21 Nisan 2011 Perşembe

Müze bahane...


Ödev vermiş hoca yeğenime
İzmir'deki müzeleri fotoğraflaması için.
Bir iki arkadaşa sordum biri "Atatürk stadyumu" dedi...
Hadi ordan dedim...
Bugün yeğenimle çıktık,


 Eşrefpaşa'da indik Varyant'tan aşağıya doğru yürüdük.
Çocuk müzesini görüntüledik







Hemen aşağıdaki Arkeoloji Müzesine girdik.
Müze 18 yaşa kadar olanlara bedava
18 yaş sonrasına ise 8-Lira
Müzenin en alt katını gezemedik tadilat vardı sanırım
Aslında orası daha güzeldi.




Oradan aynı bahçe içindeki etnografya müzesine girdik
Orası ücretsizdi
Yalnız biraz üzüldüm çünki çok bakımsız buldum ben
Vitrin içinde sergilenen eserlerde çok toz vardı
Genel bi temizlik şart bence.








Oradan Kemeraltı'na girdik yürüyerek Çankaya'ya çıktık.
Agora'ya gittik
Orada yine 18 yaş altı ücretsiz bize 3-Lira.
Bayağı bi resim çektik, 
Yazıları okuduk
Yalnız kimsecikler yoktu diyebilirim
Toplam 7-8 kişi falandık.
Bir de işçiler çay molasına çıkınca aşağıdaki çarşıda gezmek çok güzeldi
Yapayalnız, kimseler olmadan...



16.İzmir Tüyap Kitap Fuarı


16.İzmir Kitap Fuarındaydım ben
Poşetteki 9.Bursa kitap fuarı reklamı yanıltmasın sizi 
Ben de resme bakınca fark ettim...
Hahahaha




Salı günü sayer gün sakin olur dedim ama
Nerdeee...
İlkokul çocuklarıyla doluydu..
Gezdim tozdum,
Kimi eski kitapları kokladım
Sayfalarını çevirdim
Kimler çevirdi yapraklarını
Nasıl bi heyecanla okudular acaba dedim?
Yalnız anladım ki kitap fuarına önceden not alıp gidin,
Fuarın orta yerinde dikilip cepten nete girdim
Gogıl amcaya sordum kimi yazarların yayınevlerini
Ya da bir arkadaşımı aradım
Bir kitap adı içinde Sevgili Leylak Dalı'nı aradım
Sağolsun yardımcı oldu...
Teşekkür ederim..
Aslında fuarlarda kitapların daha ucuz olması taraftarıyım ben
Kimi kitaplar ucuzdu ama kimilerinin de 
Fiyat yüksekliğinden, burnu büyüklüğünden sadece bakmakla
Ve yutkunmakla geçtim yanlarından...
Neler aldım peki,
Daha önce bir kitabını okuduğum -Nü peride- 
Hakan Akdoğan'ın "Struma karanlıkta bir ninni"
Leylak Dalından bolca işittiğim 
Haruki Murakami'nin "Sınırın güneyinde, güneşin batısında"
Hikmetleriyle Mesnevî'de geçen hikayeler
Henry James Hayalet hikayeleri
Japon yazarları severim 
Kazuo İşiguro'nun "Değişen dünyada bir sanatçı"
Ve bir arkadaşım tarafından ısrarla okumam tavsiye edilen 
Dostoyevski'nin "Beyaz geceler"




Bir de daha önce bahsettiğim
Yaprak sanatı ile ilgilenen ve stant açan
Ömür Köroğlu'nun yanına uğradım.
Fuar alanında 1A 222 nolu stantta
Kurumuş yaprak ve çiçeklerden oluşan eserlerini sergiliyor
Facebookta da sayfası var
Çalışmaları hakkında bilgiler vermekte,

Bu arada yine gidesim var fuara bakalım ....

19 Nisan 2011 Salı

Ordan oraya burdan nereye

Aman işte deriz ya hani,
Ortaya karışık...
Ne kadar alışmışız, kanıksamışız aslında karışık kuruşuk olmayı
Üzerine ölü toprağı sermiş, kapatmış yaşayıp gitmişiz işte
Sen osun ben buyum demezdik
Bu kadar kirlenmemişti mesela göz zevkimiz,
Şimdi nereye baksam
İç çamaşırı belli, 
Yüzü bi kilo makyajlı
Ama Allah için kapalı !

Mesela bazende gözümüzün önünde olmuş bişiler
Aklımızın ucundan dahi geçmeyecek ken
Biri gelmiş kör gözün parmağına sokarak
Aklınca uyandırmaya, 
Beynimizdeki ışığı çakmaya çalışmış...
Hatırlıyorum eskiden yaşadığım şehrin apartmanlarının arka cephesinde 
Reklam amaçlı boydan boya ilanı olurdu...
Şimdiyse yavaş yavaş eski günlerde kalmış gibi yad edilir oluyo azar azar..

İki genç aşık otobüse bin MİŞ,
Elele, gözgöze belkide sınırını biraz aşmışlar MIŞ
Gözümle görmedim bilemiycem
Ama şöförün gözünden dersin porno oynuyor MUŞ
Hard MIŞ, soft MUŞ...
Kırmızı noktayı basMIŞ...
Mahalle baskısı denen bişi var MIŞ..
Ama gider dini nikahı basarsan
İstediğini kaldırabilirsin diye de bişi var MIŞ!

MIŞ, MİŞ, MUŞ muş....
Kitabına uydurusan heryer, herşey senin MİŞ!


Sen bunları boşver, kafanı karıştırma
Rabbim sana ne emretmiş,
5 tanecik şart bunları yerine getir önce sen
Bunları yaptıkça şekillenirsin
İnsan olursun
İnanan olursun
Müslüman olursun
Hemde çakma olmayanlarından...












18 Nisan 2011 Pazartesi

Foursqizmir




Foursqizmir dediler
Nedir o dedim ?

Mavi balon, 
"Gel çamaşır makinası çıkacak çekilişle" 
Dediler
Gittim...
Pek güzeldi...
firsat35.com teşekkürler




17 Nisan 2011 Pazar

Sonra...Sonrası.....




Kadın,
İçeri girmişti artık,
Göz göze geldiler erkekle
Zaman durmuştu sanki
Tüm evren susmuş onları dinliyordu şu anda


Nefes alışverişleri duyuluyordu,
Kadın kalbi çıkacak sandı
Erkeğin elleri terlemişti
Alt kattan derinden gelen bi telefon sesi 
Dışarıdan martının sesi 
Apartmandan asansörün boğuk sesi 
Bile bozamıyordu sessizliği...


Kadın ve erkekten bir ses bir hareket gelmiyordu...



Kelimeler seçilemeyecek kadar zor,
Dile getirilemeyecek kadar ağırdı.
Sessizlikte dile geliyordu çoğu hisler,
Sözler yetersiz kalıyor
Gözler çoğu şeyi dile getiriyordu...




..........!




"Gerçekten de aşk, 
Karşılıklı oturmak, 
Yüz yüze veya aynı noktaya bakmak, 
Şiir okumak, 
Sevgiliden utanacak kadar kadar terbiyeli davranmak, 
Güzel şeylerden bahsedip gülmek 
Ve asla iffet sınırının ötesine uzanmamaktır.
Çünki aşk, 
Bakmakla güzelleşir,
Konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur. 
Sevgilinin yanında hem kendisine hemde ona ait hayâ elbisesini soymak konusunda şeytanın ayartmasına fırsat vermemek gerekir. "




Kadın sayfayı çevirdi, çayından bir yudum aldı 
Ve
"Evet böyle bir aşk hikayesi yazılmak istense, bir buluşma ayarlansa hikayenin sonu ancak bu satırlara bağlanarak bitirilebilirdi "


Diye geçirdi içinden....






Yazı; Kitâb-ı Aşk - İskender Pala























16 Nisan 2011 Cumartesi

Bir buluşma....








Erkek çok ısrarcıydı buluşma konusunda
Her sohbetin bi yerinde sözü dönüp dolaştırıp buluşmaya getiriyordu
Aslında kadında istekliydi buluşmak, görüşmek konusunda
Ama işte sorun şu ki 
Ne zaman, nerde, nasıl olacağıydı ?
Erkek ısrarcıydı düşündüğü bi yer vardı
Kadın ise tereddütlüydü yer konusunda
Korkaktı aslında kadın ya bişi olursa diye yiyip bitiriyordu kendisini.
Bir gün erkeğin yoğun ısrarı ve verdiği güvence ile kabul etti buluşmayı
Aslında kendisi bile şaştı kadın, nasıl birden "Tamam" dediğine...


Bir telaş çıktı evden,
Ne ne giydiğine baktı ne de saçını topladı
Yemeğin altını kapatmış mıydı ?
Hatırlamıyordu...


Yokuşun başına geldi ve bir an durdu 
Bir nefes aldı
Deniz ayaklarının altındaydı
Bir vapur geçiyordu içinde ilkokul çocukları çığlık çığlığa
Bir martı dolanıyordu başında
Bir kedi bir arabanın üzerine kıvrılmış uyuyordu
Aşağıya inen yokuş dikti,
Gözlerini kapadı denizin kokusunu içine çekti
"Şimdi yapamazsan hiç yapamazsın" diye geçirdi içinden
Bir rüzgar esti saçlarını dağıttı düşünceleri kayboldu
Bıraktı kendini rüzgara 
Ve 
Kendini erkeğin evinin kapısında buldu...
Kalbi deli gibi atıyor, gözleri kararıyor, boğazı kuruyordu
Dudakları birbirine yapışmıştı, 
Zile basmak istiyor ama elinde tonlarca yük vardı sanki 
Kaldıramıyordu kolunu...
Zile ne zaman bastı,
Kapı ne zaman aralandı
İçeriden çıkan güçlü bir kol kendisini ne zaman içeri çekti
Hiç ama hiç hatırlamıyordu...
Sonrası....
Sonra....









14 Nisan 2011 Perşembe

Tire'de Salı pazarı...

Salı günü kalktım daha yüzümü yıkamamışım arkadaşım aradı Torbalı'dan
"Eşim İzmir'de geçerken seni alsın, Tire'ye gidelim pazara gezmeye" dedi.
Hadi dedim gidelim...
Öğlen yola çıktık ikimiz gezine gezine yollarda
Güle güle, konuşa konuşa vardık Tire'ye...
Salı pazarı, çok güzelmiş...
Çok güzel yeşillikler, sebzeler, meyveler
Ucuzdu da...
Tire'nin meşhur Çamur Peynir'inden aldık, tereyağ aldık,
Cibez, kuzukulağı, kekik aldım...
Bir de Tire gevreğinden aldık.
Gezine gezine Değirmen olan bi yere gittik.
Dere Kahve'de deniliyormuş.
Çınar ağaçları altında, yeşillikler içinde su akan, ördekler dolaşan çok hoş bi yerdi. 
Sakin, sessiz...
Açtık peynirleri, tereyağlarını gevrekleri birde çay söyledik dublesinden...
Yedik içtik...
Tire pazarı Salı günleri tavsiye ederim...











Cibez -Cibes Ege'ye özgü İzmir otu


Haşlanıp limon ve zeytin yağıyla servis ediliyor...

11 Nisan 2011 Pazartesi

Adam gibi adam ol



Allah aşkına adam ol karşımda
Dansöz gibi bel kırmak falan yakışmıyor zirâ sana
Bel yok ki bir kere sende
Gerisini var sen düşün yani...
Diyeceğin her ne ise kıvırmadan, 
Eğilip bükülmeden de.
Gelmez bana türlü oyunlar
Benim bildiğim oyunlar saklambaç, sek sek, evcilik, beş taştır,
Hani nası derler bi takım ali cengiz oyunları sökmez bana.


Adam ol karşımda
Diyeceğin her neyse takır takır de
İstediğin neyse de
Bileyim.
Yok başkalarına varmış gibi gönlün fikrimi sorarken 
Aslında anlıyorum ben senin benim niyetimin ne olduğunu,
İçimdeki kaleye sızmak için zayıf noktamı bulma çalışmalarını.
Çünki çok komik oluyorsun o zaman.
O tanıdığım, hayran olduğum
Her diyeceği sözde bir mana olan 
Başım sıkıştığında anlatabileceğim, içimi dökebileceğim
Hani "suçlu sensin" desen de 
Senin ağzından duyunca kabulleneceğim kişi yani 
SEN,

İnandırıcılığını yitiriyorsun
Bambaşka biri oluveriyorsun...

Adam ol niyetini kıvırmadan dosdoğru bodoslama de bana
Bende ezileyim, sende ezil...




9 Nisan 2011 Cumartesi

Takıldığım bi yer...

Yaklaşık bir senedir buraya takılıyorum.
İlk başlarda biraz zorlandım
Yepyeni bi yer, yeni tanınacak kişiler
Bir kaç defa hesabımı kapatmayı düşündüysem de
Bir akşam şansım yaver gitti ve kapatmaktan vazgeçtim.
Her türden, her yaştan, her kesimden, her görüşten
Bir çok kişinin olduğu bir yer.
Genellikle eğlenmek için takılıyorum
Sanki bir çok arkadaşla aynı masada oturmuş sohbet ediyor muşuz 
Gibi...
Twitter'in bi değişik hali
Ama daha canlı bi yer bence...
Hatta facebook hesabımı bile şu sıralar
İşte burayla aldatıyorum...









6 Nisan 2011 Çarşamba

Alma mazlumun ahını alma...



Kadın, 2 sene kadar önce kardeşinin yanına gider Merzifon'a
Bir akşam üstü eşini arar ama cepten sürekli meşgul sinyali alır
Hemen hemen 20 dakika bu şekilde devam eder
Kadını, uzakta olmanın verdiği sıkıntı 
Kimle konuşuyor ki bu diye bir merakla da en çok
Asfalyaları atmaya başlar.
Telefon görüşmesi biten erkek nihayet  kadına geri dönüş yapar.
Tabii kadının iflas etmiş asfalyalarının kıvılcımlarından kurtulması biraz geç olur.
Kimi aradın diye başlayan konuşma biraz hararetlenir
En son telefon şu cümlelerle kapatılır,


Kadın; Bak eğer yalan söylüyorsan ayağına dolansın 


Erkek; Tamam ya yoksa ?


Kadın; O zaman tez vakitte benim ayağıma dolansın....


Bu konuşmaların geçtiği saat 20,00-


Daha sonra evdeki kardeş ortam yumuşasın diye dışarı çıkma teklifinde bulunur
Kardeş, gelin, yeğen ve kadın arabaya doluşurlar
Çarşıda bir mağazaya uğramak için park edilir
Saat: 20,45- olmuştur.
Kadın arka koltuktan çımaya çalışırken
Sağ ayağı sol ayağındaki eşofmanın paçasına girer
Ayağına dolanır veeee
O hay huy içerisinde kurtulmaya çalışırken de
Küt diye arabadan yere yuvarlanır.


Ve kahkahaları tüm çarşıyı inletir.


Neymiş, şüphecilik iyi değil miş,
Neymiş, alma mazlumun ahını çıkar aheste ahesteymiş,





3 Nisan 2011 Pazar

Kavala kurabiyesi

Aklıma girdi bir kere yapmadan için rahat etmezdi.
A101'de satılıyordu Osmanlı Kavala kurabiyesi bademli olanı ama özellikle
Çok severdim.
Cevizlisini denedim ama hiç beğenmedim.
Ama acı bademlisi bi başka.
Türk kahvesi ya da nescafe yanında iyi gidiyordu
Gerçi üzerindeki pudra şekerlerini yutarken kaçmasıyla boğazıma
Bir iki defa yine tehlike atlatsam da tekrar tekrar yemeğe değer.
Geçen hafta markete gittim alayım diye
Bi baktım yok meğer kaldırmışlar satmıyorlarmış artık.
Ama olur mu yaa..
Bi koşu döndüm eve malzemesine baktım netten tekrar yollandım aldım.
Ama benim bademler tatlıydı beklettim acı olanını buldum.
Sıcak su içinde bekletip kahverengi kabuğunu soydum.



Önce bademleri kavurdum tavada bir kenarı ayırdım



Arkasından göz kararı artık sanırım 2 bardak unu kavurdum 



Un, badem, 10 gram kabartma tozu, vanilya, 
Göz kararı sanırım 1 su bardağı kadar tereyağı oda sıcaklığında
Ama yinede biraz çiçek yağı ekledim ben.
Bir de 1 su bardağı pudra şekeri
1 yumurta beyazı
Hatta bir ara cıvık geldi biraz daha un koydum.


Aslında ay şeklinde kalıp vardı bulamadım 
Çay bardağıyla yapmak sıkıcı geldi
Şu üç taneden sonrasını köfte yapar gibi şekil vererek yaptım


180 derece önceden ısıtılmış fırında göz kararı pişirdim
Üzerine de pudra şekeri ektim.
Eh artık mastır şef yarışmasına girebilirim değil mi?





2 Nisan 2011 Cumartesi

Günlük işler



Bir bir devrilirken saatli maarif takviminden yapraklar
Nisan 1 geldi çattı yine.
Bir şaka hadisesi ile karşılaşmadım.
Zaten olsa da şöyle bayağı bi yüreğimi götürecek, 
Donuma sıçtıracak cinsten olanı olsaydı bayağı bi makbule geçerdi sanırım.
Neyse aman kalsın böylesi düşman başına.
Bugün sadece çamaşır asmak istedim ben yapılacak bi iş göremiyordum
Ama bir ara kendime bi geldim ki aman Allah'ım ben ne yapıyorum böyle dedim.
Bir elimde süpürge bir elimde vileda yatak odasını dip temel temizlerken buldum kendimi
Mutfağa koştum aman bi su içeyim kendime geleyim diye
Mutfakta bir temizlik kokusu aa burayı ne zaman temizledim ki ben dedim.
Aman iyi de oldu aslında ailem oturduğumuz evi satılığa çıkardılar
Emlakçıya falan vermediler mahalle bakkalına, bir iki komşuya haber edildi
Şimdi gelen giden olur ele güne karşı tedbirli olmak lazım di mi ama ?
Okunacak iki kitabım var ikisi de İskender Pala'ya ait.
Kitâb-ı aşk ve Babilde ölüm İstanbul'da aşk.
Bakalım Kitâb-ı aşk iyi gidiyor şimdilik her ne kadar dili ağır deseler de
Edebiyat dersindeymiş gibi hissediyorum kendimi
Ha bir de ne yazık ki A101'de satılmayan Osmanlı Kavala kurabiyesini deniycem yarın
Sade türk kahvesinin yanında, nescafenin yanında iyi gidiyordu
Malzemelerini aldım baharatçı "Acı badem " demi dedi hani yanlış almıyorsunuz
Evet dedim kurabiye yapıcam şaşırdı kurabiyeye konulduğunu duymamış
Bakalım yarın yapıp sonucu bildiririm
Hadi iyi geceler....

31 Mart 2011 Perşembe

bi diyeceğim var

Paranoyak satırlar  yazmış düşüncemi dile getirmiş sanki
Şu dijitürkün kapattırma kararından sonra anladım ki 
Bu bir kapattırma değil yıldırma politikasıydı
Bizleri yazmaya karşı soğutmak adına.
Soğudum ya yazmak gelmiyo içimden.
Zaten bi oraya gittim bi şuraya
Oralarda da yapamadım bişi
Kaldım öyle.
İşin garibi yazacak konuda bırakmadı bende.
E be dijitürk ne diyim
Üye sayında azalma olsun len...







28 Mart 2011 Pazartesi

temizlik



Bir bahar temizliği yapmam lazım aslında
Beynimde, ruhumda, bedenimde, blog sayfamda hatta evimde.
Bi takım düşüncelerim oluyor zaman zaman
Onları atlatmam lazım.
Fırtınalar kopuyor mesela bazı ruhumda 
Bazen de öyle sessiz ki ruhum uçtu mu yoksa diyecek kadar.
Bedemim de bi değişiklik yok yazın verdiğim 4 kiloyu alamadığım için
Alyansım hala olmuyor parmağıma mesela.
Blog sayfam dijitürkün insafına geldiği anlarda açıldığında
Çok kalabalık geliyor gözüme, rahatsız eden bişiler var
Değişiklik, bakım şart oldu.
Evim desen alt kat temizlendi ama yazın üst katta oturduğumuzdan
Üst kata bi temizlik gerekiyor.
İş çok hadi bakalım....


Resim : 

emsvizyon's Profile   

http://www.flickr.com/photos/14454347%40N00/

27 Mart 2011 Pazar

yazasım yok..

Herkes yazıyor bişiler harıl harıl,
Ben de tık yok.
Aslında yazasım varda 
Nedense bi uyuşukluk var üzerimde.
Bahar falan değil
Kafam dağınık biraz toparlayamıyorum.
Neyse hadi iyi geceler...





















25 Mart 2011 Cuma

Cep telefonumu tuvalete düşürdüm



Anladım ki insan şu hayatta ne kınarsa başına geliyor muş
Kınardım hep evin içinde cep telefonu cebinde tuvalete girenleri
Hah derdim mutlaka bi gizli işleri var tuvalette görücek işini
Ah ah demez olaydım
Sana ne kızım kim ne yapmak isterse yapsın tuvalette
Ne biliyon belki tuvalette ıkınırken ki resmini çekicek de mi
Yok yok illaki bişi arıyacak altında deli ben
Noldu sen de girdin tuvalete cep telefonunla 
Ne yaptın peki de bakalım bana
Tuvalete düşürdün telefonunu
Yaaa sormayın yaaaaaaa
İlk aldığımda açılmadığı için duvara çarpmak istediğim
Sonradan elim kolum olduğunu anladığım telefonumu
Tam üstümü toparlarken tuvalete düşürdüm
Biliyorum merak ettiniz daha sifonu çekmemiştim
Hemen çıkardım sildim salladıkça ben su çıktı içinden 
Saç kurutma makinasıyla kurutayım dedim tam açtım üflemeye başladı
Aklıma geldi içindeki leğimleri eritebilir dedim
Elektrik süpürgesiyle çektim biraz sonra sildim yarım poşet pirinç içine yatırdım
Pirinç nemi alır ya hani ondan
Cumartesi tamire gidecek..
Bu arada ne kadar telefon numaram varsa gitti
Sim kartta içti çünki suyu
Of of....

22 Mart 2011 Salı

ikinci rollerin adamları



Türk filmlerinde ikinci roldeki adam 
Kimi zaman iyi kimi zaman kötü olurdu
Kimi kendi çıkarı için esas kadını tutardı elinde
Kimi de aşkı uğruna feda ederdi.
Kimi türlü oyunlarla aklını çelerken esas kadının
Kimi film boyunca kaçırırdı esas adamdan
İyi olanı hiç mi yok ?
Var elbette...
Selvi boylum al yazmalım'da 
Sevginin emek olduğunu aklımıza yüreğimize kazıyan
Cemşit...

20 Mart 2011 Pazar

Ankara

Bakmayın öyle yok Ankara şöyle yok böyle dediğime
Bir şehirde sevdikleriniz, canlarınız varsa eğer 
O şehri seversiniz..
Bende sevdim...
Bir hafta gibi kısa bir sürede olsa güzel geçen
Eğlenceli, koşturmalı, yeğenle hasret gidermeli
Gelinle mutfakta yapılan nescafe muhabbetleri
Kardeşle paylaşılan bir iki sıkıntı
Yeğenle bol oynamalı, çekişmeli, didişmeli
"Şeniz hala yaa" diye başlayan atışmalarla 
Çok güzeldi...
Tabii Sevgili Leylak Dalı'nın dişine rağmen ;)
Yine başka bir blogcu Bilge ve Annesi ile yapılan Ankara Kalesi fethi harikaydı.
Öyle güzel dolaştık ki,
Akşam yattığım yeri beğendim vallaha....
Karlı, kışlı gittiğim Ankara'dan baharla dönmek çok güzel oldu...
















18 Mart 2011 Cuma

merhaba

her şeye rağmen herşey çok güzeldi.
artık eve gidince yazarım.
resimler falan eklerim.
yarın dönüyorum.
ay'a en yaklaştığımız gün olucakmış yarın.
hadi izmire gidince görüşürük.
byyy....

16 Mart 2011 Çarşamba

sesimi duyan var mı?

Öncelikle klavye kaynaklı yaşabilecek yanlışlıklardan dolayı özür dilerim.
 Yaban ellerdeyim ki gerçekten doğrudur.
şimdi daha iyi anlıyorum İzmir dışında yaşayanların İzmir hasretini
boyoz, gevrek, domat, çiğdem, midye, söğüş,asfalya, pasaport, kordon, kumru, boynuz
kelimeleriyle geçen cümlelerdekilerin ne olduğunu açıklamadan konuşabilmeyi
samimi, içten güle insanların olduğu 
anladım ki ben şehir şehir gezen bir memur yada memur eşi olamaz mışım
kalsın yeterince işini bilen memurum var zaten.
ankara'dayım ya her şey bana yabancı, değişik, insanların davranışları, konuşmaları, bakışları 
Hatta kardeşimin klavyesi bile bi garip bi gülücük şekli yapamıyorum 
bu kadar yerden yere vurmakta olmaz canım demi ama
ama napayım bıktım istanbullu züppe, kendini beğenmişlerin 
şehrimi küçük görmelerinden hıncımı ankaradan alıyorum.