Sokak ortasında eşi tarafından vurulan kadın Milliyet gazetesi
"Herkes kendi kapısının önünü temizlerse tüm sokak temiz olur"
Der Alman atasözüdür benim bildiğim.
Ama dünya atasözü olmaya adaydır benim için.
Anlayabilen, manasını çözebilen için gerçekten doğru bir sözdür.
Bize ne kardeşim, Mısır'dan, Tunus'tan
Tamam insanlık olayıdır amenna amaaa Filistinden bize ne
Bir yere kadar.
Öncelikle sokaklarımızın temiz olması lazım.
Elini kolunu sallayan kocalar sokakta eski eşlerini öldürürken.
Hatta kimi de çocuğunun gözü önünde
Önce kendi sokaklarımızı temizlemeliyiz biz.
Teksas'a döndük derdik eskiden orada bile koca adamlar vururdu birbirini
Bura da ise kadın öldürme derdindeler.
Sözün, gücün kadına mı geçiyor ?
Çok kızgınım çok!
Böyle kocalar için çok güzel bir işkence yöntemi vardır Annem'in
"Alacaksın cımbızı eline ..........." der.
Anlamışsınızdır az buçuk....
23 Şubat 2011 Çarşamba
Ona göre !
Bir, çiğdem poşetinin ağzının açık kalmasından
Bir de kola şişesinin kapağının açık kalmasından
Nefret ediyorum !
Evde biri var
Belki 1000 kere 100.000 kere söylüyorum
Ama O !
Sıfırları yok sayıp 1 kere bile yapmıyor dediğimi
Belki buradan okur da! farkına varır
Her defasında çiğdemlerin yere saçıldığından
Kolanın yerlere döküldüğünden
Ohh beee....
22 Şubat 2011 Salı
Affetmemek
Hala konuşsamda kalbimde affedemediğim kişiler var
Rabbim için affetsem de ne yazık ki insan olarak
Nefsime yenildiğim anlarda darıldığım, kırıldığım kişiler
Anlatsam hak verirsiniz aslında.
Mesela beni çok iyi tanıyan birine anlattığımda aldığım ilk cevap
"Affetmemekte yerden göğe haklısın"
Bu kadar gerisi yok bana kalsın....
21 Şubat 2011 Pazartesi
Kırmızıııı !
Turkcell kullanıcısıydım.
Hatta 1998 yılında eşimin hediyesi Nokia 5110 telefonla
532-454'le başlayan numaramı çok severek kullandım.
Hatta Turkcel'in kazık bir hal aldığını düşünüp numaramı geri iade etsem de
Onca yıl sonra tekrar aynı numaramı geri alabildim.
Bu kadar da sadığım yani.
Sonra hayatıma Aycell, Telsim, Avea, Vodafone gibi numaralar da girdi.
En son 4 senedir Vodafoneyle güzel bir birlikteliğimiz vardı.
Ancak benden çok fazla maddi olarak bişiler götürdüğünü fark edince
Numaramı ve herşeyimi Avea'ya taşıyarak aldattım kendisini.
Ama Avea'ya geçtiğim akşam anladım ki Vodafone bin kat daha iyiymiş.
Bir kere Tamam Vodafone her ne kadar iddia etse de kutupta bile çekiyoruz diye
İnanmıyorum çünki bizim evimizde alt katta çekmiyor çekmiyor.
Hatta rakip hatlara ulaşıp gelin Vodafone'nin imajını bizim evde yıkan reklam çekin demeyi
Ama anladım ki Avea hiç çekmiyor evimizde.
Ben her konuşmada evden bahçeye oradan da artık sokağın köşesine kadar gidip
Konuşmak, mesajlaşmak zorunda olduğumu fark ettim.
Bir de bir de Avea'da ne yazık ki Lg telefonumda facebooka girişi desteklemediği için
Daha ilk günden elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi
Çok ağladım, çok üzüldüm hatta beni Avea'ya geçmeyi öneren Eşime bol bol bağrındım.
Ve 3 gün sonra tekrar Vodafone bayisine gittim
İçeri girdiğim anda eski sevgilimin beni orada beklediğini, bana küsmediğini anladım.
Hemen geri geri numara taşıma işlemi için başvurdum.
Ve bugün hattım tekrar açıldı.
Çok mutluyum !
20 Şubat 2011 Pazar
Uçak delisi
Tamam itiraf ediyorum ben bir uçak delisiyim
Uçak, uçağa binmek, havaalanları benim en sevdiğim yerler.
Kardeşimin kayınpederi Samsun'da havaalanında beni yolcu ederken
Heyecanımı görüp ilk defa uçağa bindiğimi sanmıştı.
Oysa dedim çok bindim ve uçmayı çok seviyorum.
Hatta şöyle isterdim birini alayım havaalanına götüreyim
Biletini onaylatma işlemlerini yapayım
Uçağa yerleştirip kemerini bağlıyayım.
Sonra da iyi yolculuklar dileyip
Tekrar başka bir yolcuya yardım için
Giden yolcu kapısında yerimi alayım.
Gece Tarihin Arka Odası programını izlediğimden saat 02,30 da yatmama rağmen
Sabah 8'de kalktım.
Eşimle Annem'i (yani kayınvalidemi) Van'a yolcu etmek üzere hazırlandık.
Annemi alıp İzban'la havaalnına gittik.
Gerekli işlemleri yapıp sağ salim uçağa bindirdik ve yolcu ettik.
İşte bu süre içinde olan tüm işleri yaparken çok mutlu oldum.
Bir ay sonra tekrar orada olucam bu sefer kendim yolculuk için.
Seviyorum ben havaalanlarını....
Uçak, uçağa binmek, havaalanları benim en sevdiğim yerler.
Kardeşimin kayınpederi Samsun'da havaalanında beni yolcu ederken
Heyecanımı görüp ilk defa uçağa bindiğimi sanmıştı.
Oysa dedim çok bindim ve uçmayı çok seviyorum.
Hatta şöyle isterdim birini alayım havaalanına götüreyim
Biletini onaylatma işlemlerini yapayım
Uçağa yerleştirip kemerini bağlıyayım.
Sonra da iyi yolculuklar dileyip
Tekrar başka bir yolcuya yardım için
Giden yolcu kapısında yerimi alayım.
Gece Tarihin Arka Odası programını izlediğimden saat 02,30 da yatmama rağmen
Sabah 8'de kalktım.
Eşimle Annem'i (yani kayınvalidemi) Van'a yolcu etmek üzere hazırlandık.
Annemi alıp İzban'la havaalnına gittik.
Gerekli işlemleri yapıp sağ salim uçağa bindirdik ve yolcu ettik.
İşte bu süre içinde olan tüm işleri yaparken çok mutlu oldum.
Bir ay sonra tekrar orada olucam bu sefer kendim yolculuk için.
Seviyorum ben havaalanlarını....
19 Şubat 2011 Cumartesi
Kedi ve köpek
Onlar bile bir barış imzalamış
İzmir'in şu şakır şakır yağan yağmurunda
Yeşilyurt'taydım kuzenimin evinden bir çıktım
Bu harika yaratıklar çıktı karşıma
Hemen sessizce fotoğraflarını çektim
Bir yandan da eşim kornaya basıyor nerede kaldın dercesine
Arabaya binip bu resmi gösterdim
Öyle de beğendik ki..
Bayıldık...
18 Şubat 2011 Cuma
Ray Charles
Youtube'de oradan oraya gezinirken karşıma çıktı
Ray Charles.
Ve aklıma bir anıyı getirdi bu şarkıyı dinlerken;
Sene 1998 Haziran'dı.
Yine olur olmaz bişileri sorun edip ayrılmıştık o zamanki çıktığım kişiyle.
Ayrılmadan önce İzmir'e gelen Ray Charles konseri için aldığımız biletler onda kaldığından
Konsere gitmek için ne kadar istesem de burnumu yere düşürmemek için aramıyorum
Ama içimde accayip gidiyor Fuar'ın önünden geçerken gördüğüm ilanlara.
Konsere 2 gün kala aradı beni
"Konser biletleri bende biliyorsun eğer gitmek istiyorsan biletleri sana getirebilirim gitmek istediğin biri varsa biletleri veririm sende gidersin" dedi
Bende "Evet gitmek istiyorum. Biletleri senden bir ara alırım " dedim.
Konser günü yine bir telefon
"Ee noldu aramadın bulamadın sanırım birini istersen konser saatine yakın Fuar'ın önünde buluşalım en azından sen biletini al çok istiyordun gitmeyi konserden kalma" dedi.
Ben de "Evet bulamadım birini ama teklifin güzel kabul ediyorum" dedim.
Konser saatine yakın geldi elinde biletlerle ikisini de bana verdi.
Baktım "Sağol ama istersen sen de gir konsere en azından bilet yanmasın" dedim.
Kabul etti
Yan yana oturan ama birbirini hiç tanımayan birileri gibi hiç konuşmadan izledik konseri.
Sonra tekrar nasıl karar verdik çıkmaya hatırlamıyorum, bilemiyorum
Ama bildiğim şu şimdi şu klavyeden başımı kaldırdığımda O'nu kanapeye oturmuş
Hafif uyuklar vaziyette Türkmax'te "Bir kadın bir erkek" programını izlediği...
17 Şubat 2011 Perşembe
Saat yok
4 sene öncesine kadar çalışırken akşam 23,00-de yatmış olmam gerekirdi
İstisnalar haricinde elbette
Yok eğer saat 00,30-olmuş ve ben hala uyumadıysam
"Hiç uyumayayım daha iyi sabaha ne kaldı ki canım" derdim.
Uyanmak için yıllardır alarm kurmama gerek kalmasa da
Kolumda saatsiz de dolaşamazdım.
Ama şimdi öylemi canım.
Severim mesela acıktığım zaman yemek yemeyi zorlama saatlere uymadan.
Severim mesela uykum geldiğinde yatmayı sabah da istediğim zaman uyanmayı.
Mesela saat şu anda 01,50-
Ve ben fırından çıkarıp şerbetlediğim revaninin kokusunu çekmekteyim içime.
Hadi iyi geceler sizlere...
16 Şubat 2011 Çarşamba
hu hu hup!
Unuturum ben bazen olaylardaki konuşmaları mesela.
O an oradayımdır, gözümün önünde yaşanmıştır
Daha sonrasında anlat bana orda değilmiş, yaşamamış gibi,
İlk defa senin ağzından duyuyormuş gibi tepki verebilirim.
Sen bana hatırlatırsan şayet "yaa evet evet" derim
Ya da bazen öyle bi hatırlarım ki,
Orada kimin üzerinde ne vardı,
Kim burnunu kaşıdı, kim saçına attı elini sayabilirim sana.
Bunu neden anlattım şimdi
Ha bilesin yani saf gibi görünebilirim bazen
Ama salak değilim.
Anlarım bazı şeyleri hissederim
İster 6.his de, ister kadınlık hissi de sezerim
Ve hep doğru çıkar.
Ona göre yani ayağını denk al istedim.
Hadi şimdi balonları yakalayalım....
15 Şubat 2011 Salı
Kısa kısa
Nedense hepimiz pek acıkmışız kahvaltıda çok fazla yedik.
Yalnız arkadaşın sarmaları bi harikaydı sarma tabağı elden ele dolaştı.
Hani utanmasak tencereyi getir diyecektik.
Akşama yemek derdim yok bugün,
Dünden terbiyeli, ekşili köfte çorbası ve kış türlümüz var
Afiyet olsun...
Bu akşam "Öyle bir geçer zaman ki" dizisi var ki
Bayılıyorum, çok seviyorum ilgiyle izliyorum
En çok da Küçük Osman'ı...
Resimdeki büfe kayınvalidemin kayınvalidesinden
Yani eşimin babaannesinden.
Evlenirken bakım yaptırdı eşim tamir falan
Sonra bir ara ağaç kurtlarıyla savaş yaptık ve zaferle çıktık,
Sonra da Annem'lerin Didim'deki evinde 2 defa sel görmesine
Arkadan bir ayağını da fire vermesine rağmen
Hala ayakta, sağlam ve her görenin bayıldığı bir kıymetlimiz oldu...
14 Şubat 2011 Pazartesi
Gün bitti
Ama ne sevgililer günü be.
Pazartesi sendromlarını yaşamıyorum artık o yüzden geç kalktım yine yataktan.
Annem evde olsaydı eminim "Sultann kokuştun artık kalk yataktan bak karnım acıktı benim" derdi eminim.
Sonrası hızla geçti zaten.
Evi toplamak, odayı temizlemek, çamaşırları asmak, kapı önünü temizlemekle geçti.
Bi sayfa kitap okuyamadım ya ona üzülüyorum artık akşama nasipse.
Sonra da akşam yemeği telaşı buzluktan çıkan kıymaya baktım hatta sordum
"Seni ne yapmamı istersin" dedim.
Kulağımı yaklaştırdım aldığım cevap çok hoşuma gitti
Ekşili köfte çorbası !
Ellerim unlu, kıymalı, soğanlı zar zor meşe büyüklüğünde yapıp kaynamış tencereye atıverdim.
Biraz önce de terbiyesini verdim.
Marulları yıkadım süzülüyorlar salata yapıcam.
Hah bide bide başım çok kötü kaşınıyor
Arkadaş geldi bir ara bugün bakıver Allahaşkına bitlendim mi yoksa dedim.
Beyazlarım çıkıyormuş zaten vardı da ama bu kadar kaşınmazdı hiç.
Öyle oldu ki ensem falan kaşıntıdan kıpkırmızı oldu.
Yemekten sonra yıkayayım da en azından bi rahatlama olsun bakalım..
Sevgililer günü
Sevgililer günü için eşim Ayhan Scimoğlu - hastasıyımm - konser bileti alıcam dedi.
Ne kadar dedim fiyatı öğrenince ver sen o parayı bana
Hafta sonu doluşalım arabaya piknik yapalım dedim.
Mangal olsun, yalancı dolmalar, patates salatası, tüpün üstünde de çay demlensin
Ortaya büyük bi kilim serelim uzanalım
Radyodan maç dinleyelim
Top oynayalım, ip atlayalım, salıncak kuralım.
Nasıl fikir ama?
13 Şubat 2011 Pazar
Kandil kutlaması
Şimdi yarın mevlid kandili ya kalkıp Mevlana'dan bir deyiş falan döşenmek istemiyorum.
Gerek facebook ta, gerekse de başka yerlerde okuya okuya
Kah oturmuş başı sağa hafif kayık kah semazenlerle süslü türlü resimlerle süslenip
Göre göre , okuya okuya kusura bakmayın ama biraz gına geldi. Ha seviyorum sözlerini, yaşantısını falan o ayrı. Ama nedense bir şey çok fazla gözüme sokulurcasına önüme gelince de bayıyor beni. O yüzden biraz ara vermeli diye düşündüm.
Yarın mevlid kandili malum Peygamber efendimizi anmak, düşünmek için bi fırsat.
Yarın mevlid dinleyip içimizi yıkamak bak Rabbim 364 gün şarkı, türkü dinledim şimdi de mevlid dinleyip gerekli olanı yapıyorum diyecekler, diyeceğiz, diyeceksin ha ben demiycem çünki ben o tv'lerde naklen verilen mevlitleri dinlemeyi de sevmiyorum. Ama iyi oluyor çünki inanıyorum ki o naklen mevlid yayını yapılan camiler başka türlü o kadar dolmaz. Sonra bu günde ölülerimizin ruhları için güllü kitaptan arapça bilenler arapça, bilmeyenler de içinde türkçesinden yasini okuyup içimizi yıkamak, dua etmek için fırsat kollayacak.
Bir de pişi yapılacak, bisküi, lokum, kandil şekeri dağıtılacak sevap olsun günahlarımızı hafiflesin diye.
İyi de böyle zamanlar da günah çıkarır gibi olacaksa anma gününde anıp sonra unutulacak yada etkisi azalacaksa ben böyle samimiyetsizliği ne yapayım.
Ben dua etmiycem günahlarımın bağışlanması için. Tam tersi günah işlememek için kendi kendimi çimdikleyip, hizaya sokup olmadı küfür edicem söz dinlemem için. Bunlar geçiyordu kafamdan mevlid kandili adına. Ne yapayım ben de böyleyim. Bak şimdiden başladım bu yazıyla ne yapmaya çalışıyosun sen, günaha gireceksin. Töbe töbe dercesine oramı buramı çimdiklemeye...
Hayır falan bırakmadım belki ama yine de hadi hayırlı kandiller olsun...
12 Şubat 2011 Cumartesi
Bim'de geçen bir aşk hikayesi...
Son patitoyu da attım ağzıma ve Bim'e doğru yola çıktım. Zaten iki adım ötesi Bim. Annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, kim iki saat şimdi bağcık bağlayacak. Ama olgun bir erkek insanda eğreti duran şeylerin başında anne terliği geliyormuş canlar ben bunu anladım.
Bim her zamanki gibi sakindi. Klima çalışıyor ama soğutmuyordu. Nasıl bir klima lan bu diyerek incelemeye başladım. Ama görevli beni balici sandı, çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp da rengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum.
"abi bu klima üflemiyor galiba" dedim. Ama cevap vermedi, işine döndü. Bende doğruca patitoların olduğu yere gittim. Aman Allah'ım bu ne güzellik. Bissürü patito yan yana. Gel de alma. Hemen iki paket aldım. Zaten sudan ucuz. Bir de le porta almak lazımdı. Gittim onu da aldım. Tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. pek bir tanıdık. Sanki bir zamanlar kulağıma "aşkım" diye yankılanan bir ses şimdi "süt de alalım. dost süt olsun" diyordu. Bir zamanlar kulağıma "seni seviyorum" diye yankılanan bir ses şimdi "yok muratbey kaşar alalım o daha ucuz" diyordu. Yavaşça arkamı döndüm. Patitolar ve le porta elimden yere düştü. Evet, eski sevgilimdi bu.
Bir zamanlar sevdiğim kadındı. Bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz kadın. Şimdi nişanlısıyla Bim'e gelmiş alışveriş yapıyordu. Bir zamanlar aşık olduğum kadındı bu. Ve alışveriş arabasında le cola, blume, dost süt, dost peynir, muratbey kaşarları gibi birsürü ürün vardı. Evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kadındı bu.
Ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasını döndü. Ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim ama lanet olası bim'de raf diye bir şey yok ki. Tansaş olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesinde saklanamadım.
Peki size sorarım. Siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız? işte onlar da öyle yaptılar. Bastılar kahkahayı, yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım. Le portam mahzunca yerden bana bakıyordu. Ben gibi yıkılmış, öylece yatıyordu.
Gözlerine baktım eski sevgilimin. Bana baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. Ayaklarıma bakıyordu anne terliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak. Buydum işte. Sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. Şimdiki sevgilin çok iyi
giyinmiş ama bir bak bakayım ona. Bim'de bu şıklık? Sence de biraz samimiyetsiz değil mi? Ben en azından yakışıyorum buraya içimden geldiği gibiyim.
Böyle düşündüm ama sonra hassiktir dedim. Adam kapmış kızı, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum kim naapsın lan beni "nasılsın görüşmeyeli?" dedim. "iyiyim" dedi. "ne güzel" dedim. "hıhı" dedi. Gittikçe gerginleşiyordu ortam. Yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye aktım ama "nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez" düşüncesi hasıl olduğundan zerre sikinde değildim herifin adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu.
"niye böyle olduk biz?" der gibi baktım. "ne diyorsun?" der gibi baktı bana. "niye böyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktım. "ne diyorsun anlamıyorum" der gibi tekrar baktı bana. "neyse siktir et" der gibi baktım. Alışverişe devam etti bir güle güle demeden.
Gözyaşlarımı saklayarak iki poşet patitoyu ve le portamı yerden aldım ve kasaya gittim. Bir de blume peçete aldım yüzlük paket, gözyaşlarımı silmek için. Kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, "paran var mı" der gibi . Bana bakmasın artık kimse. Al lan paranı der gibi uzattım, para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü. Tam çıkacakken fiş almayı unuttuğum aklıma geldi. Dönüp onu da aldım. Bir romantizm de yaşayamadık be.
Eve giderken Serkan geldi yavaşça yanıma. Tek dostum, yoldaşım, üzgün olduğumu anlayabilen tek insan.
"Abi bir şey diycem. Pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor, baya bir büyük"
O günden beri evdeyim. Bim'e de kapıcıyı yolluyorum....
Alıntı....
Biliyor ( du ) m !
Çok seviyorum bu iki kelimeyi biliyor musun?
BİLİYOR (du) M!
İstediğin kadar karşımda fark etmeyeceğimi sandığın
Sana göre dağ bana göre aptalca çukura düşüşünü görüyorum ben.
Sen istediğin kadar at koştur gözümün önünde şaha kalka kalka
İstediğin kadar arkamdan dolanıp başımdan zafer işaretleriyle millete rezil etmeye çalış
Kralın sarayında ki soytarılar gibi.
İstediğin kadar aklımı çelmeye çalış at, tut, yerden yere çarp hatta olmadık hikayeler uydur,
Yüzüme gül arkamdan bağır
Elimi tut arkamdan tekmeyi atmaya çalış
Ve bunca ahlaksızlığın, terbiyesizliğin, saçmalığın art arta gittiği bi zamanda
Büyükkkkk bir ağırkanlılıkla
Ben zaten BİLİYOR ( du ) M ! demek,
Aslında düşündüğüm, yapmak istediğim tüm
Bağırmak, aşağılamak, küfretmek, hatta dövmek gibi eylemlerin hepsini barındırıyor.
Ve sonrasında da bana sana acı acı gülümsemek kalıyor...
11 Şubat 2011 Cuma
Tren kalktı...
Sen kalk,
Bunca zaman arama sorma,
Bir cevapsız çağrı bile bırakma.
Ne mektup ne de bir not
Çok mu zor ?
Hani yapışkanlı kağıtlar var post-it diyorlar
Yazıyorsun bi yapıştırıyorsun rüzgar esse çıkmıyor
Merhaba nasılsın de
Bir gülücük ekle pek meşhur şimdi
Önce shifte basıp yanındaki iki nokta üst üste tuşuna
Sonra yine shifte parmağın basılıyken 9 rakamına basınca yapıyorsun.
Sen,
Bunca zaman ses verme
Bir nefesten bile mahrum et kendini
Sonra kalk gelmeden bir gün önce ara
"Yarın İzmir'deyim hazırlan görüşelim" de.
Hadi be ordan
Kalktı tren bu duraktan
İçinde de son yolcu
Ben!
Sana yer kalmadı tıka basa dolu çünki hınca hınç.
10 Şubat 2011 Perşembe
Türk filmi...
Bayılıyorum bu filme.
Aslında isterdim ki,
Bu film müziği çalsın
İstanbul Büyükada'da hani o ağaçlar var ya
Koşayım ben ağır çekimde
Ardımdan da sevgilim koşsun yakalamaya çalışsın beni.
8 Şubat 2011 Salı
Sevmemin bahanesi
Birini, birine anlattıkça severim ben.
Her defasında aynı şeyleri anlatsam da,
Her seferinde yeniden keşfederim sanki.
O yüzden kızma lütfen bana.
Anlattıkça daha çok seviyorum aslında.
Meyveli dondurmayı mesela
Her yaladığımda başka bir meyveli tadı gelir beynime.
"Ah kavun muş bu? "
"Ah, şundaki limon tadına da bak hele ne kadar güzel ?" der
Her defasında başka bir tadını keşfederim.
Yeni bir yönünü görüp, farkına varırım.
Ya da ya da, karışık çerez yemek gibi mesela.
Her elimi attığımda çerez tabağına elime geçen çerezin şekline göre
Ne olduğunu düşünmeden atıveririm ağzıma.
İsterim ki, ağzımda dişlerimle, beynimle seviştirip öyle anlayayım ne olduğunu.
O yüzden kızma olur mu
Her defasında anlatırsam aynı şeyleri yeniden yeniden tekrar
Anla ki, seni sevmek için yeni bahaneler üretmekteyim.
7 Şubat 2011 Pazartesi
6 Şubat 2011 Pazar
Sor annem sor
Bakıyorum ve okuyorum da yurdum insanı neler neler sormuş bloglara yaa?
Dur dedim benim kusur yanım ne ki?
Bakayım bakayım dedim bana neler sormuşlar diye.
Link açılırken neler hayal ettim neler ?
Mesela dedim şunu sormuş olsalar
Dur dedim benim kusur yanım ne ki?
Bakayım bakayım dedim bana neler sormuşlar diye.
Link açılırken neler hayal ettim neler ?
Mesela dedim şunu sormuş olsalar
"Nasıl yazıyorsun sen böyle yaa ?"
"Nerenden uyduruyorsun bunları ?"
Aa bide açtım ki ne göreyim benim kendime sorduğum soruları sormuşlar.
Ah dedim deli kız nesin sen Madam Curie'mi ? Ya da Halide Edip mi?
Sormuş biri mesela
"Akşama ne yemek yapsam ?"
El cevap:
Kelin ilacı olsa kendine sürer annem ben bu soruyu kendime, eşime, arkadaşıma, friend feed'tekilere her gün soruyorum zaten kendim ne yapayım diye düşünürken bi de sen sorup ta daha da strese sokma beni."
"Gülizar ile rasimi sormuşsun mesela bana"
El cevap; Gülizar ki kendisi rahmetli halamın kızıdır. 2 sene önce Beşiktaş'ta bir sabaha karşı oteldeki işine giderken kendisine yeşil ışık yanıp, yol hakkı kendisindeyken karşıdan karşıya geçerken orta şeritten alkol ve hız yükünü alıp gelen bir BMW'li rasim isimli kişinin çarpmasıyla kaybetti hayatını. Hadi yandık ona ağladık sızladık ne oldu sonra o mobese denilen kayıt verildi reyting yapsın diye haber kanalları her haber kanalında bir iftar vakti yıkıldık tekrar tekrar verilirken bir ileri bir geri o görüntülerle! Ha bu arada diyim o rasim isimli kişi hala dışarıda bir de kalkıp kan parası diye o arabayı teklif etti kızına!
Daha ne diyim tatmin etti mi seni bu cevap
Neyse diğerlerini yazmak gelmiyo içimden bu sorudan sonra kalmadı neşem falan....
Neyse diğerlerini yazmak gelmiyo içimden bu sorudan sonra kalmadı neşem falan....
5 Şubat 2011 Cumartesi
Yahşi Barış...
Anladım ki
Erkeğin güleni, güldüreni makbul.
Sakarlıklarıyla, mimikleriyle, pepelek konuşmalarıyla
Beni son zamanlarda
En çok güldüren erkek
Yahşi Cazibe'deki Barış karakteri Gökçe Özyol...
Her cumartesi gözlerimden yaşlar geliyor onu izlerken...
Belalı arkadaş...
Çok tehlikeli olabiliyorsun bazen dedi gözlerini pörtlek pörtlek açıp.
O kızgınlıkla ne diyeceğini bilemedi aklına ilk geleni söyleyiverdi.
Karşımda gözlerini belertme!
İşte işte bu kast ettiğim.
Öyle bişi diyorsun ki,
Küfür mü ettin,
Sevdin, okşadın mı
Anlayamıyorum.
4 Şubat 2011 Cuma
"Yaradandan ötürü sevdim" pehh...
Diriye saygısı kalmamış insanlardan, ölüye saygı beklemek çok aptalca geliyor bana.
Nasıl vefat ettiyse etti.
Sana ne ?
Hem nerden bilebilirsin ki kimin iman üzere öleceğini kimse bilemez.
Sen senelerce çıkma evinden tv izleme kimseyle konuşma günaha girmemek adına !
Namazlarını kıl, tespihini çek,
Ama son anda ölürken şehadet kelimesini yerine getirme.
Hah noldu bunca zaman yaptığın ?
Ben de bilemem bana da laf düşmez aslında.
Ayıptır ya son nefesinde birinin nasıl öldüğünü kurcalamak.
Senin nasıl öleceğini kim bilebilir ?
Hatırlıyorum mesela '99 depreminde çıkıp ta birileri ee oralarda bi takım içkili partiler veriliyordu, zina yapılıyordu işte bu yüzden deprem oldu deyip bir de ellerinde pankartlar "7,4 yetmedi mi" diye dolanmalar.
İşte benim gözümde sen de sıfırsın arkadaş.
Senin imanın orada gitti bence.
Hani senin "Yaradandan ötürü sevdim" lafını beğenmen nerede kaldı ?
Hadi be git işine cuma vakti günaha sokma beni...
3 Şubat 2011 Perşembe
Ojeler
Bayılıyorum renk renk ojelere. Hani şu makyaj malzemesi satan mağazalarda döküveriyorlar ya ojeleri ahh geçip başlarına karıştırıyorum da karıştırıyorum. Şu son günlerde mavi ve sarı renk favorim. Siyah renkte aklımı çelmiyor değil. Gerçi bana rock yapan simsiyah giyinen, gözlerinin altını siyah kalemle boyayan, siyah saçlı kızları anımsatsa da içimde kalmasın diye alıp sürmek niyetindeyim. Geçen mor renk bi oje aldım ama mor renkten çok uzaktaydı neredeyse lila renginde falan. Tırnağım da düşündüğüm gibi durmadı ne yaptım hemen koyu vişne renk bi ojeden ojeye biraz döküp karıştırdım ve çok güzel bir renk elde ettim. Vardır böyle yaparım karıştırırım renkleri. Mesela ojenin rengi koyumu geldi biraz beyaz renk karıştırdım mı açarım rengini. Ya da çok açık pembe içine biraz koyu renk ekledim mi al sana değişik bi pembe.
Geçti geçti...
Bir kırmızı şapkanın bana ettikleri....
Yok efendim yok eskiden gripte başkaydı. Yatardın ilaç almasan bir hafta, ilaç alsan yedi gün hani. Yok viks kokardı oda, sırtın. buğu yapılırdı soba üstüne konulan eski bi tencereye biraz da viks nefes açsın diye. Ihlamur kaynardı bi cezve içinde sürekli arada bir değiştirilerek. Sobanın yanında bir iki kat çamaşır olurdu. Terleme oldu mu hemen değiştiriliver di giysilerimiz. Kupa vurulurdu büyükler tarafından sırtlarımıza alkol pamuk kokardı. Gelen giden olur karşı divanda otururlar aman geçmesin hastalık diye. En çok sinirime dokunan da "Ama yemen lazım hap içeceksin bak olmaz öyle aç aç mideni hasta edersin" lafı. keyfim olsa yerim zaten de. İşte annelerimizin bakımı sanırım bizi ayağa kaldıran. Şimdiyse kendimizce görevlerimiz var. Kadınsak, ev işi yemek çoluk çocuk bulaşık çamaşır erkekse iş güç derken yatmak en son gelen aklımıza. Hayır şimdi ki gripte bi başka. Geçmek bilmiyor geçse de ara ara hissettiriyor yine kendini ufaktan ufaktan. Herkes de aynı durum gribim derken bi bakıyorsun geçti diyorlar bi bakıyorsun yine oldum demeler.
1 Şubat 2011 Salı
Soğan ve tuz ruhu..
Bişiler yazmak istemiyor canım bugünlerde.
Ayrıca doğradığım soğanlar da akıtmıyor gözyaşlarımı. En çok neye kızıyorum, bir dalgınlıkla soğan doğradığım bıçakla ekmek hazırlarken kendime yağ, domat ve peynir koyarak ilk lokmayı ısırdım ki bir soğan tadı ağzımda ne yutabildim ne de geri çıkarabildim lokmayı.
Yok dedim yok bunu yaptıysan sonucuna katlanmalısın.
Önce kızdım sonra da güldüm kendime.
Hah aklıma gelmişken bir de tuz ruhu meselesi var. Nerede o canımm cam şişe içindeki tuz ruhu... Bir dökerdik ki afedersiniz 100 numaraya foss ederdi... Tertemiz pırıl pırıl olurdu sökülürdü kireç mireç kalmazdı. Ama şimdikiler plastiklerde. Neden cam şişedeymiş eskiden çünki o kadar güçlüydü ki eritirdi plastiği şimdikileri döküyorsun anca klorak eklersen aklına geliyor temizlemek görevi. Tuzları kalmış ruhları gitmiş hep....
Aklıma geldi yazmak istedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













