1 Şubat 2011 Salı

Soğan ve tuz ruhu..


Bişiler yazmak istemiyor canım bugünlerde. 
Ayrıca doğradığım soğanlar da akıtmıyor gözyaşlarımı. En çok neye kızıyorum, bir dalgınlıkla soğan doğradığım bıçakla ekmek hazırlarken kendime yağ, domat ve  peynir koyarak ilk lokmayı ısırdım ki bir soğan tadı ağzımda ne yutabildim ne de geri çıkarabildim lokmayı. 
Yok dedim yok bunu yaptıysan sonucuna katlanmalısın. 
Önce kızdım sonra da güldüm kendime. 

Hah aklıma gelmişken bir de tuz ruhu meselesi var. Nerede o canımm cam şişe içindeki tuz ruhu... Bir dökerdik ki afedersiniz 100 numaraya foss ederdi... Tertemiz pırıl pırıl olurdu sökülürdü kireç mireç kalmazdı. Ama şimdikiler plastiklerde. Neden cam şişedeymiş eskiden çünki o kadar güçlüydü ki eritirdi plastiği şimdikileri döküyorsun anca klorak eklersen aklına geliyor temizlemek görevi. Tuzları kalmış ruhları gitmiş hep....
Aklıma geldi yazmak istedim. 







31 Ocak 2011 Pazartesi

Yapışkan 20'lik...


İnadı tutuyor bazen benim bilgisayarın resim falan eklemek istiyorum yok yok sanki gavur inadı var ne ileri ne geri. Yüklenmiyor da yüklenmiyor resimler. Hay dedim şimdi varsın eklenmesin napalım. Hah sanki çok matah ta çektiğim resimler. Hani yüklesem bunlar mı denilecek cinsten. Biraz keyfim yerine geldi gibi ama yine gidecek eminim. Bir 20'lik le başım belada. Elime bi geçirebilsem öyle bi benzeticem ki ah ah... Bu gün ne durumda ne yapmak lazım diye gittim müdahale şart dediler. İyi de bende nerede o yürek. Dört attım resmen aman dedim kalsın. Pek mes'uduz biz kendisiyle göstermese de nemrut yüzünü. Geçinip gidiyoruz işte... 
Ama inanıyorum ki bi cesaret toplasam gün yüzüne çıkartıcam ya kendisini bakalım ne zaman ? 
Bakmayın böyle dediğime bu hafta olmadı öbür hafta müdahale şart yoksa başka türlü geçeceğe benzemiyor. 
Eh hadi bakalım el mi yaman bey mi yaman sayın 20'lik. 
Yenicem seni.








28 Ocak 2011 Cuma

Eski sevgililerim....



İlk sevgilim bir mankendi.
Çok cool'du.
Biraz gündemden düştüğü için bir mağazada
Kapı önünde mankenlik işi bulmuştu.
Bu halk içinde yaşamaya alışamadı.
2 ay içinde ayrıldık.


Ahh İtalyan asıllı 
Bolu Mengen'li Aşçı sevgilim.
Beni yaptığı lezzetli İtalyan makarnalarıyla tavladı.
Yalnız 3 aydan sonra aldığım kilolar
Ayrılığımızı hızlandırdı.


Kızılderili 
"Ay'ın üstündeki İri Boğa"
İsimli sevgilim.
Aslında tüm Amerika'nın kendisine ait olduğunu duyduğumda
Sevinçten havalara uçuyorken
Amerikalıların işgalinden dolayı buralarda 
Kaçak yaşadığını 
Buradan bi bayanla evlenip
Buranın yurttaşı olmak gibi 
Kötü niyetini sezdiğimde 
Kendisini
En yakın dolunay'da terk ettim.


Dünya çapında ünlü restoranlar zinciri sahibi
Ve çok yakışıklı son sevgilim.
Fark ettim ki  
Gün boyu restoran önünde ki banka oturup
Bir çok güzel bayanla resim çekiliyor muş...

Of off....





40'a merdiven dayamışken 
Nereden çıktı şimdi bu 20'lik ?






27 Ocak 2011 Perşembe

Yemek yerken ölmek

İnanıyorum ki ben yemek yerken ölücem
Çoğunlukla ve sıklıkla yemekte boğazımda kalanlarla uğraşıyorum.
Çok hızlı yemek yediğim söylenemez
Ama mutlaka bi lokmayı soluk boruma kaçırıyorum
Yamuk oturmam dik otururum mesela yemekte
Sonra da yanımdakinden sırtıma vurması için yaptığım garip hareketler
Öksürmeler, öğürmeler, boğazda accayip yanmalar 
Yutulan lokmanın geriye çıkışı
Eşim alıştı ama eğer yabancı bi yerdeysem ve eşim yoksa
Yanımdakini uyarırım ben boğulursam sırtıma hızlıca vurun diye.
Biraz önce yine yaşadım mesela
Pek sevdiğim peynirden bir parça kesip yiyesim geldi
Koltuğa oturdum daha ikinci lokmada 
Hızla ayağa kalktığımda eşim yetişti ve sırtıma kuvvetlice vurdu.
Yalnız olsaydım ne yapardım acaba ?

26 Ocak 2011 Çarşamba

Oh be !



Oh beee!
Fazlalıkları atınca insan üstünden 
Nasıl da rahatlarmış.
Kuş gibi hafiflermiş.
Hani saçını kestirdiğinde bi hafifleme hissedersin
Yaz gelir kışlıkları atarsın omuzlarından
Evde fazla eşya vardır atarsın ev hafifler
Bi güzel keselenirsin hamamda kirlerini atarsın
Oh be!











25 Ocak 2011 Salı

Ben bilirim arkadaş !

Ben bilirim arkadaş !
Mesela nerede duracağımı
Ayağımı tüm olan kuvvetimle bassam da gaz pedalına.


Ben bilirim arkadaş !
Mini etek de giysem nasıl oturacağımı
Frikik vermeden,
V yaka tshırt de giysem
Hangi açıyla eğileceğimi,
Elimle yakamı kapatmaya gerek duymadan.


Ben bilirim arkadaş !
Neyi duymamam gerektiğini
Başımın belaya girmemesi için.


Ben bilirim arkadaş !
Nerde gözümü kapatmam gerektiğini
Nerede sonuna kadar açıp görmem gerektiğini.... 


Ben bilirim arkadaş !
Toplumda nasıl davranacağımı
Osurmamam gereken yeri,
"Bok" "Çiş" "Kaka" "....." "....."
Gibi laflar etmemem gereken yerleri.
Her ne kadar bu kelimelerin eylem karşılığını
Yapsam da, yapsan da, yapsak ta !
Eğer yapamazsak vücudumuza nasıl bir zarar vereceğini bile bile...
Neden ayıptır ki mesela de mi ?


Ben bilirim arkadaş !
Nerede nasıl konuşacağımı.
Yaşım değil başımdan geçenler kadar konuşacağımı.
Üst kattaki komşunun dediği alt kattaki komşuya ayıp geliyorsa
Bi zahmet tıkayıversin kulağını.
İşaret parmağını da ağzına götürüp
"Cıks cıks" sesiyle....

Hadi şimdi dağılabilirsiniz...







Sigara içen kadınlar


Erkekleri yayınlamıştım
Kadınlar kusur kalmasın istedim 
Bazı kadınlara da pek yakışır sigara...
İşte yakıştırdıklarım..


























24 Ocak 2011 Pazartesi

Adına da derler seks




Youtube'de  
Taş plaklar arasında gezinirken tesadüfen
Dinledim.
Harikaaaaa.






Benim bi arkadaş,





Benim bi arkadaş, sürekli hasta oluyor demir eksikliği varmış.
Benim bi arkadaş, bazen beni zıvanadan çıkartıyor yaptığı cahilliklerle.
Benim bi arkadaş, kaç yaşında hala söze "abi" diyerek başlıyor.
Benim bi arkadaş, misafirlikte ne ikram yiyeceğini çok merak ediyor.
Benim bi arkadaş, nerelere gitti geldi ama şivesini bozmadı.
Benim bi arkadaş, habire erkek arkadaşlarını anlatır.
Benim bi arkadaş, çok zengin ama çok ağlaşıyor.
Benim bi arkadaş, çok kısık sesle konuşuyor anlamıyorum bazen kafa sallıyorum.
Benim bi arkadaş, sana başka ona başka bana başka anlatıyor hep atıyor biraz.
Benim bi arkadaş, ne zaman görse avon satmaya çalışıyor bana.
Benim bi arkadaş, telefonda hep görüşelim diyor randevu verince de yan çiziyor.
Benim bi arkadaş, adımla seslenmez hep "şekerûm" der bana.




Not: Yanlarına parantez içinde isimlerinin baş harfini koymayı düşündüm ama sonra okurlar da bu özelliklerinden men ederler beni diye vazgeçtim...











23 Ocak 2011 Pazar

Haydi bakalım...






Hop dingala dingala
Makinaya da attım perdeleri
Salıya da günüm var benim
Ütüle de ütüle durmadan....


Hop dingala dingala
Her yeri de temizledim ne güzel
Salıya da günüm var benim
Hadi yapalım bakalım börekleri, tatlıları...









Pazar pazar



Bazen semt pazarımızın evimize bu kadar yakın olduğuna sevinmiyor değilim.
Mesela üç kere gittim pazara bugün.
İlk gittiğimde bayağı yüklendiğimi düşünüp bir de elimde o poşetlerle ayva tatlısı için orta boy ayva aramak zor geldiğinden bi koşu eve gidip bahçede kapı önüne bırakıverdim herşeyi. Eşimi uyandırmak istemedim zaten gripten kırılıyor bide uykusuna kıymayayım dedim. Tekrar koştum pazara bu sefer ayva aramaya ne yazık ki pek de istediğim gibi değildi ayvalar. Topu topu üç yerde gördüm ayva satılan tezgahları ve oradakiler de ya çok küçük ya da çok serttiler. Ayva tatlısı yerine şekerpare yapayım bari diyerek zeytin tezgahlarına yanaştım. Öyle her zeytini tadanları hiç haz etmediğimden birini gözüme kestirdim ve tattım. Tam da benim aradığım zeytin çıktı. Tekrar eve koştum kapı önündeki poşetlerin yanına koyuverdim zeytinleri. Sobanın kovasını hazırladım, üst kattaki eve  çıkıp makinaya çamaşır attım daha bir üst kata çıkıp banyo ışıklığına nereden su sızıyor diye araştırma yaptım. Yukarıdaki su borusunu bi şekilde kaplamam gerektiğine karar verdim yoksa ilk soğuklarda donup patlayabilir. Tekrar aşağıya inip kapıyı çaldım eşim kalktı ve pazar torbalarıyla beni görünce pek şaşırdı. Kahvaltıyı hazırladım yedik, bulaşık makinasını çalıştırdım sonra  falan yukarıda makinadan çamaşırları alıp bahçeye asıverdim yağmurun dinip güneşin açtığı bi anda. Tekrar pazara çıktım bu sefer patates, yeşillik almak için. Tekrar eve koşturdum. Eşim rahatsız diye mercimek koydum düdüklüye pişince de süzgüden geçiriverdim. 
Bir ara dışarı kaydı gözüm yağmur başlamış bi koşu bahçeye astığım çamaşırları toplayıp balkon altına çamaşırlığa astım. Pazarda cibez görmüştüm bi yerlerde aklımda kaldı gidip almak niyetim ama bu kadar işten sonra yoruldum artık Çarşamba günü Şirinyer pazarından alırım. Şimdi dinleneyim biraz, sobayı yakayım, kitap okuyayım...









22 Ocak 2011 Cumartesi

Bakiye hep sıfır...





Sen kalk süslen püslen tak takıştır 
Çık dışarıya sokakta hava at 
"Gezmeye gidiyom"  diye 
Kapı önünde çömeşmiş, yemeni kenarı yapan varoş karılarına, 
Sonra da otobüse bin 
Kentkartın ötsün! 
Bişi değil bide o cadaloz karı bağrınsın otobüste 
"BAKİYENİZ YETERSİZDİR" diye...
Süklüm püklüm geri döndüm eve sokağın diğer ucundan...









Bir hayalin peşinde



Dün (Perşembe) belkide evvelki gün demeliyim aslında Kemeraltı'na indim.
Konak Pier'e uğradım Remzi Kitabevine. Kitapların kokusu ve dünyası arasında dolaşmak çok hoşuma gidiyor. Almak istediğim kitaplar vardı ne yazık ki üçünü de bulamadım. Yokmuş ellerinde... 
Kitaplar şunlardı,
Sardunya'nın sayfasında görüp bir bölümünü okuduğum ve pek etkilendiğim
Etgar Keret'in Tanrı olmak isteyen otobüs şoförü kitabı
Sonraa bir tavsiye üstüne okumaya niyetlendiğim
Amen Maalouf'un Semerkant'ı ki
Orada görünce hatırladım ki Afrikalı Leo adlı kitabını okumuşum ben
Ama çok oluyor 1997 belki...
Bir de yine bi tavsiye üzerine Emrah Serbes Erken kaybedenler 
Elim boş döndüm...
Yolda sözleşsek olmaz eltimle karşılaştım. Dolandık çarşıda sonrada akşama onlara gittim. Eşimde geldi kitaplıklarını karıştırdım biraz neler var neler yok diye,
Efendi kitabı vardı yarıya kadar okumuştum çok fazla isim ve daldan dala atlanılan konulara dayanamayınca bırakmıştım. Sonra Kelebek vardı hani ilkokuldayken okuduğum çok eskiydi hatta ilk 15 sayfası yoktu tekrar alıp okumayı düşünüyorum. Bir iki kitap önerdi yeğenim ama beni sarmadı Alacakaranlık vari konuları olan. Bir de Olasılıksız'ı okumamı istedi bakalım dedim. Abimin kitapları arasında bi kitap dikkatimi çekti izin isteyip aldım onu okuyorum şimdi. Sadun Boro'nun Bir hayalin peşinde kitabı. 1952 yılında Ling adlı teknenin sahibiyle yaptığı Atlantik okyanusunu geçişini anlatıyor. O zamanlar Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmış işte o yazıları içeren bi kitap...

21 Ocak 2011 Cuma

Rüyalar....



Çok karışık rüyalar görmekteyim 2 gündür.
Birinde bir evin altındaki su birikintisindeki envai çeşit balıklar
Renkli pulları, beyaz renk olanları bir de timsah
Timsahın üstüne binmiş yeğenim...
Birinde de bir sokak kavgası içinde kalmışız
Eşimi arıyorum bulamıyorum
Ve o kavganın ortasında üzerine doğrultulan silahı fark ediyorum
Sonrasın da uyandığım anda hala devam eden bi bağırma..
Hemen kalkıp işe yolcu ettiğim  kalkıp eşimi aradım nasılsın diye
Sesini işitmek, iyi olduğunu anlamak içimi ferahlattı..
Gittikçe anneme daha çok benzediğimi düşünüyorum
Annemde böyleydi böyle kötü kâbuslar gördüğünde
İş yerimizden arardı bizi aman iyi misin, dikkat et kötü rüya gördüm gibi..
Hayır olsun bakalım...





















20 Ocak 2011 Perşembe

Ölüm ve yaşam



Bugünlerde 
Kendimden hiç de beklenmeyen, 
Kendime yakıştıramadığım
Bi takım davranışlar görmekteyim.


Bugünlerde 
Kendimden beklenmeyen sözcükleri cümle içinde
Hem de o anın içinden kurtulmak istercesine
Anlamlı bir dizi haline getirmeye çalışırken yakalıyorum.
Bi takım sözler veriyorum oysa tutmayacağımı bile bile
Kafa sallıyorum verilen nasihatlara uymayacağımı bile bile


Uymadı demi şimdiye kadar aklınızda şekillendirmeye çalıştığınız kişiye,
Hoşunuza da gitmedi mesela bunca zamandır tanıdığım sen miydin diye,
Diyebilirsiniz ilk başta niye göstermedin bu yönünü diye ?
Ben de bilmiyordum ki....
Diyorum ya bugünlerde oldu bu
Verdiğim bi takım sözlerim vardı benim
İçimdekini acıtanlara karşı batan kıymıkları temizleyeceğim diye
Verdiğim sözlerim vardı benim kendime değil daha büyük birine.


Peşimi hiç bırakmayan bi düşünce var aklımda
Sürekli dönüp dolaşıp bir yerde çıkıveriyor karşıma
En kalabalık içinde, 
En yalnız kaldığım da...
Biraz önce yine geldi o düşünce aklıma.
Dışarıdaydık eve geldik bahçe dolunayın etkisiyle sanki ışıklar içinde
Arka bahçeye yürüdüm 
Kurumuş kavak ağacı ona inat yemyeşil mandalin ve limon ağacı
İşte bu olsa gerek dedim bana yaşamı hatırlatan
4 metrekarelik bir toprakta
Yan yana duruyor kurumuş ve yemyeşil kalmış iki ağaç...

19 Ocak 2011 Çarşamba

Pişmedi yemek ben piştim





Şu kış gününde birazda baharı hatırlatsın diye bana
Bakla aldım marketten.
Bir boyda olmalarına dikkat ettiysem de ayıklarken
Bir de baktım ki tanelerini çıkardığımda olmuş.
Attım bir tencereye hepsini tarifte ki gibi
Bir kaşık un bir bardak ta su ekledim
Kapattım tencerenin kapağını kıstım ateşi en yavaşa
Yemeğin kısık ateşte pişeni mâkbuldur diye salık veren 
Komşu  teyzenin nasihatiyle...


Gel gör ki pişmedi bi türlü...
Sobanın kovasını değiştirdim doldurdum
Tüm evi süpürdüm elektrikli süpürgeyle
Yolluk vardı bir iki çırpıverdim
Makinaya çamaşır attım
Bu dünya işi yaptım
O bakla pişmedi hala...
Tarifteki bir bardak su oldu 5 bardak
Tam iki kulpundan tutup karşı duvara atmayı düşündüğüm sırada
Düdüklü tencere geldi aklıma
Koydum içine 3 dakika sonra dumanı çıktı kapattım düdüğünü
Pişiverdi yemeğim bileydim önceden koyardım...

Bu son olsun...







Şu saatte aklıma geldi bu şarkı
Dinlemeye başladım.
Ve ne zaman dinlesem
Gerek ezgisiyle gerek sözleriyle olsun
Öyle bir UMUT dolar ki içime
Yüzüme bir gülümseme yayılır
Hala bir şeylerin bitmediğini, yitmediğini
Hatırlatır bana...















18 Ocak 2011 Salı

Facebook hesabımı kapattım. Hükümsüzdür !



Facebook hesabımı dondurdum.
Hep aynı videolar, muhabbetler dönmeye başlayınca...
Eski arkadaşlarımın arkadaşlık onayı yollayıp
Daha sonra da bi selam vermemesi
Bu videoyu paylaşmayan şu olsun, bu olsunların alıp yürümesi
Falan filan..
Ohh be...


















Şşşttt; bakmayın yukarıda atıp tuttuklarına siz
Ahanda şuraya yazıyom
Açar yeniden hesabını.....









Aaa de bakayım...





Aile hekimliği çıktı hatta pilot illerden biriydik
Ama sevmedim ben bu uygulamayı.
Ben sandım ki aile hekimime gidince
Bana hoş geldin diyecek, halimi hatırımı sorucak
Annen, baban nasıl eşin nasıl, işleriniz nasıl diyecek ?
Yüzüme bile bakmadan 
Midemle ilgili yaptığım uyarılara bile aldırmadan
Faranjit için verdiği gargaranın sesimi tamamen kıstığını iletmeme
Yazdığı 1000 miligramlık antibiyotiklerin
Beni daha beter hasta ettiğini dememe rağmen
Kendi bildiğini okuyor.
Yazıyor bir iki ilaç haydi güle güle...
( Güle güle'yi ben yazdım burada onun dediği yok bile... )
Senede bir iki kere gitmeme rağmen her gidişimde
Değiştiricem seni, diyerek çıkıyorum
Verdiği ilaçları da çöpe atıp bir hafta sonra iyileşiyorum...