5 Kasım 2010 Cuma

Mekanın cennet olsun....


Kendisini blog sayfasından tanıyordum.
Çok mücadele etti o lanet hastalığa karşı.
Ne yazık ki kaybetmişiz.
Son yazısını yayınlamak istedim.
Çok üzüldüm...
Allah rahmet eylesin.
Mekanı cennet olsun inşallah...

Yarın hastaneye yatıyorum günlük... yapılacak tetkiklerden sonra ciddi bir ameliyat geçireceğim..

Hani olur da ameliyat masasında kalırsam, hakkını helal et olur mu?

bu işler böyledir be günlük, ölüm yakınına kadar sokulduğunda tuhaf bir soğukluk hissedersin bedeninde. eğer yaptıklarının doğru olduğundan da eminsen ölmekten de çok korkmazsın... korkmuyorum be günlük. sadece merak ediyorum... eğer ölürsem bir anlamda gerçekleri de görme fırsatım olacak.. bu hayatı o kadar da eğlenceli yaşayamadık, olsun... diğer taraf nasıl diye merak ediyorum...

iki ihtimal var,
*** ya gerçekten inandığımız gibi cennet ,cehennem falan olacak ve ben bu hastalıklı bedenimden kurtulup o tarafta bana ayrılan suit'de keyfime bakacağım...
*** diğer ihtimali düşünmek istemiyorum... toprak olup gitmek fikri hiç cazip gelmiyor...

Hoşçakalın, beni seven sevmeyen herkese...

Eğer hayattaysam bir zaman sonra yeniden yazmaya başlarım, görüşürüz gene! değilsem .. boşverin...
Etiketler: 

Aydınlığın şövalyeleri




Sevgili Leylak Dalı önermişti izlemem için
Şimdi bir eleştiri yapmak istemiyorum
Onun yerine
okumanızı tavsiye ederim.

Hem bu yazıyı okurken,
Hem de o filmi izlerken gözyaşlarımı tutamadım.




4 Kasım 2010 Perşembe

30 yaş üstü kadınlar



Andy Rooney demiş ki; 'Yaşım ilerledikçe en çok otuz yaşını aşmış bayanlara değer vermeye başladım.' 
İşte bunun sebeplerinden bazıları:

Otuz yaşını aşmış bir kadın, sizi gecenin bir yarısı uyandırıp, 'Ne düşünüyorsun?' diye sormaz

Otuz yaşını aşmış bir kadın TV'deki maçı seyretmek istemiyorsa söylene söylene yanınızda oturmaz. Yapmak istediği enteresan bir şeyi yapar.

Otuz yaşını aşmış bir kadın, kendini yeterince iyi tanır ve kendinden emindir. Ne olduğunu, kim olduğunu, ne istediğini, kimden istediğini iyi bilir. Otuz yaşını aşmış çok az kadın onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser. 



Otuz yaş üstü kadın, çoğunlukla, büyük aşklara, ömür boyu sürecek bağlılıklara doymuştur. Hayatında en son ihtiyacı olan şey, mızmız, devamlı söylenen, ne yapacağına karışan, yapışkan bir aşktır. 

Otuzunu aşmış bir kadın, övgüler yağdırmakta çok bonkördür; çoğu hak edilmemiş bile olsa. Çünkü takdir edilmenin ne olduğunu iyi bilir.

Otuzunu aşmış bir kadın, sizi bayan arkadaşlarıyla tanıştıracak kadar kendine güvenir. 

Kadınlar yaşı ilerledikçe medyumlaşır. Ona günah çıkartmanıza hiç gerek yoktur. Onlar her bir haltınızı bilirler.

Otuz yaş üstü kadınlar açıksözlü, doğrucu ve dürüsttür. Ne kadar gerizekalı olduğunuzu bir çırpıda açık açık yüzünüze söyleyiverirler. Eğer bir gerizekalı gibi davrandıysanız onun için ne anlam taşıdığınızı merak etmenize gerek yoktur.

Alıntı...

Masal için


Masal için...



Radio heat duymuştum daha önce bu grubu sevdiğini.


Bırak ruhun aşka dalsın.....

3 Kasım 2010 Çarşamba

Öneriler

Portekizli bir bayan
Uzun süredir takip ediyorum kendisini
Hatta Derya Baykal'a göndersem konuk eder mi kendisini.
Çok güzel el işleri var.
Merak ediyorsanız,
http://feiticeiradasagulhas.blogspot.com/





İçimiz açılsın derseniz eğer
İşte bir adres daha
Güzel broşlar yapıyor bu bayan,
http://beedeebabee.blogspot.com/



Bu adresten girerseniz eğer
Yaptığı bir kolye var 
Çok hoş olmuş.
http://www.flamingotoes.com/2010/08/anthro-necklace-day-2/






Hadi bakalım



Yok yok mehteran bölüğünü geçtik biz doğrusu
İki ileri on geri adım atıyoruz.
Hayırlı olsun 8 yılı kapsayan kesintisiz eğitim bölünüyor
Yine eski usule dönme çabaları hortlamaya başlamış
İlkokul 5 ve ortaokul da 3 sene olmak üzere ayrı olarak eğitim verilecekmiş
Bir ilk okul mezununun bile ehliyet alması kalkmışken
Neden böyle bir uygulama yapılır ki?
Zorunlu eğitim lise sona kadar olması gerekirken
Neden eğitim seviyesi düşürülmeye çalışılıyor.
Kafamda bir çok teori dönüyor aslında.
Mesela eskiden el yazısını biz güzel yazı yazma dersi olarak almıştık.
Özel defterlerimiz vardı, mürekkep hokkalarımız, divit uçlarımız vardı.
Zorunlu olarak el yazısı getirildiğinde ilk aklıma gelen yoksa 
Arap alfabesine hazırlık mı bu diye geçirmedim değil.
Okullarda  milli güvenlik derslerimize ordu mensubu gelir
Bayılırdık biz mesela kız okulu olarak üniformalılara
Ama onuda kaldıracaklarmış 
Neden?
"Öğretmen sınfta, hoca camide, asker kışlasında olmalıymış"
Mış, mış , mış....
Hele bir madde var ki,


"İlköğretim okullarında zorunlu eğitim kademeli olmalı, 
Öğrenciler fiziksel gelişim ve yaş farkı dikkate alınarak ayrı binalarda eğitim görmeli."


İşte ali cengiz oyunu yoksa, başka zeminlere ülkemizi hazırlamak değilse de nedir bu?
Amaç kuran kurslarına öğrenci sağlamak değil de nedir?
Yok daha fazla yazamıycam zaten sabahtan atmaya başladı asfalyalarım
Hani diyorum haberin ayrıntısı, 
Acaba sen mi yanlış anladın Balon'um diye düşünmemeniz için size 
Sayfanın linkini vereyim 
Eğitime 5 - 3 formülü

Kelimeler




Yaratılışın başından beri var
Kadın ve Erkek
Daldan dala konmak, sevişmek ister
Erkek
Tek bir gül olmak, sevilmek ister
Kadın
Her zaman olmuştur insanı içine çeken
Girdaplar
Yalnız güneş batınca kaplamaz her yeri
Karanlıklar
Acıtsa da bedeni, ruhu hep olmuştur bir sivri köşesi
Dönemeçlerin
Küçükken yağ satılır, bal satılır ama büyüyünce tehlikelidir
Oyunlar
Her zaman beyaz olmaz
Yalanlar
İstenilen alınamayınca can acıtır sarfedilen
Sözler
Onca uğraş boşa gider elde edilemeyince
İstekler
Her iyi niyet altında vardır bir 
Çıkar
Kötüye gidince tüm planlar bulunur hep bir 
Kaçak
Ve hep yeni bir yol açılır önüne temiz olur 
Başlangıçlar




1 Kasım 2010 Pazartesi

Pazar kokuları






Güne güzel başlamak için bir tık,
Fanfare ciocarlia - 007 (james bond theme)


Deniz, iyot, çim kokuları eşlik etti gün boyu
Ne o bana ağır gelen sucuk kokusunu
Ne de çamaşır, semt pazarındaki kokular
Hiçbirini yaşamadım bu pazar.
Deniz kenarında bir yere kahvaltıya gittik
Eşimin kuzeni ve eşiyle.
Erkekleri gazetelerle başbaşa bırakıp masada
Bol bol yürüdük sohbet ettik Berna'yla.
Ruh halimizi çözümlemekten, 
Aile dedikodularına
Hayata ve insanlara karşı kendimizi 
Nasıl korumaya çalıştığımız, nasıl yöntemler uyguladığımız üzerine
Sonra da Kordon'da güzel bir okey oyunundan sonra evlerimize döndük.
Güneşin gün içinde bizi güzel ısıtmasına rağmen
Bir gece önceki geç yatış, 
Hala niye yapılan ve bir insan olarak ilk günler 
Biyonik olarak dengemi bozduğuna inandığım 
İleri-geri saat uygulaması ile erkenden yatmaya karar verdik.
Bir ara uyandım hah dedim sabah oldu o kadar doymuşum uykuya
Kalktım dolandım evde
Saate baktım inanamadım başımı çevirdim ters mi astım yoksa dedim.
Saat daha 00,30- offf dedim.
Bir anda evin soğukluğu boynumdan geçti gitti
Ve sıcacık yatağıma geri döndüm.













29 Ekim 2010 Cuma

Bayramımız kutlu olsun....



Dün neydi öyle o yağmur aman Allah'ım.
Dizlerime kadar ıslanmış biri olarak
Ayaklarımı zor ısıttım.
Yazmıştım dün Gaziemir'e gidicem diye.
Yürüyerek gidecektim sonra hadi yeni metroyu kullanayım dedim.
Atladım bizim otobüsün son durak yönüne 
Teyzemin kızını da aradım çıkmadan bak çıkıyorum otobüse binince çağrı yapıcam
Çık evden aynı otobüse binelim dedim.
Benden önce gelen otobüse binmiş neyse son durakta buluştuk 
Metronun  Esbaş durağına geldik.
Sabah yağan şiddetli yağmurdan dolayı Şirinyer-Kemer arasındaki hat kötü olmuş
Metro tek yönde çalışacakmış gecikme olacak dediler
Amann dedik güneşte var sıcacık otobüsle gideceğimize bekleyelim dedik.
45 dakika beklemişiz ama sohbetten farkına bile varamadık.
Flaş flaş nitelendirilecek bi takım aile sohbetlerimizi yaptık
Onu çekiştirdik bunun boyunu uzattık 
Lc'ye vardık bi kalabalık bi kalabalık sanırsınız bedava dağıtım var bayram nedeniyle
Zar zor değişim için pantolon buldum kendime
Bi tanede her seferinde kendine alıyorsun ama bana almıyorsun  diyen eşime bi kazak aldım
Kasadayken dışarıya kaydı gözüm sandım saatlerdir buradayız akşam oldu.
Meğer saat 15,30 olmuş ama öyle bir bulut gelmiş ki kapkara
Lisedeyken katıldığım orotoryoda okuduğum ezberimde kalmış 
Şu dize döküldü hemen dudaklarımdan


"Gökyüzünde kara kara bulutlar,
Başımıza nerden geldiniz? 
Bizler konuk severiz ama,
Düşmanları sevmeyiz! ... "


Buca dolmuşuna atladım yağmurda başladı zaten
Şirinyer'den Annem'e giderken bekledim biraz Tansaş'ın önünde dinsin diye yağmur 
Baktım dinmiyor açtım şemsiyemi bide hava güzel diye spor ayakkabı giymiştim
Sokağa girdim bir su içinde kaldım ki ayakkabılarım, çoraplarım yıkandı resmen
Yapacak bişi yok dedim bu saatten sonra karnımda açtı böldüm ekmekten
Yavaş yavaş yürüyerek suların içine girerek hem kuru ekmek yedim hemde Annem'e gittim.



28 Ekim 2010 Perşembe

Dönük paça

Gözümü açtım yok dedim sabah olmamış daha.
Bi karanlık ki of of..
Baktım eşim giyiniyor 
hopp dedim noluyo daha erken değil mi?
Vardır böyle bazen acayipliklerimiz
Tatil günü işe geç kaldım diyip fırlamaklar yataktan
Gece vakti dürtüp beni hangi gündeyiz diye sormalar
Yok dedi saat 7 oldu işe gidicem baktım saate evet doğru
Ama hava hala karanlık
Bide yağmur ki aman aman sanki tüm musluklar açılmış
Havuz problemi yeniden yazılıyor
Sonra yine daldım uykuya
Ara ara gözümü açıyorum yok diyorum uyumuyorum ben galiba
Uykum kaçtı
Saate bakıyorum 10 olmuş.
Yağmur dindi ben kalkınca
Kahvaltı ettim doyurdum karnımı kaç günden sonra
Dışarı çıkıcam yine kapanmaya başladı hava
Yalnız yazmadan edemiycem
Ankara'da Optimum'da ki LCwaikiki mağazasından kot almıştım
Paçasını elimle kot dikişi kıvırmış hatta giymiş bir de yıkamıştım
Sonra fark ettim ki sol paça da dönüklük var
Buradaki mağazaya gittim incelediler fişini getirin değiştirelim dediler
İşte müşteri memnuniyeti budur.
Yürüyüşte yapıcaz umarım yağmaz hava
Gaziemir Outlete gidicez bakalım buluruz inşallah 
Dönük olmayan bi paça.





Bab-ı Esrar






Gecenin şarkısı da şu olsun
Bi tık lütfen...
Yeni Türkü - İstersen hiç başlamasın




Yağmur başlamış sesi geldi dışarıdan
Sakin ama hızlı yağıyor.
Blog sayfamın temasına son kez karar verdim 
Ve yine ilk yaptığım temaya döndüm.
Kapkara takılmak istiyorum bu sıralar
Ruh halim böyle değil bilginiz olsun.
Yaşayıp gidiyorum işte.
Gerçi bakıyorum da bazen etrafıma
Pek farkımız yok bitkilerden sadece yürüyebilme özelliğimizden başka.
Ama nedense bi gariplik te hasıl oldu bana bu günlerde
Aç dolanıyorum sürekli ortalarda.
Sanki rejim yapıyorum.
Yemiyorum.
Açım ama yemek yemiyorum.
Bi elma, bi poğaça bir iki lokum atıyorum ağzıma gün boyu.
Suda içmiyorum pek.
Öyle bi rahatsızlığımda yok aslında, sıkıntım falan
Ama yemek yemek istemiyorum.
Şu anda da mesela hala aynı durumdayım.
Ben şu saatte bile yarım ekmek götüren insandım
Bir iki lokum attım yine ağzıma tamam
Neyse yaa mevsim geçişi olur böyle bazı.
Açlıkta bi yere kadar eli mahkum yicem 
Hadi bakalım iyi geceler
Biraz kitap okuyayım
Ahmet Ümit Bab-ı esrar okuyorum
Başlardayım daha...

27 Ekim 2010 Çarşamba

Günaydın

type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="334">
Barış Manço ( Günaydın ) | video.mynet.com

Hava kapalı belki İzmir'de
Hatta benim sayfamda da öyle gibi gözüküyor
Yorum bırakan, beğenen, beğenmeyen,eleştiren tüm okuyucularım;
Teşekkür ederim sizlere.
Çok değişik yorumlar aldım
Kara kapkara bir sayfayı seven ve sevmeyen keskin bir duygudalar
Hani arası yok olsun beğendim yine de diyen..
Ama en ilginç yorumu bura da açıklamak benim harcım değil.
Yine de kendisine çok teşekkür ederim o yorumu bırakan okuyucuma.
Neyse sayfam karanlıkta olsa yine de günümüz güzel geçsin umarım.
Şimdi çıkıcam işlerim var yolum tee Balçova
Hatay'daki metro çalışması yüzünden trafiği değişen bir güzergahta olucam.
Bu arada biliyor musunuz 
Üçkuyular'a otobüs son durağı yapmışlar oradan aktarma yaparak 
Balçova, Teleferik, Narlıdere'ye gidebiliyorsunuz....
Hava da kapalı yağacakmış yağmur 
Şemsiyeleri unutmayalım....


26 Ekim 2010 Salı

Yeni sayfa düzenim hayırlı olsun

Yeni sayfa yapınca kafamda yenilendi sanki.
Ama var hala biraz bi gariplik üstümde
Karşımdaki biri anlatıyor mesela dinliyorum
Ama sonra da diyorum ki
"Bana şunun bi mealini versen"
Bi açıklama bekliyorum kavrayamıyorum bi türlü bişileri
Ne demek istedi acaba?
Ne anlatmak istedi?
Laf mı soktu yoksa gerçek hisleri mi?
Ağzımda bozuldu mesela
Olur olmadık şeyler diyorum, yazmak istiyorum mesela
Bi ölü toprağı var üzerimde atmaya çalışıyorum
Silkeleniyorum ama atıyorum üstümden....









25 Ekim 2010 Pazartesi

Gripin








Bugün bişi olucak demiştim 
Sürpriz
Bir iş görüşmesine gittim bugün
Çok tesadüfi bir biçimde 
Gerçi olmadı iş yapabileceğim bi iş değildi
Belki çok ara verdim korktum mu?
Yoksa içime mi sinmedi ?

Maaş, haklar falan konuşulmadan iş anlatıldığında anladım
Yapabileceğim bişi değil..
Hayırlısı dedim..
Ama başım çok ağrıdı
Gece tam uykumu alamdım
Erken kalktım bir elma yedim bir de keçiboynuzu
Eve geldikten sonra tekrar dışarı çıktım
Ama şu saat oldu bişi yemediğimden 
Kan şekerim düştü, uykum geldi, başım zonklamaya başladı
Bişiler atıştırdım bir de nescafe içtim kendime gelmeye çalışıyorum.
Öyle hap, ağrı kesici de içmem hemen
Bazen 1 gün geçmesi için beklediğim olur baş ağrımın
En son artık dayanılamayacak noktaya gelince alırım bi ağrı kesici
Oda Gripin olur.
Hatta açar içindeki tozu içerim
O büyük hap geçmez boğazımdan ayrıca toz alınca daha çabuk etki ediyor sanki..

24 Ekim 2010 Pazar

Pazar kokuları

İşte benim pazar şarkım;
Zeki Müren - Böyle bir kara sevda

Bu pazar nası geçti anlamadım ben.
Repet etsek nasıl olur acaba?
Evimde hafta sonunu özlemişim meğer
Sucuk, çay, haşlanmış yumurta kokuları karıştı kapladı mutfağı
Çamaşırlara sinmeden mideye yolladık
Sonra da bi koşuşturmacadır gitti evde.
Çamaşırlar katlandı birazdan ütülenmek üzere tarafımdan
Semt pazarına çıkıldı evin iki sokak ötesine kurulan,
Brokoli aradım bulamadım börülce aldım 
Mevsimin son börülcesini yapayım şöyle ekşili, sarımsaklı, zeytinyağlı 
Turp otları vardı ama pek bi damarlı geldi bana
Eh artık çarşamba günü kurulan Şirinyer pazarına nasip dedim.
Alıp başını giden domat biraz durulmuş gibi geldi bana
Her ne kadar kırmızı şemsiyeli tezgahtan göz kırpsa da bana
Yüz vermedim kendisine, 
Çok kalkmıştı senin kıçın domatçım dedim almıycam seni ııhh
Yalnız elma gibi patlıcanlar aldım
Seçerken tezgahta; 
İçlerini oydum, kızarttım, sonra da kıymalı harçla doldurup verdim fırına...
Yanına pilav ve cacık yakışır dedim
Boyuna posuna endamına bakmadan domatla aşık atmaya çalışan salatalıklardan aldım
Eve geldim telefon çaldı arkadaşım kahve yap gel bana dedi
Kendisi mahallenin bakkalı olduğundan çalışıyor
Yaptım bi kahve yanına da kestane şekeri tepsiye koyup üst sokağa gittim
Sanki evimdeyim mutfaktan salona gidiyorum :)
Not: Leylak Dalı, kahvemden yaptın mı?
Kahveler içildi, hayata, sıkıntılara, dertlere üfürürcesine birer de keyif sigarası yakıldı
Fincanlar kapatılıp falla karışık ayrı geçen günlerde mahalledeki son dedikoduları alıp
İki çift sohbetin beli kırıldı
Akşama da Teyzemin kızı Tülay ablamın yaşgününü kutlamaya gittik.
Derbide vardı onlarda maçı izleyip günü kapattık..
Haa yarın bişi olucak onuda yarın anlatırım sürpriz olsun ;)

Taslaklardan

Bir kaç gündür karışık kuruşuk rüyalar görmekteyim
Vefat etmiş olan yakınlarımı, tanımadığım kişileri ayaklarında ayakkabısız çorapla
Tanıdığım alakasız kişileri garip konuşmalar, yakınlaşmalar içinde falan.
Hayır olsun deyip kalktım yine bu sabah....


Demişim 5 Ekim'de....





Yazılarını uzun zamandan beri severek okuduğum bir blog yazarı var.
Bir huyu var bir kitabın herhangi bir sayfasını açıp o sayfayı okuyor
Blog sayfasını okuyanlara da yazıyor.
Aklıma geldi bende yapayım dedim.
Jane Asutin'in "Aşk ve Gurur" adlı romanı geçti elime
Mutfağa süt ve Eti Browni intense almaya gittiğimde.
Fırının üstünde duruyordu ara sıra çorba karıştırırken okurum.
Rastgele açıp okuyorum hatta.
Çünkü okuya okuya, izleye izleye ezberledim gibi bişi oldu.
Açtığım sayfa 168. Bay Darcy'nin Elisabeth'e yazdığı mektup çıktı.
Şöyle demiş bi yerinde;
"Gereğinden fazla özür dilemek saçmadır."

Diye yazmışım 28 eylül 2010 da


22 Ekim 2010 Cuma

Günaydınnnnn



Bir baş ağrısı ki sabah sabah kalktığımda
Rahmetli Babaannem 
"Cuma günleri başım ağrıyor deme, yoksa tüm hafta ağrır başın"  derdi.
Sanırım geceleri başım açık kalıyo üşüyorum
Kış geldi ya şimdi ben yorganı başıma kadar çeker öyle yatarım.
Gerçi yazında çarşafı çektiğim olur özellikle kulağımda vızıldayan bir sivrisinek varsa
Saat : 11 olmuş öğlene kuzenim gelicek işyerinden yemeğe
Ne istersin dedim yemek var yanına bişiler yapayım 
Kahvaltı yapalım dedi.
Çayı koyayım o demlenip kokusu tüm evi sararken
Bir yandan da Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar adlı kitabını okuyayım biraz
Yumurtalar haşlanmalı
Ekmek dilimlenip üzerine biraz yağ ve kaşar takviyesiyle fırına verilmeli
Kahvaltıdan sonra da Eşimin lekeli bi ceketi için 
Leke çıkarma operasyonu yapmalıyım
Birikmiş çamaşırlar çok makinaya atılmalı
İş çok laf da çok bende maşallah
Hadi bakalım işlere koyulmalı.

Sabah ola, hayrola

Yaparım ben hatalar bazen.
Cin gibi görünsem de.
Mekanik konuları seviyorum mesela
Bir şeyleri söküp takmayı
Kapı kilidi, kumanda, tesisat tamiri gibi..
Mesela eğri tabloları hiç sevmem
Neresi olduğu fark etmez gider düzeltirim
Biliyorum çünki o mekandan ayrılınca 
O tablo kalacak gözüm önünde 
Yiyip bitiricem niye değiştirmedim diye kendimi.
Ama bunca dönen çark içinde bir kırık dişlim var
Tam yolunda giderken bişiler
O kırık dişliye gelince makinada düzen bozulur.
Yaylar kopar, hayattan uzaklaşır
O kırık dişli yerine ben geçerim.
Mesela
Karşımdakine söylemem gereken bir şeyi o anda diyememek gibi.
Nutkum tutulur, dilim dolanır
Susarım.
Şimdi yine oldu bişi birine demem gereken bi söz var
Diyemedim
Bekliyorum uygun anı kolluyorum erteliyorum
Kendi kendimi yiyip bitiriyorum
Sözü eden etti uyuyor şu anda yatağında
Fosur fosur bende gözler tavanda
Nası dicem düşüncesi kuyularından çıkma telaşında
Yarın dicem yoksa kafayı sıyırıcam.
Hadi bakalım
Sabah ola hayrola..

21 Ekim 2010 Perşembe

İzmir'in havası

Böyle kararsız havaları sevmiyorum 
Açayım mı açmayayım mı?
Yağayım mı yağmayayım mı?
Ne bu böyle ya...
Dışarı çıkıcam kapalı ayakkabı giyim diyom 
Ama hava da bi güneş
Dilini çıkarırcasına dalga geçiyor benimle
Bu kararsız havaya uymam ben
İlla ki aykırı olmalıyım.
Giyerim yazlık bi ayakkabı bu seferde 
Kaldırım kenarında arabalar ıslatır beni
Uymuycam sana 
İzmir'in havasıııııııı.....
Kahpe karı havasııııııı.......

20 Ekim 2010 Çarşamba

Ben geldim



Vallaha geldim. 
Hiç gitmemiş gibi değilim 
Blog sayfama bir baktım ki 
Offff o kadar çok yazı birikmiş ki
Okunacak falan...
Hiç boş durmamışsınız sevgili blogdaşlarım
Her gün bu kadar yazıyoruz ya
Düşünüyorum para verseler yazmamamız için 
Yine bu  kadar coşkulu, dolu dolu yazar mıyız ?
Neyse Ankara'ya gittim geldim.
Çok güzel geçti.
Önce soğuktu cumartesi günü çok üşüdüm
Bu ne yaa 06 olduğu için mi dedim.
Eh sonra biraz hafif nezle olarak hava durumuna alıştı vücudum
Kardeşim, eşi ve yeğenimle çok hoş günler geçirdik
Yine bu sayfadan güzel dostlarla buluştum, karşılıklı konuştuk güldük
Sevgili Leylak Dalı , Sevgili Funda, Sevgili Deniz 
Yalnız Deniz'cim benim balık hafıza devreye girdi ismini ve şeker halini hatırlıyorum ama blog ismin uçtu kafamdan :(
Sonra liseden sonra hiç görüşmediğim sınıf arkadaşımla da bulduk birbirimizi
Tam 18 yıl sonra O'nunla da güzel bir gün geçirdim.
Yalnız ahdım kaldı Kızılay Meydan'ında bi dayak yiyemedim ya hahahaa
Giderken sisler içinde girdiğim Ankara'yı
Dönüşte bu sefer kara bulutlar içinde terk ettim.
Ve bu yüzden bir daha özellikle bir daha kış ve akşam karanlığında uçmamaya karar aldım.
Yalnız dönüşte uçağa binmeden pilota attığım göz ve öpücük işe yaradı 
İzmir üstünde çok hoş bir tur attık.
Hava açık olduğu için tüm körfez ışıl ışıl harikaydı...

8 Ekim 2010 Cuma

Şiirimsi




Oda da bir koltuk 
Elinde şarap kadehi erkeğin.
Gün batımı ışıkları 
Vuruyor odanın duvarına 
Panjurların arasından
Ve 
Kadın ayakta 
Üzerinde beyaz bir elbise
Saçlarını salmış
Elinde şarap kadehi
Bir o yana bir buyana sallayıp başını
Tempo tutuyor şarkıya.

Bundan daha hoş ne olabilir ki ?