17 Mayıs 2010 Pazartesi
Kahve Yemen'den gelir...
Sevgili Yaşamın kıyısında bahsetmiş kahveden, yorum yazarken bir yazı konusu oldu neredeyse bende burada paylaşmak istedim.
Kahve keyiftir,
Onca iş arkasından bir sigara içimlik, nefes alınacak zamandır.
Kahve hazım sağlar,
Çok yenen yemek ardından bastırsın deriz kahve içeriz, rahatlamak isteriz.
Kahve büyümenin işaretidir,
"Hadi bakalım yap bir kahve" denir kızlara,
Kahve Söz'dür,
Kız istenir, ardından kahve içilir.
"Nişan kahveleri olsun" denir
Kahve sohbettir,
O bir kahve içimi zaman da yapılan muhabbet,
Dostluk alışverişine vesiledir.
16 Mayıs 2010 Pazar
Bi Bi
Bisikletlilerden çok korkuyorum.
Yolda karşımdan gelirken düzgün düzgün
Nedense bana yaklaştıklarında,
Bisikleti bi o yana bi bu yana acemice sürüyorlar.
Çok korkuyorum işte o zaman.
Çarşamba günü İzmir Buca'da Volkan Konak'ın konseri var.
Ücretsizde daa....
Aylardır gitmek için bi heyecan bi heyecan bende.
Rüyalarıma bile girdi
Ammaaaaa velakinnn
Gitmekten vazgeçtim.
Aylardır Didim'e gitmiyorum
Annem'i Babam'ı çok ama çokkk özledim.
Ana, Baba gibi yar olmazmış lafı geldi oturdu tam şurama,
Bana yine Didim yolları göründü.............
Bu gün İzmir sıcak değil ama serindi sanki.
Tüm gün tembellik yaptım diyebilirim.
Bi bilgisayar başında bi dikiş kutusunun yanında.
Yazlıklar yıkandı, derlendi
Kimi tişörtlerin kolları kesildi, biçildi, dikildi.
Fenerbahçe maçı oynanıyor şu anda.
Bi Fener'in şampiyon olmasını istiyorum bi Bursasporun
Tamam Fenerbahçe'liyim ama
Bir Anadolu takımı olarakta Bursaspor'un şampiyon olmasını dilerim.
Yolda karşımdan gelirken düzgün düzgün
Nedense bana yaklaştıklarında,
Bisikleti bi o yana bi bu yana acemice sürüyorlar.
Çok korkuyorum işte o zaman.
Çarşamba günü İzmir Buca'da Volkan Konak'ın konseri var.
Ücretsizde daa....
Aylardır gitmek için bi heyecan bi heyecan bende.
Rüyalarıma bile girdi
Ammaaaaa velakinnn
Gitmekten vazgeçtim.
Aylardır Didim'e gitmiyorum
Annem'i Babam'ı çok ama çokkk özledim.
Ana, Baba gibi yar olmazmış lafı geldi oturdu tam şurama,
Bana yine Didim yolları göründü.............
Bu gün İzmir sıcak değil ama serindi sanki.
Tüm gün tembellik yaptım diyebilirim.
Bi bilgisayar başında bi dikiş kutusunun yanında.
Yazlıklar yıkandı, derlendi
Kimi tişörtlerin kolları kesildi, biçildi, dikildi.
Fenerbahçe maçı oynanıyor şu anda.
Bi Fener'in şampiyon olmasını istiyorum bi Bursasporun
Tamam Fenerbahçe'liyim ama
Bir Anadolu takımı olarakta Bursaspor'un şampiyon olmasını dilerim.
15 Mayıs 2010 Cumartesi
SADECE BİR KAP SU
Havalar çok sıcak malum yaz geldi.
Bizler susadığımız ve içimiz yandığı zaman
Buzdolaplarımızdan, soğutuculardan, sebillerden
Soğuk suları lıkır lıkır içiyoruz.
Ne güzel demi.
Birilerinden beklemiyoruz.
İçimizden "ahh ahh birinin kafası çalışsada bize bir yudum su verse" diye geçirmiyoruz.
Amaaa sokakta gördüğümüz
Kedicikler, köpekçikler, kuşlar ne yapsın?
Onlarda can,
Lütfen,
NOLLLURRRR SADECE BİR KAPTA ONLARA SU KOYUN.
Kabın nasıl olacağı önemli diil.
Yoğurt, dondurma kabı farketmez.
Onlar buna bakmazlar.
Hatta öyle ki bazen kap bulamadığım zaman eğer bir köpek gördüysem çoktur şişeden su döküp elimle içirdiğim. Sakın elim pislencek diye düşünmeyin.
Zaten dışarıda yeteri kadar pisleniyor ellerimiz. Kapılardan, kağıt paralardan, otobüste falan.
Aşağıda facebook'ta kurduğum grubun adresi, beklerim.....
SADECE BİR KAP SU
14 Mayıs 2010 Cuma
13 Mayıs 2010 Perşembe
Ah o gemide ben de olsaydım....
Konak İskele'den Karşıyaka'ya geçerken önümüzden geçti,
O ne edaydı öyle, salına salına, içimizden bir ah geçirte geçirte,
El salladı yolcuları
"Biz engin denizlere, en güzel denizlere gidiyoruz" dediler.
İçimiz gitti, bakakaldık işte böyle o güzelim geminin ardından
11 Mayıs 2010 Salı
Akrostiş şiir denemesi
Bu resimdeki 2 küçük kızdan sizce hangisi benim ?
Şakırım bülbül gibi yerindeyse keyfim,
Erik'tir en sevdiğim meyve
Naz yapmayı sevmem ne o öyle
İstediğim neyse derim hiç çekinmeden
Zengin bir gönlüm vardır görmesini bilene...
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Başka bir alem
Bugün mezarlara gittik Eltim'le, annesini ve abisini ziyarete.
Ziyaret ettik, ben Kuran okudum o dinledi.
O an aklıma gelen tüm akrabalarıma, arkadaşlarımın sevdiklerinden ölenlere bağışladım.
Fark ettim ki bu bağışladım kişilerin sayısı ne kadar da çoğalmış.
Mezarlık, bambaşka bir alem.
Şu dünyada belkide tek kelam etmeyeceğiniz kişilerle aynı yerde yanyana yatmak ne garip.
Mezarlıkta öten kuşların sevdiklerinin bir sohbet etmek isteyişi olduğunu düşünürüm hep.
Hiç sesini işitmediğim kuşların seslerine tanık oldum.
Çok umutlu konuştular benimle.
Okuyarak, onları anarak unutulmadıklarını fısıldadılar bana.
Ve o kuşlara emanet ederek sevdiklerimizi ayrıldık ordan.
Kayınvalidem'e gelince sofra başında ettiğimiz sohbet ve komik anılarla
Yine uzaklaştık o alemden.
Ağlamıycam söz.
Gülmem onları unutmak değil,
Tam tersi bu hayatta sağlıklı bir ruh sağlığı ile onları anabilmek içindir.
8 Mayıs 2010 Cumartesi
Elleri öpülesi analar
Kendisine, ailesine, sevdiklerine, vatanına, milletine
En çok da temiz bir dünya bırakılmak adına insanlığa
Hayırlı, şerefli, dürüst, düşünceli
Evlatlar yetiştirmiş, yetiştiren
Tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum.
Eli öpülesi annelerimizin ellerinden öpüyorum...
Ben kimim ?
Bazen,
Başkalarınca yanlış ama size göre, o an en doğru olan kararı verirsiniz.
Sizi yoran karar aşaması değil de,
Uygulama devresi olur hep.
Sizi ya yargılar, asar, keser, idam ettirirler
Ya da özgürlüğünüzü elinize verirler.
Ya da özgürlüğünüzü elinize verirler.
Suspus olmak lazım bazen,
İnanın sessiz çığlıklardır asıl kulakları sağır eden,
Ve o sessiz çığlığı duyamayanda olur.
Başkalarına
Kendinizi anlatma gereği de duymayın.
Kendinizi anlatma gereği de duymayın.
Sakın, sakın.
Varın verdiğiniz o kararı uygulayarak, yaşayarak anlatın.
Doğru kararı verdim kendimce.
Özüme sordum, verdim cevaplarımı.
Ve verdiğim cevaplarda hiç şaşırmadım, teklemedim, terlemedim,
Dersimi iyi çalıştım çünki.
Veremiyecek bir cevabım yoksa ben kimim o zaman ?
Bana başka sorun yoksa bu imtihan niye o zaman ?
Simyacı
"Kim olursan ol, ne yaparsan yap,
bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman,
Evren'in Ruhu'nda bir istek oluşur."
Simyacı, Paulo Coelho syf:34
Başımı yastığa koyduğum bazı gecelerde,
Hep ne istediğimi sorarım kendime.
Nasıl bir yaşam sürmek istediğimi düşünürüm
-Hangimiz yapmaz ki? -
Bir masal gibi gelir bana,
Uykuya dalıncaya kadar dinlerim kendimi.
Ve o düşüncelere kapıldığım zamanlarda da
Elime Simyacı kitabını alırım.
1997 aldım bu kitabı ve hala ara ara baştan sona okurum yine.
Böylesine basit bir yaşamı hak etmek için yaşanılan, sabredilen
Sonun da Evren'in Ruhu'na yolladığı mesajın gerçekleşmesiyle
Elde ettiği yaşama tekrar tanık olduğum Santiago'nun
Gerçekleşen mucizesine tanık olmak adına.
Sanırım yine bu kitabı okumamın zamanı geldi.
7 Mayıs 2010 Cuma
Yakıştıramadım,
Geçen gün bizim liseden kızlarla olan güne gitmek için düştüm yine yollara sabahtan.
Arkadaşımla Konak iskelesinde buluşmak için biraz erkencede gitmişim, oturdum iskeleye karşı.
Karşıyaka'dan gelen vapur boşaldı, yolcular işlerine gitmek için döküldüler yollara.
Aman efendim o bayanların şıklıkları neydi öyle, vallaha rahat olayım diye giydiğim pantolon, gömlekle pek bi utandım, kendimi kınadım. Topuklular, o saçlar başlar, kıyafetler, püfür püfür etekler, elbiseler, kokular başım döndü. Hayır yoksa bir sokak defilesi yada reklam çekimimi var dedim etrafta kamera aradım.
Amaa o cool giyinmiş, takım elbiseli, güneş gözlüklü, jöleli saçlı bazı beylere o hareketi yakıştıramadım.
Çok ayıp çokkkkk!!!
6 Mayıs 2010 Perşembe
Mektup
................
Şöyle izah edeyim ki en kalın kafalınız da anlasın.
Bir mektup diyeceğini yalnız yazıyla demez.
Mektup tıpkı kitap gibi, koklayarak, dokunarak, elleyerek de okunur.
Bu yüzden akıllı olanlar, oku bakalım, mektup ne diyor, derler.
Aptallar da, oku bakalım ne yazıyor, derler.
Hüner yalnız yazıyı değil, mektubun tümünü okumakta.
Benim Adım Kırmızı, syf;47-48 Orhan Pamuk
.................
Bir mektup aldım,
Topu topu iki satırlık bişi.
Önce bir acele okudu gözlerim,
Bir iki damla düştü.
Sonra tekrar okudum dilimle,
Sus pus oldu.
Kalbim okudu sonra çarpa çarpa,
Kırıldı.En sona kalan beynim okudu,
Kelimeleri teker teker, üstünden tekrar tekrar geçerek.
Aceleyle başlamış yazmaya dedi,
Cümleyi tam kuramamış baştaki kelime sona konmuş
Yetişme telaşında, belki de birileri kovalıyor belli mi olur?
Noktalama işaretine bak dedi,
İki tane,
Biri sen diğeri de kendisi ayıramamış birbirinizi.
Sonuna da eklemiş işte,
"Ben haber vericem"
Merakta kalma iki gözüm, izle beni unutma, kopma benden.
Bu acele gidişim nasıl seninle benim içinse
Haber vericem sen haber kuşlarını dinle............
Şimdi marifet buysa bende öyle yorumladım,
Lakin kalbime söz geçirmek ne mümkün
O'nun lisanı bambaşka,
Çözebilene aşkolsun
4 Mayıs 2010 Salı
Hüsnü Şenlendirici ve Trio Chios Ege'nin iki yanı
Sıcak bir yaz akşamı,
Dolunay denizin üstünde salınmakta,
Bir tahta masa etrafında dostlar,
Masa da rakı olsa da olmasa da fark etmez
Muhebbet, masanın kaynağı
Uzaktan geliyor bu parça
Kimi zaman kesiliyor kimi zaman da tam yanında
Ağustos böcekleri de susmuş dinliyor
Kıyıdaki kayıkta,
Bir deniz kızı saçlarında denizyıldızları...Not: Bu yazın albümü bu olmalı,
Hüsnü Şenlendirici ve Trio Chios Ege'nin iki yanı.
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Sesini açınız
|
Her ne kadar yüksek sesle kulaklıkla hemde böylesine gürültülü olarak adlandırılabilecek bir müzik türünü sevmesem de, Queen her zaman ayrı tuttuğum bir grup olmuştur.
Özellikle de bu şarkıyı ilk dinlediğimde lisedeydim, Fredy'nin o beyaz kostümle, makyajlı hali bu grubun her daim farklı olduğunu, olacağını hissettirdi bana.
Bu yorum Fredy'nin ölümünden sonra konserde söylenmiş, Guns'n Roses ve Elton John tarafından.
Sanırım anma konseri...
Sıkıntılı anlarımda kafamı dağıtmak adına dinlediğim bu grubun bu şarkısı hemde bu iki dev sanatçıyla çok daha başka olmuş.
Not: kulağınızda işitme bozukluğuna yol açabilir.
Başlık falan yok
Dokuz ay karnında büyüttükleri bebeleri cami avlusuna koyan zihniyete karşıyım.
Bu nasıl bir ruh halidir.
evet akşam eşimle özgürlüklerine kavuşmaları için iki köpeği sokağa bıraktık.
Moral bozuklu, gözyaşları içinde.
Ama yapabilecek, davranabilecek başka bir seçeneğimiz yoktu.
Biz bırakmasak eninde sonunda ya bahçe kapısından atlayacaklardı ya da biz evde yokken bahçeye girecek çocuklardan birileri alıp götürecekti.
Onları 20 günlükken aldık, elimizle besledik, sıcak su torbaları koyduk yattıkları yere.
Onlar için hem yemeğimizden hem de aldığımız tavuk parçalarını haşlayıp ekmeklerle karıştırıp verdik yemeleri için.
Dün akşam üstü vermedik yemeklerini, bekledik. Gece olunca iki ayrı büyük poşet yapıp koyduk yemeklerini. Sonra da arabaya attık evimize çok da uzak olmayan bir yere gittik. Geniş kırlık bir alan ama çevresinde evler var, Lucky'i gezdirirken oralardaki çocukların başka köpeklere olan yaklaşımlarını hep görürdük. Ordaki çocuklar köpekleri beslemek için büyük çaba sarfediyorlardı. Bizde oraya götürdük onları. Ama bi tanesi koltuğun altına girdi çıkmak bilmez, zar zor çıkarttık. Yemeklerini açtık onlar yerken yemeklerini geri döndük.
Üzgünlüğümüzü tarif edemiyorum ama en azından onları bahçemizde bakma imkanımız kısıtlandı, büyümeye başladılar, birbirlerine saldırıyorlar, dış dünyayı tanımaları gerekiyor. Onları bağlayamayız çünki onları zincirle bağlarsak hayvana işkence edenlerden farkımız kalmaz.
2 Mayıs 2010 Pazar
Pazar pazar
Çayın şekeri az gelmiş,
Bugün pek tatlı değil,
20 günlükken evimize geldiler,
Biberonlarla besledik, büyüttük
Artık gözleri, akılları, fikirleri
Evin dışındaki hayat oldu.
Bahçe kapısından seyrediyorlar hayatı,
Öyle de bir bakışları var ki,
Artık Özgürlük vereceğimiz gün bu gün.
Üzgünüz ama bahçedeki hayat yetmiyor onlara artık,
Doğanın kanunu diyorum ben buna.
Not: Şimdi ben bu satırları yazarken eşim geldi ve ne yazdığıma baktı ve gözleri doldu
1 Mayıs 2010 Cumartesi
1 Mayıs
Bugünün mana ve önemine ait yazı yazabilmeyi ne isterdim.
Hatta Gündoğdu meydanına gitmeyi bile düşündüm.
Belki o atmosferi soluyunca bişiler yazabilirim diye.
Ne yazık ki önceden verilmiş bir sözümüz vardı.
Teyzemin kızına gittik diğer teyze kızım Tülay ablamla.
Güzel bir gün geçirdik.
Konuştuk, güldük, dertleştik.
İki teyze kızımın arasında yaşça biraz küçük olsam da,
Sıkı aile bağlarımız sayesinde bir büyüdük gibiyiz.
Zaten ablam olmadığı içinde ikisininde tecrübeleri bana rehber oluyor.
Akşam oldu evdeyiz karnım acıktı
Koydum makarna suyu,
Eşim'e yaz sonunda yaptığım şişe domatıyla,
Domat soslu makarna.
Kendime de haşlanmış, mısır, garnitür, taze yeşil soğan ve maydanozla
Ekşili makarna salatası yapıp,
Halaaa bitiremediğim Jne Austin ablamın Kül ve ateş kitabını okumayı düşünüyorum.
Belli olmaz belki de geçer bilgisayar karşısına,
sandaletli seyyah'ın eski gezilerinden birini okurum :)
29 Nisan 2010 Perşembe
Evden çıkmadan yükleyebildiklerim
Bilgisayarın arkasındaki duvarda kendisi,
Ve ben şu satırları yazarken de hala orda
Öylece duruyor.
Umarım bişi yapmaz bana.
Gerçi örümcükten korkmam ama Avustralya'da yaşasaydım dört atabilirdim.
İşte beni bu ayakkabı mahvetti.
Zaten Kemeraltı'nda işim var,
Gitmişken kendisini tekrar görebilme umuduyla
Tekrar YKM'ye uğruycam.
Bunlar kim olabilir sizce?
Tabiiki benim Tontişimle, Pontişim !
Gerçi bayağı büyüdüler isimlerinide değiştirmem lazım.
Hadi bakalım öneri yapın bana, ikiside erkek, İsim annesi, isim babası olmak ister misiniz? Burası neresi?
İpucu İzmir'de yaşadığımı belirteyim.
27 Nisan 2010 Salı
yerlere yattım gülüyorum
Caanım arkadaşım Putsi'cimle benim blog sayfama bakıp konuşuyoruz telefonda.
Mavi balon : Putsicim, şimdi yan tarafta seyret bişi kaybetmezsin diye bir yer var gördün mü?
Putsi : Haa? haa gördüm.
Mavi balon : Aç bakalım parçayı hatırlıcan mı ?
Putsi : Açıyommmm.
Parça çalmaya başlıyor 10 saniye ses yok noldu derken bir ses mırıl mırıl
Putsi : tohumlarrr fidanaaa , fidanlar ağacaaa bu değil mi kız?
Mavi balon : Yuhhh,hahahahahahaha
Koltuktan yere düştüm yerlerde katıla katıla güldüm gözlerimden yaş gelinceye kadar
24 Nisan 2010 Cumartesi
23 Nisan 2010 Cuma
23 nisan, neşe doluyor insan
ey özgürlük (italyanca) | izlesene.com
Ayy ne kıskanırdım küçüklüğümde
Saçlarını iki yandan at kuyruğu yapıp
güzel elbiseler giymiş,
Dudaklarını uzata uzata şarkı söyleyen
Şu İtalyan çocuk korosundaki yaşıtlarımı
Neden bizimde böyle koromuz yoktu sanki derdim,
Büyüdükçe fark ettim ki biz Türk çocukları onlardan daha şanslıymışız
Çünki bizlere armağan edilmiş bir bayramımız varmış onlarda olmayan
Ve o çocuklar buralara gelirlermiş bizim bayramımızı kutlamaya
Ahh canım Atam, bitane Atam,
İnşallah bu bayramda hır çıkmaz
"Geçit töreninde ayağa kalkmadı",
"Çelenk töreninde İstiklal Marşımızı söylemedi",
"Anıtkabir'e gitmedi",
"Gittide rahat durmadı, burnunu karıştırdı" gibi.
Zaten çocuklar arasında bunlar sorun olmaz ki,
Olsada hır gür bir bakarsınız kolkola girmişler
"Önümüze gelene yüz tekme" diye diye dolanırlar sokaklarda.
Not: Tohum Otizm Vakfı'ndan gelen bir çalışmyı eklemek istedim buraya güzel bir resim çalışması ne yazık ki resmin boyutu çok büyük olduğu için ekleyemedim,
Üzgünüm ama en azından burda haberini vermek istedim.
Not: Tohum Otizm Vakfı'ndan gelen bir çalışmyı eklemek istedim buraya güzel bir resim çalışması ne yazık ki resmin boyutu çok büyük olduğu için ekleyemedim,
Üzgünüm ama en azından burda haberini vermek istedim.
22 Nisan 2010 Perşembe
Evlilik teklifi
1998 yılında Oriflame kozmetikte çalışıyorum
O zamanlar çıktığım biri var öğlen işyerime geldi.
Yemek yedik dışarıda, dönüşte işyerimin önündeki basamaklarda oturuyoruz
Yerimiz Çankaya'daki eski itfaiyenin karşısı
Evlilik teklifi yapıcak bana seziyorum ama
Nasıl bir yerde olsun diye de ağzımdan laf almaya çalışıyor
Nasıl bir yerde olsun diye de ağzımdan laf almaya çalışıyor
Bende karşımızdaki Hilton Oteline baktım
"Yüksek bir yer olsun " dedim.
Bir hafta sonra Cumartesi günü için işyerinden izin al dedi bana
19 Eylül'e , tamam dedim ve aldım iznimi.
Öğlen buluştuk elinde 2 biletle geldi
Gidiş : İzmir-İstanbul THY TK 333 sayılı sefer saat :13,30
Dönüş : İstanbul - İzmir THY TK 372 sayılı sefer saat: 21,00
O kadar şaşırdım ki ne diyeceğimi bilemedim
Bana sadece " Yüksek bir yer olsun demiştin " dedi.
Alana vardık ama hava kapanmaya başladı,
Uçak hayret rötar yapmadan zamanında kalktı,
Ve pilotun anons yaptığı bir yükseklikte
Yanımdaki erkek
"Benimle evlenirmisin?" diye sordu.
Ben de,
"Bu yükseklikte hayır deme şansım yok sanırım, evet" dedim.
Zaman kısıtlı olduğu için İstiklal Caddesi'ni gezdik sadece
Haa birde Galata Kulesi'ne çıkabildik.
Dönüşte hava iyice kapandı, uçağımız 1 saat rötar yaptı,
Bandırma üzerinde pilotumuzdan bir anons,
"Kötü hava koşullarından dolayı İzmir'e iniş izni alamıyoruz muhtemelen İstanbul'a dönebiliriz ama oradanda iniş izni alamıyoruz muhtemelen yedek hava limanı Dalaman'a inebiliriz."
Hoppalaa dedim uçak dışarıdaki yıldırımlardan sarsılmaya başladı,
Yıldırımları pencereden görebiliyorduk,
Yolculardan bir bayan ağlamaya başladı düşeceğiz diye bağrındı pilotu istedi.
Ben korkmadım çünki hem ilk defa binmiyordum uçağa hem de ölüm her yerde.
Daha sonra izin alındı ve İzmir'e inebildik.
O erkek şu anda yatak odasında uyuyor ve bende bu yazıyı yazıyorum.
Resim: İstiklal Caddesi - İstanbul 19/09/1998
21 Nisan 2010 Çarşamba
Pabucum sıkıyor
Sezen Aksu - Erkekler
Şimdi bu şarkıya şöyleee güzel bir yorum yazmak isterdim +
Ama aklıma bişi gelmiyor,
Neden ?
Pabucum sıkıyorrrr....
19 Nisan 2010 Pazartesi
Dünyaaaa yenidennnn dönüyorrrr
Canım sıkıldı şimdi ama durup dururken değil.
Gün içinde olan biten düşündüklerim falan.
Mesela en büyüğü, işimi özledim.
Bu gün eski resimlerime bakarken işyerimde çekildiğim bir resmimi buldum.
Muhtemelen günlerden cuma çünki önümde ajanda, ödenecek paralar ve ödeme listesi yazıyordu.
2001 yılından 2006 sonuna kadar çalıştığım işim.
Üç-A Tekstil !
Önce gıda çarşısındaydı çalıştığım yer,
İşe telefonlara bakmak, fax çekmek, faturaları muhasebeye hazırlamak için girmiştim.
İlk 3 ay aynen böyle geçti. 3 patronum vardı ama ben sadece birinden çok çekinirdim.
Sağolsun o patronum bendeki potansiyeli gördü ki işlerini bana göstermeye başladı.
İhracat yapılacak malın koli siparişi, varsa askı adetleri, giden malın çeki listesi, yabancı faturanın kesilmesi, G.Ç.B'lerin hazırlanması, personel mesai listesinin tutulması, kaliteye yardım, tişört paketleme derken işimde büyüdü.
Sonra büyüyecezğiz dediler Çiğli Organize (A.O.S.B) taşındık.
Maaşıma zam yapıldı yeni sekreter alındı yukarıda saydığım işlere yenileride eklendi
En kötüsü ise ödemelerdi.
Fatrurayı keser malla beraber yollardık sonrada o çeki alıncaya kadar geçen zamandaki karın ağrılarımı çeklerin uzun vadeleri hiç bir zaman dindirmezdi.
Elime geçen çekin sevinci en fazla o çeki faksladığım factoringe gittiği zaman kadar olurdu.
Sonra da gelsdin paralar gitsin ödemelere...
En zor olan ödemeler ilkokul mezunu fasonculara ekstrelerini açıklayarak yaptıklarımdı.
Kendi kafalarınca yaptıkları ekstreyle benim ki hiç mutabık olmazdı.
Evim işyerime uzak olduğu ve servisinde bana uymamasından dolayı işe 9' da gider akşam yakaladığım fasoncuyla 5 gibi çıkardım işten.
Tabii az mesaide kalmadım mal yüklemesi yapılırken.
Orda her işi yapardım ben,
Hiç bir işten gocunmadım da.
İşimi çok ama çok özledim....
Ah Eyyafyallajöküll ah !
Daha ismini bile telaffuz edemiyorum şu İzlanda'daki yanardağın,
Bize küllerini yollayacakmış diye duyunca bi telaş yaptım.
Ne olucak acaba diye?
Her taraf bir sis bulutu içinde,
Kimin eli kimin cebinde belli değil,
Saçlarımız annemlerin klasik boyası Küllü kumral tonunda
Giysiler uzaylı kıyafeti gibi olucak kül girmesin bi yerlerimize diye
Hatta üzeri minyatür desenli sahil kasabalarında turistlere satılan kutulardan almıştım
Onun içinede taa bilmem nerden gelmiş o külü hatıra niyetine koyacaktım
Ya da zemzem suyuyla karıştırıp sürücektim kırışıklarıma
Amaaaaa,
Gelmiyecekmiş buralara :((((((
İstanbul'u teğet geçip Karadeniz açıklarına savrulacakmış.
Olmadı ama yaaaa!!
Neyse başka zaman bekleriz :)))))))
Ya da uyanıverir Karşıyaka'daki eski volkan Yamanlar dağı !
Bize küllerini yollayacakmış diye duyunca bi telaş yaptım.
Ne olucak acaba diye?
Her taraf bir sis bulutu içinde,
Kimin eli kimin cebinde belli değil,
Saçlarımız annemlerin klasik boyası Küllü kumral tonunda
Giysiler uzaylı kıyafeti gibi olucak kül girmesin bi yerlerimize diye
Hatta üzeri minyatür desenli sahil kasabalarında turistlere satılan kutulardan almıştım
Onun içinede taa bilmem nerden gelmiş o külü hatıra niyetine koyacaktım
Ya da zemzem suyuyla karıştırıp sürücektim kırışıklarıma
Amaaaaa,
Gelmiyecekmiş buralara :((((((
İstanbul'u teğet geçip Karadeniz açıklarına savrulacakmış.
Olmadı ama yaaaa!!
Neyse başka zaman bekleriz :)))))))
Ya da uyanıverir Karşıyaka'daki eski volkan Yamanlar dağı !
Pandik ! Duymamış olayımm..
Konsere gittim,
Ne kalabalıktı öyle.
Ahhh Volkan'ım harikaydı, harika ötesi yok yani.
Pandik!
O da neymiş duymamış oliimmm.
İzmir'lilerde olmaz öyle şeyler :))
Herkes kendi havasında,
Herkesin elinde cep telefonu
Kimi videoya çeker - benim gibi -
Kimi birilerine dinletir
- Bandırma'daki arkadaşıma, Merzifon'daki kardeşimin eşine benim gibi -
Kaydettim yaa o
"Sevvgilimmmmm" deyişini tamam dedim.
Not: 19 Mayıs'ta İzmir Buca Gölet'te :)))))))
18 Nisan 2010 Pazar
Pandik yemek
Akşama Gaziemir Belediyesinin düzenlediği
Halk konserine gidiyorum .
Ki burdan bağlı olduğum Buca Belediyesi'ne bir YUHHH çekiyorum.
Hüseyin Turan en önemlisi de Volkan Konak !
Eşim götürmez o evde maç izliyecekmiş ben patates kızartırsam
Kuzenim Tülay, oğlu Ege ve ben gidicez,
Bakalım neler olucak?
Belkide kıçımıza birer pandik yiyip gelebiliriz :))))))))))))
17 Nisan 2010 Cumartesi
Gece saat : 02,08 ve ben yine hesaplaşmalarda
Beni hor görme kardaşım
Sen altınsın ben tunç muyum ?
Aynı vardan varolmuşuz
Sen gümüşsün ben sac mıyım ?
Ne varise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım ?
Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben çeç miyim ?
Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum ?
Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben baç mıyım ?
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım ?
Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben çeç miyim ?
Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum ?
Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben baç mıyım ?
Aşık Veysel
16 Nisan 2010 Cuma
Ben bunu dinliyorum,
Şimdi kör gözüne parmağı sokar gibi ne bu demeyin?
Kendimi size entel göstermeye çalıştığımıda düşünmeyin,
Bi huyum var Türkçe sözlü müzik dinlerken
Ki ne çeşit olursa olsun farketmiyor
Sözlerin arkasına bi takılıyorum
Bi bakıyom şarkı bitmiş ben hala ilk nakarattayım
Yabancı sözlü şarkılar dinliyorum
Bu seferde bi kelime yakalamaya anlamını çıkarmaya çalışıyorum
En iyisi bu
Dert yok tasa yok !
Elemterefiş kem gözlere şiş
Yaa şimdi bu tekerlemeyi söyelemek yanlış mı?
İçimden bir ses ilk baştaki "elem tere" lafzına göre yanlış diyor,
Ama yine de diyorum işte yaa..
Çünki kendimi rahatsız hissediyorum,
Üşümek, nezle, burun akması, hapşırma, titreme, ateş gibi belirtiler diill
Kendimde olan bişilerin yanlış gitmesinden dolayı
NAZAR değdi bu gün bana...
Elemterefiş kem gözlere şiş.
14 Nisan 2010 Çarşamba
Gündelikçi
Bugün yokum gerçekten.
Şu satırları daha kargaların bile uyanmadığı bir vakitte yazıyorum
Saat: 08,23-
Şimdi birazdan çıkıp GÜN'e gidicem.
Liseden kızlarla- sanki erkek vardı da lisedeyken-
Günümüz oluyo bizim kahvaltıya gidiyoruz
Öğlen ezanından sonra da gün bitiyor evlere dağılıyoruz,
İmam hatipten mezunuz ya Ezan bizim için saat oluyo
Gerçi benim bazen akşam ezanını bile bulduğu eve döndüğüm,
Misal gün Torbalı'da oturan arkadaşımda olduğunda :)
Haa yarında yokum ama gün münasebetiyle değil
Yarın eski çalıştığım yerde 1 günlüğüne mağazaya bakıcam
Paramıda alıcam ohhhhh!
Yaa şimdi ben bugün GÜN,
Yarın da iş için gidince bir günlüğüne,
GÜNDELİKÇİ'mi oluyorum ?
13 Nisan 2010 Salı
Tam 12 saat uyumuşum iyi mi?
Gözlerim şiş,
Açık pencereden de girmiş bir kara sinek
O duvar senin bu duvar benim çarpıp duruyor
Şimdi ben bi çarpıcam onaya dur bakalım.
Yazarın saat: 12,50-notu ;
Yok yaa çarpmam merak etmeyin.
Yöntemim şu,
Pencereyi ve perdeyi açıyorum
Elimde minder rüzgar yapıyorum evde
O kara sinekçikte o rüzgarla hoppp
Pencereye !!
12 Nisan 2010 Pazartesi
başlık yok kızgınım
Polonya cumhurbaşkanı vefat etti Allah rahmet eylesin ne diyim sözüm yok,
Amma velakinn neymiş efenim,
Cumhurbaşkanının gömülme töreninin yapılacağı gün
Yurdumda bayraklar yarıya inecekmiş,
Allah aşkına,
İstanbul'da selden ölenler için,
Depremde hayatını kaybedenler için,
Bu topraklar uğruna hayatını veren şehitlerimiz için,
Törenler yapılırken aklın nerdeydi ?
Elektirik değil Elektrik
Şimdi efenim bu yazımı bile yayınlıyabilecekmiyim bilmiyorum.
Dün bizim buralarda 2 defa elektrik kesintisi oldu.
1.sinde tam maçın bitmesine 15 dakika kala
Hadi maç benim için önemli diil ama,
Son bir caymakla eşimcim doğum günü yemeği menüsünü değiştirince
Pizza için tutulmuş hamur kaldı öyleceneee şişmeye devam ederken
Oturduk kaldık tabii gerçi ben pizzanın malzemesini hazırlıyalım diye tutturdum ama
Derken elektrikler geldi sanki tekrar gideceğinden korkar gibi koşturduk mutfağa
Bir hızla hazırlayıp pişirip yedik pizzaları
Yine öyle otururken 11 gibi yine gitti elektrikler nanik yaparak
Eee ne yapalım en iyisi yatmak dedik.
Sağı solu kapattık yattık ki geldi yine elektrikler
Ulen oyunmu oynuyorlar ne kalktık yine uyku yok ki gözlerde
Ütü yaptım bende eşimde bilgisayara takıldı
Haa size bir önerim var TRT BELGESEL kanalı
30 dakikalık belgeseller konular harika spikerlerin güzel Türkçesi
Ben çok seviyorum bu kanalı her akşam saat 11'de izlemeye başlarım
Haa bu yazıyı neden yayınlayamıyabilirim ?
Dün ki elektrik kesintilerinden sonra bilgisayar biraz garipleşti
Hangi dosyayı açsam bi naz, bi ağırlık anlayamıyorum.
Biraz önce msni açtım Sevgili kamikazem kusura bakma hemen kapandı msn düştüm
Şimdi de açamıyorum msn'i niyeyse?
Yedi başını bilgisayarın Tedaş alacağın olsun bakalım.
11 Nisan 2010 Pazar
Pazar kokuları
Bu pazar günü evimiz
Yumurtalı ekmek kokuyor!
Eşimin doğum günü bugü.
Dünden siparişler verildi yemekle ilgili
Önce kahvaltı ; yumurtalı ekmek olmalı dedi
Gitti dün fazladan ekmek aldı eve bayatlasın diye
Akşama da menüsü; Püreli tas kebabı beyimizin
Ayrıca her zamanki gibi 12,40-da mesajı geldi Annesinden
Kayınvalidem saat 12,40-da dünyaya getirmiş eşimi
Ve her yaş gününde o saatte ya arar ya da mesaj atar.
10 Nisan 2010 Cumartesi
kıyamet yaklaşıyor
Bir ülke bu kadar mı sırtından bıçaklanır
Kalleşler gibi !
Arenada yediği onca mızarağa rağmen
Hala önüne gelene toslamak için koşup duruyor
Benim güzel yurdum.
Ya da vakit geldi tamamlandı bazı kozmik olaylar
Bu güzel topraklarda ne kadar batmış ülke,
Yok olmuş uygarlıklar varsa onlar gibiyiz
Son bir hızla iniyoruz yokuştan
Bir duvara çarpınca durucaz
Kıyamet yaklaşıyor !
9 Nisan 2010 Cuma
8 Nisan 2010 Perşembe
163 nolu otobüste tartışma
Geçen haftalardan bir gün yola çıktım
Gidilecek yer; BosPa- Bostanlı Pazarı-
Otobüsü beklerken
Kendi dünya gündemimizi alt üst edecek kadar önemli bir konu hakkında
Telefonda konuşurken arkadaşımla otobüs geldi
Şimdi telefonu kapatsam konu yarım kalacak
Binmesem olmaz çünki 12,30 vapuruna yetişmem lazım,
Eee İzmir'deki otobüslerde de telefonla konuşmak yasak
Neyse bindim ama telefonu kapatmadım
En arkaya gidip oturdum yarım kalan meseleyi 1 durak mesafesinde
konuştum telefonu kapattım
Telefonun müzik çalarını açmaya çalışırken
Yan taraftan bir bey sanki Etna yanardağı gibi mübarek patladı
"Otobüste telefonla konuşmak yasak, bindiğinizden beri konuşup duruyorsunuz, konuşacaksanız otobüsten inin"
Gibi üslupsuz bir tavırla.
Ttamam benim yaptığımda hoş değil
Sinyallerden otobüsün bilmem ne motorları kitlenebilirmiş falan
Mübarek sanki uzay mekiği Challenger'deyiz,
Sistem kitlenirse düşeriz falan yeryüzüne mazallah.
Ben de asfalyalar attı tabii,
"Beyefendi herkesin cebi açık hem bu otobüste herkes radyo dinliyo radyolarımı var, müzik dinliyorlar mp3'lerimi var, herkes mesaj çekip duruyor otobüste "geldim, otobüsteyim" gibi, Allah bilir sizin bile telefonunuz titreşimdedir, ayrıca bir bayanla konuşuyorsunuz üslubunuza dikkat edin lütfen" dedim.
Neyse o uzatır gibi oldu ama bense tınn!
Taktım kulaklığımı açtım müziğimi
2 durak sonra indi beyefendi rahatsız oldu sanırım!
7 Nisan 2010 Çarşamba
Günlük işler
Öyle geçiyor günler benim için,
Öğlene doğru bir sabah vaktinde kalkıyorum
Bahçemdki köpüşlerime yemeklerni veriyorum,
Bilgisayarı açıyorum
Sonra da kendime nescafe suyu koyup bu esnada fırına gidiyorum
Gevrek yada boyoz almak için
Ben gelinceye kadar su fokur fokur kaynamış oluyor
Çünki yolda mutlaka birilerine takılıp lak lak yaparım
Sonra da kahvaltılıklarımı alıp geçiyorum bilgisayar başına
Önce facebooktaki adresimi açıyorum
Kahvaltıyla karnımı,
Facebookta üye olduğum sitelerden
Dostlarım, Mevlevihane, Atatürk, aşk-ı vuslat, Kırık testiden sızıntılar
Onların yayınladıkları güzel sözlerle de ruhumu doyuruyorum,
Sonra da günlük olağan telefon görüşmeleri başlıyor,
Eşim, Annem, kuzenim ve arkadaşlarımla,
Ve daha sonra akşama ne yapsam telaşı sarıyor
Ne yazık ki accayip yemek seçen eşim sayesinde,
Eğer gidilecek bir yer yoksa
Yapılacak ev işide varsa onlar yapılıyor,
Sonra da "eee başlarım işine" deyip bir noktada
Atıyorum kendimi kanepeye kitap okuyorum.
Bu günlerde yaptığım bu sadece...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















