10 Ocak 2012 Salı

havadis var havadis

Ay hep hastalık, hastalık nereye kadar 
Neşelenelim birazda di mi ama şekerim
İi çift dedikodunun, muhabbetin belini kırıverelim.


Bu "Havadis" sözcüğü pek meşhurdur bizim ailede
Bunu duydun mu kulaklarını dikivereceksin dinleyeceksin ne olup bitiyo
Kim kime ne demiş neden demiş nerede nasıl demiş öğrenip diğerlerine aktarman lazım
Ha sakın öyle dedikoducu sanmayın bizim aileyi haa
Ay Allahaşkına ayrıca biz üstüne bişi ekleyip anlatmıyoruz ki
Bişeyi ailede herkes bilir ama kimse bilmiyor muş gibi davranır
Ortaya çıkınca da "Ay ben biliyordum" "Ay bende biliyordum ama kimseye deme dediler diye diyemedim" ler havada uçuşur.


Şimdi efendim ailemizde teyzelerimden birilerininoğlunun bebeği oldu erkek bebek 
Malum isim tartışmaları aldı yürüdü.
Bebeğin baba tarafı  yok eşimin ismi olsun dedi
Gelinin anne tarafı eşim vefat etti onun ismi olsunlar büyüdü büyüdü
Dede hastalar oldu, Babaanne sözünden dönmedi, anaanne kızımın sütleri kesildi derkennnn
İş eltilere, kadar sıçradı gitti....
Her dakka yeni bi havadis.
Paylaşılır ama kimselere demeler sonra da öğrenince hani demicektinler
Yok ben senden değil te öbür kişiden duydumlar
Ortalık pek şenlikli amma hani olan evlatlara, büyüklerin hasta olmasına kadar gidiyor.
Hani ortalığı yatıştırmak isteyenlerde suçlanıyor falan derken velhasıl yeni havadisleri duymak istemez olduk.
Suçlanan elti  bana gelmek ister doya doya konuşmak istiyorum demek için 
Gel gör dert yanacağı kişi teyzem anne yarım herşeyim.
Bide kendi şişliğini indiricek ben şişicem aman kalsın.
Kimseler gelmesin.
İyi oldu zaten bi yandan hastalığımı bahane edip kimseyi kaldıracak gücüm yok diyorum.
Annecimde "aman boşver çağırsan da yalnız çağırma illa birilerini daha çağır ki sen arada kayna" diyor.


Bizim aile pek şenlikli hep bişiler olur illa ki
Haber veririm yeni havadis olursa belki
Ama benden duymadınız ona göre...

9 Ocak 2012 Pazartesi

İşin şakası hastayım



Küçük kız küçük kız söyle bana ne oldu?
Ne şarkıydı ama :)
Başımı sallaya sallaya söylerdim küçükken
Bi de yandan iki at kuyruğu yapıp saçımı.
Gerçi yazacaklarım biraz sıkıntılı da olsa
Aklıma geliverdi bu şarkı.
Hikaye şu;
Cumartesi günü malum gün'üm vardı.
Bir de hazır millet gelmişken okumada yapıverelim dedik hani yeni ev yeni hayat hayırlı olsun gibisinden.

Koşunduk annemle kendimizce adettir ya hani tavuk, nohutlu pilav irmik helvası aman çayın yanına ikramda olsun az olur dedik helva. Ev toparlandı temizlendi işte eni konu. Hani gelecekler kırk kat yabancı olsa. Teyzelerim, kızları, kayınvalidem, elticim arkadaşım falan filan. Akşama kaldı kayınvalidem yemek yedik turşu yedim malum nohut yemeği yanında. Hatta bir ara "Sanki kanımda, vücudumda çok fazla tuz var gibi geliyor " dedim bir ara. 

Neyse gece oldu yattık. Ama bende bi sıkıntı. Hani midem desem değil, ama başım dönüyor şakaklarımdaki damarlarım çatlıycak sanki şişti. 

Sabaha karşı kalktım su içeyim lavaboya gireyim dedim. Girdimde girdiğimi hatırlıyorum bir de "Kütt" diye bi sesi. Meğer kalkıp çıkınca banyonun eşiğine çarpmışım başımı annem duymuş kalktı beni koridorda upuzun yatarken bulmuş. Annemin sesini duydum "şenizz" diye bağırıyor. Eşim kalkmış sesine annemin ben duyuyorum ama ne gözlerimi açabiliyorum ne de cevap verebiliyorum onlara. Beni koltuğa yatırdılar kendime geldim biraz, annem acile gidicez dedi üstüme giymem için bişi veriyor kusmuşum o sırada yerde. Kalktık gittik sabah 4'de. Serum verdiler tansiyonumu ölçtüler kalbimi ölçtüler kan değerlerime baktılar kan şekerin biraz yüksek dediler falan. Ben kendime geldim hani yazında olmuştum ama o zaman başkaydı. Yattım acilde sabah 7'ye kadar. Sonra düzeldim saldılar bizi eve. Geldik yattık tekrar uykusuzdum çünki. 

Sabah saat 10 gibi yine lavaboya kalktım bu sefer hissettim olacakları eşimi çağırdım beni kaldırması için o sırada ben yine gittim annem koştu yine ben sadece beni şuraya yatırın demişim koridoru gösterip. koltuğa yatırdılar yine hazırlık yaptık acile tekrar gittik. Bir de başımın arkasında geceki düşmeden ağrı kolumda sırtımda ağrılar hissetmeye başladım. Acile girdim sabah da geldiğim geri gönderildiğimi söyledim tomografi çektiler bu sefer bişi çıkmadı çok şükür. Yalnız tansiyonun düşmüş, vücudun susuz kalmış sıvı tüket dediler ve tekrar eve geldik. Beyin kanaması riskine karşı uyardılar gözlem yapın bişi olursa gelin dediler. Şükür dünden bu yana iyiyim. Uyudum fakat hep uyandırdı annemle eşim beni. 

Rabbim kimselere nasip etmesin çok zormuş.  

Şimdi tüm tahllil ve sonuçları alıp bide üniversite hastanesinde beyinle ilgili bölüme gidicem bakalım inşaallah bişi çıkmaz.


6 Ocak 2012 Cuma

İş görüşmesi


Bir garip iş görüşmesinden daha alnımın hakkıyla sıyrılmış bulunmaktayım.
İlk defa başıma geldi anlatırlardı da anlamaz abartıyorlar derdim
Doğruy muş!
Meğer çalıştırdıkları elemanları özellikle bayan olanları taciz etmeye meraklı ne patronlar varmış be.
Neyse görüşmede bunun farkına varıp ona göre cevaplarla işe alınmamak adına yaptığım anlatımlarla işi alamadığımı kesin alındın imasına rağmen aradan geçen zamandan sonra anladım. ayrıntı önemli değil görüşmenin eni konu çapı belli bu yazıyı okuyabilen herkes anlayabilir neler olduğunu. Ama asıl şaştığım o kişiyi düzeltmek yerine o hali içindeki konuşmalarına içimden gülerek, dışımdan cevaplarımla alay ederek seyretmenin ne de çok hoşuma gittiğiydi. Hani biri boğulsa gözüm önünde elimden geldiğince kurtarmaya çalışmaya çalışan ben çok hoşlandım o hal ve tavırdan. Zaten ben bişi desem anlayacak mı? Hayır. bırak dedim kendi pisliğinde boğulsun. 
Evet hala iş arama çalışmaları içindeyim. 

En azından ÇIKIŞ SAATİ BELLİ bir iş olursa çok mutlu olucam....



2 Ocak 2012 Pazartesi

Umutsuzluk elma kurdu gibi...

Her şeyim hazırdı oysa yazabilmek için. Masama ışık soldan vuruyor, kulağımda da; Vivaldi

Ama bunca umutsuzluğa yer olmamalı hayatımda varsın güneş ısıtmıyor olsun içimi bir kedi tembelliğinde penceremin kenarında uzanmış battaniye altında kitap okurken beni, varsın parmaklarım üşüdüğü için parmak ucu kesik eldiven takıyor olayım. ara sıra uzanıp yanımdaki sehpadaki kış çayına bir iki yudum aldığımda içim de ısınır. Isınmak iyidir insanı harekete geçirir. 
Ev soğuk diye yataktan çıkmadığımı bilirim. Isınmak için de iş yapıp evimi çiçek gibi yaptığımı mesela. 


Bir keresinde çok soğuktu tv'ler bangır bangır "İzmir soğuk olucak" diye bağrınmıştı. Bense ısınmak için evde iş yapıp çamaşır asmaya çıkmıştım. Asarken yanımda da şimdi kayıp olan köpeğimiz Lucky duruyor, bana mandal uzatıyor aslında bahçede olmaktan sıkıldığından, onu bulduğumuz sokaklara geri yollamamızı istediğinden bahsediyordu. Bir ara durdum sanki herşey durdu. Ağzımdan çıkan duman kristallere dönüştü, mandalı dahi hissedemeyen parmaklarımı burnuma götürdüğümde yerinde olmadığını fark ettim. Dönüp Lucky'ye baktım ıslak burnunun buz tuttuğunu düşündüm. "Hadi Lucky hadi bırak mandal vermeyi, hemen aşağıya inip sobayı yakalım. Seninde örtünü sereyim yanına bi güzel uzan uyu şu soğukta sokaklara dönme isteğini ertele yaz gelsin bakarız" dedim...


Koştur koştur indik merdivenleri yaktık sobamızı örtüyü serene kadar Lucky kapı önünde bekledi ben seslenince içeri doğğğruu yerine geçti kıvrıldı yattı burnundan sokağa çıkmasına izin verilmeyen çocukların oflayıp, puflamasını andırır bi sesle. Uzanıp çek yata kitap okudum ona Jane Austin'in "İkna" kitabını.  



Bir yılbaşı daha geçti gitti ömrümüzden.
Bir hafta öncesinden ayırttık yerimizi eğlenceye gittik
Kadın kısmının derdi biter mi?
O elbise mi şu etek mi?
O çorap uyar mı saçlarımı boyasam mı?
Allah'tan aklımda kıyafetimi hazırladım rahat ettim.
Yoksa uyku falan kaçardı ne giysem diye düşünmekten.
Kalktık gittik ailecek..
Aman bi kalabalık millet saat daha 10 olmadan uçmuş
Eşim çok içti hani yeni yıla neredeyse yalnız girecektim.
Şunca yılda ilk defa bu kadar sarhoş gördüm eşimi
Koluna girip arabaya oturttum arka koltuğa uyudu gitti...
Ben de tekrar eğlenceye dönüp bol bol oynadım...
Zaten kalkıp hiç oynamayan eşimi fark eden olmadı
Gece bitip giderken vedalaşırken aradı gözler.
Velhasıl twitter'de de yazdığım gibi,


Gecenin sonu koca sarhoş olmuş arabada uyur, 
Kadın kısmısı roman oynar 2012'ye hoşgeldikkkkk...

31 Aralık 2011 Cumartesi

Hoşgele 2012



Yeni yılın 
Kellere saç, hastasına ilaç, 
Züğürte para, sıvacıya mala, işsize iş, dişsize diş, 
Olmayana çocuk, üşüyene gocuk, 
Colaya buz, yemeğe tuz, 
Nazar değmişe hoca, evde kalmışa koca, 
Dırdırcıya akıl, onu çekene sabır, 
Vermesini diliyor 
Mutlu yıllar diliyorum..






29 Aralık 2011 Perşembe

İş görüşmesi

Bir garip iş görüşmesi yaşadım dün telefonda.
Bir iş için başvuruda bulundum bir otomobil satış firmasına
Ki ben kesinlikle otomobilden anlamam
Telefon geldi şaşırdım 
Beni ... otomobil firmasından aradığını söyledi x bey 
İnternet sitemizi gördünüz mü dedi .
İyi ki bakmışım hah dedim sınava çekiliyorum..
İşte efendim iş ön muhasebe değil miş oysa benim cv'imde daha önceki çalıştığım yerlerde ön muhasebe yaptığımdan işin farklı olduğunu söyledi telefondaki x bey, 
Bende işin ne olduğunu sordum işte efendim excell biliyor muymuşum evet dedim o zaman işte gelen arabaların kaydının yapılacağını fotoğraflarının çekilip logo yapıştırılıp satış için şirket ve satış internet sitelerine ekleneceği falan filan mış. 
Ay zaten ben excell biliyorum bide foto çekicem ki en sevdiğim iştir ben zaten evimde yaptığım yemekleri, el işlerini fotoğraflamıyom mu hah işte bak üstüne para alıcak tım burada....
Amma velakiniiii efendim x bey dedi ki birazda kırılaraktan hani beni kırmamak adına 
"Yaşınız biraz büyük, hani burada muhasebede, satışta çalışanlar sizden yaşça küçük haa burada abi-kardeş ilişkisi vardır ama hani sizden evrak isteyecekler falan nasıl olur ki?"
Ah ben uçarı kaçana göçene lafını yapıştıran ben sustum diyemedim ki "Ne yani hem abi-kardeş ilişkisi var hemde nasıl hitap edecekleri konusunda daha büyümediler mi? Ayrıca madem yaşım sorun orada belirttiğinize rağmen -30 yaş altı diyordu- başvurmuşum da niye baştan beni elemeyip telefonla ararsınız ki?" 
Diyemedim diyemedim...
Diyebildiğim "Ben hangi işe girsem önce telefon bakma diye alınıp daha sonra bende gördükleri merak ve ilgiyle, akılla bana iş öğretip beni başka bölümlere aldıkları oldu. Hah bide x beye kalkıp eski işyerimde ihrac edilecek tişörtler için tek tişörtün ağırlığını ölçüp gidecek adede göre koli siparişi verip konteynerde yer ayırtıp ihracat evraklarını hazırlama işini de yapan bendim dedim iyiki demişim anlasın yani ne işler yapmışım.


Acaba benden ben çalışırım her koşulda ne olucak ki dememi bekliyordu ki ?
Bilemedim...
Bu arada işi alamadım sanırım yaşımdan dolayı....
Bu ülkede 35 yaşını geçtiysen iş bulman çok zor kardeşim...
6,5 senem kalmış sigorta günümün dolmasına tekstile mi girsem ayakçı olarak acaba ?





27 Aralık 2011 Salı

Günlük işler



Ah neler desem neler anlatsam ki?
Bu nası bi soğuktur arkadaş ? İzmir'in soğuğu da bi başka oluyo ya.
Yataktan çıkmak istemedim ama saat 8 gibi uyurken bi sallantıyla uyandım.
Deprem oldu.
Geçti gitti dedim, tekrar yattım 2 saat sonra yine bi sallantı.
Yok kızım yok bu tembellik yeter kalkman için oluyo bunlar dedim.
Kalktım.
İyi de soğuk hava ne yapıcam ki ?
Aslında niyetim kek yapıp eşimin işyerindeki arkadaşlarına götürmekti
Ama 3 yumurtayı çırpıp fırını açıp pişirmeyi geçtim
Giyinip dışarı çıkma fikri caydırdı beni.
Amann dedim kalsın cuma gününe.
Akşamdan kalan çamaşırları sıktırdım astım 
Ha yeri gelmişken diyim akıllı saat elektrik için iyi hoş güzel
De 
Apartmanlarda özellikle benim makina gibi ses çıkaran makinanız varsa
Akşam saat 22,00'den sonra kullanıma uygun olması ne saçma yaa...
Yıkamayı yapıyorum sıkmayı sabaha bırakıyorum.
Bide sıkmaya geçmesin diye makinanın başına gidip gelmekten yoruluyorum
Hani elde yıkasam daha az yorulucam.
Annem hep "Yemeğini sabahtan yapan kadın kadın'dır" der,
Sanki evin içinde sesi yankılandı 
Akşam yemeğini yaptım yeşil mercimek yanına da bulgur yaptım mı akşama bide turşu oh..
Sobayı da hazırladım evet apartmanda biraz zor oluyo belki ama
Son katta olduğumuzdan çatı yakın bi sıkıntı olmuyor.
Yine de dışarı çıkıcam sanırım yılbaşına dışarıdayız saçlarımın dip boyası geldi
Boya almalıyım...
Hadi bana kolaylıklar gelsin..







21 Aralık 2011 Çarşamba

Bir hastalık halleri






Bir tas tavuk suyuna çorba ne kadar sürede iyileştirir bir insanı ? 
Theraflu hapı ne süre uyutur bir hastayı ? 
İnsan grip olunca neden tuvalet kağıdı kullanır akan burnuna ?
Bir battaniye bir yastık ne kadar çekebilir bizi ?
Hasta olunca neden çekilmez ! olur muş Kİ! 
İnsanlar ?
Grip denilen illet neden ilaç alındığında bir hafta da
İlaç alınmadığında da yedi günde geçer ?
Bu kolay ama zor soruların cevabını verebilmek için 
Grip mi olmak gerekir illa ?


Resim Vladimir Olenberg isminde bir ressama ait.



14 Aralık 2011 Çarşamba

Nohut oda bakla sofa



Bayağı bi uzun zaman olmuş yazmayalı
Yerleştim sonunda evime.
Eee 11 yıldır oturduğum yerden 
Hele hele iki evden tek eve çıkınca zor oldu biraz
Üstüne üstlük iki çiviyle duran mutfağın değiştirilmesi için uğraşırken
Geç oldu biraz.
Yeni evimizin mutfağı ne yazık ki iki çiviyle duruyor muş!
Eşimin abileri yeni hazır mutfak alıp taşıma ve montaj işini üstlenince
Biraz uğraşlar oldu.
Nakliye ve montaj 200- Lirayı bulurmuş 
Adamlar ehli keyif  alır o parayla rakı içeriz dediler kendileri taktılar
Bir de dedim ya ehli keyifler öğleden sonra gelip gece gittiler
Eşimde çalıştığından çıraklıkta bana düştü.
Çay - nescafe yap, onu getir bunu götür, yerleri süpür, sil
Ara ara da laf da yedim :)
Ellerine sağlık olsun yalnız bayağı sağlam ve temiz güzel iş çıkardılar
Su ve elektrik tesisat işleri de ellerinden geldiğinden bayağı bi masraftan kurtulduk
Borcumuz ne diye sorduk 
Cevap alamadık ama bakışlardan balık ve rakı istediklerini anladık.
Uğrarım yine...


Sayfamı süsleyen resim Ressam Füsun Ürkün Hanım'a ait.
Facebooktaki sayfasını, resimlerini beğenmeniz dileğimle...
Füsun Ürkün Sanatevi

1 Aralık 2011 Perşembe

buralardayım ben

Güzel günler getirecek yeni günler inşallah
Sağlıkla, sıhhatle, mutlulukla dolu
İnanıyorum.
Varsın daha mutfağım bitmemiş olsun,
Varsın küçük odam mutfak eşyalarıyla dolu olsun
Varsın evde yatak odası ve oturma odası hariç ayakkabıyla dolaşıyor olalım
İnanıyorum ki,
Bunlarda geçicek...
Az kaldı....







22 Kasım 2011 Salı

Bugünlerde

Anladım ki ben zora gelemiyorum arkadaş, Bana lay lay lom, bol güneşli, gülmekli havalar lazım. Ağıra, zora gelemiyorum. Hemen bir mide bulantısı baş gösteriyor. Mesela savaş olsa ülkemde ben daha ilk anda mermiden değil, psikolojik bozukluktan ölürüm sanırım. Sıkıntı, dert, tasa, keder, hüzün yok yok kesinlikle bana göre değil. Ben çeksem vücudum çekemiyor. Beynim apayrı bir makina sanki durmadan çalışıyor, dur nedir bilmeksizin. Kalbimde bi sorun yok zaten O'da ayrı telden çalmaya kalkarsa halim nice olur ? Midemi hiç sormayın, sanki çok yemek yemişim gibi boğazıma kadar doluyum da öğütemiyorum, oysa yediğim bişi yok bu günlerde ama sıkıntılar öğütülemeyenler. 

Aslında gelirim zora, dayanırım da yanımda bana destek olucak birileri olsa. Olmadı sorun anında ürettiğim çözümleri takan olsa DA! işte o yok.

Kaçtım ben, toplamam gereken bir iki çekmece var...


18 Kasım 2011 Cuma

Arkası yarının bugünü

Şu son bir hafta içindeki bitmeyen telaşlar,
Aslında şöyle başladı.
"Dur bakalım ne kiralığı, ne atlıyorsun hemen ortaya, sanki çok zengin gibi,
Belki denk gelir kiralık ararken kendi evinin sahibi olursun" la....
Soğuk bir hafta içinde bi yandan satışta ama tapu dairesinin taşınmasından
Aksayan işlerden sıkılırken,
Soğuk, rüzgarlı, sıkıntılı, gerilmiş halde ev bakmalar
En fazla da neredeyse tüm Buca ilçesini yaya olarak tepinmek
Ama akşam olunca düşüncelerden tam dalınamayan uykular,
Sıkıntının vurduğu yaralar içindeki dudaklarla 
Ne gülebilmek, ne yemek yiyebilmek, ne de gülebilmek,
Bir kelimden çıkan anlaşmaya varma yolunda ki tartışmalar,
Şöyle olsun, böyle olsun, yok o olmaz bu daha iyi
Aman O bunu duymasın, ay O orada ne demek istedi ki,
Sakın bir araya gelince şundan bahsetme tembihleri,
Şurdan şu kadar, burdan bu kadar, bankadan gelen de eklenirse şu kadar,
Hani gelmeme ihtimaline karşı kıyıdaki şu kadar,
Aman o kıyıdakini sakla daha neler çıkıcak eline yapışırlar,
Derken....
Tüm sıkıntılar dağılıvermeye başladı görünmez bi taraftan
Esmeye başlayan bir  rüzgarla üzerimize çöreklenen  sıkıntılı bulutlar,
Güneşi gördük,
Yıldızları saymaya başladık.
Şimdiki telaşlarımız,
O boya markası mı?  Bu renk mi ? O eşya nereye bu halı hangi odaya ?
Bu perde eski mi ? Elbise dolabının eni kaç ? 
O çekyatı kim alıcak, aman alt katta ki bulaşık makinası kime versem ?
Bu sorular şimdi mesul olduğumuz sınav...
"Bu da geçerrr sıkma canınııı" der Babacım uzata uzata..
Hadi bakalım yumuşamış 2HB kalem, 
Akıllarda ki soruları silecek yumuşak bir silgi,
Gönüllerdeki sıkıntıları hafifletecek bir şişe su ile..

17 Kasım 2011 Perşembe

Bir yola çıktık, çıktık.
Bir adım attım, attık.
Zorlu oldu tabii, içimin acısı, sıkıntısı dudaklarımı yara içinde bıraktı.
Şu zorlu haftanın sıkıntısının bedeli bu olsun inşallah.
Bi ruj sürerim geçer de
His, duygu, değer sınavlarımın sıkıntısı vurmasın bi taraflarımıza.
Az kaldı oluyo bişiler
Oturduğum eve 13 yaşımda geldim ben,
Babam yaptı evimizi,
Biz taşıdık tuğlalarını, taşlarını, kumunu.
Ve bu akşam onca seneden sonra bir başkasının çatısı altında uyuyacağız.
Satıldı evimiz.
Biz ?
Devamı haftaya....

15 Kasım 2011 Salı

Sebebi var



Günlerdir buraları boşluyor,
Uğrasam da okuyamıyor es geçiyorsam.
Yazmak isteyip de yazamıyorsam
Bilin ki 
Sebebi var !
Güzel günlere erişebilmek, yaşayabilmek için
Biraz sıkılmak, oflamak, puflamak, bağrınmak, tartışmak
Sıkıntıdan dudaklarına acı biber sürülmüş gibi hisle 
Yaralar içinde ortalıklarda dolanmak,
Ağlamak, gülmek bol bol dua etmek gerekiyor.
Yoksa bu sınavlar başka türlü verilemiyor,
Sözlüden geçilemiyor,
Hepsinin sonunda da sevinç gözyaşlarına karışan 
Damlalar düşemiyor...
Uzun lafın kısası 
Yazamıyorsam sebebi var !

13 Kasım 2011 Pazar

13 Kasım 1973




Konak Doğumevi hastanesi
Kuzenimin elinde kasımpat'lar
Soğuk bir kasım sabahı,




39 yıl geçmiş aradan
Yaşamın iyi, kötü anları
İz bıraksa da 
    Hepsi benim yaşanmışlıklarım...



12 Kasım 2011 Cumartesi

Her bitiş son olmaz





Bitişler daima üzer insanı.
Gülünmüş, ağlanmış, sevinmiş, üzülmüş, yaşanmış günler
Geri gelmez bir daha.
Noktayı koyduğun anda biter.
Hayat yeni bir cümle de başlar tekrar.
Yeni cümle hep güzel kelimelerle kurulsun istenir,
Kenarı çiçek böcek süslü ilkokul çocuğunun güzel yazı defterinde.


Geceler nice yeni umutla uyandıracak sabahlara gebedir daima.
Senindir sanırsın daima, hiç bitmeyecek, son bulmayacak,
Bir saniye önce senin iken, gelen telefonda numaran tuşlandığı anda yiter elinden.
Her bitiş belki de yeni bir hayatın başlangıcı,
Tazelenmek adına bir mola.
Şu kısacık hayatta görüp görmüşlük geçirmişlik adına 
Yeni tecrübelere aday olmak,
Sınava tabii olmak,
Çok çalışmak ama kırmızı elmaya sahip olamamak
Hep bi tarafı yeşil kalmış elmayla avunabilmek....





Ben çayı iki şekerli içerim.




Bir dostla sohbet esnasında konu dönüp dolaşıp,

Hayatta yenilen darbelere, kazıklara, tekmelere ve bunun sonunda edinilen kazançlara, kayıplara, vicdan denilen mahkemenin adaletinden emin olup olmamaya varınca,  bi kıyas, bi mahkeme yaptım içimde,
Sonra derin bir nefes alıp,  şunları geçirdim beynimden, gönlümden sonra da dillendirdim karşımdakine, 
Soğuk bir gecede sıcak bir sobanın başında çayımdan aldığım yudumla;


Hayat bu yediğin darbelerle geçiyor işte.. 


Hala ayakta mısın herşeye rağmen vicdanın rahat mı ? Başını yastığa koyduğunda uyuyabiliyor musun ? Bunların cevabını bana değil en azından kendine verebiliyorsan at gitsin arkana. 
İnan bunlar hep ileride ya bedensel ya da ruhsal sıkıntı olarak dönüyor insana. 
Elbette hepimizin bilerek, bilmeyerek, isteyerek, istemeyerek te olsa yaptığımız hatalarımız mevcut. 
Kimini bilmeden yapmışızdır sebep olmuşuzdur bi şekilde kimini de bilerek canımızın acısını hafifletmek için bir an da olsa.

Kimini isteyerek yapmışızdır "ben çektim sende çek" hesabına. Kimini de istemeyerek belkide farkında bile olmadan. Kiminin sonuçlarına biz mahkum olmuşuzdur çekeriz bir ömür boyu. En azından cesaretli olup "yaptım evet suçluyum pişman değilim" der sonucuna katlanırız. 
Kiminin sonuçlarından kaçmışızdır ağır gelmiştir yükü taşımak, bu dünyada yerçekimiyle ağırlaşmış sırtımızda kamburlaşmış öte dünyada sırattan bu yükle nasıl geçeceğimizi düşünür hesap ederiz.

Kabul ederiz, kimi sırattan geçerken cehennem çukuruna düşmeye. Hani bilmeden cehennemde neler olduğunu kabul ederek. 
Kimi de hafifletmeye çalışırız olanca gücümüzle gözyaşlarımıza veririz akıp gitsin diye, dilimizde yer ederiz tövbe eder af dileniriz her mübarek gecede, her secde de...


Sonra,

Şeker atmadığımı fark edip hem sözlerimden hem de dilimdeki acılıktan şekere uzandı elim,

"Ben çayı iki şekerli içerim" dedim.



Kayıp



Mağlubiyet tatmak,
Herşeyin en güzelini hak ettiğini düşünüp bir çırpıda yitirivermek.
Hani nasıl bir şımarıklıksa hepsine sahip olma isteği.
Olmayınca olmuyor işte.
Hani yere oturup tepinsen de, ellerini vursan da yerlere 
Geri gelmiyor gidenler, yitenler..
Bir acı kalıyor geriye boğazında, göz kapaklarında şişlikler.
Geriye kalan anılar hafızalardan silinmesin istenen
Dünya gözüyle gördüklerini kıskanmak
Göz kapayınca kavuşabilmek sevdiğine...

Fakirsem sevemez miyim



Herşey zenginlere mi mahsus?
Yaşamdan zevk almak, hayatı dolu dolu yaşamak
Hiç hasta olmamak olunsa da hastalığının hemen duyulması,
Giyim, kuşam, yemek, içmek en güzelleri
Donatılmış sofralar, aydınlanmış şakır şakır geniş salonlar
Kış gününde kısa kollularla terleyip camları açmak
ellerde kadehler neşeli bi sesle "Şerefe" kalkan eller.
En son model arabalar altlarında yollar onlara mahsus
Son hızla giden arabanın arkasından bakarsın anca.
En güzel aşklar onların dersin,
Güzel kızlar,  yakışıklı erkekler
Güzel mekanlar, hediyeler..
İyi de fakirsem sevemez miyim?
Bişiler yaşamak isteyip fakirlikten bükülmüş boynumu 
Daha da yerin dibine batırmanın gereği ne?

10 Kasım 2011 Perşembe

Kelimeler yetersiz


Üretememenin verdiği sıkıntıyı yaşamışsınızdır az buçuk
Her şey olabilir bu,
Hani öyle bir ressam, şair, yazar, heykeltraş, besteci
Gelmesin aklınıza
Gündelik yaşamda bile yanıbaşımızda...
Aslında neler saçmalıyorum ki şu anda yaa...
Saat olmuş gecenin 1'i..
Birileri enkaz altında Van'da deprem olmuş
Bense bişiler üretememenin sıkıntısı içinde
Hay böyle hayatın 
Neresine, ne koysam ki?
6 kişi daha enkaz altında
Aklım, yüreğim onlarda
Ne kim olduklarını bilirim ne de neci olduklarını
Değilmi ki şu anda bi sınavdan geçiyorlar
Can pazarlığı içinde
Değeri yok şu an bişeyin
Dua ediyorum sadece
Bir an önce sağ salim kurtulmaları için.






5 Kasım 2011 Cumartesi

Kurban bayramı geldi, hepimiz koyunuz !



Sayın sevgili kasap,
Kurban keserken dikkat edin
Lütfen,
Dinimize göre kurban için uygun olan
Koyundur, keçidir, sığırdır, mandadır, devedir
İnsan değildir.

Sayın sevgili kasap,
Kurbanlıklara da iyi davranın.
Sonuç kesmek, doğramak değil,
Dinen gerekeni yapmaktır.
Dinimiz böyle,
Bir matador gibi
Kurban peşinden koşulmayı,
Hayvana ölürken acı çektirmeyi emretmemiştir.

Sayın sevgili  kasap,
Seni öyle al aşağı edip,
Zorbaca kesseler istermisin?
"Hayır"
Demi cevabın.
Ona göre dikkatli ol anlıyacağın.

Hadi bakalım şimdi
İyi bayramlar...





4 Kasım 2011 Cuma

Gece gece nerden geldiyse aklıma






Tıpır tıpır  otobüsün camlarına vuru yağmur damlaları 
Başını cama dayar hem o yağmuru görürken hemde yüzüne vurmaması 
Islanmamış olmak ne tezattır oysa.

Severim otobüs yolculuklarını 
Hele hele varacağım şehirde  varsa beni bir bekleyen, 
Otobüsten iner inmez alır bavulumu bagaja koyar,
Arabanın içini ısıtmıştır, 
"emniyet kemerini tak" der seni düşünür sever seni. 
Eve gidersiniz çayı demlemiştir, 
Soyulmuş salatalık, haşlanmış yumurta kokar mutfak.
Ekmekler, gevrekler çıkar ortaya... 
Yolculuk anlatılır 
Nerede yol kötüydü, yağmur nerde bastırdı paylaşılır. 
Uzar kahvaltı hasretlikle doğru orantılı..







Otobüs gecenin karanlığında birden bire çıkan bir dinlenme tesisine tıslayarak yaklaşır. Otobüsün ışıkları açılır uyuyan yüzler değişir, 
muavin mikrofonda tok bi sesle
 "Sayın yolcularımız ..dinlenme tesisinde mola vermiş bulunmaktayız, mola süremiz 20 dakikadır." der. 
Kapı açılır aşağıya inersin,
 tutulan ayaklarını açmaya çalışırken 
Gecenin soğuk rüzgarı, ayazı çarpar yüzüne. 
Yaşlı, kirli sakallı, ağzında sigarası, ayağında çizmeleri biri yaklaşır 
Elinde hortum ve fırça otobüsün camlarını yıkamaya başlar. 
Kimi sigara içer, kimi çay,  bir anne çocuğuyla tuvaletlere koşturur..







Sıcaktır, bozkırdır, ıssızdır 
Anadolu şehirlerine, kasabalarına, köylerine giden yollar.
Kimi uzundur sevgilin saçları gibi 
Kimi kıvrım kıvrım bükülerek gider. 
Bazen bir dönemeçten uçurum çıkar sağ tarafında. 
Kimi kurumuş bir derenin yanından geçer 
Simli çakıl taşları çıkmış ortaya kumu, çakılı kalmış bir ot bitmemiş. 
Kimi zaman birhayrat belirir 
Yyanında da kendi gibi yalnız bir ağaç 
Belki yaban armudu belki badem ağacı. 
Hayratın üzerindeki ruhuna fatiha okusan isim silinmiştir. 
Tek tük evler görünür uzaklardan 
bir iki kavak ağacı etrafında kuzular. 
Yere çömelmiş bir adam kasketi arkaya yatmış 
cigara sarar o kocaman nasırlı ellerine rağmen narince 
Bir tükürükle kağıdı yapıştırıp cigaradan sararmış bıyıklarının altına yerleştiriverir 
Bir duman savurur havaya 
Belkide boşa geçen hayatına küfürdür, 
O giden otobüste olamamanın verdiği üzüntü, pişmanlıkla.