14 Aralık 2011 Çarşamba

Nohut oda bakla sofa



Bayağı bi uzun zaman olmuş yazmayalı
Yerleştim sonunda evime.
Eee 11 yıldır oturduğum yerden 
Hele hele iki evden tek eve çıkınca zor oldu biraz
Üstüne üstlük iki çiviyle duran mutfağın değiştirilmesi için uğraşırken
Geç oldu biraz.
Yeni evimizin mutfağı ne yazık ki iki çiviyle duruyor muş!
Eşimin abileri yeni hazır mutfak alıp taşıma ve montaj işini üstlenince
Biraz uğraşlar oldu.
Nakliye ve montaj 200- Lirayı bulurmuş 
Adamlar ehli keyif  alır o parayla rakı içeriz dediler kendileri taktılar
Bir de dedim ya ehli keyifler öğleden sonra gelip gece gittiler
Eşimde çalıştığından çıraklıkta bana düştü.
Çay - nescafe yap, onu getir bunu götür, yerleri süpür, sil
Ara ara da laf da yedim :)
Ellerine sağlık olsun yalnız bayağı sağlam ve temiz güzel iş çıkardılar
Su ve elektrik tesisat işleri de ellerinden geldiğinden bayağı bi masraftan kurtulduk
Borcumuz ne diye sorduk 
Cevap alamadık ama bakışlardan balık ve rakı istediklerini anladık.
Uğrarım yine...


Sayfamı süsleyen resim Ressam Füsun Ürkün Hanım'a ait.
Facebooktaki sayfasını, resimlerini beğenmeniz dileğimle...
Füsun Ürkün Sanatevi

1 Aralık 2011 Perşembe

buralardayım ben

Güzel günler getirecek yeni günler inşallah
Sağlıkla, sıhhatle, mutlulukla dolu
İnanıyorum.
Varsın daha mutfağım bitmemiş olsun,
Varsın küçük odam mutfak eşyalarıyla dolu olsun
Varsın evde yatak odası ve oturma odası hariç ayakkabıyla dolaşıyor olalım
İnanıyorum ki,
Bunlarda geçicek...
Az kaldı....







22 Kasım 2011 Salı

Bugünlerde

Anladım ki ben zora gelemiyorum arkadaş, Bana lay lay lom, bol güneşli, gülmekli havalar lazım. Ağıra, zora gelemiyorum. Hemen bir mide bulantısı baş gösteriyor. Mesela savaş olsa ülkemde ben daha ilk anda mermiden değil, psikolojik bozukluktan ölürüm sanırım. Sıkıntı, dert, tasa, keder, hüzün yok yok kesinlikle bana göre değil. Ben çeksem vücudum çekemiyor. Beynim apayrı bir makina sanki durmadan çalışıyor, dur nedir bilmeksizin. Kalbimde bi sorun yok zaten O'da ayrı telden çalmaya kalkarsa halim nice olur ? Midemi hiç sormayın, sanki çok yemek yemişim gibi boğazıma kadar doluyum da öğütemiyorum, oysa yediğim bişi yok bu günlerde ama sıkıntılar öğütülemeyenler. 

Aslında gelirim zora, dayanırım da yanımda bana destek olucak birileri olsa. Olmadı sorun anında ürettiğim çözümleri takan olsa DA! işte o yok.

Kaçtım ben, toplamam gereken bir iki çekmece var...


18 Kasım 2011 Cuma

Arkası yarının bugünü

Şu son bir hafta içindeki bitmeyen telaşlar,
Aslında şöyle başladı.
"Dur bakalım ne kiralığı, ne atlıyorsun hemen ortaya, sanki çok zengin gibi,
Belki denk gelir kiralık ararken kendi evinin sahibi olursun" la....
Soğuk bir hafta içinde bi yandan satışta ama tapu dairesinin taşınmasından
Aksayan işlerden sıkılırken,
Soğuk, rüzgarlı, sıkıntılı, gerilmiş halde ev bakmalar
En fazla da neredeyse tüm Buca ilçesini yaya olarak tepinmek
Ama akşam olunca düşüncelerden tam dalınamayan uykular,
Sıkıntının vurduğu yaralar içindeki dudaklarla 
Ne gülebilmek, ne yemek yiyebilmek, ne de gülebilmek,
Bir kelimden çıkan anlaşmaya varma yolunda ki tartışmalar,
Şöyle olsun, böyle olsun, yok o olmaz bu daha iyi
Aman O bunu duymasın, ay O orada ne demek istedi ki,
Sakın bir araya gelince şundan bahsetme tembihleri,
Şurdan şu kadar, burdan bu kadar, bankadan gelen de eklenirse şu kadar,
Hani gelmeme ihtimaline karşı kıyıdaki şu kadar,
Aman o kıyıdakini sakla daha neler çıkıcak eline yapışırlar,
Derken....
Tüm sıkıntılar dağılıvermeye başladı görünmez bi taraftan
Esmeye başlayan bir  rüzgarla üzerimize çöreklenen  sıkıntılı bulutlar,
Güneşi gördük,
Yıldızları saymaya başladık.
Şimdiki telaşlarımız,
O boya markası mı?  Bu renk mi ? O eşya nereye bu halı hangi odaya ?
Bu perde eski mi ? Elbise dolabının eni kaç ? 
O çekyatı kim alıcak, aman alt katta ki bulaşık makinası kime versem ?
Bu sorular şimdi mesul olduğumuz sınav...
"Bu da geçerrr sıkma canınııı" der Babacım uzata uzata..
Hadi bakalım yumuşamış 2HB kalem, 
Akıllarda ki soruları silecek yumuşak bir silgi,
Gönüllerdeki sıkıntıları hafifletecek bir şişe su ile..

17 Kasım 2011 Perşembe

Bir yola çıktık, çıktık.
Bir adım attım, attık.
Zorlu oldu tabii, içimin acısı, sıkıntısı dudaklarımı yara içinde bıraktı.
Şu zorlu haftanın sıkıntısının bedeli bu olsun inşallah.
Bi ruj sürerim geçer de
His, duygu, değer sınavlarımın sıkıntısı vurmasın bi taraflarımıza.
Az kaldı oluyo bişiler
Oturduğum eve 13 yaşımda geldim ben,
Babam yaptı evimizi,
Biz taşıdık tuğlalarını, taşlarını, kumunu.
Ve bu akşam onca seneden sonra bir başkasının çatısı altında uyuyacağız.
Satıldı evimiz.
Biz ?
Devamı haftaya....

15 Kasım 2011 Salı

Sebebi var



Günlerdir buraları boşluyor,
Uğrasam da okuyamıyor es geçiyorsam.
Yazmak isteyip de yazamıyorsam
Bilin ki 
Sebebi var !
Güzel günlere erişebilmek, yaşayabilmek için
Biraz sıkılmak, oflamak, puflamak, bağrınmak, tartışmak
Sıkıntıdan dudaklarına acı biber sürülmüş gibi hisle 
Yaralar içinde ortalıklarda dolanmak,
Ağlamak, gülmek bol bol dua etmek gerekiyor.
Yoksa bu sınavlar başka türlü verilemiyor,
Sözlüden geçilemiyor,
Hepsinin sonunda da sevinç gözyaşlarına karışan 
Damlalar düşemiyor...
Uzun lafın kısası 
Yazamıyorsam sebebi var !

13 Kasım 2011 Pazar

13 Kasım 1973




Konak Doğumevi hastanesi
Kuzenimin elinde kasımpat'lar
Soğuk bir kasım sabahı,




39 yıl geçmiş aradan
Yaşamın iyi, kötü anları
İz bıraksa da 
    Hepsi benim yaşanmışlıklarım...



12 Kasım 2011 Cumartesi

Her bitiş son olmaz





Bitişler daima üzer insanı.
Gülünmüş, ağlanmış, sevinmiş, üzülmüş, yaşanmış günler
Geri gelmez bir daha.
Noktayı koyduğun anda biter.
Hayat yeni bir cümle de başlar tekrar.
Yeni cümle hep güzel kelimelerle kurulsun istenir,
Kenarı çiçek böcek süslü ilkokul çocuğunun güzel yazı defterinde.


Geceler nice yeni umutla uyandıracak sabahlara gebedir daima.
Senindir sanırsın daima, hiç bitmeyecek, son bulmayacak,
Bir saniye önce senin iken, gelen telefonda numaran tuşlandığı anda yiter elinden.
Her bitiş belki de yeni bir hayatın başlangıcı,
Tazelenmek adına bir mola.
Şu kısacık hayatta görüp görmüşlük geçirmişlik adına 
Yeni tecrübelere aday olmak,
Sınava tabii olmak,
Çok çalışmak ama kırmızı elmaya sahip olamamak
Hep bi tarafı yeşil kalmış elmayla avunabilmek....





Ben çayı iki şekerli içerim.




Bir dostla sohbet esnasında konu dönüp dolaşıp,

Hayatta yenilen darbelere, kazıklara, tekmelere ve bunun sonunda edinilen kazançlara, kayıplara, vicdan denilen mahkemenin adaletinden emin olup olmamaya varınca,  bi kıyas, bi mahkeme yaptım içimde,
Sonra derin bir nefes alıp,  şunları geçirdim beynimden, gönlümden sonra da dillendirdim karşımdakine, 
Soğuk bir gecede sıcak bir sobanın başında çayımdan aldığım yudumla;


Hayat bu yediğin darbelerle geçiyor işte.. 


Hala ayakta mısın herşeye rağmen vicdanın rahat mı ? Başını yastığa koyduğunda uyuyabiliyor musun ? Bunların cevabını bana değil en azından kendine verebiliyorsan at gitsin arkana. 
İnan bunlar hep ileride ya bedensel ya da ruhsal sıkıntı olarak dönüyor insana. 
Elbette hepimizin bilerek, bilmeyerek, isteyerek, istemeyerek te olsa yaptığımız hatalarımız mevcut. 
Kimini bilmeden yapmışızdır sebep olmuşuzdur bi şekilde kimini de bilerek canımızın acısını hafifletmek için bir an da olsa.

Kimini isteyerek yapmışızdır "ben çektim sende çek" hesabına. Kimini de istemeyerek belkide farkında bile olmadan. Kiminin sonuçlarına biz mahkum olmuşuzdur çekeriz bir ömür boyu. En azından cesaretli olup "yaptım evet suçluyum pişman değilim" der sonucuna katlanırız. 
Kiminin sonuçlarından kaçmışızdır ağır gelmiştir yükü taşımak, bu dünyada yerçekimiyle ağırlaşmış sırtımızda kamburlaşmış öte dünyada sırattan bu yükle nasıl geçeceğimizi düşünür hesap ederiz.

Kabul ederiz, kimi sırattan geçerken cehennem çukuruna düşmeye. Hani bilmeden cehennemde neler olduğunu kabul ederek. 
Kimi de hafifletmeye çalışırız olanca gücümüzle gözyaşlarımıza veririz akıp gitsin diye, dilimizde yer ederiz tövbe eder af dileniriz her mübarek gecede, her secde de...


Sonra,

Şeker atmadığımı fark edip hem sözlerimden hem de dilimdeki acılıktan şekere uzandı elim,

"Ben çayı iki şekerli içerim" dedim.



Kayıp



Mağlubiyet tatmak,
Herşeyin en güzelini hak ettiğini düşünüp bir çırpıda yitirivermek.
Hani nasıl bir şımarıklıksa hepsine sahip olma isteği.
Olmayınca olmuyor işte.
Hani yere oturup tepinsen de, ellerini vursan da yerlere 
Geri gelmiyor gidenler, yitenler..
Bir acı kalıyor geriye boğazında, göz kapaklarında şişlikler.
Geriye kalan anılar hafızalardan silinmesin istenen
Dünya gözüyle gördüklerini kıskanmak
Göz kapayınca kavuşabilmek sevdiğine...

Fakirsem sevemez miyim



Herşey zenginlere mi mahsus?
Yaşamdan zevk almak, hayatı dolu dolu yaşamak
Hiç hasta olmamak olunsa da hastalığının hemen duyulması,
Giyim, kuşam, yemek, içmek en güzelleri
Donatılmış sofralar, aydınlanmış şakır şakır geniş salonlar
Kış gününde kısa kollularla terleyip camları açmak
ellerde kadehler neşeli bi sesle "Şerefe" kalkan eller.
En son model arabalar altlarında yollar onlara mahsus
Son hızla giden arabanın arkasından bakarsın anca.
En güzel aşklar onların dersin,
Güzel kızlar,  yakışıklı erkekler
Güzel mekanlar, hediyeler..
İyi de fakirsem sevemez miyim?
Bişiler yaşamak isteyip fakirlikten bükülmüş boynumu 
Daha da yerin dibine batırmanın gereği ne?

10 Kasım 2011 Perşembe

Kelimeler yetersiz


Üretememenin verdiği sıkıntıyı yaşamışsınızdır az buçuk
Her şey olabilir bu,
Hani öyle bir ressam, şair, yazar, heykeltraş, besteci
Gelmesin aklınıza
Gündelik yaşamda bile yanıbaşımızda...
Aslında neler saçmalıyorum ki şu anda yaa...
Saat olmuş gecenin 1'i..
Birileri enkaz altında Van'da deprem olmuş
Bense bişiler üretememenin sıkıntısı içinde
Hay böyle hayatın 
Neresine, ne koysam ki?
6 kişi daha enkaz altında
Aklım, yüreğim onlarda
Ne kim olduklarını bilirim ne de neci olduklarını
Değilmi ki şu anda bi sınavdan geçiyorlar
Can pazarlığı içinde
Değeri yok şu an bişeyin
Dua ediyorum sadece
Bir an önce sağ salim kurtulmaları için.






5 Kasım 2011 Cumartesi

Kurban bayramı geldi, hepimiz koyunuz !



Sayın sevgili kasap,
Kurban keserken dikkat edin
Lütfen,
Dinimize göre kurban için uygun olan
Koyundur, keçidir, sığırdır, mandadır, devedir
İnsan değildir.

Sayın sevgili kasap,
Kurbanlıklara da iyi davranın.
Sonuç kesmek, doğramak değil,
Dinen gerekeni yapmaktır.
Dinimiz böyle,
Bir matador gibi
Kurban peşinden koşulmayı,
Hayvana ölürken acı çektirmeyi emretmemiştir.

Sayın sevgili  kasap,
Seni öyle al aşağı edip,
Zorbaca kesseler istermisin?
"Hayır"
Demi cevabın.
Ona göre dikkatli ol anlıyacağın.

Hadi bakalım şimdi
İyi bayramlar...





4 Kasım 2011 Cuma

Gece gece nerden geldiyse aklıma






Tıpır tıpır  otobüsün camlarına vuru yağmur damlaları 
Başını cama dayar hem o yağmuru görürken hemde yüzüne vurmaması 
Islanmamış olmak ne tezattır oysa.

Severim otobüs yolculuklarını 
Hele hele varacağım şehirde  varsa beni bir bekleyen, 
Otobüsten iner inmez alır bavulumu bagaja koyar,
Arabanın içini ısıtmıştır, 
"emniyet kemerini tak" der seni düşünür sever seni. 
Eve gidersiniz çayı demlemiştir, 
Soyulmuş salatalık, haşlanmış yumurta kokar mutfak.
Ekmekler, gevrekler çıkar ortaya... 
Yolculuk anlatılır 
Nerede yol kötüydü, yağmur nerde bastırdı paylaşılır. 
Uzar kahvaltı hasretlikle doğru orantılı..







Otobüs gecenin karanlığında birden bire çıkan bir dinlenme tesisine tıslayarak yaklaşır. Otobüsün ışıkları açılır uyuyan yüzler değişir, 
muavin mikrofonda tok bi sesle
 "Sayın yolcularımız ..dinlenme tesisinde mola vermiş bulunmaktayız, mola süremiz 20 dakikadır." der. 
Kapı açılır aşağıya inersin,
 tutulan ayaklarını açmaya çalışırken 
Gecenin soğuk rüzgarı, ayazı çarpar yüzüne. 
Yaşlı, kirli sakallı, ağzında sigarası, ayağında çizmeleri biri yaklaşır 
Elinde hortum ve fırça otobüsün camlarını yıkamaya başlar. 
Kimi sigara içer, kimi çay,  bir anne çocuğuyla tuvaletlere koşturur..







Sıcaktır, bozkırdır, ıssızdır 
Anadolu şehirlerine, kasabalarına, köylerine giden yollar.
Kimi uzundur sevgilin saçları gibi 
Kimi kıvrım kıvrım bükülerek gider. 
Bazen bir dönemeçten uçurum çıkar sağ tarafında. 
Kimi kurumuş bir derenin yanından geçer 
Simli çakıl taşları çıkmış ortaya kumu, çakılı kalmış bir ot bitmemiş. 
Kimi zaman birhayrat belirir 
Yyanında da kendi gibi yalnız bir ağaç 
Belki yaban armudu belki badem ağacı. 
Hayratın üzerindeki ruhuna fatiha okusan isim silinmiştir. 
Tek tük evler görünür uzaklardan 
bir iki kavak ağacı etrafında kuzular. 
Yere çömelmiş bir adam kasketi arkaya yatmış 
cigara sarar o kocaman nasırlı ellerine rağmen narince 
Bir tükürükle kağıdı yapıştırıp cigaradan sararmış bıyıklarının altına yerleştiriverir 
Bir duman savurur havaya 
Belkide boşa geçen hayatına küfürdür, 
O giden otobüste olamamanın verdiği üzüntü, pişmanlıkla.











1 Kasım 2011 Salı

Coca Cola Kırmızı kasa

                             

Şu sayfadaki kız kadar mutluyum.
Coca Cola'nın Kırmızı kasa amblemli kutu kolalarda başlattığı 
Açma halkalarındaki şifre hediye kampanyasından dolayı.
Bir arkadaşımın kızı için bizden kutu kolalardaki açma halkalarının şifrelerini istediydi
Eşimle Ekim ayının başında Didim'e gittiğimizde 
Biraz can sıkıntımızdan, birazdan da dolaşıp hava almak için
Didim'de sahil kenarlarında yürümeye her çıkışımızda 
Yol kenarındaki çalılıklarda falan gözümüze çarpmaya başladı
Başladık toplamaya
Hem gezmek bahanesiyle hemde toplama işiyle
Her bulduğumuzda eşimizle kapma yarışı yaparcasına eğlenmesi de cabası
Derken işi büyüttük ve eve her dönüşümüzde neredeyse
20-25 açma halkası oluyordu yanımızda.
İnternet sayfasına girip hediyeleri görünce
Arkadaşın kızını hatırlayan kim akan ağzımın suyuyla
Her açma halkası 3 puan
150 puan toplamışız biz.
Bu arada sağolsun internetten bir kaç arkadaşımında faydası olmadı değil
İçtikleri kutu kolaların şifrelerini yolladılar.
Bugün reklamdaki kızın kulağındaki kulaklık evime ulaştı.
Şu anda bilgisayara taktım güzel güzel dinliyorum.



Sallayın senora !









Son hızla giden hatta okul önlerindeki banketlerden 
O hızla geçerken kafamızın neredeyse tavana çarpmasına sebep olan 
Bi dolmuş şoförünün dikiz aynasındaki gözleriyle buluşup 
Bir anda yüzüne çemkirebilme gücüm var benim. 

Ama bunca hıza rağmen sesini çıkarmayıp tarafımdan 
"Rallidemisiniz be, hani biriniz maykıl şumayer, raikonen, alonsomusunuz" 
Diyebilecek kadar da yalnız 
Ve bu espriyi anlayamayacak bir dolmuş dolusu da 
Öküz, koyun karışımı mahlukatlarla yol alma cesaretiyle  de dolu.

Hani  şoförün olası bi cinnetinde, dolmuşu sağa çekse 
Eline oturduğu yaylı koltuğunun altından aldığı demir parçasıyla 
Beni indirip dövse sağ şeritte 
Hani bunu kavrayamayıp seyredecek kadar 
Moron, gerizekalı karışımı zeka seviyesi düşük insancık!larla 
Yolculuk edebilecek kadar şanslı.

Yine bir ordu dolusu insan dolmuşun içinde, 
Kulaklığını takıp üçyüzbeşyüz mübarek diskoda 
Bu hayattan kopmuşlarla dolu, 
Dolmuşa bindiğinde 
Alacağın ve seçeceğin yeri pozisyonun çok önemli 
Çünki inene kadar öyle kalacaksın. 
Parayı binmeden hazırlarsan şayet en azından 
Şoföre ulaştırıp bedava gitmeye çalışan kaçak, acınası yolcu olarak 
Spot ışığı altında kalmaktan kurtulursun. 
Onca erkeğin içinde bir bayan olarak şahsına yer verilmesini geçtim, 
Bunu akıl edemeyen moron hani bi ani bir frende 
Üzerine düşecek birinin fizik kurallarına göre hesaplama yetisine de sahiptirler. 

Beyin işte nerede, nasıl çalıştığı hala çözülemedi. 





31 Ekim 2011 Pazartesi

Kütüphaneden alınan kitaplar 8



Pazar günleri bi garip geçer bizim evimizde
Zaten öğlene kadar yatmaktan 
Geriye alınan saatlerin de etkisiyle kalkınca 5'te kararan havanında etkisiyle
Topu topu 5 saat geçmek bilmez.
Zaten geç edilen kahvaltıdan dolayı akşam yemeği şaşar saati.
Yapıla da yemek illaki pazartesiye kalır.
Güneş vardı biraz kapı önünde oturdum rüzgar var diye arabanın arkasına geçtim.



Kucağıma da şu fotodaki bahçemizin yeni sahibesi 
Boncuk Hanım'ı aldım
Mır mır sesler çıkardı uyudu, ben ısındım 
Pek güzeldi.
Bu kadar yeter dedim yukarı çıktım mutfağa daldım
Hani sadece bulaşık makinasını boşaltıcaktım 
Lâkin 
Kendimi kaybettim 
O plastik, bu tencere tava, ocak falan derken.



Kısır yapayım dedim
Yeşillikleri yıkadım süzülmeye bıraktım.
Bir tarif buldum yapayım dedim
Gerçi içine konulacak çikolatadan biraz tırtıklamıştım dün gece
Ama yinede tarifi tutturdum
Gayet de güzel oldu
Bir bardak sütle pek iyi gitti.



Sonra
Sonrası malum, 
İlkokul yıllarından kalan bi alışkanlıkla
Yeşil Hamdi Dalan sabunuyla bir banyo
Sanki ertesi gün okula gidilecek miş gibi bi telaşla
Yeni bir işe başlıyacak olan eş için 
Gömlek, pantolon ütüsü
Gezmeye gidecek olan evin hanımı için gömlek, pantolon ütüsü derken 
Hani dedim birazda dinleneyim,
Geçtim elektrikli sobanın karşısına bir yumuk oluverdim
Açtım kitabımı okumaya daldım.

Kitap; 

Jules Verne - İnatçı Keraban
Konusu Osmanlı zamanında geçen
Eskiye sıkı sıkıya bağlı, kendi bildiğinden şaşmaz
Yenilikleri kabul etmeyen bir Osmanlı beyzadesi.
Hollanda'dan gelmiş müşterisiyle
Tophane'den Üsküdar'daki evine gideceği bir akşam
Yeni konulmuş olan karşı kıyıya geliş ve gidişlerde alınacak vergiyi vermemek için
Tüm Karadeniz'i karadan geçerek evine varma ! fikrine kapılmış bir çılgın.











29 Ekim 2011 Cumartesi



Aman bitmeden, ortadan kalkmadan, tarih olmadan
Deyivereyim;

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız 
Kutlu olsun, mutlu olsun, daim olsun.

Fotoğraf; alıntı
29 ekim 2011 Cumartesi İzmir Cumhuriyet Meydanı


27 Ekim 2011 Perşembe

Gizemli kelimeler


Böyle de bişi var sosyal medyada şu anda.
Takıldığım sayfada ingilizce olarak başladı
Sonra da Türkçesi geldi
Yazıya bakıyorsunuz ve gördüğünüz ilk beş kelime 
Sizi ifade ediyor muş!
Benim ilk 5 kelimem; 

Sebep, zevk, mucize, kahve ve yaz.

Bir cümle içinde kullandım;

Sebepsiz zevklerim var mucize kahvede mi saklı yoksa yaz mevsiminde mi?

Hadi sizde katılın :)







Kütüphaneden alınan kitaplar 7


İçimizdeki şeytan
Sabahattin Ali.

Sabahattin Ali serisine devam ettim bu kitapla
Genelde ruh tahlilleri yapan Sabahattin Ali bu kitapta da ödün vermemiş.
İlk başta sıkıcı gibi gelse de zamanla değişti.
Gerçi tam veremesem de bu sefer kendimi
Yurt ve ev gündemimin getirdiği
O 
Üzüntülü, acılı, kederli, bol dualı, gözyaşlı
Ruh hallerimden dolayı bitirmeyi görev bildim kendime.
Hani tabakta yarım bırakılmaması gereken yemek gibi.
Sonuçta bir insan düşünmüş, yazmış emek vermiş falan.