13 Nisan 2009 Pazartesi

Pazar günü


Dün üye olduğumuz http://www.petarkadas.com/ tarafından düzenlenen İzmir Kordon'da Bahara Merhaba etkinliğimiz vardı. Daha önce de böyle buluşmalara katılmıştık.Herkes petleriyle geliyor. Tanışmalar oluyor petlerimiz de kaynaşıyor güzel bir gün geçiriyor-duk. Ama dünkü buluşmamız resmen felaket oldu. http://www.temizmama.com/ ve birkaç üyelenin girişimiyle reklam ve vakit geçirme amaçlı petlerimiz arasında yarışma düzenlendi. İşte çoğu kişi yarışmaya odaklandığı için pet sahipleri olarak pek kaynaşma yaşayamadık. Biz gittiğimiz her buluşmada olduğu gibi önce biraz bekleyip daha sonra da köpeğimiz Lucky'i saldık. Aman Allah'ım bizimki ortalıkta kimseyi takmadan, diğer köpeklere aldırmadan burnunu gömdü çimenlere genlerinden gelen avcı ruhuyla dolanıp durdu.


Gerçekten Lucky bazen o kadar çok kokluyor ki ortalığı diyorum ki o zaman bizim köpek ya arama köpeği olmalı ya da defineci. Belki bişeyler bulabiliriz bu sayede.


Daha sonra etkinlikten ayrıldık ve kordon'da yürüdük. Lucky bizden 10 mt. uzakta bizde arkasında.Her taraf cıvıl cıvıldı. Çimenlere oturan yaşlı, genç, çocuklu gruplar bir yanda ise Fenerbahçe - Galatasaray maçı öncesi maç havasına giren ve tezahüratlar yapan taraftarlar. çok güzeldi. ( hangi takımı başta yazdığımdan anlaşılmıştır tuttuğum takım)





8 Nisan 2009 Çarşamba

Ben Küçükken






Küçüklüğüm, İzmir Eşrafpaşa'da Yapıcıoğlu semtinde geçti.
Rakım Elkutlu Caddesi, eski Çiçek sineması karşısı

Sokakta oynamaya bayılırdık kardeşimle. Evimizin önü cadde üzeriydi. Bizde evimizin arka tarafındaki boş arsada oynardık. Acıkınca da evin arka bahçesinden Annem'e görünmeden eve girip mutfaktan domat ve ekmek alıp kaçardık. Mazallah yakalanırsak dışarı çıkamıyacağımız gibi uyumaya da zorlanırdık. Şayet yakalanmışsak da akşam üstü 5 gibi kalkıp gevrek alıp Annem'in demlediği çayla tarasamızda ikindi kahvaltısı yapmak süper olurdu.


Evimizin önü cadde demiştim ya. İşte o cadde Kadifekale'ye giden yol üstündeydi. Evimizin yanında bulunan caminin önündeki duvara oturup o yoldan Kadifekale'ye turist götüren otobüsleri beklerdik. Otobüsler geçerken el sallayıp arkadaşlarla birbirimize hava atardık.
Kime daha fazla el sallanmış muhabbeti yapardık. Aslında hepimize el sallardı turistler neyin kavgasını yapıyorsak ?


Akşam ezanı okunduğunda evde olman gerekirdi yoksa çok kızarlardı.
Gece vakti sokağa çıkmak mı ? Oda ne demek hayatta olmazdı yasaktı. Zaten bütün gün sokaklardasın. Hem evimiz cadde üstü nereye gideceksin derlerdi. O yüzden çocukluğumda evimizin sokak arasında olmasını çok isterdim.


Ama sokağa çıktığımız tek gece Hıdrellez akşamı olurdu. Yani 5 mayıs akşamı.
Zaten tüm İzmir sokakta olur o akşam. Ateşler yakılır, üstünden atlanır, gezilirdi.


Biz gündüzden hazırlanırdık arkadaşlarla Hıdrellez'e. Boş arsadan kopardığımız dikenleri uzun bir ipe bağlar sonrada arka sokakta yoldan geçecek arabaları beklemeye başlardık. İpi sokakta bir arkadaş ucundan diğer ucunuda ben tutardım bir araba göründümü ipi gerdirip arabayı durdurmaya çalışırdık. Ve arabayı süren kişiden yakılacak ateş için gaz parası isterdik. Eğer şoför para vermezse dikenlerin üstünden geçerken lastiğine dikenlerin batıp lastiğini patlatabileceğini iddia ederdik. Ne çocuk aklı be. Bir de o akşam en güzeli evlerin zillerini çalıp kaçma oyunu varki en güzelide oydu işte, bayılırdık.


Gece sokağa çıkışımız izinsiz de olurdu. O zamanlar Ramazan ayı yaz mevsimine denk geliyordu. Annemle babam camiye teraviye gittiklerinde bizide götürürlerdi. Biz çocuklar en arkada olurduk ve nedense hep kıkırdardık. Ara verildiğinde önce annelerimiz tarafından şöyleee bi güzel kaba etlerimizden çimdiklenir sonrada caminin bahçesine çıkmamız için yaşlı teyzelerden azar işitirdik. Tabii bizde ordan doğruca sokağa fırlardık. Gece saklambaç oynamak harika bir duyguydu. Şimdiki gibi korkularımız yoktu o zamanlar ya da çocuk aklı işte.


Şimdiki zamane çocuklarına bakıyorum da.
Bilgisayar başında o oyundan o oyuna geçiyorlar. Ya da televizyonda kendilerine yönelik bir kanalda çizgi film izlemekten sıkılmıyorlarmı diye düşünüyorum.






En dipteki not: Resimdekiler : Gelinlikli olan ben damat ise kuzenim. O resimde 5 yaşındaydık.

7 Nisan 2009 Salı

KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ




KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ.

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği sonra hızla çekildi yukarıya...

Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü.

Bir yanda büyük bir merak bir yanda ölüm korkusu."Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü , insanı oltadan son anda kurtulanlar.

Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı yolun sonu.

Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına.

Bir an öylece baka kaldı sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye?

" Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz,

son ana kadar hep bir umudum olsun diye... "

ALINTIDIR...

Dip not: Resim National Geographic Dergisi Nisan 2009 saysından alınmıştır.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Salkım söğüt

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...
Nazım Hikmet.

Grup Baran yorumlamıştı bu şiiri Yediveren albümünde.
Akşam vakti nerden geldiyse aklıma bu şiir ve şarkı.
Lisedeyken bu kaseti çekmiştim bir arkadaşımdan.
O zamanlar şimdiki gibi internetten indirmek neyse kasete çekmekte oydu.
Varsa sevdiğiniz şarkılar birbirimizden çekerdik. Teybimiz çift kasetçalarsa nasıl mutlu olurduk. Hemen 60'lık veya 90'lık boş kaset alırdık. 90'lık kaset daha makbuldü. Daha fazla şarkı kayıt edilebilirdi. Ya da dinlemeyi sevmediğimiz bir kaset varsa alt tarafında bulunan boşluğa selobant yapıştırdıkmı kayıt yapılmaya hazırdı. Teybin bir tarafına kayıt yapılacak kaseti koyar, diğer tarafa da boş kaseti yerleştirirdik. Ve aynı anda da düğmeye bastığımızda kayıtta başlardı.
Bir şiirden nerelere geldim yaa.

2 Nisan 2009 Perşembe

Güzel bir gün


Dün malum 1 Nisan'dı. Bugünün mana ve önemine ait tatlı yada tatsız herhangi bir şakada başrolü oynamadım. :)))
Dün gece İzmir Devlet Tiyatrosu'nun oyunlarından Simavnalı Şeyh Bedreddin Destanı adlı oyundaydım. Annem Aydın Didim'de yaşıyor. Orda bulunan tiyatroseverlerle beraber bu oyun için düzenlenen tura katılacağını duyunca bende bilet aldım. Akşam Annem ve Didim'den gelen bir otobüs dolusu seyirci ile oyunu izledim.Tiyatroda boş yer yoktu.
Oyunun konusu; 14.yy'da Edirne’nin Simavna kırlığında doğan asıl adı Mahmud olan Bedreddin’in Osmanlıların kuruluş döneminde yaşama taht koymalarının ve savaşların, Anadolu halkını fakirliğe ve çaresizliğe sürüklediği bir dönemde; din, dil, ırk ayrımı yapmadan insanların eşit ve kardeş oldukları söylemiyle çıkmış olan bağnaz düşünceye karşı çıkıp, mücadele etmesi, sonunda da yine bağnaz kişilerce yargılanıp asılmasını anlatmakydı. Kimi yerler günümüz devletinin düzenine o kadar yakın çizgideydi ki tarihin tekerrürden ibaret olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.
Annem Didim'e geri dönmedi ve bana geldi. Bir kaç gün bende kalıp hafta sonu dönücek.
Annem oyunu en çok da oyunda kullanılan beylerin ihtişamını anlatan kaftan ve kıyafetlerine bayıldığını söyledi.
Tiyatro biletleri Tam: 6 Lira / Öğrenci : 4 Lira.
Şu son zamanlarda sinemalarda hiç de düzgün olmayan Türkçe ile oynayan, konusu ise boş zamanımızı dahi geçirmeye değmeyecek flimlerle doluyken, karşınızda canlı oynanan birebir reaksiyon alınıp verilen oyunlara gitmek çok daha iyi fikir olur diye düşünüyorum.

31 Mart 2009 Salı

Sıkıcı günler

Bugün çok sıkıcı bir gün oldu benim için.
Ne evde durabildim ne de dışarıda. Ev dar geldi kendimi köpeğim Lucky ile dışarı atıp dolaşmak istedim. Ama dışarısıda sıkıcı geldi. Hava kapalıydı ama sıcaktı. Sanırım beni sıkan da bu oldu. Eskiden böyle kapalı, puslu havalara bayılırdım. Böyle havalarda yorganı başımdan geçirip yatmak çok hoşuma giderdi. Neden çünki o zaman kimseler dışarıda olmazdı. Hayatta durmuş olurdu sanki. Ama güneşli günlerde öylemi? Herkes kendini dışarılara atar, temizlik yapar, dolaşır, eğlenir.
Yaz mevsimini çok özlediğimin farkına vardım. Ne giysi ne de yemek sorunu vardır yaz mevsiminde. Giy bir etek üstüne tişört altına parmak arası terlik püfür püfür gez. Karnınmı acıktı? Yemeğe ne gerek kesiver bir karpuz en kırmızısından, bol siyah çekirdekli yanında da ekmek, peynir ohhh. Değme keyfine.
Yaz gelsin artık yaaa.

29 Mart 2009 Pazar

Biraz şükretmek



Çevremde sürekli olarak sızlanan, değil eli ayağı tuttuğu nefes alabildiği için bile şükretmeyen kişilerle yaşamım zindan olur benim. Eğer bir suç işlerde beni hapishane yerine böyle kişilerle yaşamaya mecbur bırakırlarsa çok fazla dayanabileceğimi sanmam. Ne yazık ki çevrem böyle insanlarla dolu. Evet herkesin yaşam derdi, geçim sıkıntısı var. Ama önemli olanın şükretmek, teşekkür etmekten geçtiğine inanırım ben. İşte böyle insanlarla muhatap olmamak adına hergün üç yaşındaki köpeğimiz Lucky ile bir saat yürüyüş yapıyoruz.
Kimi zaman dar sokaklardan geçiyoruz kimi zaman da sonsuz gibi gelen yeşillikler içinde kayboluyoruz. İlk başta sokağa çıktığında deli fişek gibi koşan Lucky bir süre sonra yorulduğundan dolayı yavaşlıyoruz.
Ve fark ediyorum ki bahar geldi. Toprak uyanıyor içinde sakladığı tohumları dışarı veriyor artık. Gökyüzünden geçen bulutlara bakıyorum sanki gülümsüyorlar. Kuşlar bile başka ötüyorlar. Ben papatya toplarken Lucky'de çevremde dolanıyor.
Bu kadar bir yürüyüş bile beni nasıl mutlu ediyor.

22 Mart 2009 Pazar

kendimi kaybetmek

Kendimi, günlük tuttuğum sayfamda yazdığım yazılarımı kaybettim.Hükümsüzdür.
Olmuyor nerde yanlış yapıyorum acaba yaa? Yazıyorum bişeyler hemde ne güzel yazılar kaydedip yayınlanmasını istiyorum.Sayfamı açıyorum.Aman Allah'ım yazdıklarım yok.
Kendimi kahrediyorum.Tekrar yazmakta istemiyorum.Ben onları o saatte o anki ruh hali içinde yazmıştım.Şu anki düşüncelrim yoktu ki içinde.
Umarım bu yazım yayınlanır.
Not.sevgili asortik krep izliyormuş beni.çokk mutlu oldum biri beni bulmuş demek ki?
Bir yandan da titredim çünki yazılarını hep takip ederim.
Sanki öğretmenim var karşımda.Teşekkürler.

Bu yazıyı yazarken dinlediğim müzik Candan Erçetin - Ben kimim

20 Mart 2009 Cuma

Merhaba,

Hergün yazılarını takip ettiğim günlük (blogger demem lazım ama ben böyle kullanmak istiyorum) yazan sayfalara hayranlıkla bakardım.Keşke bende yazı yazabilsem diye.Umarım bu yazdıklarım yayınlanır.Çünki yeni bir hesap oluşturmak ne kadar da zormuş.En çok takıldığım nokta da uygun ,güzel, çarpıcı bir isim bulmaktı.İstediğim isimleri yazdım blogger kabul etmedi.Kabul ettiğinide ben kabul etmedim.Sanki o da anladı :).

Loreena Mckennitt -La serenissima - eşliğinde yazdım.