tan aşağıya
Eminim böyle bağırırım
Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa !!!!







6 Şubat 2011 Pazar

Sor annem sor

Bakıyorum ve okuyorum da yurdum insanı neler neler sormuş bloglara yaa?
Dur dedim benim kusur yanım ne ki?
Bakayım bakayım dedim bana neler sormuşlar diye.
Link açılırken neler hayal ettim neler ?
Mesela dedim şunu sormuş olsalar 
"Nasıl yazıyorsun sen böyle yaa ?"
"Nerenden uyduruyorsun bunları ?"
Aa bide açtım ki ne göreyim benim kendime sorduğum soruları sormuşlar.
Ah dedim deli kız nesin sen Madam Curie'mi ? Ya da Halide Edip mi?

Sormuş biri mesela 
"Akşama ne yemek yapsam ?"

El cevap: 
Kelin ilacı olsa kendine sürer annem ben bu soruyu kendime, eşime, arkadaşıma, friend feed'tekilere her gün soruyorum zaten kendim ne yapayım diye düşünürken bi de sen sorup ta daha da strese sokma beni."

"Gülizar ile rasimi sormuşsun mesela bana"

El cevap; Gülizar ki kendisi rahmetli halamın kızıdır. 2 sene önce Beşiktaş'ta bir sabaha karşı oteldeki işine giderken kendisine yeşil ışık yanıp, yol hakkı kendisindeyken  karşıdan karşıya geçerken orta şeritten alkol ve hız yükünü alıp gelen bir BMW'li rasim isimli kişinin çarpmasıyla kaybetti hayatını. Hadi yandık ona ağladık sızladık ne oldu sonra o mobese denilen kayıt verildi reyting yapsın diye haber kanalları her haber kanalında bir iftar vakti yıkıldık tekrar tekrar verilirken bir ileri bir geri o görüntülerle! Ha bu arada diyim o rasim isimli kişi  hala dışarıda bir de kalkıp kan parası diye o arabayı teklif etti kızına! 
Daha ne diyim tatmin etti mi seni bu cevap


Neyse diğerlerini yazmak gelmiyo içimden bu sorudan sonra kalmadı neşem falan....








5 Şubat 2011 Cumartesi

Yahşi Barış...



Anladım ki 
Erkeğin güleni, güldüreni makbul.
Sakarlıklarıyla, mimikleriyle, pepelek konuşmalarıyla
Beni son zamanlarda 
En çok güldüren erkek
Yahşi Cazibe'deki Barış karakteri Gökçe Özyol...
Her cumartesi gözlerimden yaşlar geliyor onu izlerken...




Belalı arkadaş...



Çok tehlikeli olabiliyorsun bazen dedi gözlerini pörtlek pörtlek açıp.
O kızgınlıkla ne diyeceğini bilemedi aklına ilk geleni söyleyiverdi.
Karşımda gözlerini belertme!
İşte işte bu kast ettiğim.
Öyle bişi diyorsun ki,
Küfür mü ettin,
Sevdin, okşadın mı 
Anlayamıyorum.

4 Şubat 2011 Cuma

"Yaradandan ötürü sevdim" pehh...



Diriye saygısı kalmamış insanlardan, ölüye saygı beklemek çok aptalca geliyor bana. 
Nasıl vefat ettiyse etti. 
Sana ne ? 
Hem nerden bilebilirsin ki kimin iman üzere öleceğini kimse bilemez. 
Sen senelerce çıkma evinden tv izleme kimseyle konuşma günaha girmemek adına ! 
Namazlarını kıl, tespihini çek,
Ama son anda ölürken şehadet kelimesini yerine getirme. 
Hah noldu bunca zaman yaptığın ? 
Ben de bilemem bana da laf düşmez aslında. 
Ayıptır ya son nefesinde birinin nasıl öldüğünü kurcalamak. 
Senin nasıl öleceğini kim bilebilir ?
Hatırlıyorum mesela '99 depreminde çıkıp ta birileri ee oralarda bi takım içkili partiler veriliyordu, zina yapılıyordu işte bu yüzden deprem oldu deyip bir de ellerinde pankartlar "7,4 yetmedi mi" diye dolanmalar. 
İşte benim gözümde sen de sıfırsın arkadaş. 
Senin imanın orada gitti bence. 
Hani senin "Yaradandan ötürü sevdim" lafını beğenmen nerede kaldı ? 
Hadi be git işine cuma vakti günaha sokma beni...

















3 Şubat 2011 Perşembe

Ojeler


Bayılıyorum renk renk ojelere. Hani şu makyaj malzemesi satan mağazalarda döküveriyorlar ya ojeleri ahh geçip başlarına karıştırıyorum da karıştırıyorum. Şu son günlerde mavi ve sarı renk favorim. Siyah renkte aklımı çelmiyor değil. Gerçi bana rock yapan simsiyah giyinen, gözlerinin altını siyah kalemle boyayan, siyah saçlı kızları anımsatsa da içimde kalmasın diye alıp sürmek niyetindeyim. Geçen mor renk bi oje aldım ama mor renkten çok uzaktaydı neredeyse lila renginde falan. Tırnağım da düşündüğüm gibi durmadı ne yaptım hemen koyu vişne renk bi ojeden ojeye biraz döküp karıştırdım ve çok güzel bir renk elde ettim. Vardır böyle yaparım karıştırırım renkleri. Mesela ojenin rengi koyumu geldi biraz beyaz renk karıştırdım mı açarım rengini. Ya da çok açık pembe içine biraz koyu renk ekledim mi al sana değişik bi pembe. 








Geçti geçti...


Bir kırmızı şapkanın bana ettikleri....

Yok efendim yok eskiden gripte başkaydı. Yatardın ilaç almasan bir hafta, ilaç alsan yedi gün hani. Yok viks kokardı oda, sırtın. buğu yapılırdı soba üstüne konulan eski bi tencereye biraz da viks nefes açsın diye. Ihlamur kaynardı bi cezve içinde sürekli arada bir değiştirilerek. Sobanın yanında bir iki kat çamaşır olurdu. Terleme oldu mu hemen değiştiriliver di giysilerimiz. Kupa vurulurdu büyükler tarafından sırtlarımıza alkol pamuk kokardı. Gelen giden olur karşı divanda otururlar aman geçmesin hastalık diye. En çok sinirime dokunan da "Ama yemen lazım hap içeceksin bak olmaz öyle aç aç mideni hasta edersin" lafı. keyfim olsa yerim zaten de. İşte annelerimizin bakımı sanırım bizi ayağa kaldıran. Şimdiyse kendimizce görevlerimiz var. Kadınsak, ev işi yemek çoluk çocuk bulaşık çamaşır erkekse iş güç derken yatmak en son gelen aklımıza. Hayır şimdi ki gripte bi başka. Geçmek bilmiyor geçse de ara ara hissettiriyor yine kendini ufaktan ufaktan. Herkes de aynı durum gribim derken bi bakıyorsun geçti diyorlar bi bakıyorsun yine oldum demeler. 





1 Şubat 2011 Salı

Soğan ve tuz ruhu..


Bişiler yazmak istemiyor canım bugünlerde. 
Ayrıca doğradığım soğanlar da akıtmıyor gözyaşlarımı. En çok neye kızıyorum, bir dalgınlıkla soğan doğradığım bıçakla ekmek hazırlarken kendime yağ, domat ve  peynir koyarak ilk lokmayı ısırdım ki bir soğan tadı ağzımda ne yutabildim ne de geri çıkarabildim lokmayı. 
Yok dedim yok bunu yaptıysan sonucuna katlanmalısın. 
Önce kızdım sonra da güldüm kendime. 

Hah aklıma gelmişken bir de tuz ruhu meselesi var. Nerede o canımm cam şişe içindeki tuz ruhu... Bir dökerdik ki afedersiniz 100 numaraya foss ederdi... Tertemiz pırıl pırıl olurdu sökülürdü kireç mireç kalmazdı. Ama şimdikiler plastiklerde. Neden cam şişedeymiş eskiden çünki o kadar güçlüydü ki eritirdi plastiği şimdikileri döküyorsun anca klorak eklersen aklına geliyor temizlemek görevi. Tuzları kalmış ruhları gitmiş hep....
Aklıma geldi yazmak istedim. 







31 Ocak 2011 Pazartesi

Yapışkan 20'lik...


İnadı tutuyor bazen benim bilgisayarın resim falan eklemek istiyorum yok yok sanki gavur inadı var ne ileri ne geri. Yüklenmiyor da yüklenmiyor resimler. Hay dedim şimdi varsın eklenmesin napalım. Hah sanki çok matah ta çektiğim resimler. Hani yüklesem bunlar mı denilecek cinsten. Biraz keyfim yerine geldi gibi ama yine gidecek eminim. Bir 20'lik le başım belada. Elime bi geçirebilsem öyle bi benzeticem ki ah ah... Bu gün ne durumda ne yapmak lazım diye gittim müdahale şart dediler. İyi de bende nerede o yürek. Dört attım resmen aman dedim kalsın. Pek mes'uduz biz kendisiyle göstermese de nemrut yüzünü. Geçinip gidiyoruz işte... 
Ama inanıyorum ki bi cesaret toplasam gün yüzüne çıkartıcam ya kendisini bakalım ne zaman ? 
Bakmayın böyle dediğime bu hafta olmadı öbür hafta müdahale şart yoksa başka türlü geçeceğe benzemiyor. 
Eh hadi bakalım el mi yaman bey mi yaman sayın 20'lik. 
Yenicem seni.








28 Ocak 2011 Cuma

Eski sevgililerim....



İlk sevgilim bir mankendi.
Çok cool'du.
Biraz gündemden düştüğü için bir mağazada
Kapı önünde mankenlik işi bulmuştu.
Bu halk içinde yaşamaya alışamadı.
2 ay içinde ayrıldık.


Ahh İtalyan asıllı 
Bolu Mengen'li Aşçı sevgilim.
Beni yaptığı lezzetli İtalyan makarnalarıyla tavladı.
Yalnız 3 aydan sonra aldığım kilolar
Ayrılığımızı hızlandırdı.


Kızılderili 
"Ay'ın üstündeki İri Boğa"
İsimli sevgilim.
Aslında tüm Amerika'nın kendisine ait olduğunu duyduğumda
Sevinçten havalara uçuyorken
Amerikalıların işgalinden dolayı buralarda 
Kaçak yaşadığını 
Buradan bi bayanla evlenip
Buranın yurttaşı olmak gibi 
Kötü niyetini sezdiğimde 
Kendisini
En yakın dolunay'da terk ettim.


Dünya çapında ünlü restoranlar zinciri sahibi
Ve çok yakışıklı son sevgilim.
Fark ettim ki  
Gün boyu restoran önünde ki banka oturup
Bir çok güzel bayanla resim çekiliyor muş...

Of off....





40'a merdiven dayamışken 
Nereden çıktı şimdi bu 20'lik ?






27 Ocak 2011 Perşembe

Yemek yerken ölmek

İnanıyorum ki ben yemek yerken ölücem
Çoğunlukla ve sıklıkla yemekte boğazımda kalanlarla uğraşıyorum.
Çok hızlı yemek yediğim söylenemez
Ama mutlaka bi lokmayı soluk boruma kaçırıyorum
Yamuk oturmam dik otururum mesela yemekte
Sonra da yanımdakinden sırtıma vurması için yaptığım garip hareketler
Öksürmeler, öğürmeler, boğazda accayip yanmalar 
Yutulan lokmanın geriye çıkışı
Eşim alıştı ama eğer yabancı bi yerdeysem ve eşim yoksa
Yanımdakini uyarırım ben boğulursam sırtıma hızlıca vurun diye.
Biraz önce yine yaşadım mesela
Pek sevdiğim peynirden bir parça kesip yiyesim geldi
Koltuğa oturdum daha ikinci lokmada 
Hızla ayağa kalktığımda eşim yetişti ve sırtıma kuvvetlice vurdu.
Yalnız olsaydım ne yapardım acaba ?

26 Ocak 2011 Çarşamba

Oh be !



Oh beee!
Fazlalıkları atınca insan üstünden 
Nasıl da rahatlarmış.
Kuş gibi hafiflermiş.
Hani saçını kestirdiğinde bi hafifleme hissedersin
Yaz gelir kışlıkları atarsın omuzlarından
Evde fazla eşya vardır atarsın ev hafifler
Bi güzel keselenirsin hamamda kirlerini atarsın
Oh be!











25 Ocak 2011 Salı

Ben bilirim arkadaş !

Ben bilirim arkadaş !
Mesela nerede duracağımı
Ayağımı tüm olan kuvvetimle bassam da gaz pedalına.


Ben bilirim arkadaş !
Mini etek de giysem nasıl oturacağımı
Frikik vermeden,
V yaka tshırt de giysem
Hangi açıyla eğileceğimi,
Elimle yakamı kapatmaya gerek duymadan.


Ben bilirim arkadaş !
Neyi duymamam gerektiğini
Başımın belaya girmemesi için.


Ben bilirim arkadaş !
Nerde gözümü kapatmam gerektiğini
Nerede sonuna kadar açıp görmem gerektiğini.... 


Ben bilirim arkadaş !
Toplumda nasıl davranacağımı
Osurmamam gereken yeri,
"Bok" "Çiş" "Kaka" "....." "....."
Gibi laflar etmemem gereken yerleri.
Her ne kadar bu kelimelerin eylem karşılığını
Yapsam da, yapsan da, yapsak ta !
Eğer yapamazsak vücudumuza nasıl bir zarar vereceğini bile bile...
Neden ayıptır ki mesela de mi ?


Ben bilirim arkadaş !
Nerede nasıl konuşacağımı.
Yaşım değil başımdan geçenler kadar konuşacağımı.
Üst kattaki komşunun dediği alt kattaki komşuya ayıp geliyorsa
Bi zahmet tıkayıversin kulağını.
İşaret parmağını da ağzına götürüp
"Cıks cıks" sesiyle....

Hadi şimdi dağılabilirsiniz...







Sigara içen kadınlar


Erkekleri yayınlamıştım
Kadınlar kusur kalmasın istedim 
Bazı kadınlara da pek yakışır sigara...
İşte yakıştırdıklarım..


























24 Ocak 2011 Pazartesi

Adına da derler seks




Youtube'de  
Taş plaklar arasında gezinirken tesadüfen
Dinledim.
Harikaaaaa.






Benim bi arkadaş,





Benim bi arkadaş, sürekli hasta oluyor demir eksikliği varmış.
Benim bi arkadaş, bazen beni zıvanadan çıkartıyor yaptığı cahilliklerle.
Benim bi arkadaş, kaç yaşında hala söze "abi" diyerek başlıyor.
Benim bi arkadaş, misafirlikte ne ikram yiyeceğini çok merak ediyor.
Benim bi arkadaş, nerelere gitti geldi ama şivesini bozmadı.
Benim bi arkadaş, habire erkek arkadaşlarını anlatır.
Benim bi arkadaş, çok zengin ama çok ağlaşıyor.
Benim bi arkadaş, çok kısık sesle konuşuyor anlamıyorum bazen kafa sallıyorum.
Benim bi arkadaş, sana başka ona başka bana başka anlatıyor hep atıyor biraz.
Benim bi arkadaş, ne zaman görse avon satmaya çalışıyor bana.
Benim bi arkadaş, telefonda hep görüşelim diyor randevu verince de yan çiziyor.
Benim bi arkadaş, adımla seslenmez hep "şekerûm" der bana.




Not: Yanlarına parantez içinde isimlerinin baş harfini koymayı düşündüm ama sonra okurlar da bu özelliklerinden men ederler beni diye vazgeçtim...











23 Ocak 2011 Pazar

Haydi bakalım...






Hop dingala dingala
Makinaya da attım perdeleri
Salıya da günüm var benim
Ütüle de ütüle durmadan....


Hop dingala dingala
Her yeri de temizledim ne güzel
Salıya da günüm var benim
Hadi yapalım bakalım börekleri, tatlıları...









Pazar pazar



Bazen semt pazarımızın evimize bu kadar yakın olduğuna sevinmiyor değilim.
Mesela üç kere gittim pazara bugün.
İlk gittiğimde bayağı yüklendiğimi düşünüp bir de elimde o poşetlerle ayva tatlısı için orta boy ayva aramak zor geldiğinden bi koşu eve gidip bahçede kapı önüne bırakıverdim herşeyi. Eşimi uyandırmak istemedim zaten gripten kırılıyor bide uykusuna kıymayayım dedim. Tekrar koştum pazara bu sefer ayva aramaya ne yazık ki pek de istediğim gibi değildi ayvalar. Topu topu üç yerde gördüm ayva satılan tezgahları ve oradakiler de ya çok küçük ya da çok serttiler. Ayva tatlısı yerine şekerpare yapayım bari diyerek zeytin tezgahlarına yanaştım. Öyle her zeytini tadanları hiç haz etmediğimden birini gözüme kestirdim ve tattım. Tam da benim aradığım zeytin çıktı. Tekrar eve koştum kapı önündeki poşetlerin yanına koyuverdim zeytinleri. Sobanın kovasını hazırladım, üst kattaki eve  çıkıp makinaya çamaşır attım daha bir üst kata çıkıp banyo ışıklığına nereden su sızıyor diye araştırma yaptım. Yukarıdaki su borusunu bi şekilde kaplamam gerektiğine karar verdim yoksa ilk soğuklarda donup patlayabilir. Tekrar aşağıya inip kapıyı çaldım eşim kalktı ve pazar torbalarıyla beni görünce pek şaşırdı. Kahvaltıyı hazırladım yedik, bulaşık makinasını çalıştırdım sonra  falan yukarıda makinadan çamaşırları alıp bahçeye asıverdim yağmurun dinip güneşin açtığı bi anda. Tekrar pazara çıktım bu sefer patates, yeşillik almak için. Tekrar eve koşturdum. Eşim rahatsız diye mercimek koydum düdüklüye pişince de süzgüden geçiriverdim. 
Bir ara dışarı kaydı gözüm yağmur başlamış bi koşu bahçeye astığım çamaşırları toplayıp balkon altına çamaşırlığa astım. Pazarda cibez görmüştüm bi yerlerde aklımda kaldı gidip almak niyetim ama bu kadar işten sonra yoruldum artık Çarşamba günü Şirinyer pazarından alırım. Şimdi dinleneyim biraz, sobayı yakayım, kitap okuyayım...









22 Ocak 2011 Cumartesi

Bakiye hep sıfır...





Sen kalk süslen püslen tak takıştır 
Çık dışarıya sokakta hava at 
"Gezmeye gidiyom"  diye 
Kapı önünde çömeşmiş, yemeni kenarı yapan varoş karılarına, 
Sonra da otobüse bin 
Kentkartın ötsün! 
Bişi değil bide o cadaloz karı bağrınsın otobüste 
"BAKİYENİZ YETERSİZDİR" diye...
Süklüm püklüm geri döndüm eve sokağın diğer ucundan...









Bir hayalin peşinde



Dün (Perşembe) belkide evvelki gün demeliyim aslında Kemeraltı'na indim.
Konak Pier'e uğradım Remzi Kitabevine. Kitapların kokusu ve dünyası arasında dolaşmak çok hoşuma gidiyor. Almak istediğim kitaplar vardı ne yazık ki üçünü de bulamadım. Yokmuş ellerinde... 
Kitaplar şunlardı,
Sardunya'nın sayfasında görüp bir bölümünü okuduğum ve pek etkilendiğim
Etgar Keret'in Tanrı olmak isteyen otobüs şoförü kitabı
Sonraa bir tavsiye üstüne okumaya niyetlendiğim
Amen Maalouf'un Semerkant'ı ki
Orada görünce hatırladım ki Afrikalı Leo adlı kitabını okumuşum ben
Ama çok oluyor 1997 belki...
Bir de yine bi tavsiye üzerine Emrah Serbes Erken kaybedenler 
Elim boş döndüm...
Yolda sözleşsek olmaz eltimle karşılaştım. Dolandık çarşıda sonrada akşama onlara gittim. Eşimde geldi kitaplıklarını karıştırdım biraz neler var neler yok diye,
Efendi kitabı vardı yarıya kadar okumuştum çok fazla isim ve daldan dala atlanılan konulara dayanamayınca bırakmıştım. Sonra Kelebek vardı hani ilkokuldayken okuduğum çok eskiydi hatta ilk 15 sayfası yoktu tekrar alıp okumayı düşünüyorum. Bir iki kitap önerdi yeğenim ama beni sarmadı Alacakaranlık vari konuları olan. Bir de Olasılıksız'ı okumamı istedi bakalım dedim. Abimin kitapları arasında bi kitap dikkatimi çekti izin isteyip aldım onu okuyorum şimdi. Sadun Boro'nun Bir hayalin peşinde kitabı. 1952 yılında Ling adlı teknenin sahibiyle yaptığı Atlantik okyanusunu geçişini anlatıyor. O zamanlar Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmış işte o yazıları içeren bi kitap...

21 Ocak 2011 Cuma

Rüyalar....



Çok karışık rüyalar görmekteyim 2 gündür.
Birinde bir evin altındaki su birikintisindeki envai çeşit balıklar
Renkli pulları, beyaz renk olanları bir de timsah
Timsahın üstüne binmiş yeğenim...
Birinde de bir sokak kavgası içinde kalmışız
Eşimi arıyorum bulamıyorum
Ve o kavganın ortasında üzerine doğrultulan silahı fark ediyorum
Sonrasın da uyandığım anda hala devam eden bi bağırma..
Hemen kalkıp işe yolcu ettiğim  kalkıp eşimi aradım nasılsın diye
Sesini işitmek, iyi olduğunu anlamak içimi ferahlattı..
Gittikçe anneme daha çok benzediğimi düşünüyorum
Annemde böyleydi böyle kötü kâbuslar gördüğünde
İş yerimizden arardı bizi aman iyi misin, dikkat et kötü rüya gördüm gibi..
Hayır olsun bakalım...