Bitişler daima üzer insanı. Gülünmüş, ağlanmış, sevinmiş, üzülmüş, yaşanmış günler Geri gelmez bir daha. Noktayı koyduğun anda biter. Hayat yeni bir cümle de başlar tekrar. Yeni cümle hep güzel kelimelerle kurulsun istenir, Kenarı çiçek böcek süslü ilkokul çocuğunun güzel yazı defterinde.
Geceler nice yeni umutla uyandıracak sabahlara gebedir daima. Senindir sanırsın daima, hiç bitmeyecek, son bulmayacak, Bir saniye önce senin iken, gelen telefonda numaran tuşlandığı anda yiter elinden. Her bitiş belki de yeni bir hayatın başlangıcı, Tazelenmek adına bir mola. Şu kısacık hayatta görüp görmüşlük geçirmişlik adına Yeni tecrübelere aday olmak, Sınava tabii olmak, Çok çalışmak ama kırmızı elmaya sahip olamamak Hep bi tarafı yeşil kalmış elmayla avunabilmek....
Hayatta yenilen darbelere, kazıklara, tekmelere ve bunun sonunda edinilen kazançlara, kayıplara, vicdan denilen mahkemenin adaletinden emin olup olmamaya varınca, bi kıyas, bi mahkeme yaptım içimde,
Sonra derin bir nefes alıp, şunları geçirdim beynimden, gönlümden sonra da dillendirdim karşımdakine, Soğuk bir gecede sıcak bir sobanın başında çayımdan aldığım yudumla;
Hayat bu yediğin darbelerle geçiyor işte..
Hala ayakta mısın herşeye rağmen vicdanın rahat mı ? Başını yastığa koyduğunda uyuyabiliyor musun ? Bunların cevabını bana değil en azından kendine verebiliyorsan at gitsin arkana. İnan bunlar hep ileride ya bedensel ya da ruhsal sıkıntı olarak dönüyor insana.
Elbette hepimizin bilerek, bilmeyerek, isteyerek, istemeyerek te olsa yaptığımız hatalarımız mevcut.
Kimini bilmeden yapmışızdır sebep olmuşuzdur bi şekilde kimini de bilerek canımızın acısını hafifletmek için bir an da olsa.
Kimini isteyerek yapmışızdır "ben çektim sende çek" hesabına. Kimini de istemeyerek belkide farkında bile olmadan. Kiminin sonuçlarına biz mahkum olmuşuzdur çekeriz bir ömür boyu. En azından cesaretli olup "yaptım evet suçluyum pişman değilim" der sonucuna katlanırız.
Kiminin sonuçlarından kaçmışızdır ağır gelmiştir yükü taşımak, bu dünyada yerçekimiyle ağırlaşmış sırtımızda kamburlaşmış öte dünyada sırattan bu yükle nasıl geçeceğimizi düşünür hesap ederiz.
Kabul ederiz, kimi sırattan geçerken cehennem çukuruna düşmeye. Hani bilmeden cehennemde neler olduğunu kabul ederek.
Kimi de hafifletmeye çalışırız olanca gücümüzle gözyaşlarımıza veririz akıp gitsin diye, dilimizde yer ederiz tövbe eder af dileniriz her mübarek gecede, her secde de...
Sonra,
Şeker atmadığımı fark edip hem sözlerimden hem de dilimdeki acılıktan şekere uzandı elim,
Mağlubiyet tatmak, Herşeyin en güzelini hak ettiğini düşünüp bir çırpıda yitirivermek. Hani nasıl bir şımarıklıksa hepsine sahip olma isteği. Olmayınca olmuyor işte. Hani yere oturup tepinsen de, ellerini vursan da yerlere Geri gelmiyor gidenler, yitenler.. Bir acı kalıyor geriye boğazında, göz kapaklarında şişlikler. Geriye kalan anılar hafızalardan silinmesin istenen Dünya gözüyle gördüklerini kıskanmak Göz kapayınca kavuşabilmek sevdiğine...
Herşey zenginlere mi mahsus? Yaşamdan zevk almak, hayatı dolu dolu yaşamak Hiç hasta olmamak olunsa da hastalığının hemen duyulması, Giyim, kuşam, yemek, içmek en güzelleri Donatılmış sofralar, aydınlanmış şakır şakır geniş salonlar Kış gününde kısa kollularla terleyip camları açmak ellerde kadehler neşeli bi sesle "Şerefe" kalkan eller. En son model arabalar altlarında yollar onlara mahsus Son hızla giden arabanın arkasından bakarsın anca. En güzel aşklar onların dersin, Güzel kızlar, yakışıklı erkekler Güzel mekanlar, hediyeler.. İyi de fakirsem sevemez miyim? Bişiler yaşamak isteyip fakirlikten bükülmüş boynumu Daha da yerin dibine batırmanın gereği ne?
Tıpır tıpır otobüsün camlarına vuru yağmur damlaları
Başını cama dayar hem o yağmuru görürken hemde yüzüne vurmaması
Islanmamış olmak ne tezattır oysa.
Severim otobüs yolculuklarını
Hele hele varacağım şehirde varsa beni bir bekleyen,
Otobüsten iner inmez alır bavulumu bagaja koyar,
Arabanın içini ısıtmıştır,
"emniyet kemerini tak" der seni düşünür sever seni.
Eve gidersiniz çayı demlemiştir,
Soyulmuş salatalık, haşlanmış yumurta kokar mutfak.
Ekmekler, gevrekler çıkar ortaya...
Yolculuk anlatılır
Nerede yol kötüydü, yağmur nerde bastırdı paylaşılır.
Uzar kahvaltı hasretlikle doğru orantılı..
Otobüs gecenin karanlığında birden bire çıkan bir dinlenme tesisine tıslayarak yaklaşır. Otobüsün ışıkları açılır uyuyan yüzler değişir, muavin mikrofonda tok bi sesle "Sayın yolcularımız ..dinlenme tesisinde mola vermiş bulunmaktayız, mola süremiz 20 dakikadır." der. Kapı açılır aşağıya inersin, tutulan ayaklarını açmaya çalışırken Gecenin soğuk rüzgarı, ayazı çarpar yüzüne. Yaşlı, kirli sakallı, ağzında sigarası, ayağında çizmeleri biri yaklaşır Elinde hortum ve fırça otobüsün camlarını yıkamaya başlar. Kimi sigara içer, kimi çay, bir anne çocuğuyla tuvaletlere koşturur..
Sıcaktır, bozkırdır, ıssızdır Anadolu şehirlerine, kasabalarına, köylerine giden yollar. Kimi uzundur sevgilin saçları gibi Kimi kıvrım kıvrım bükülerek gider. Bazen bir dönemeçten uçurum çıkar sağ tarafında. Kimi kurumuş bir derenin yanından geçer Simli çakıl taşları çıkmış ortaya kumu, çakılı kalmış bir ot bitmemiş. Kimi zaman birhayrat belirir Yyanında da kendi gibi yalnız bir ağaç Belki yaban armudu belki badem ağacı. Hayratın üzerindeki ruhuna fatiha okusan isim silinmiştir. Tek tük evler görünür uzaklardan bir iki kavak ağacı etrafında kuzular. Yere çömelmiş bir adam kasketi arkaya yatmış cigara sarar o kocaman nasırlı ellerine rağmen narince Bir tükürükle kağıdı yapıştırıp cigaradan sararmış bıyıklarının altına yerleştiriverir Bir duman savurur havaya Belkide boşa geçen hayatına küfürdür, O giden otobüste olamamanın verdiği üzüntü, pişmanlıkla.
Hani her deprem ve sonrasın da yaşanan o Kargaşa, Cahillik, Organize olamama, Depreme karşı neler yapılır, neler yapılmaz bilmezlik, Can kurtarırken insanlığını yitirmek, Birilerini, kendini, birbirlerini, doğayı suçlamak, Kaos, Toz duman ortalıklar, Karaborsa, Adaletsiz yardımlar, Kesilen vergilerden bile nemalanamamak Falan filan uzar gider.
Bunların hepsi ne yazık ki benim ülkemde yaşanıyor. Karar verdim yine bizim gibi 1.derecenin de 1.derecesi deprem kuşağı Japonya'ya taşınmaya... Hani en azından depremde ölsem de! İnsanlığımdan ve yukarıda saydıklarımdan ölmemeye !
Dünkü yaptığım işin bokunu temizledim Sifonu çekmeye karar verdim. Akıp giden suyun temizlediklerine baktım Nasıl da suyun gücüne, akışına kapılıp gittiler Anladım ki yapmam gereken bu Akışına bırakmak....
O uçurumun kenarında durup atlasakta O eli sıkı sıkı tutmaya karar verdim.
Ben bir insanım benimde aptallıklarım oluyor hani olmazsa her daim hani Fuar'da ki Kaskatlı havuz başındaki yatan taş gibi hatunlardan değilim ki, tek derdim güneş, sıcak, soğuk, yağmur, üzerime pisleyen kuşlar, memelerimi tutmaya çalışan ergenlerle uğraşmak olsun.
Dert çok ama derdimi bana dert edinen de tek kişi yine ben. Hani düşünürdüm hep ulen madem sıkıntıyla oluyo bu kanser illeti sıkmayıver canım sende kendini demi ama yaa demekle olmuyor muş olmuyor muş. Ağacı yiyip bitiren kurtlar misali girmeyiversin bi tane hani ha on tane ha bin tane hepsi bedelmiş yüzbinlere... Bi eşiğin kıyısından dönmek zehrini boşaltmak sonrasın da kendini kurtarmak isterken bir başkasını kötü bi hâl içinde bırakmak. Beraber atlamak lazım mış uçurumdan elele tutuşup 3'e kadar sayıp hop aşağıya bırakmak kendini elini sımsıkı tutan kişinin bırakmıyacağını bilmek içinden bırakmak gelse de senin yapmamak lazım mış.
Sabah ola hayrola demiş atalarımız bişileri bok ettim şu akşam vaktinde, şimdi ben diyorum sabah ola hayrola düzeltmem lazım yaptığım hatayı, kan tükürüp kızılcık şerbeti içtim deme pahasına.
Oh be hava bugün biraz ısındı sanki Damarlarımdaki donan kanım akmaya başladı Ve ben buruk bir pür neşe ile işlere koyuldum. Elektrik süpürgemin fişi koptuğundan yapılamayan temizlik Yeni alınan fişin tarafımdan takılıp tamir edilmesi suretiyle başladı Yalnız şanslıyım ki, Eşim evde hani bi kerede karışsa ne bu temizlik, işler falan dese Çayı demlendiği, çiğdemini de yediği sürece Bide üstüne bal kaymak gibi gelen Bank Asya maçları olunca Hani biz kadınların hevesle izlediği Müge Anlı, evlilik programları tadından yanına varılmıyor Hak veriyorum biz nasıl sevdiğimiz, izlediğimiz dizilerimiz varsa onlarında futbolu var, basketleri var. Gerçi sıkılmaya da başladı koltuğu işgal etmekten yavaş yavaş Ama malum iş yok sabır diyoruz, geçicek diyoruz, selamet diyoruz bakalım. Onun dışında yeni bişi yok rutin devam Ev için gelenler, ciddi olanlar, pazarlık yapanlar, Biri çok ciddi yalnız hani içimden bi ses bu sefer satılıyor ev diyor ya bakalım Artık işin ucunu da bıraktık doğrusu Hani deprem olucak olucak diye tellalık yaparlar da "Ulen olucaksa olsun da hani bizde bakalım işimize, böyle her an eğreti yaşamaktansa" Der gibiyiz. Olacak olan neyse olsun da hani bizde bakalım artık önümüze ona göre... Tekrar işlere dönmek lazım yıkanan çamaşırlar asılacak, Kapı önü süpürülecek nedense namussuz bi rüzgar var sokakta ne çöp varsa Getirip benim evin önüne yığmakta...
19 Ekim 2011 Çarşamba
Elbette bu ülkede yaşıyorum, Hani ütü yapıp ısınmaya çalışıyorsam bil ki insani ihtiyacımdan dolayı. Sayfamı bayraklarla donatmıyor, Facede profil resmimi siyah kurdele, bayrak yapmıyorsam Yine sırf bu yöntemi sevmememden dolayı. Neler yapıldı ne oldu sonuç? 26 şehit... Belki de daha fazla saklananlar var. Bunun konuşmasını dahi yaparken tv'de Bambaşka konulardan bahsedenler varsa Ben bayrak asmışım, fotoğrafımı paylaşmışım kim anlar ki? Sen anlarsın bak beni okuyan benim gibi düşünen İyi de anlamayan kim? Kimler ? Hala işin boyutu başka diyip onlara açık aleni destek verenler mi? Ütü yaptım, ortalığı toparladım, kapımın önünü süpürdüm Hani sırf ısınmak için, unutmak başka şeylerle kafamı meşgul etmek için. Olmadı tabii olmuyor insanın düşünmeden unutmak istediklerini kalp unutmuyor kahretsin.