8 Haziran 2010 Salı

İş arıyorum..

Yine iş görüşmelerine başladım.

İnternetten bulduğum eleman arayan bir iki firmaya özgeçmişimi yolladım. 
Açıkçası internetten yapılan başvurulara güvenmiyorum. Geri dönüşü olmuyor. 
Ne olumlu ne de olumsuz. İş ilanıyla dolu, insanlara iş bulduğunu iddia eden sitelere değil göz atmak sayfalarını açmıyorum bile. 
Çünki çok fazla prosedürleri var. Onların oluşturduğu bilgileri doldurunca kendimi yeterince ifade edemediğimi düşünüyorum. 

Başvurduğum firmaların birinden dün aradılar ve bugün için bir randevu verdiler.
İki dirhem bir çekirdek hazırlanıp gittim. Öncelikler gittiğim yer ne yazık ki İzmir'e çok uzak bir yerde.
Gidişim biraz sorunlu oldu. Semt garajından tarif edilen dolmuşa binmek için epey bekledim ve bu yüzden randevuya geç kaldım. Yolda firmayı arayıp durumumu belirttim ve beni çok sakin bir şekilde karşılayıp sıkılmamamı ilettiler. Normalde araba ile yarım saatte gidilebilecek mesafe 1 saati buldu neredeyse. 

Dolmuş beni yolda bıraktı ve  İTOB Organize Sanayisinin güvenliğine ulaşabildim. Güvenliğe geldiğim firmayı haber ettim, orayı arayıp beni almaları için bir araba istediler. 
Orada beklerken güvenlikteki 3 kişiden başka kimse yoktu. Ve aralarında para mevzusu üstüne hararetli bir konuşma geçmeye başlayınca açıkçası biraz tedirgin oldum ve yan tarafa doğru kaydım. 

Daha sonra bir araba geldi içindeki kişi önümde durup kendini tanıttı. Ben de arabaya bindim ve tepeler üzerinde yeni yeni kurulmaya başlamış olan organizenin uçsuz bucaksız yollarında geçerek firmaya geldik. Açıkçası firmanın girişe bu kadar uzaklığına çok şaşırdım. Yol hiç bitmeyecek sandım. Bir de hiç tanımadığım biri ile özel bir araçta yol alınca ortam sanki ağırlaştı. Ben de laf açarak organize hakkında bilgi aldım. Görüşmeye gittiğim firmanın bu organizenin alt yapı işlemlerini ve diğer prefabrik fabrikaları kurup inşa eden bir firma olduğunu öğrendim.

Görüşme olumlu ve olumsuz geçti benim görüşüme göre. 

Olumsuz olan yanı, sanırım çocuğum olmayışından ve uzun süreli çalışacak bir eleman arayan firma için sorun olabileceğiydi. Gerçi benim çocuğum olsa da çalışmak isteğimi belirttim.

Olumlu olan yanı ise, Gençlerle çalıştıklarında, gençliğin verdiği düşünce ile hareket edince olumsuz durumlar meydana geldiğinden istedikleri elemanın genç çalışanlara göre daha olgun biri olmasıymış. 

Bişi demiyorum, hayırlısı olsun diyorum.....

7 Haziran 2010 Pazartesi

Facebook



Facebook, 
Artık sıkmaya başladı.
Hep aynı paylaşımlar, videolar
Paylaşılan sözler var ya  hani,
Yok onlarda sıkmaya başladı.
Lafla karın doymuyor mantığı,
Mevlana'nın onca sözü bitti sanırım
Tur bindirmeye başladım paylaşımlarda
Bir de milletin siyasi propagandaları
Sandık başındayız sanki
Yok "Evet" de
Yok "HAYIR" de !
Biri İsraili karalar,
Biri Şehitlerimizi unutur,
Konuşmayayım diyorum 
Dayanamıyorum
Bişi yazıyorum
Hopp siyasi arenaya çeviriliyor yorumlardan
Kalsın 
Zaten buldum arkadaşlarımı ben
Eski sevgililerim de evlenmişler çoluk çocuğa karışmışlar
- Not; Göbekler yapılmış ama saçı dökülen yok ;) -
Tamam ne kaldı ki geriye....
Yok sıktı beni facebook
Onun yerine kitap okumak daha eğlenceli.....

5 Haziran 2010 Cumartesi

Mutfak ve ben



Mutfaktan gelen tıkırtılar, sesler, kokular her zaman hoşuma gitmiştir.
Çünkü yemek hazırlığı, boş midenin gurultusunu her zaman için yener.
Kızarmış ekmek kokusu tüm mutfağı kaplarken,
Nescafe suyu için - evet yalnızken kahvaltıda nescafe içerim-
Su ısıtıcıdan gelen kaynama sesi eşlik etti sabahki neşeme.
Bu sabah tatlı ağırlıklı beslenmek istedim.
Normalde yemem ama bu sabah daha bir tatlı olmalı dedim kendi kendime.
Kızarmış ekmek üzerinde eriyen margarin her zaman çok mutlu eder beni.
Demek ki güzel kızarmış ekmekler derim o zaman.

Bir yandan yapılan kahvaltı bir yandan da 
Elimden bir türlü bırakamadığım Alacakaranlık serisinin 2.kitabı olan Yeni ay eşlik etti bana.





Mutfağımda bu köşeyi çok seviyorum.
Bu divanda oturularak kahve eşliğinde yapılan sıcak sohbetler 
Kimi zaman abartılı olsa da günlük işlerden sıyrılmak adına edilen dedikodular
Ve sıcak ve uzun yaz günlerinde meyve eşliğinde uzanılarak okunulan kitaplar.


İzmir'de bugün hava kapalı ama bu kapalı hava nedense kış zamanı kapalı olan havalar gibi boğmuyor beni.
Biliyorum ki, yarın güneş açacak,
Açmalı çünki bir kır düğününe davetliyiz :)

Kalemim silah, mürekkebim de kandır benim.



Canım bişi yazmak istemiyor.
Ülke resmen değil iki
Üç'e Dört'e bölünmüş durumda.
Ya da isterse daha da fazlalaştırılabilir.
Tamam insandır, candır, yardım yapıyordur.
Silahsız, savunmasızdır...
DAAAAAAAAAAAA
Peki bu kadar gösteri nedir Allah aşkına?
Serebrenitsa'da kıyım olduğunda nerdeydiniz?
Karabağ'da bir gece içinde katledilenler Türk değil miydi?
Ya da çok uzağa gitmeyin canım
Geçen sene hani Uygur Türklerine yapıldı bir kıyım
Kaç kişi hatırlıyor ?
Kaç kişi döküldü sokaklara ?
Nedir bu kardeşim ben anlayamıyorum 
Ne yani müslüman mı olmak gerekiyor illa?
Birileri anlatsın bana?


Şehitlerimizin mekanı cennet olsun inşallah...

3 Haziran 2010 Perşembe



Hava bugün İzmir'de serin ve rüzgarlıydı.
Eteklerimin savrulmasına aldırmadan
Konak iskeleden Karşıyaka'ya geçtim vapurla.
Tam 3 tane seyahat gemisi demirlemişti Liman'a.
Harikaydı.
Sonraa 

Karşıyaka Çarşı'da eski belediye binasındaki 
Belediyenin düzenlediği  sergisine gittim.
Çünki orada  Sevgili kamikaze ile  tanıştım.
www.lunaparktayasamak.blogspot.com



Blog sayfalarımız aracılığı ile tanıştık önce,
Sonra 4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Gününde buluşup tanışacaktık kısmet olmadı.
Bugün Karşıyaka'da açılan Halk eğitim sergisine gittim.
Orada tanıştık, konuştuk, güldük sergiyi gezdik.
Çok güzel el emekleri vardı.
Hepsine bayıldım.
Resimde sol altta olan örtü Sanem'in eseri.





2 Haziran 2010 Çarşamba

Mehter marşları her yerde


Şimdi efendim,
Öyle siyaset falan yazamam ben,
Alasını yapanlar var ülkemizde.
Bir bebeğin mamasını yerken yüzüne gözüne bulaştırması gibi aynen.


Ama anlayamadığım bişi var
Nedir bu halkımızdaki 
Cengaverlik ruhu
Savaş naraları
Mehter takımı önde
"Allah, Allah" nidaları eşiliğinde.


Kör uçuşu gibi herkes savaş savaş savaş.
Savaşmayın sevişin yaa...


Hem savaşınca ne olucak sanıyonuz
Siperler kazacaksınız karşılıklı oyun oynar gibi
"Dan,dan,dan" silah elinizde.
Böyle mi olacak sanıyorsunuz?


Sen daha siper için kazmayı eline almadan tükürüklerken avucunu
Adam o tertemiz parmağı ile basacak kırmızı düğmeye
Sen daha "Allah" demeden 
Hopp dağılacak zerren her bir yere kalırsa şayet.


Hadi basmadı o düğmeye diyelim
Yanındaki mavi düğmeye basıcak
Sen bir nefes alıcan, tüp mü açık kaldı mutfakta diyeceksin.


Hadi bunlardan da kurtuldun diyelim kedi kılıklı dokuz canlı misali
Ortalık berbat olmuş, taş taş üstünde kalmamış,
Ne bir bitki ne bir canlı.


Ama benim bunu sana anlatmamın bi faydası yok ki,
Sen mehterin sesinden duymuyon ki bişeyi.

1 Haziran 2010 Salı

Müzik ruhun gıdasıdır

Maşallah ne kadar ruhumuzu müzikle doyuran bir millet olmuşuz böyle.
Yolda, otobüste hepimizde kulaklık dinliyoruz da dinliyoruz.
Ruhumuzu doyuruyoruz.
Neler dinliyorlar acaba diye düşünürüm hep o insanların.
Kimilerininkini duyuyoruz gerçi cıstak cıstak 
Kimide havy metal dinliyor sanırım
Dışarıya yayın yapıyorlar.
Kimileri de var ki şarkıya eşlik ederken rastlıyorum 
Hayır birde o şarkıları dinlerken yüzler bi değişik
Ruhsuz, soğuk, donuk.

Şehitler ölmez



Ölürler ne yazık ki.
Kanları yerde kaldığında,
Uğruna öldükleri toprakları satanlara bir kelam edemeyince,
Kalleşçe yedikleri kurşunu kendi içlerinden geldiğini öğrenince,
Magazinsel haberlerde 20 saniye içinde adları okunup geçiştirildiğinde,


Ölürler ne yazık ki,
Uğruna öldükleri topraklarda bir oyuna getirildiklerinde,
Bağıra bağıra gelenlerin
Savaş naraları atanların
Terbiyesizce saldırı için tarih verenlerin
Sesi susturulmadığı 
Tam tersi daha da arsızlaşmalarına izin verildiği sürece


Şehitler ölür ne yazık ki.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Özgürlük resmi



Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. 

Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.

Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Zeytin mi?"

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri...



Alıntı....

Çıldırmak üzereyim

Yaa bir insani yardım çağrısıda ben yapmak istiyorum.
Çıldırmak üzereyim.
Neden mi?
Elbise dolabını düzenliyorum
Ama ortalığa dökülen tüm kirli çamaşırlar ne yazık ki beni hiç memnun etmiyor.
Verilecekler ayrılıyor,
Atılacaklar üstünde bir kez daha düşünülmeden göz önünden kaldırılıyor
kimi etek ve elbiseler
"İnşallah dar gelmez" dilekleriyle deneniyor
Şükür ki kilo almamışım geliyorlar üstüme
Katlananlar renk renk, kullanım yerine göre ayırılıyor
Offfff offfff.
Bi program vardı dijitürkte,
Amerikada yayınlanıyor birisinin elbise dolabına bakılıyor
Tüm giysiler verilecekler, tamir olucaklar, giyilecekler diye ayrılıyor
Sonra da bi güzel o elbise dolabı yeniden dizayn edilip
Kişiye teslim ediliyor.
Tamir olucaklar içinde terziler elbirliğiyle
Kimi pantalonun paçasını kesiyor, kimi elbiseye çiçek ekleniyor
Bişiler yapılıyordu.
Onları istiyorum buraya gelsinlerrrrr
Çıldırmak üzereyim..............

Gazze

Gazze için küresel ses
Sadece ve sadece insana yardım götürmek için yola çıkmıştı bu gemiler.

30 Mayıs 2010 Pazar

Ben seni sevdim ama sen bilemedin



Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Çok büyük bir tesadüftü tanışmamız aslında
Bir söz tanıştırdı bizi.
Ne kadar da yakınmışız meğer uzaklardan gelmişken
Belki de aynı yerde yaşadığımızdan olsa gerek
Karşılaşmışızdır bir yerlerde
Tarasam diyeceğim beynimdeki yüzleri 
Ama senin görüntün yok ki beynimde
Ya da varda ama ben bakamadım ki sana o an.
Heyecandan...


Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Her gün seni beklemek,
Biliyor musun güzel olanı buydu.
Bana işkence gibi uzun gelse de 
Bekleme süresi
İçimde bir kıpırtı, unuttuğum saniyelere kızarak
Hatırladığımda dudağımın kenarında oluşan tebessüm.
Kimseler bilemezdi bir ben, 
Hatta sen bile.
Sabahları nerden biliyordun o saatte uyandığımı?
Beni aradığında telefonda "Canımmmm" diyişin
İşte o zaman geçerdi hepsi ama hepsi...


Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Tek isteğim seni tanımaktı biraz
Tamam itiraf ediyorum hadi yaptım biraz hafiyelik
Bişiler öğrendim hakkında
Ama bırak bu da bana kalsın en azından.
Yalnız şu var
Bilesin diye kendini 
Bir ip ucu veriyorum sana,
Bulabilecek misin acaba?


Benim içinde ilkti onlar, ve onlardan birileri. 
Kulaklarımı o zamanlar wolkmenimdeki  o yüksek sesten sağır etme pahasına
Deli gibi deli gibi söylerdim her yerde bir zamanlar parçalarını
Dinle şimdi yandaki müziği...


29 Mayıs 2010 Cumartesi

Kahraman market boynu bükük bakkala karşı


Pek sevgili sayın devlet büyüğümüzü dinleyip,
Bulunduğum yerdeki cadde de 200 metrelik sırada 
Tam 5 tane market açıldı.
tamam ekmek parası kazansınlar ne diyim,
Ama şu tanıtım broşürleri dağıtmıyorlar mı?
Bahçeye bi iniyorum bir tomar kağıt.
Bir de bizim evi iki ayrı kişi oturuyor sanıyorlar sanırım
Hem alt kat için hem de üst kat için ayrı ayrı broşürler
Pislikten başka bişi değil ya....

Ayranımı içtim


İzmir'de metro'da bir şeyler yiyip, içmek yasakmış.
Yıllardır kullanırım metroyu bugün öğrendim.


Şimdi Efendim,
Bir iş görüşmesi için dışarı çıkmam gerekiyordu,
Basmane'de otobüsten inip Gar'ın içinden metroya bindim.
Halkapınar durağında inip 1.sanayide çalışan Eşimin yanına uğrayıp
Bilgisayardan özgeçmişimin çıktısını aldım


Tekrar metroya dönüp binip Sanayi durağında inmem gerekiyordu.
Ama 1.Sanayiden Halkapınar metroya gidene kadar sıcaktan resmen beynim eridi.
Yanımdaki suda imam beyin abdest suyuna doğru oluşmaya başlayınca
Ayran aldım kendime,
Metroya indim ayranı içe içe,
Son basamağa geldim görevli 
"Bayan yiyecek-içecek yasak yukarıda demediler mi ?" dedi.
Haydaaa dedim,
"Görmediklerini,hatta böyle bir kuralında olduğundan haberim olmadığını,
Erimiş beynimin yerine gelebilmesi için içmezsem sarı çizgiyi geçebileceğimi 
Ki sarı çizgiyi geçmeninde yasak olduğunu bildiğimi belirttim."


Hayır adam öldürüyorum sanki ayran içerek 
Ya da içtiğim ayran değilde rakı sarhoş olucam 
Oraya buraya sarkıcam nara atıcam sanki.
Neyse, bende 
"Ee kamera nerden çekmez beni, hani orda içsem" dedim
Görevli, 
"Her yerde kamera var" dedi.
Yine aynı şekilde yasak olduğunu belirtti fosfor yelekli görevli,
"Tamam napalım, benim 3 yudumluk ayranım yüzünden işinizden olmayın istemem, 
hem size de bakamam çinki zaten iş görüşmesine gitmekteyim" dedim. 


Çantama koydum ayranı, dökülmemesine dikkat ettim 
Metro gelip de binince arkalara kaçarak hemen ayranımı içtim.


Not: Şimdi fark ettim bu yazı 333.cü yazımmış, 
         bu vesile ile burdan herkesi öpüyorum.....



28 Mayıs 2010 Cuma

Hayırdır inşallahhh, hayırdır inşallah

Saat; 07,25- 
Eşimi geçirmek İşe geçirmek için kalktım,
Bir hıklama bende sabahın köründe...
Bu ne şimdi, noluyaaa?
Kim bu beni anan sabah sabah ?
Hayır olsun.....






İki arada bi derede

Organize işler filmi var hani özellikle de tabut sahnesi.
Orada der ki; 
"Ölülerle diriler, tabutun içinde. 
Ya tabutu taşıyan olacaksın ya da tabutun içinde."
İşte bu filmi ne zaman izlesem işte bu sahnede sorarım kendime
"Kızım sen neredesin" diye.
Cevabım hep aynıdır; 
"İki arada bir derede"


Böyleyim işte ben de.
Ne oradayım ne burada.
Ne oraya aitim ne de buraya.


Elimde eski tip terazi iki kefeninde aynı hizada durması için çabalıyorum hep.
Kefenin biri ağırlaşır da aşağıya inerse o tarafa geçerim diye korkuyorum.
İkisininde birbirine karşı hem iyi hemde kötü yanları var.
Bir yanım karşı tarafın hakim olduğu ortamda birde atıp tutanlar çoksa geliyor yerleşiyor aklıma 
Diyor ki, 
"Uyma onlara, sana kötülük yapacaklar. Susma, susma"
Ya da diğer taraftan birileri yermeye kalktığında da,
"Biz böyle değiliz sen bizi biliyorsun savun bizleri" diyor.


Ve böyle olmaktan çok ama çok YORULDUM.




27 Mayıs 2010 Perşembe

Sende mi hala Esir-i zülfü yar olmaktasın - Safiye Ayla





Sende mi hala Esir-i zülfü yar olmaktasın - Safiye Ayla


Sabah kalktım, dün dünde kaldı Şenizcik dedim kendime.
Kumrular öttü, kuşlar şakıdı,
Balkona çıktım daha şimdiden bizlere sıcak bir gün yaşatacağına inandığım İzmir'imdeki güneş çiçeklerimi nasılda susuz bırakmaya gayretkar dedim kendime. Hepsine su verdim bir güzel, hatta sularkende şu an bilgisayarımda kayıtlı ama ne yazık ki buraya yükleyemediğim Safiye ayla şarkısını dinleyince gözüm önüne Muhsin Bey filminden çiçeklerini sularken ki sahne geldi.
Bugün gezmek günü tam 3 tane davet aldım :)
Dışarı çıkıcam ayaklarım beni nereye götürürse oraya gidicem.
Gerçi ayaklarım kuzenime gitmek sevdasında sanırım gizli bir antlaşma var :)


Resimdeki şahıs; Gizli aşkım......






Nobel değil, Sweetblog ödülü


Sevgili Kamikaze,
Beni bir ödüle layık görmüş. 
Çok ama çok teşekkür ederim.
Bu ödülü 10 kişiye yollamam gerekiyormuş, 
Ama yapamam ki ben.
Hangisini ayırayım,
Şunu ayırsam öbürü sanki dudağı büzülmüş çocuk gibi gelir gözüm önüne.
Bunu ayırsam diğeri gücenir de vallaha da bi daha ne yorum bırakır ne de bıraktığım yorumları yayınlar.
Hem yok mu bu ödüllerin bol sıfırlı olanı.
Mesela 1000 blog ödülü sahibine bağışlananından.
Toplu mesaj yollar gibi yollardım vallaha..
Ayrıca Sweetblog ödülü imiş benim için tüm bloglar çok ama çok tatlı yaaa...
Hem ödül benim değil mi istediğim kişiye yollarım.
"Bu ödülü yalnız ve güzel ülkem adına alıyorum" diyip 
Nuri Bilge Ceylan'ın kulaklarını çınlatıyorum vee
Tüm blogdaşlarıma paslıyorum.....


Not: Aşağıdaki video biliyorsunuzdur ama yine de yazayım dedim, 
Nuri bilge Ceylan'ın çektiği Anadolu resimleri eşliğinde 
Farid farjad  çalıyor Dejat Gity





26 Mayıs 2010 Çarşamba

Salata

Saat: 21,54 
Bir kase dolusu salata yaptım kendime,
Beynime oksijen gitti, kanım değişti falan..
Rahatladım....
İyiyim , iyiyim merak etmeyin...
Neler yedim,



SALATALIK
Salatalığın kanı temizlediğini, karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığını bildiriyor. Salatalığın, içeriğindeki bol kükürdü ile kanı temizlediğini, ciltteki ter bezlerini çalıştırdığını belirten uzmanlar, bol vitamin ve madeni madde verdiğini, böylece cildin taze ve pürüzsüz olmasına yardım ettiğini vurguluyor.
Salatalığın kendisi veya suyunun, cildi bir tonik kadar temizlediğini söyleyen uzmanlar, et yemeklerinin verdiği susuzluğu kestiğini kaydediyor. Salatalığın, sıcak bir havada iç ısısının dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğu ve bu sebeple serinletici olarak yendiği bildiriliyor.

MARUL
Bol miktarda çeşitli mineralleri içeren marulun, sinirleri teskin edip iyi uyku verdiğini ve erkeklerde cinsel arzuyu frenlediğini belirten uzmanlar, yemekten önce salata şeklinde yenen marulun, şeker hastalarının kandaki şeker seviyesini düşürdüğünü bildiriyor. Marulun bol idrar söktürdüğünü ve kanı pisliklerden temizlediğini vurgulayan uzmanlar, karaciğer ve dalak şişliğini, sarılığı giderdiğini, kadınlarda adet dönemlerinin, zamanında ve ağrısız olmasını sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, marul suyu, yüze sürülürse ergenlik sivilcelerini giderdiğini, oralara tazelik ve pembelik verdiğini kaydediyor.

DOMATES
Kan Basıncınızı Düşürür: Tostlarınız içine domates ekleyin. Bu meyveler (hayır yanlış yazmadık, domates meyvedir, sebze değil) kan basıncınızı düşürmeye yararlar. Hipertansiyondan şikayetçi bir grup hasta üzerinde yapılan bir araştırmada, hastaların günlük besinlerine domates eklendi. 8 hafta süren araştırmada her gün domates tüketen hastaların sistolik kan basıncınca 10 derece düştüğü ve diyastolik kan basıncı değerlerinin de 4 derece düştüğü gözlendi.

kötü bişi yaptım ben

Ben bugün çok kötü bişi yaptım. 
Sakın ne olduğunu sormayın sakın.
Ama şunu bilin
Karanlık bir noktama gittim, 
Sınırıma vardım ne olduğunu gördüm.
Ayağımın altından kaydı taşlar 
Allah'ıma binlerce, milyonlarca kere şükür ben kaymadım....
Hırsızlık yapmadım, adam öldürmedim, kimsenin arkasından konuşmadım, 
Ama yaptım yaptım...
İçimi o kadar ama o kadar sıktım ki 
Patlıycam sandım....
Şu an boğazımda bir düğüm ağlasam rahatlıycam
Gel gör iki gözü iki çeşme olan ben
Bir ayağı kırık çöp konteyneri için bile ağlayan ben de
Göz yaşı musluklarından gelen ses
Tısss....
Bir daha yaparmıyım?
Büyük konuşmuycam ASLAAA diye.


sıkıntı, sıkıntı...

Şimdi efendim, 
( Bu hitap şeklide pek bi hoşuma gitti )
Geçen hafta ben dünyadan bi haber tatile gitmiş havalarına girmiş iken, 
Neler oldu neler yurdumda zaten olmasa şaşarım.
Efendim öncelikle şunu arz edeyim ki, yurdumuz bulunduğu konum itibarıyla oynak bir zeminde biliyorsunuz.
Her bir tarafımız her an sallanmaya müsait. 
Sağolsun zaten gündemi yakalamaya çalışan yurttaşlar olarak başımız dönüyor her daim.
E hem zemin müsait hem de biz ne oluyor o zaman, 
Her daim oynuyoruz...
Aman Allah oynatmasın yeteri kadar oynatmaya az kalmış vatan evlatları değilmiyiz?
Bir kısacık dinlenme anında oturduğumuz banklar her daim psikologlarda uzanıp geçmişimizi, sıkıntılarımızı anlattığımız o rahat koltuklar gibi değil mi? Gerçi bank falan fark etmiyor banka kuyruğunda bile rastlayabilirsiniz gelinini, damadını, komşusunu, devlet büyüklerinden yana dert yananları. 
Aslında tekrar aynı olayları yazıp üzmek ve üzülmek istemesem de ne yapayım ki ben böyleyim.
Zonguldak'taki işçilerimize dua edip içim acırken Aşiyan mezarlığındaki o polisimizin başına gelen vahim olay tuz biber oldu. Hadi onlara üzülürken bu seferde eğitim uçuşunda düşen uçaktaki o iki genç oda ayrı bir acı oldu.
Hiç birini tanımam etmem ama nedense yurdum insanı olması yetti bana..
Bir de son gün evimin buradan arayan arkadaşımın verdiği haber katmerli bir acı oldu.
Arabalarının motoruna giren bir kedi yavrusunun başına gelenler. Neyse motoru söküp kurtarmışlar ama bu akşam üstü gidip baktım sağ güzün arkasından kulağa doru bir çukur olmuş o çukurada resmen kurt dolmuş ilaçla pamuklu çubukla kurtları temizledik, deliği kapattık yarın veterinere gidecek ön patide de kırık mevcut.
Ne acılı bir yazı oldu ya...
Ama bunca acıya rağmen yurdumda esmeye başlayan ferahlatıcı bir rüzgar içimi açmaya başladı.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını yaparken tüylerim diken diken oldu, içime berrak sular serpildi zira artık o gül kokuları beni baymaya başlamıştı. 
Umarım yurdum için yeni umut olur da bu umutlarımız boşa gitmez....




25 Mayıs 2010 Salı

Zebani



Dün malum temizlikle geçti. 
Ben yokken ya mesai kalan ya da annesine yemeğe giden eşim mutfağa pek uğramamış diyebilirim. 
Yalnız kırıntıların genelde buzdolabının önündeki masada olduğundan yola çıkarsak ayak üstü bişiler atıştırdığını anlayabiliriz. 
İşte bundan sebep pek fazla yoğun bir temizlik olmadı.
Yalnız Sayın Marc ve klorakla işler hale sokuldu banyo.
Not: İzmir'ce klorak : Çamaşır suyu...
Didim'den gelen toprak gübre karışımı eski saksılardaki toprakla karıştırılıp, ayıklanıp yeniden saksılara dolduruldu, ekilecek bir iki çiçek ekildi.
en güzeli de mis gibi kokan fesleğen oldu...
Şimdi sehpanın üstünde gelip geçtikçe elimle okşayıp kokusunu alıyorum...
Dün saat 2'den sonra bir ani kararla Torbalı'ya gittim arkadaşıma.
Telefonda konuşurken kısır yapıyoruz deyince sanki komşu kapısı mübarek çıktım hemen evden.
Semt garajı bize yakın olduğu için dolmuşa atlayıp 40 dakika sonra Torbalı'ya vardım.
Bu arada hep Didim'de kullandığım şapkam arabada kalmış aklıma geldi yolda onu taktım.
Sayfiye yerde herkes şapka taktığı için garip olmuyor ama buralarda biri şapka taktığında kim bu turist diye bir düşünce oluşuyor. 
Şahsen benim görüşüm bu...
Akşam üstü yine eşimin işten geleceği saate denk getirerek dolmuşa bindim eşimde beni yolda karşıladı.
Yemek ne yaptın peki akşama diye sormayın eşim Nestle nesfit denemesinde o yüzden rahatım :)
Didim'deyken bir kitaba başladım Andrew Davidson Zebani. 578 sayfa ama sürükleyici...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Dönüş



Motora, kasksız binmenin cezası 60,00-lira


Tatil dönüşü en sevmediğim son gün tıkış tepiş dolan çantanın açılması.
O yüzden hemen banyoya götürüp ne varsa çıkarıp ki malum bir çoğu giyilmediği halde makinayı boyluyor.
Bir de eğer Anababa motelinde kaldıysanız mutlaka ama mutlaka bir bagaj dolusu yiyecekti falan oluyor.
Yok zeytinyağı, salça, sebze meyve, bir de benim gibi çiçek aşığı iseniz oralardan getirilmiş gübreli toprak ve dikilecek çiçekler. 
Haa bu toprak falan gizliden konulur ki bagaja yoksa koca Koca'a anlatma meramından kurtulursunuz.
Denize girdin mi diye sormayın. Sizin oralara yağan yağmur ziyadesiyle bizim oralarada yağdı, deniz kenarına gittiğimiz halde karpuz kabuğunuda göremediğim için girmedim denize. Gerçi en azından güneşlenebilirdim dicem ama yağan yağmurdan burnumuzu çıkartamadık dışarı. 
Yine de, güzeldi herşey. 
En güzeli, anne baba yanında olmak. 
Bir akşam yürüyüşünde annenin babanı sana çekiştirmesi,
"hadi seni gezdireyim motorla" diyen babanın deniz kenarında bir sigara içimlik zamanda anneyi sana çekiştirmesi. Üst katta kitap okurken alt kattan gelen mis kokulu anne yemekleri. 
Hala 12 yaşındaymışsın gibi o serinlikte giydiklerinden dolayı azarlanmak, 
Gece yatarken sütünü içtin mi hatırlatmasının hala tedavülden kalkmadığını işitmek, 
Babanın hala her takımın her türlü sporunu izlediğini en çok da futbol, 
Ve ikisininde eskilerden aynı olayları sanki sana ilk defa anlatıyorlarmış heyecanıyla anlatıp seninde ilk defa dinliyormuşsun gibi davranıp her zaman aynı yerde aynı heyecanla aynı tepkiyi vermek.
İşte en güzeli buydu...
Yine gidermiyim elbette, yaz geliyor....

18 Mayıs 2010 Salı

Yolculuk Didim'e



Ruhunuzu dinlendirmek ister misiniz o halde tıklayın lütfen


Sabahtan iş yaparken o kadar çok cümle kurdum ki, 
İsterdim ki ben bu cümleleri sesli olarak telaffuz ederken bir yandan da bilgisayara kayıt olsun. 
Sabahtan temizlik yaptım ve Maggi'nin tavuk harcını denedim. Yerleri silerken değil canımm..
Bir poşete tavuklar konuldu harç da içine döküldü, diğer poşete de patates, havuç, sarımsak, biber eklendi  yağ ve kekikle çeşnilendirilerek fırına verildi. Sonra da bi güzel fırında unutuldu. Tam yanma noktasında kokunun verdiği alarmla başarılı bir şekilde kurtarıldı. Sonra da mideye indirildi. Benim bayağı hoşuma gitti. Güzel olan harç tavukların poşetine döküldüğünde yağ eklenmemesi. 


İzmir'de hava tam İzmir havası kıvamında. Bir yağmur yağıyor, bir açıyor. Ama genel bir serinlik hakim. Kendimi havayı koklayan adam gibi sandım yaaa....


Şimdi son bi işler toparlanmalı çünki yarın nasipse Didim'e gidiyorum, öyle uzun değil bir kaç günlüğüne. Haa burayı okuyup plan yapan hırsız beyler, ev yalnız değil bilginize ben gidiyorum sadece eşim değil.



17 Mayıs 2010 Pazartesi

Kahve Yemen'den gelir...


Sevgili Yaşamın kıyısında bahsetmiş kahveden, yorum yazarken bir yazı konusu oldu neredeyse bende burada paylaşmak istedim.


Kahve keyiftir,
Onca iş arkasından bir sigara içimlik, nefes alınacak zamandır.


Kahve hazım sağlar,
Çok yenen yemek ardından bastırsın deriz kahve içeriz, rahatlamak isteriz.


Kahve büyümenin işaretidir,
"Hadi bakalım yap bir kahve" denir kızlara,


Kahve Söz'dür,
Kız istenir, ardından kahve içilir.
"Nişan kahveleri olsun" denir


Kahve sohbettir,
O bir kahve içimi zaman da yapılan muhabbet, 
Dostluk alışverişine vesiledir.

16 Mayıs 2010 Pazar

Bi Bi

Bisikletlilerden çok korkuyorum. 
Yolda karşımdan gelirken düzgün düzgün 
Nedense bana yaklaştıklarında, 
Bisikleti bi o yana bi bu yana acemice sürüyorlar. 
Çok korkuyorum işte o zaman. 


Çarşamba günü İzmir Buca'da Volkan Konak'ın konseri var.
Ücretsizde daa....
Aylardır gitmek için bi heyecan bi heyecan bende.
Rüyalarıma bile girdi 
Ammaaaaa velakinnn
Gitmekten vazgeçtim.
Aylardır Didim'e gitmiyorum
Annem'i Babam'ı çok ama çokkk özledim.
Ana, Baba gibi yar olmazmış lafı geldi oturdu tam şurama,
Bana yine Didim yolları göründü.............


Bu gün İzmir sıcak değil ama serindi sanki.
Tüm gün tembellik yaptım diyebilirim.
Bi bilgisayar başında bi dikiş kutusunun yanında.
Yazlıklar yıkandı, derlendi 
Kimi tişörtlerin kolları kesildi, biçildi, dikildi.


Fenerbahçe maçı oynanıyor şu anda.
Bi Fener'in şampiyon olmasını istiyorum bi Bursasporun
Tamam Fenerbahçe'liyim ama
Bir Anadolu takımı olarakta Bursaspor'un şampiyon olmasını dilerim.





15 Mayıs 2010 Cumartesi

İşte benim sardunyam ( umarım doğrudur )







SADECE BİR KAP SU





Havalar çok sıcak malum yaz geldi.
Bizler susadığımız ve içimiz yandığı zaman 

Buzdolaplarımızdan, soğutuculardan, sebillerden 
Soğuk suları lıkır lıkır içiyoruz. 
Ne güzel demi.

Birilerinden beklemiyoruz. 
İçimizden "ahh ahh birinin kafası çalışsada bize bir yudum su verse" diye geçirmiyoruz.
Amaaa sokakta gördüğümüz 

Kedicikler, köpekçikler, kuşlar ne yapsın?
Onlarda can,

Lütfen,

NOLLLURRRR SADECE BİR KAPTA ONLARA SU KOYUN.

Kabın nasıl olacağı önemli diil.
Yoğurt, dondurma kabı farketmez.
Onlar buna bakmazlar.

Hatta öyle ki bazen kap bulamadığım zaman eğer bir köpek gördüysem çoktur şişeden su döküp elimle içirdiğim. Sakın elim pislencek diye düşünmeyin. 
Zaten dışarıda yeteri kadar pisleniyor ellerimiz. Kapılardan, kağıt paralardan, otobüste falan.


Aşağıda facebook'ta kurduğum grubun adresi, beklerim.....
SADECE BİR KAP SU

13 Mayıs 2010 Perşembe

Ah o gemide ben de olsaydım....


Konak İskele'den Karşıyaka'ya geçerken önümüzden geçti, 


O ne edaydı öyle, salına salına, içimizden bir ah geçirte geçirte,


El salladı yolcuları 
"Biz engin denizlere, en güzel denizlere gidiyoruz" dediler.


İçimiz gitti, bakakaldık işte böyle o güzelim geminin ardından

11 Mayıs 2010 Salı

Akrostiş şiir denemesi




Bu resimdeki  2 küçük kızdan sizce hangisi benim ?

Şakırım bülbül gibi yerindeyse keyfim,
Erik'tir en sevdiğim meyve
Naz yapmayı sevmem ne o öyle
İstediğim neyse derim hiç çekinmeden
Zengin bir gönlüm vardır görmesini bilene...