27 Ağustos 2010 Cuma

Sorularım var benim ?



Daha önceden pişirdiğim bir poğaçayı buzluktan çıkarıp mikrodalga fırında ısıttığım da poğaça neden 2 dakika sonra katılaşır ?


Hayır diyorum diye ağzından saçılan tükürüklere aldırmadan konuşan Evet'çiler, neden fikrime saygı duymazlar ?


Yolda yürürken düşen bir çocuk ağlayarak ayağa kalkarken ağlamasın diye yere para atarken aslında o çocuğu bir daha yere düşmeye teşvik etmiş olmaz mıyız?


Gece yarısı çalınan romantik bir parça neden bizi geçmişe götürür de geleceğimize ışınlamaz ?


Ayağımıza vuracağını bile bile neden aynı ayakkabıyı giyeriz ?


İftar saati belli olduğu halde neden çorba hep kaynar, salatanın yağı tuzu konulmamış halde sofraya oturulur ?


Neden biz yaptık oldu denir de sizde yapın denildiğinde çil yavrusu gibi dağılır herkes ?


Bunca sıkıntılı günden sonra paylaşılan sıkıntı neden azalmaz da artar dalga dalga ?


Bir gömlekte kopuk düğme neden tam kapı çıkışında  fark edilir ?


Ramazan ayında iftar sofralarında yapılan yemekler neden diğer 2 günde de yenir ?


Romanlarda  gece yarısı çalan telefon için neden "Acı acı çalan telefon" benzetmesi yapılır ?


Biz doğmadan yazılmış bir eser nasıl olur da şu zamanda bizi etkiler ?

Bir fikrini paylaşırken bir ortamda neden "Benim fikrimce" deriz  beyan ettiğimiz her söz kendi fikrimizle oluşmuyor mu?





25 Ağustos 2010 Çarşamba

Gezmek


Kalk dedim kalk kızımm böyle evde kukumav kuşu gibi oturulup 
Sıkıntı sıkıntı üstüne eklenerek geçmez vakit
Çık dışarı gez , toz , dolaş,
Bir iki nefes al, bir iki insan gör 
Havan değişsin, rüzgar olsun...
Çıktım öğlen evden istikamet 
Alsancak - Kıbrıs Şehitleri...
Mango Outlet'e uğradım her şey talan ama hiç bişi bulamadım
Yürüdüm sokaklarda garip bişi oldu
Tam ben adım atarken önümden geçen bir gencin ayakkabısına çarptı 
Sol ayağım.
Sol ayak başparmağımın tırnağı kırıldı, kanadı hatta....
Hala evin içinde oraya buraya çarpınca accayip acıyor.
Bir de yeni aldığım ayakkabı arka taraftan vurdu :(
Yine su toplamalar, acımalar falan bepanthen süreyim bari..



İşte vuran ayakkabı


Tüm Kıbrıs Şehitlerini arşınladım ama Koton'a girdim
İndirim var demişti arkadaşım iyi de giyilebilecek düzgün bi giysi olsa bari..
En sonunda denemek için arayıp durduğum K.norr'un M.ercimek k.öftesi harcını buldum.
Cuma'ya yapılacak...






Sonra da eve döndüm 
Açıldım mı ? 
Tam değil biraz...
Oluruna bırakmaya karar verdim...

Olsun, olmasın...




Bakmayın öyle neşeli, dilimde bi şarkı lay lay lom 
Evdeki bi büyükten harçlık kapıp bi koşu bakkala koşan çocuk hallerime
Elbette hayat denilen şu yolda yürürken dert ve tasalara "Amann" dercesine
Tekme atsam da çıkıyor bazen attığım dert ve tasalara tekmelerin ayağımı acıtması.
Şimdi burada anlatamasam da belki gerçekleşme imkanı olmayacak -ki inşallah olmaz-
Ama dün kulağıma çalınan bir serzeniş, bir düşünce pazar günü bana bakılan falla birleştirdiğimde 
Şu anki sıkıntım ete, kemiğe bürünüp dillendi hiç gitmiyor yanımdan.
Sıkıntımdan sabah boğaz acısı, nefes alamama gibi rahatsızlıkla kalktım.
Aslında hem olmasını isterken 
Belki de gerçekleşme yüzdesi durup dururken artınca bir sıkıntı sardı beni.
Her şeyin hayırlısı gibi artık amacından sapmış bir cümle sarfetsem de 
Bu söz dilime çok dolanır oldu
Etmediğim kadar dualar ederken buluyorum kendimi bazen 
Gördüğüm bir kuşun kanat çırpınışında, 
Kokusu evimi saran mum çiçeğinin yaratılışında,
Gökyüzünü saran batan güneşin o muhteşem kırmızılığını yaratan Yaradan'ın hikmetinde...
Bunları yaratan Yaradanım'dan dünyalık istiyorum hiç de sevmediğim halde...
Belki de içimdeki sesi bastırmak için yapıyorum...







24 Ağustos 2010 Salı

Tembellik


Yukarıdaki odada uzandım tembellik yapıyorum bugün.
Bazen bir kitap alıyorum elime,
Bazen de tüm kötü sesleri bastıran klasik müzik'le şekerleme yapıyorum biraz.
Aslında bırakıp tembelliği şu eteği dikmek istiyorum..


Sonra da şu  İrmikli meyveli pasta'yı yapıp
Eteğimi de giyerek Karşıyaka'daki arkadaşımın yanına gitmek istiyorum...





23 Ağustos 2010 Pazartesi

Küçük 100 kuruş - Büyük 100 kuruş

Nefes aldım, nefes verdim.
Tuvalete gittim hemde 2 kere...
Bilgisayarın başına çöreklendim sandalyeye bağdaş kurdum.
Dolaptaki Viennettayı yine unuttum yemeği,
Bi domat aldım onu yedim
Fırın tepsisi için alt kata indim bide tuvalete girdim.
Akşamki gideceğimiz yaş günü için kurabiye, poğaça yaptım
Bulaşık makinasını boşaltmaya üşenip bulaşık yıkadım
Bahçeyi sularken havaya hortumu tutup yağmur yaptım 
Buzdolabında sırf yer açılsın diye 2,5 lt kolanın gazı kaçmış yarısını
Bardak bulaşığı çıkmasın diye şişeden içtim
Tekrar tuvalete gittim
Akşam için hzırlandım
Evden çıkmadan tuvaleti yine ziyaret ettim
Yaşgününe katıldım
Yedim, içtim, bulaşık yıkadım,
Su sesiyle kendimi tuvalete zor attım
Anlatılan fıkralara gülmekten altıma kaçırmamaya dikkat ettim
Gece yaşgününden eve dönünce kendimi yine tuvalete zor attım...


Soru 1- Ben yaşgünü için ne yaptım?
Soru 2- Ben dün tuvalete kaç kere gittim?
soru 3 - Benim tuvalete kaç kere gittiğimi hesaplamak için bu yazıyı kaç kere okudunuz?

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Yorum yok !



Referandum yaklaşırken şu kartı görüp de yayınlamadan edemedim.








20 Ağustos 2010 Cuma

Benim bi arkadaş.....

Sayın pippi haşmet yazar bazen  "Benim bi arkadaş....." yazısını 
Aklıma geldi zaten uyku da gitmiş kalktım
Arkadaşlarımı düşündüm bir karikatür yapar gibi
En komik, garip hallerini bulmaya çalıştım...
Bişiler yaptım bakalım nasıl oldu?


Benim bi arkadaş; Hep "Dünya dönüyo başım tuttu" esprisi yapar... 
Benim bi arkadaş; Araba delisi,  tuvalete bile arabayla gidebilir...
Benim bi arkadaş; Çok unutkan, çocuğunu sinemada unuttu....
Benim bi arkadaş; Sağlam pabuç değil...
Benim bi arkadaş; Hastalık hastası, her güne özel bir hastalığı var...
Benim bi arkadaş, Çok tembel, arabada vitesi yanındaki geçirir...
Benim bi arkadaş; Kafayı bana taktı...
Benim bi arkadaş; Sağır, kendi osuruğunu bile duymaz...
Benim bi arkadaş; Erkek delisi...
Benim bi arkadaş; Çenesi çok sağlam, akşama kadar sakız çiğner...
Benim bi arkadaş; Çantasında rüya tabirleri kitabı vardır...
Benim bi arkadaş; Manisa'dan tescilli accayip deli...
Benim bi arkadaş; Çok kasıntı, sıçarken bile kasar kendini...
Benim bi arkadaş; Dantel manyağı, klozete bile dantel ördü...
Benim bi arkadaş; Uçak delisi, Gaziemir'de ev tuttu...
Benim bi arkadaş; Ünlü dizilerde oynuyo...
Benim bi arkadaş; Ağzı çok küfürlü, ona günlük 3 küfür hakkı verdik...
Benim bi arkadaş; Çay bile yapamaz, kahvehaneden  söyler...
Benim bi arkadaş; Yarım akıllı, her işi yarım bırakır...
Benim bi arkadaş; Çok sakar, oksijen suyu, yara bandıyla dolaşır...
Benim bi arkadaş; Çok kıl, hep yemeğinden kıl çıkar...
Benim bi arkadaş; Burnu havada düşşe bile almaz yerden...
Benim bi arkadaş; Kendini bi bok sanıyo....
Benim bi arkadaş; Çok hamarat, mahallede parmakla gösteriliyo...
Benim bi arkadaş; Kendini hep salak yerine koyuyo...



19 Ağustos 2010 Perşembe

Uykum gitti.....



"Aradığınız uykuya şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz"


Benim için sabahın körü sayılabilecek bir vakitte çaldı telefonum.
Allah'tan ben yetişene kadar sustu.
Numaraya baktım "Amannn" dedim...
Kendimi tekrar yaz başından beri ilk defa penceremden girmeye lütfeden
Serin esintiye bıraktım...
Yastığa başımı koydum yine çaldı telefon.
Hayır alarm olsa bir küfür edicem gözlerimi açmadan
Ama arayan kuzen olunca mecbur açtım.
Sabah sabah nedir derdin anlat dedim ama usul usul anlat uykum açılmasın.
Dert anlatıldı, dinlenildi, gerekli talimatlar, sırt sıvazlamalar, takma kafanalar denildi
Telefon kapatıldı.
İyi de uykuda o telefonla kaçtı gitti,
Aradım aradım kapsama alanı dışında olduğundan ulaşamadım.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Bir koku



Kokuşmuş her şey diyorum 
Televizyondaki yurdum kötü haberlerini izlerken.
Yahu diyorum bir bilim adamımız yeni bir keşif yapmadı hala ?
Güzellik olmuyor mu yurdumda mesela 
Karadeniz sınırından taa Antakya'ya kadar 
Bir sevgi çemberi oluşturulsa da haber olsa
Yüzümüz gülse 
Hava sıcak serinliyeyim diyorum açıyorum buzdolabını
Akşamdan kalan kavun kokusu sarmış
Sinmiş mesela güzelim pilakiye,
Ağzı açık kalmış yarım şişe suya.
Atıyorum kendimi koltuğa yeniden dönüyorum haberlere
Yine bir koku ki şüphe ediyorum kendimden
Altıma mı yaptım yoksa?
Banyoyu da yeni temizlemiştim oysa.
Hala çekiyorum o kokuyu nedir bu ?
Balkona çıkıyorum dışarı kusmuş komşunun lağımı
Bok götürüyor sokağı.

17 Ağustos 2010 Salı

Günün blog sayfası



www.bloxoo.com 


Blog yazarlarının buluştuğu bir sayfa.
Geçen sen üye olmuştum yeni blogları tanıma, farklı konularda yazan bloglara ulaşmak için.
Her gün bir blog sayfasını da günün blogu sayfası seçiyorlar, bilgiler veriyor, tanıtıyorlar.
16 Ağustos'ta da benim naçizane sayfam günün bloğu seçilmiş maille haber verdiler.
Çok mutlu oldum...
Sanki bir ödül almış gibi...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Alıntı

Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
Yaşananların hatırı hep saklı kalır Hatırları sorulur selamları hep alınır...

"SİLDİKLERİM" vardır bir de ! 

Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır adları anılmaz hatırları sorulmaz sadece beddualarımdır...

Vicdanla birlikte... "ŞEREF" ararım ben sevdiklerimde;
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim...

Zaman gelir "ŞEREFSİZLERİ" de severim...

Her yerde gözüm kulağım vardır benim 

"Eksik söylemek yalan söylemek değildir !" 
Mantığındaki Beni değil kendini kandırır yalnızca...

Bilmezden gelişlerim aptala yatışlarım kaybetme korkumdan değil 

karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır...

"inkar" olmaz benim hayatımda... 

Yaşananı "YAŞANMAMIŞ" saymam 
Sayanlarıda SAYMAM...

Kelimelere sığmaz SAYFALAR SÜRER BENİ ANLATMAK
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın; 

YAŞAYAN BİLİR BENİ... YAŞAMAYAN ANLAMAZ...

Ağırdır sevmelerim Her "YÜREK" taşıyamaz... 

Büyüktür umutlarım Her "OMUZ" kaldıramaz...


Alıntı


Not: Kime ait bilmiyorum. Okuduğumda çok hoşuma gitti kendimden birşeyler buldum.

15 Ağustos 2010 Pazar

Mektup arkadaşları



Obez ve yaşlı ve  bir adam Max Newyork'ta yaşıyor.
Mary'de Avustralya'da yaşıyor 
İkisininde ortak özelliği arkadaşsız olmaları.
Mektup arkadaşı oluyorlar.
Birbirlerine iç dünyalarını açıyorlar. 
Basit sayılabilecek duygularımızın, unutulmaya yüz tutmuş yaşamların, anların
Aslında bizleri nasılda etkilediğini anlatmakta.
Sonunda biraz gözyaşı döksem de
Tavsiye ediyorum....

İçimdeki kıpırtı


incesaz - eylül
Yükleyen ebrinisan. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
İnce saz Eylül 


İçimde çok hoş adlandıramadığım
Mesela en alakasız yerlerde 
Buzdolabının kapısını açarken,
Yemeğe tat vermesi için tuzu atarken,
Sıcak pidenin kokusunu burnuma çekerken
Ya da gezinirken öyle sıcak bir yaz akşamı bir elinde kumanda bir elinde yelpaze
Sıkıcı televizyon kanalları arasında
Bir den kalıverdim bu ezgiyi duyduğumda
Hiç farkında olmadan bir tebessüm hissettim dudağımın kenarında
İçimdeki kıpırtı dile geldi sanki...


Tahammül




Keşke en azından birbirimize tahammül etmeyi öğrenebilseydik. 
O zaman daha mı düz olurdu ilişki çizelgelerimiz ?
Haftalık sevgi raporlarımızın okları yukarı aşağı değil de düz bir çizgide mi yol alırdı?
Belkide daha kötü olurduk bir süre sonra,
Mesela  ne sıkıcıdır Söke Ovası git git aynı yok bi atraksiyonu.
Hadi öğrendik tahammül etmeyi,
Senin tahammül sınırınla benimki ne boyutta mesela?
Bir yere kadar gider ama 18 vitesli bisikletle üç tekerlekli bisiklet 
Ne kadar hak içinde yarışabilirler ki 
Mesela çıkarken İkiçeşmelikten yukarıya ?

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Manola Blahnik



Keşke yeniden yazılsa Kül kedisi masalı.
İnanın başrolünde olurdum.
Amacım yakışıklı prensi kapıp şatomuzda mutlu mesut yaşamak değil.
Aşk nasılsa bitiyor bir kaç sene sonra..
Derdim balodan kaçarken merdivenlerde bıraktığım ayakkabıyı
Hikayenin sonunda sonsuza kadar giyebilmek..
Bu günlerdeki yani takıntım bu..
Hayalimdeki ayakkabıyı bulmak...
Aslında var sevdiğim bir ayakkabı amaa
Onuda Sex and the city dizisindeki Carry giydi..
Bu yüzden çok kıskanıyorum o kadını...
Manolo Blahnik ayakkabı..
Hani arkadaşlarına gittiklerinde çıkarttığı ayakkabı başka biri tarafından giyilip
Carry'ninde ayakkabıları için verdiği mücadeleyi anlatan bölümdeki
Şimdi yıllardır seyredince diziyi ayrıntıları izlemeye başladım...
İşte ayakkabılar bu....

13 Ağustos 2010 Cuma

80'li yıllar







Ne zaman dinlesem  zamanda yolculuk yapar gibi hissederim kendimi.


80'li yıllar,


Kabarık permalı saçlar, kelebek tokalar, saç bantları, aerobik, renkli televizyon, vhs li betalı videolar, kasetçalar, vatkalar, commodore 64, Banu Alkan, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı, Nuri Alço, Coşkun, Tolga Savacı, discoda kız tavlayan dans eden Yaşar Alptekin, Karate kursları, pembe ruj, kemerler, küpeler, beyaz spor ayakkabılar, büyük vatkalı ceketler, çizgili, desenli şalvarlar, Madonna, Boy George, Cindy Lauper, Europe, Modern Tolking, Ceylan, Küçük Emrah,  İbrahim Tatlıses, Müjde Ar, Şener Şen, Sulukule filmi serileri, Kara Şimşek, Dallas, Yalan Rüzgarı... 

Var mı dahası...







Sev diyemem...



Seviyorum bu adamı yaa....
Gerçi Çağla ile evlenip  çok şaşırttı beni ama diyebilecek bi sözüm yok
Gönül bu demiş atalarımız....


İş yerinde çalışırken kendisiyle beraber yunan adalarına kaçıp tatil yapma hayalleri kurduğumuz, sürekli yunan şarkıları dinleyip yunanca kelimeler öğrenmeye çalıştığımız, 
işten ayrılınca İzmir'de görüşemeyip Didim'de bizim evde görüştüğümüz çok sevdiğim bir arkadaşım sayesinde yeni keşfettim bu şarkıyı...
Çok güzelmiş....


Son 2 gündür hiç durmadan bıkıp usanmadan dinliyorum bu şarkıyı....
Şimdi benim youtubum yok bizim buralarda yasaklı diyenler için buyrunnn.....






12 Ağustos 2010 Perşembe

Sabah kuşu



Sabah kuşu öter.
Daha sabah olmadan ve ejder gece, 

Daha hala göğü soğuk, 

Halka halka bedeniyle sımsıkı tutarken, 

O nereden, sabahtan haber getirebilir?...
Söyle bana sabah kuşu, 

Göğün iki katlı gecesinden ve yapraklarından, 

O doğuya ulaşmayan haberci, 

Senin rüyalarına nasıl yol buldu da girdi?...
Sen, "Güneş yoldadır.. Ar
tık gece yoktur.." diye bağırdığın zaman dünya inanmadı sana...
Ey uyuyan, uyan. 

Işığın ilk kutsamasını bekleyerek, 

Alnını aç ve sevinçli bir imanla sabah kuşu ile birlikte şarkı söyle.

(Rabindranath Tagore Meyva Zamanı' ndan.)



Not: Yazı Sevgili İnsan olmak sayfasının sahibi Asuman Ablamdan....
Çok beğendim bu şiiri hatta bir kağıda yazıp buzdolabıma yapıştırdım....
Sizinle de paylaşmak istedim...
Resimde çok sevdiğim bir resimdir...

Yaprak sanatı



Kurumuş yapraklar, otlar, çiçekler bir araya gelmiş hünerli ellerin sayesinde birer sanat eserine dönüşmüş.
Tablolar, davetiyeler, kitap ayraçları....
Blog sayfamın başındaki resim bu sanatı icra eden Ömür Uçar Köroğlu isimli bir bayana ait.
Aşağıda linkini verdiğim sayfalarda maharetli ellerinden çıkmış olan eserlerine ve kendisine de ulaşabilirsiniz.
Ayrıca facebookta da YAPRAK SANATI diye arama yaptığınızda sayfasına üye olup çalışmalarını yakından takip edebilirsiniz....


www.artyaprak.com 
www.yapraksanati.com