Aslında öncesinde okumam için başka iki kitabı tavsiye edilmişti
O an için bulamadığımdan bunu alıp başladım
Ve çok ama çok severek bişiler öğrenerek okuduğum bi kitap oldu.
Kitaptan alıntı;
"Gösteri Mikat'ta başlar. Bu noktada insan elbiselerini değiştirmelidir. Niçin dendiğinde çünkü kişinin elbisesi kendisi kadar karakterini de örter. Kişi elbise giymez fakat gerçekten elbiseler onu gizler. Mikat'ta elbiselerini çıkar ve bırak. Düz beyaz kumaştan kefeni giy. Herkes gibi giyineceksin. Bir parçacık halinle kalabalığa katıl bir damla olarak okyanusa dal. Gururlanma, buraya birini görmek için gelmedin. Alçak gönüllü ol, Allah'ı göreceksin. Ölümcüllüğü kavrayan bir kişi ol veya bir ölümcül ol, varlığını duyan.
Mikat'ta ırkını veya kabileni hiç düşünmeden günlük hayatında seni bir kurt [vahşet ve zulmün sembolü] bir fare [kurnazlığın ve istifçiliğin sembolü] bir tilki [hilekarlığın sembolü] veya bir koynun[köleliğin sembolü] yapan bütün örtüleri çıkar at. Bunların hepsini Mikat'ta bırak ve sonunda nasıl bir ölü olacaksan, şimdi de bir insan, yalnızca bir Adem olarak başlangıçtaki şekline bürün. İki parçalı kumaşa dolan birini omuzlarına ört, diğerini beline sar. Hiçbir özel şekil ve araç kullanma. Giydiğin kumaş oldukça basit ve sade dokunmuştur. Herkes aynı ihramı giyer. Hiçbir görünüm farkı yoktur. Dünyanın her tarafından gelip Hacc'a doğru yol alan kervanlar Mikat'ta toplanacaktır. Aynı yerde ve aynı zamanda karşılaşacaklardır. Allah yolunda kişi olduğu gibi değil olması gerektiği gibi olacaktır ve dönüş Allah'a dır. Kişi Allah'a dönmeye karar verir. Bütün benlik ve bencillik eğilimleri Mikat'ta gömülür. Kendi ölü bedenini görür ve kendi mezarını ziyaret eder. Kişiye hayatının son noktası hatırlatılır. Mikat'ta ölümü ve tekrar dirilmeyi duyduktan sonra, Mikad’la Miyad arasındaki çöl görevine devam etmelidir."
Geceleri uykusuz ama sabahları uykulara doyamaz oldum. Neredeyse bir aydır gece uyurken bir rüya görüyor ve sıçrayıp uyanıyorum Sonra da uyku kaçıyor dön sağa dön sola uyku yok, Hani utanmasam eşimden onu sabah işe yollayıp yatmak istiyorum Öyle de güzel derin uyuyorum ki anlatamam Ve sabah on gibi sütçünün sesiyle uyanıp güne merhaba diyorum. Bi çözebilsem şu uykusuzluk halimi gün içinde tutuyorum kendimi uyumamak için Gece olsun da yatayım diye ama bi rüya görüyorum sonra da uyu uyuyabilirsen.
Sonbahar girdiğinden beri üzerimde yarattığı psikolojik baskıyı şükürler olsun Bugün yağan yağmurla attım diyebilirim. Kendime geldim vallaha Evin içinde bir neşe içinde ütü yaptım, yastık kılıflarını değiştirdim Bir de İzmir köfte yaptım ki fırında şimdi Asortik krepin blog sayfasını okurken gözüme çarptı yapıvermiş İstanbul'dayken Bende kıymayı çıkarıverdim dolaptan yoğurdum Köfte ve patatesleri iki çevirdim tavada Yanına da pirinç ıslattım.
Oturduğumuz evin satışı hala devam ediyor Gelen ucuza kapatma telaşında Her gelenin yaptığı bazı yorumlarda "Hadi lenn satmıyom işte hemde size satmıyom" diyom bazı içimden. Bi de yüzlerine diyebilsem çok iyi olucak sanırım Hani insanın kanına dokunuyor aslında Zamanında kıt kanaat arttırıp eldeki paraya göre yapılmış küçük bir evin Tuğlasının elinden geçmiş olan bir evin hakkında edilen laflara karşı. Ucuza kapatmaya çalışanlara inat evin fiyatını yükselttim kendimce Rabbim sağlık için sattırmasın inşallah.... Gerçekten çok zor muş bu işler...
Sonbaharın üzerimde yarattığı sıkıntıyı ilk defa bu sene hissederek yaşadım Ve yavaş yavaş alışmaya mı başladım da yoksa başa çıkmasını öğrendiğimden midir nedir Daha rahatım bi kaç gündür. Ölümü düşündüğüm ergen zamanlardaki halime dönsem de bazı Şimdi gülüp geçiyorum kendime. Bazı sözler vermiştim kendime bundan 2 ay önce hani o geçirdiğim kötü bi gecenin ardından Tutmaktayım dönmedim, caymadım sözümden Ve gerçekten her akşam yatarken dualarımda verdiğim sözü tutmak adına yardım istemekteyim İçtiğim bir bardak suyu bile zevkine vararak, kıymetini bilerek içmekteyim. Şükrederek en çok ta.. Bir gece bir rüya gördüm ve rüyam içinde Uykuyla uyanıklık arasında ama kendimden emin bi şekilde İçimden ettiğim bi sözle, hareketle verdiğim sözün karşılığını almaya başladığımı hissettim... Gerisi gelicek ve verdiğim sözümün karşılığını alıcam inanıyorum Samimiyetimin karşılığını yine samimi bi şekilde mükafatı gelicek, görücem inanıyorum.
Pimini çektim elimdeki bombanın ve fırlattım havaya Son zamanlarım artık Geriye dönüş yok Toparlanamayacak hiç bir şey... Dağınıklığı düzeltmek boşuna gereksiz bir çaba olur artık Bombanın yere düşene kadar geçen süresinde.
İlk defa ama ilk defa ölümü düşündüm. Kendi seçtiğim bi şekilde. Hani en az acısı hangisi olabilir diye. Pişmanlık süresi vermeden bana en hızlı şekilde bi defada.. Çözüm yok mu var elbette... Süre az pimini çektim elimdeki bombanın Ya elimde patlayacak Ya da atıp ileriye düşme süresinde olup bitecek her şey...
Sebepsiz nedensiz bi sıkıntı içimde. Bi sinirlilik hali üzerimde patladım patlıyacağım sebepsiz yere birine, bi yere Yok hani öyle aybaşı sıkıntısı da değil Sanki bişi olucak bi kara haber duyucam. Sanki bi mucize olucak Sonbaharın mevsiminin verdiği psikolojik dönüm olayı belkide Sigara çekiyo canım Hani öyle sigara içen biri de değilim Elleri titreyerek yakıp ilk nefesi çektiğinde kendine gelen tiryakiler gibi yaksam da bazı sigarayı Hani bir anda mide bulantısı sanki nikotinin boğaza yapışıp zift gibi olma hissi içinde bırakabilirim de bir anda. Yeni değil bu halim bi değişiklik olsun diye kestirdim saçımı İlk hali facia olsa da şimdiki kesimi beğendim bi güven geldi kendime Bazen kızıyorum aslında kendime Durup dururken bu haller içinde olduğumdan Akşamüstü eşimi beklerken beni alması için Semt Garajında bi garip hal içinde Çok saçma, aptalca şeyler düşündüm. Açıklayamam anlatsam bu sayfayı terk eder gidersiniz Bir daha da asla yüzüme bakmazsınız. Sonbahar işte herşeyin bittiğini sandığım, Akşam karanlığının erken bastırması Sanki boğazıma kadar suya gömülmek gibi. Neyse en iyisi bi sigara yakıp savurmak içimdekileri havaya.
Ama bazen de niyet edip bozduğumuzda oluyo olmuyo mu?
Bugün ki niyetimizde eltimin diş için doktora gitmekti.
Sabah numara almak için düştük yollara
İyi de diş için numara kalmamış.
Oradan Konak'a doğum evi yanında diş hastanesine indik yayan Eşrefpaşa'dan
Numara kalmamış.
Kızlarağası Hanında 2 boyoz bi poğaça ile çay eşliğinde kahvaltı ettik
Kemeraltı dükkanlarını yeni açanların, işe gidenlerin saatinde pek güzeldi
Sonracıma
Oradan bi arkadaşının Çankaya'daki yerine
Saat olmuş 9,30 kapalı.
Oradan da Alsancağa özel diş doktoruna.
Hani illaki gösterilecek o 20'lik diş
40'ına merdiven dayamış iki hatunun inadıyla.
Gösterdik doktor teyzeye dişi hani korksun da ağrı falan yapmasın dedik.
Aldık antibiyotik yazılı kağıdı çıktık saat 10,30-
Dolandık Alsancak'ta...
Şimdi niyet bozuldu işte
Mango'ya girdik Outlete canımmm
Bi elbise aldım,
Oradan başka bi yere girdik eltim elbise aldı.
Ama cimriliğimiz tuttu Alsancak'tan Konak'taki Bahribaba parkının üstündeki
Eski Şato'nun oraya kadar yürüdük arabayı orada bırakmıştık çünki.
Şirinyer'e vardık antibiyotiği sağlık ocağındaki doktora yazdırmak için girdik
Diş doktoru varmış çıktık yukarı bir hafta sonra özelde çekmeyi düşünürken
Çekiverdi doktor
Burda Show tv'ye dua ettim iyi ki "Doktorlar" dizisini yayınlamış yaz boyu
Yardımcı oldum doktora alet, gazlı bez falan verdim.....
Sonra eltim kendine gelince yüzüme baktı
"Saçını nasıl kestirmişsin öyle akıl hastanesindeki hastalar gibi " dedi
Beni kuaförüne teslim etti ve gitti
Hani şu pek meşhur viktorya bekham modeli kestiriverdim saçımı.
İşte niyetimiz dişken nerelere geldik....
Not: Mfö'nün "Niyet neydi akıbet ne oldu bak" şarkısını aradım hemde çok bulamadım bi türlü yaa.. Bi yerde buldum ama oda ne kadar sağlıklı çalışacak bilemiyorum artık...
Ne gündü. Dün akşam Melisa çiçeği var hani yazlık yerlerde olur Akşam olup karanlık bastırınca hafiften esintiyle gelen kokusunu duyarsınız Kimine baygın gelir -evet ilk zamanlar bana da gelirdi- Kimiyse bayılır... Yapraklarını kurutur annem içerim bazı akşamlar. Çayın kaynayan suyundan çalıp porselen demliğe atıp 3-5 yaprak İçiverdim. İnsanı rahatlatan, sinir yatıştıran bi özelliği var. Hele ilk içtiğimde beynim uçuyor sanmıştım. Esti aklıma yaptım içtim sonra da yattım. Koydum başımı yastığa ama uykumu kaçırdım sanırım... Önce sokağın köşesinden nanik yaptı bana Ben elbise dolabından şu eteğimi şu bluzumu yok şu elbiseyi mi şu terliği mi giysem diye Düşünürkennnn Aklıma geçen sene ördüğüm bi yelek geldi. Aradım taradım beynimde ne oldu o yeleğe en son neresinde kalmıştım diye düşünürken Aklıma geldi. Arkasını ve sol yanını bitirmiş sağ tarafın koltuk altından sonrasında kalmıştım DA ! Ben o yeleği nereye koydum ki? Hadi koyduğum yeri hatırlamıyorum ama koltuk üzerinde ölçüp elime alıp ördüğümü hatırlıyorum Ama sonrası muallakta ! Hah dedim tam beyni açıyor muş bu melisa ne bu dedim. Gece gece aklıma gelene bak. Sabah ola hayrola diyorum ama beynim kabul etmiyor. Nerde ? Nerde ? Nerde ? diye düşünürken sızmışım sabah ezanıyla uyandım Tekrar dalmışım. Sabah eşim gittikten sonra kalktım. Aradım taradım elbise dolabı yüklük kışlıkların arası bazanın içi Dantel yemeni koyduğum konsolun çekmeceleri ... Yok yok yok.... Hala bulamadım sözde yazın askılı bluz üzerine harika bi yelek olucaktı bitseydi. Çıkacak bi yerden en aramadığım zamanda Bende alıp elime çarpıvericem yere "Kahpe yelek şimdi mi çıktın ortaya" Diycem....
İkeya ne olmuş öyle ? Tam Türkleşmiş diyebilirim. Bugünkü bunca yorgunluğa sürükledi eşim beni Gittik Forum Bornova İkea'ya. Forum'u gezelim dedi önce ve Deichman ayakkabı mağazasına girdik Hay girmez olaydık, Bi ayakkabı beğendim içimde kaldı İndirime girince alırım kalkıp o kadar dünya para veremem doğrusu Gerçi yaşgünü hediyesi alayım sana dedi eşim ama Daha çok var yaş günüme o zamana kadar başka bişi de beğenebilirim. Ayakkabımız yazlık, topuklu, petrol mavisi renginde çok daaa şekerrrr Ama fiyatı pek de yüksek çekerrrr Neyse indirime girme ihtimalini düşünüp cayıverdim. Sonra İkea'ya gittik karnımda aç restorana yollandık Aman o ne kalabalık öyle ? İsveç köfte falan yiyemem açıkçası ne bileyim isveç ineği değildir belki ? Tavuklu krep yiyeyim bari dedim 3 dakikası var fırında bekleyin. Bekledik brokoli salatası aldım bide. Bi masa buldum tam oturacaktım ki Masadaki bi bayanın ortalığı yırtan sesiyle bir kabustan uyandım Kadın şöyle bağrınıyordu; Alperrrrrrrr yapmmaaaa burayaaaa gelllllll! Ay dedim hemen başka bi masa bulmalı hatta mümkünse yemeği bırakıp kaçmalı. Bi masa bulduk oturdum kendimi de fırından çıkan krebin sıcaklığına karşı hazırladım İlk lokmayı aldım oda ne? Buz gibi ! İçindeki tavuk bile buzlu buzlu.... Masadan kalkıp bu neden böyle diye çemkirecek halim bile yoktu Brokolimle mutluluk arayışına girdim.
Mağazayı dolaşalım dedik Aman Allah'ım hani o maksuscuktan döşenmiş oturma odaları, salonları, mutfakları varya Oturur yorgunluğunu atar, mutfak çekmeceklerini karıştırırsın falan Bantlamışlar oraları kırmızı-beyaz şeritlerle Girmek yasaklanmış... Neden amaaaaa ? Anladı amcamlar olayı biz Türklerin o odalarda gün yaparcasına doluşup oturmalarımızı "Canımmmm bu bizim yatak odamız olsunnnnn" diye kız arkadaşını sıkıştıranları Çocuk odalarında çocukların yataklarda tepinmelerini falan.
Bunca yorgunluğumu alsın diye 5,45-Lira olan çin işi :( tava, kağıttan lamba ve lila rengi çiçek sulama kabı alıp Mutlu mesut ayrıldım İkea'dan.....
Aslında her şey evi havalandırmakla başladı Malum bizim alt kat hani kışın oturduğumuz Annem gelicek diye yarın bi havalandırayım dedim Ama içeriye dolan tozu görünce kaybetmişim kendimi Efendim Önce camlar temizlendi, silindi dışarıdan panjurlar yıkandı İçeriye tekrar toz, çöp girme ihtimaline karşı Kapı önü süpürüldü, yıkandı Sonra tekrar eve geri dönüldü Lavabo, banyo, mutfak temizlendi komple Yatak odası derlendi toplandı çarşaflar, yastık kılıfları çıkarıldı Yerine temizleri takıldı, serildi. Kapı temizlendi, Mutfak tarafının camları, panjurları domestoslu suyla yıkanırken Kendimi duvarı da silip yıkarken buldum. Eeee bu kadar hamaratlığın sebebi biraz da annem . Gelicek ya yarın ondan sebep :) Eşime akşama ne yemek yapayım diye sordum ama İçimden yemek yemicem dese diye dua ettim Neyse çok yoruldun seni İkeaya götüreyim biraz açılırsın, yemekte yeriz diyince pek sevindim. Eee kadın kısmısı ne kadar yorulsa da gezmek yada düğün demeyin Gökyüzünde olduğunu bilsek merdiven kurar çıkarız yine de...
Bir önceki yazımın yorumunda belirtmiş Sevgili Baykuş hanım Kalburabastı tatlısını bilmediği ile ilgili Eminim ki, Yukarıdaki linke tıkladığında "Ay bu muydu o tatlı, biliyorum ki bennn" Diye bir nidayla tatlıyı hatırlayacak. Belki de adını başka türlü biliyor olabilir. Bir bayram annem, mukaveleyi kaçırmamak için içine cevizi koyamamış Tatlının yanında bir cevizle ikram etmiş Bir başka bayramda yine o an için üzerine gelen o tembellikle cevizini hamuru içine ekleyerek Bi şekilde çözüm üretmişti kendisine. Ben pişerken kıtırlaşmış ve şerbeti de fazla olmadığında bayılırım. Bi de bi de mümkünse bayramdan 3 gün sonra yenildiğinde daha çok.
Ne siz sorun nerede olduğumu ne de ben diyim. İzmir'deyim gitmedik bu bayram Didim'e. Atamadım kendimi kumsala, denize... Annem gelmeyin dedi haftaya gelicekler miş zati Sünnet var kuzenin oğlunun. İlk gün Eşimin tarafında geçti Abisi, Kayınvalidem, eltimin babası derken İkinci günde güzel bir kahvaltıdan sonra Teyzem ve halamları ziyaret edememekle geçti. İlk gittiğimiz teyzemi gezmekten gelmiş tam eve girerken yakaladık. İkinci teyzemi evde bulamayınca lanet de başlamış oldu. Hani "İlk gittiğinde kimse yoksa diğer gittiklerinde de kimseler olmaz" ya işte öyle Halama gittik kapı duvar hani dinlenmek için bahçeye bile giremedik. Kayınvalideme uğradık oda evde yoktu ama en büyük abi evdeydi kapıyı açmamış :)) Bakmamış bile kim geldi diye ağırlayamam annem yok diye düşünmüş Oysa bizim olduğumuzu görseydi açardı kapıyı Telefonla da aramadık evet sanırım birazda Eve dönüp uzanmak kimseyi bulamamanın götürdüğü enerjiyi geri toplamak istedik. Attık kendimizi koltuklara bulduk bir iki bayram filmi vakit geçirdik. Yalnız akşam üstü bana davetsiz gelen nezle Hem ateş hemde akmayan burun ve baş ağrısıyla ne yapacağımı bilemedim. Şu anda burnumdan konuşur gibiyim.
Not: Bayram tatlısı hemen her evde kalburabastıydı. Bol bol yedim, Kayınvalidemin ki biraz şerbetliydi fakat cevizi boldu Teyzemin kaburastısındaki zeytinyağı tadına bayıldım Hatırlamıyorum ama bi gittiğimiz yerdekinin de kıtır hali çok güzeldi.. Annemde yapmış artık gelirken getiriver dedim bakalım.
Blog yazmaya başladığım zamanlarda eşe dosta yalvarır küçük kağıtlara adresimi yazar okuyun nolurrr derdim.
Tabii okuyan olmazdı işte neden aramızdan yazar çıkmadığının en iyi kanıtlarından biri sana. Ama şimdi diyorum ki iyi ki okumuyorlarmış ya, hani insan bazen şuraya iki çift aile dedikodusunu yazamayıp içini dökemeyecekse ne yapsın ? Otursun mum yaksın derdine baksın derim. Zaten yazmayan insan bence depresyona girer. Ben de girmedim mi zamanında sadık okuyucularım bilir bir ayağı kırık çöp konteyneri için nasıl ağladığımı. Bir de eş, dost, akraba okuyunca soracaklar "Sen bunları nerenden uyduruyon kız?" Neremden uydurucam ki hani desen yaşadın mı çoğunu yazdıklarının bazıları var yaşamadığım belki de fantezilerim onlar yaşamak istediğim evrene mesaj yolluyorum secret -sıkrit- yapıyorum hani gerçekleşir belki diye.
Şimdi vakit öğleden sonrası sokağımda tek tük anasının elinden kurtulup sokağa çıkmış bir iki veletten, pet şişe toplayıp satıp internete gitme derdindeki 11-12 yaşlarındaki oğlan çocukları ve bayram hazırlığı için yıkamacaya verilen halıları götüren arabalardan başka kimseler yok. Varoş burası demiş miydim daha önce. Hatta bazen "halı kenarına overlok yapılır" diye anons yapan arabalarda geçebilir. Ortama uyayım diye ne dinlediğimi sorsan cevabıma şaşmazsın Bergen dinliyorum. Liseden çıktıktan sonra düzgün bi iş bulana kadar tezgahtarlık yaptım Kemeraltı'nda Şadırvanaltı denilen yerde. Bir de o tezgahtarlık yaptığım dükkanların atölyelerine giderdik eleman az olunca. İplik temizlemeye, paket yapmaya. Çalınan şarkılar değişmezdi arabeskin en acılı sesleri eşlik ederdi orada dikiş makinasındaki kızlara, yaz sıcağından bunalıp beyaz atletleriyle çalışan erkeklere.
Ne anlatıyordum ben ha evet benim için terapi olan bu yere yazdıklarımı okuyanlara hayat dersi vermek değil ki amacım, kendimi eğlendiriyorum ben burada. Varsa benimle eğlenen parmak göstersin derim. Çevremde çok fazla arkadaşım yok oysa bu kadar arkadaş canlısı, herkesle iyi anlaşabilecek biri gibi dururken. yıllarca hep çalıştım o yüzden iş yerindekiler oldu arkadaşlarım benim. Çay molalarında, iş çıkışlarında, öğle yemeklerinde anlatılanlarla tanıdık birbirimizi hep. Ama çok şey paylaştım arkadaşlarımla. Her arkadaşımda paylaşabileceğim farklıydı konularım. Kimi eşinden, kimi sevgilisinden dert yanardı kimi annesine babasına kızar yada çok severdi. Benimde bunlara göre olurdu diyeceklerim. Aslında öyle çokta sıkıntılı konulara gelemiyorum ben. Karşımdakinin anlattığı derdine göre ettiğim laf çoğunlukla "Takma kafana, sen kendin ol, sıkma canını hasta etme kendini" gibi cümlelerle sınırlı olsa da çoğu zaman bunlar benimde işime gelmiyor. Ne çelişki dimi ? Hem sıkıntı sevme hemde sıkıntılı olanın ben olmam. Beynimde çok konuşurum ben, dır dır yerim bitiririm kendimi hani eşimle bile bu kadar konuşmam mesela. Yüz üstü sıkıntımı anlatır cevap beklerim. Eşimde aynı benim arkadaşlarıma ettiği lafları sıralar ama bilir benim içimde kendi kendimi yediğimi. O yüzden biraz ettiği lafa diklenecek olabileceğim ihtimalinden fazla deşmeden çeker gider. O'da haklı ne diyim. Aslında sevdiği biri hakkında dert yanan birine sevdiği kişinin çok fazla eksi yönlerini göstermeye çalışsam da biliyorum ki, pozitif yönleri baskın geliyor.
Genelde hep böyle değil miyiz?
Yazdığım yazının ana fikri,mesajı falan yok. Sadece içimden geldi yazdım. Şu ıssız sokakta dertleşip kafamı dağıtacak biri yok en azından vakit öldüreyim dedim. Hani yazıyı okuyup ne yorum atsam ki diyecek olursanız şayet ondan diyim dedim.