6 Eylül 2017 Çarşamba

Bayram bahane


Nasıl anlatsam nerden başlasam der ya hani MFÖ hah işte ben de aynı durumdayım.
Bayram öncesi böyle içimize sinen, dinlendiğimiz, memnun kaldığımız tam bayram kavurması tadında bir tatil yaptık. Önce Didim'e ailemin yanına gidip bir gece kalıp ertesi gün tatilimize başladık. Bayram öncesi olan  o bayram kalabalığı kadar olmasa da bazı yerlerde kalabalıktı ama dediğim gibi yollardaki trafiğe takılmamış olduk.

Bu tatilde Fethiye Ölüdeniz'deydik. Didim'den yola çıktık.



Gökova manzarasını seyredip Akyaka'ya indik.


  Akyaka'da biraz mola verip ayaklarımızı suya sokup 
bir kahve içtikten sonra tekrar düştük yollara.


  Arkadaşlarımızın tavsiyesi ile yol üzerindeki Yuvarlakçay'a gittik. 
Yuvarlakçay tıpkı Akyaka gibi suyu buz gibi hatta suya girenler de vardı.
Orada yemek yiyip yolumuza devam ettik.



Yine yol üzerinde aşağıda gördüğümüz bir koy cezbetti bizi
Yakından görmek için sağa sapıp koya doğru devam ettik.
Katrancı Koyu imiş.
Milli parkmış içeri girdik ben denize girdim.
Kalabalıktı ama su güzeldi.




Akşama doğru kaldığımız yere vardık.
Fethiye Faralya'da Kelebekler Vadisi'ne bakan motele yerleştik.

Devamı yarın.


24 Ağustos 2017 Perşembe

Dantel sort




Dantel şort bitti  
Dün plajda denemesini yaptım.


Ve hiç ara vermeden şu eteğe başladım.





1 Ağustos 2017 Salı

Dantel şort




Geçen gece uyku tutmayınca gezmekten çok hoşlandığım Pinterest sitesine girdim. 
Ve dantel şortlara gözüm takıldı. 
Bir kaç modelin detaylarını inceledim.
Sonra aklıma Instagram geldi.
Birazda orada şort modellerine baktım.


Instagram'da Yüksel Ak'ın sayfasında şu şorta gözüm takıldı.
Neden olmasın dedim.
Bugün daimi yüncüme uğradım.
İp konusunda ilk önce biraz kararsız kalsam da Alize'nin koton ipinde karar kıldım.
Bu akşam örmeye başladım. 

Bu arada YouTube linkini de buldum. 
Şort için link 

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Yaz


Yaz 
Deniz, kum, güneş, güneş kremi kokusu demek. 



Yazlık bahçelerinde ekilen
Domates, biber demek.
Bir de arada fışkıran arsız semiz otu.
Bol bol salatası, yemeği yapılan.



Bu sene meyve ağaçları pek bereketli.



Seksenler dizisini seviyorum.
Tıpkı 80'lerdeki şarkıları sevdiğim gibi.



Eh tatilin olmazsa olmazı
Mangal ve rakı.



Sahibi daha gelmeyen evlerin 
Üzümlerini arılar, kuşlar ve komşular yiyor.


Bundan daha güzel bir pazartesi 
olabilir mi? 





4 Haziran 2017 Pazar

Evdeki yavrularım


Şimdi jardzy hanım'ın yayınladığı yazıdan aklıma geldi.
Evimdeki yavruları yayınlayayım dedim. Yazısında belirttiği gibi belli bir yaştan sonra evde çiçek büyütmeye başladım bende. Benimde çocukluğumda annem ve komşuları arasında sarmaşık çiçeğini evinin dört bir yanına sardırarak büyüten teyzeler vardı.  Beni de teyzemin hemen kapı girişinde duran kauçuk çok cezbederdi. 



Arkadaki kaktüsgillerden olan çiçek yaprağı toprağa düşse tutuyor.
Ama bir hata yapıp şu arsız mine çiçeğini iş yerinde ki bir dükkan komşusundan alıp saksıya dikivermemle maalesef o diğer çiçeği boğmaya başladı. Yakında bir operasyon yapıp onları ayırmam farz oldu.


Sırasıyla yılbaşı çiçeğim. Onu da teyzemden tek dal olarak koparıp şu saksıya dikmiştim. Uzun süre ne bir kıpırdama oldu ne de çiçek açtı. sonra bu evime taşınınca kuzey yönünü sevdiğini anladım o da sanırım bana acıdı ve şimdi her yılbaşı açmakta.
Yanındaki yine tek dal olarak diktiğim su verince coşan pamuk prenses çiçeği. 
yanındaki kayınvalidemin Bayındır'daki çiçek festivalinden aldığı aslan ağzı. Kendisinden pek umutlu değilim yakında kuruyabilir. 
Onun yanındaki de sardunya yine bir yerlerden koparıp saksıya sokuverdim öyle köklendirmeden ve hayata tutundu çiçek bile açtı.



Bu çiçeğin hikayesi ise şöyle;
Yan dükkan komşumundu. Fakat hiç bakmadı koca kış ve koca yaz dışarıda öyle durdu. Ne zaman onu bana ver desem oralı bile olmadı. Ben de bir gün buna yaptığın yeter deyip önce dükkana sonra da evime getirip resmen çiçeği göstere göstere çaldım. Yuka sanıyordum ama marginata diye bir çiçekmiş.





Özellikle ev sahibi olmak isteyenlerin belli bir büyüme ölçüsü niyet edip diktikleri kılıç çiçeği. Yıllar önce annemin evinde kendim için dileyip diktiğim bir kılıç çiçeği senesi dolmadan annemleri 2.kez ev sahibi yapınca bu sene aklıma geldi aldım tekrar kendim için diktim. Şükür evim var ama tekrar başka bir ev neden olmasın? Bakalım sonuçlanırsa haber veririm.


Dilek nanesi. Bir arkadaşım Nuray Sayarı hastası. Geçenlerde programında bahsetmiş. Dileğinizi dileyip beyaz saksıya anahtar gömüp öğle vakti nane dikin demiş. Yapalım dedik ve benim naneler yaprak verip büyümeye başladılar. Hayırlısı be gülüm inşallah olur.


Şu kaktüscağızları koyacak yer bulamamıştım bi türlü.
Geçen yaz deniz kenarında gezinirken denizin içinde o tahta parçasını gördüğüm an şimşek çaktı kafamda. Aldım eve getirdim ve balkonda güzel bir köşe yaptım kendilerine. 



Kaktüslerden aranjman çalışması inşallah tutar..



Şu iki çiçek üst kat dükkanda çalışan arkadaşıma iş yerini yeni açtığında hediye gelmişti. 
Geçenlerde dükkanı kapattılar ben de çiçeklerine talip oldum.
Alıp eve getirdim ikisini de 

Ve yazın güzelliği, cennetin kokusu olabileceğini düşündüğüm fesleğenim de hafta sonları eve getiriyorum. bir keresinde iş yerinde bıraktım boynu büküldü kurumaya yüz tuttu. Ben de hafta sonları eve taşıyıp hafta başı yine işe götürüyorum.



16 Mayıs 2017 Salı

Reklam



Blog sayfalarında bu günlerde gördüğüm bir yazı var. 
Klima ile ilgili. bir firmanın reklam yazısı. 
Merak ediyorum? 
Bu firma reklamını yapmanız için size reklam parası mı verdi? 


9 Mayıs 2017 Salı

Ölmeden önce öpülmesi gereken yerler

Hayat Erkeği blog sayfasını uzun zamandır takip ediyorum. son yazısı çok hoşuma gitti ve kendimce seslendirdim. sonra da kendisine yolladım. O da beğenmiş sayfasına eklemiş. ben de burada yayınlamak istedim. 

Dinlemek isterseniz şayet buyrun;


Hıdrellez


Nedense bu sene Hıdrellezi kutlamak bir yana bu zamanda yapılacak ritüelleri tamamlayıp istediğim dileklere kavuşma ihtiyacım daha çoktu nedense. bu kadar mı umutsuzum yoksa dilediklerim gerçek olacakta evrenin bana bunları mutlaka yap diye yolladığı bir mesaj mıydı? Hoş genelde evrene yollayıp olmasını istediğim dileklerimin spam mesajlara düştüğüne inanmaya başladım. Ama gel gör başıma gelecek kötü şeyler için evren hemen harekete geçmekte. Geçenlerde "Ne zamandır bok püsür bir şeyden dolayı canım sıkılmaz oldu artık" dedim daha 24 saat dolmadan evren sağolsun harekete geçti. Edilen bir sözle belki birinin kalbini kırdım bana tavır aldı belkide benim hüsnü kuruntum bu. Vallaha artık düşünmekten yoruldum. Bundan sonra yürüdüğüm yolda ayağıma takılan taşları arkamdan gelenlere sıkıntı yaratmasın diye alıp yol kenarına atmaktan vazgeçtim arkamdan gelenler düşünsün birazda.


Hıdrellez önemli oldu hep bende ama dediğim gibi bu sene bir kuvvet resmen arkamdan itti beni yap bunları mutlaka diye.

Önce Nur Sayarı hastası bir arkadaşıma uyup beyaz saksıya Çarşamba günü güneş tam tepedeyken nane dikme olayına girdim. Dileğimizi söyleyip naneyi diktim bir de anahtar gömdüm saksıya. 3 gün sonra baktım nanelerim filiz vermeye başlamış. Müdürüm benim içinde yap dedi dileğinizi yazın bir kağıda dedim yaptım sonuç onun nanelerde hala bir gelişme yok.

Cuma gecesi Kordon'daydık uzandık çimlere yazın gelişini kutladık. Gece bir kağıda yazdım dileğimi hem çizdim hem de yazdım. Hatta başka bir dilekte bulunacakken bambaşka bir dilek yazdım.
Vardır bir hayır dedim..
Evde gül yok karşı komşuda var ama gece vakti bahçesine girmeye çekindim. Ben de 2 gün önce eşim gül armağan etmişti Vazoda duruyordu ona astım mutfak penceresiyle salon penceresini açık bıraktım. Ertesi sabah dileğimi aldım işten sonra beni Karşıyaka'ya bıraktı bir arkadaşım. Konak yönüne giden vapura bindim denize attım dileğimi.
Olursa şayet haber veririm zaten.

Bu sıralar umut vaad eden olaylara ihtiyacım var.
Öyle varsın havai fişekler patlatmasın ama beni mutlu etsin.
Zaten mutluyum ama fazla mutluluk göz çıkarmaz değil mi? 





9 Nisan 2017 Pazar

Şirince Köyü

Alaçatı'da ot festivali vardı bugün. Hayatta gidilmez dedik. İzmir'e de Ankara'dan! gelenler oldu malum. Aman hiç çekilmez dedik. Kaçtık Şirince'ye gittik. Fakat o da ne? Ot festivali için İstanbul'dan sadece bir tur firması  35 tane araç getirmiş tur içinde Saat Kulesi, Kemeraltı'nı da gezeceklermiş ama malum miting olunca vazgeçmişler ve rotayı Şirince'ye çevirmişler. Köye arabayla ulaşmak ne mümkün. Belli bir noktada aracı park edip hemen hemen 1 km. yol yürüdük. Elbette köy çok kalabalıktı her yer sürekli fotoğraf çeken, birbirini kaybedip tekrar bulan teyzelerle! doluydu. Onlarda haklı tabii bunca sene çoluk çocuk büyüt çalış çabala şimdi gezmek hakkım diyerek düşüyorlar yollara. 
Deli gibi bir hızla büyüyen yaşlı teyzeler turizmi oluşmuş bilginiz olsun.. 













29 Mart 2017 Çarşamba

Tuzlu kurabiye tarifi..



Şu görmüş olduğunuz tuzlu kurabiyem pek sevilir.
Bu akşam misafir gelecek yapayım dedim
Yaparken de videoya çektim.
Yazmakla uğraşamıycam dedim..

Tarif  için bir tık



Afiyet olsun...

Not;
 Videoya ulaşabildiniz mi?
Ben buradan açmaya çalıştım olmadı.. 
Yeniden şuraya eklemek istedim.


2 Mart 2017 Perşembe

Kitap almak

İnternetten kitap alırken çok sıkılıyorum. 

Kitabı bul konusunu oku, fiyatına bak, yorumları oku sepete at kaç lira tutmuş bak, ne kadar tutmalı ki tutara kargo eklenmesin falan hesaplat, banka bilgilerini gir off çok yoruluyorum. 

Oysa kitapçılarda öyle mi? 

Havanın yağmurlu, soğuk ya da çok güneşli olduğu bir zamanda kitapçıya girip şöyle en tatlısından müzikler dinlerken sakin sakin raflar arasında dolanıp kitabı seçip elime alıp arka kapağını okuyup ilk sayfaya biraz göz atmak sonra seninle beraber kitap bakanlarla fikir alışverişi, kitap önerileri alıp vermek, kasada beklerken kitap ayraçlarıyla flört etmek bir iki tane de kitap ayracı almak, ödemeyi alan kasiyerle karşılıklı tebessümleşmek varken.. 

Son olarak Kitapçıları ve kitap dükkanlarını yaşatalım diyerek şuraya güzel bir slogan bırakayım.



28 Şubat 2017 Salı

Kısa kısa

Merhaba,

Şu ŞALANJ olayına yazdığınız yazıları zevkle okuyorum. İlk soruya cevap vererek ben de katılmak istedim fakat sonrasında takıldım kaldım. Ne güzel hatırlıyorsunuz o zamanları. Ben maalesef hatırlayamıyorum. Ne cebimde ne olduğunu ne bir kahramanım var mıydı ne de başka bir şeyi. Elbette güzel bir çocukluk geçirdim. Ailem, akrabalarım, arkadaşlarım hep bir arada hiç yalnız kalmadım. Ama nedense o yaşadıklarımı yazıya dökemiyorum. O yüzden ilk sorudan sonra bıraktım. Her şeyde tam olmayı versin hayatta nolucak canım deyip geçtim.

Bazen insanlar sizi kırar. Bir minik kuş yüreğinize o kocaman ellerini sokup öyle bir sıkarlar ki ölmek bu mu dersiniz? Ve en fenası da farkında bile olmazlar sizi kırdıklarına. Seni kıran, üzen insanlar senin sabahı nasıl ettiğini bilmezler. . Ben kırıldığımla kalırım onlarsa kırdıklarının bile farkında olmadan hayatlarına devam ederler. Kimisi kırar geçer gider üzerinizden kimi ise hala yanınızdadır ve her defasında yine yine yeniden kırarlar. Hava bugün kapalı İzmir'de ve ben böyle havalarda hep bunları düşünürüm. Beni kıran insanları ve benim onlara bunu bir türlü söyleyemediğimi..Hatta bu dile getirememe huyumun üzerime yapıştığını kalıp üzerimden atmak için yardım almayı bile düşündüğüm anlar oluyor.




Her hafta bir kitap okuma etkinliği yaptım kendime.
Bu haftaki kitabım Hakan Günday Az..
Daha şimdiden sardı beni hem hikaye hem de yazarın akıcı dili.



Sonra dün bunca karamsarlık yeter deyip 
Kendimi kuaförümün kollarına attım.
Saçlarımı kestirdim.
Tazelendim bahara hazırlık yaptım.





20 Şubat 2017 Pazartesi

Şalanj 1


Eskiden mim derdik. Mim'lerdik bloglarda birbirimizi hadi bakalım ben bana sorulan soruyu cevapladım sıra sende dercesine. Oyunda ebe seçmek gibi. Şimdiyse adı meydan okuma oldu ama ben ŞALANJ denilmesini pek sevdim. Havalı bir şey oldu.. 
Başlayalım bakalım elimizden geldiğince cevaplamaya.

 1.     Nasıl bir apartmanda büyüdün?

Ben apartmanda büyümedim.  Hatta hayatımın son 6 yılına kadar hiç apartmanda oturmadım desem. 3 yaşıma kadar tek katlı bir evde yaşadım. O yaşıma kadar çok az hatırladıklarım. Televizyonun daha her evde olmadığı zamanlardı gece kapı önünde diğer komşularla oturduğumuzu hatırlıyorum hayal meyal. Bir de tarasamızda ki korukların üzüm olmasını. Kardeşim doğduğunda ailem ev değiştirmeye karar vermiş ve biz sokak arasından cadde üzerinde 2 katlı bir eve taşındık. Evimiz eski bir Rum eviydi. Alt katta mutfak, banyo arkada bahçesi üst katta ise odaları ve salonu olan bir evdi. Tv'miz hala yoktu camın önünde oturup tam evimizin önünde olan durakta inenlere bakar, caddeden geçenleri seyrederdik. Her daim hareketli bir yerdi evimizin önü. Karşımızda polis karakolu vardı hiç vukuat eksik olmazdı. Yine evimizin karşısında yazlık sinema vardı. Bilet gişesindeki amcayla dost olmuştuk ona soğuk su götürüp sinemaya biletsiz girerdik kardeşimle. Tüm yaz izlemediğimiz film, galaya gelen görmediğimiz artist kalmamıştı. Evimizin arkası diğer sokağa çıkardı. Orası bizim için sonsuz bir evrendi. İçinde palmiye ağaçları olan bir tepelik bir yer vardı. Çok merkezi bir yerdi oturduğumuz yer. Evimizin bir ev ötesi cami sonra bir sokak ve diğer köşe kahvehaneydi. Ramazan ayı yaz zamanıydı o zamanlar annemler teraviye gidince biz çocuklar sokakta bağıra çağıra oyun oynardık. Tabii teravi arasında camidekiler çıkıp bize bağırırlardı. 

Daha sonra ailem evimize bayağı bir uzak semtte aldıkları arsaya ev yapınca oradan ayrıldık. Çok üzülmüştüm gitmek dahi istemiyordum. Hatta ben gitmiycem deyip 1 durak ilerimizde oturan teyzemlere kaçtığımı hatırlıyorum. Bunca merkezi bir yerden sonra yeni kurulmaya başlamış ve sakin bir yerde oturmak düşüncesi beni çok üzmüştü. Orada da güzel arkadaşlar, anılar biriktirdim. 

17 Şubat 2017 Cuma

Reklam kokan hareketler


Blog sayfalarında reklam kokan yazılar okumaktan nefret ediyorum. Marka, ürün tanıtımı yapan bu tür blog sayfalarına rastladım mı pöff deyip çıkıyorum sayfadan.

Televizyon izlerken çıkan reklamları da sevmiyorum. Hafta sonları tv'de gezinirken hafta içi dizi tekrarlarına rastlıyorum ama hepsi reklam kuşağında oluyorlar. Pöff deyip tv'yi kapatıyorum.

Twittere giriyorum biraz twit okuyayım bakalım neler olmuş diye ama alakasız reklam twitlerini engellemekten yoruluyor pöff deyip çıkıyorum twitterdan.

İnstagramın bir özelliği var şimdilerde yukarıda kendi hikayenizi yayınlayorsunuz 24 saat yayında kalıyor. Onlara bakarken araya da hopp reklam giriyor tüm hevesim gidiyor pöff deyip oradan da çıkıyorum.

Facebook apayrı bir dünya zaten. Tarayıcınızda her ne aradıysanız facebook sayfanızda yan tarafta size çıkıveriyor. Bir de beğenmediğiniz, abone olmadığınız halde beğenmiş takip ediyorsunuz gibi ana akışta karşınıza çıkıyorlar. Dün baktım bir araba firmasının tırlarını beğenmişim. Ulen ne ara tırcı oldum ki ben dedim. Sayfaya girdim sayfanın takibinden çıkabilmek için akla karayı seçtim. Yapıştı kaldı takibim orada engelleme butonu da bulamadım bir daha denedim güç bela çıktım. Facede bozdu iyice dedim.

Reklam izlemeyi sadece sinemada seviyorum. Koltuğa yerleşmeme zaman tanıyor. Bir de tv'de olanlardan daha farklı reklamlar var hatta bazıları kısa film gibi.

EDİT: Sayfasında film, müzik, kitap,gezdikleri yerler   hakkında yazan bloggerlerimi ayrı tutuyorum. 




2 Şubat 2017 Perşembe

Çelınç 17



-2017'de olmasını çok istediğin bir şey:


Önce sağlık sonra huzur ve ardından olmasını istediğim bir kaç isteğin kabul olması..


Yol arkadaşım


O benim yol arkadaşımdı..
O'nu çok özledim..




Çelınç 16

-Kağıda bir şey çiz ve bize göster:

İş yerimde boş kaldığımda çizdiğim, karaladığım bişiler var..
O sayılır mı?



Çelınç 15

-15 yaşında birine vereceğin nasihat ne olurdu:

Valla bi laf etmezdim.
Bize ettiler de ne oldu bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıktı.
Ama bana edilen 2 nasihatı hep aklımda tuttum ben.
Bir tanesi teyzemin hep "Dişlerin çok güzel her akşam fırçala mutlaka" diğeri yine teyzemin "Cildin çok güzel sakın yaşından büyük makyaj yapıp bozma." Bu nasihatları dişini fırçala, makyaj yapma gibi direkt emir verir gibi demediği için beni bir şekilde tavladı. 

Fakat şimdi 15 yaşında olanlara bakıyorum da ııhh nasihat vermek şurada dursun iki kelam sohbet etmek bile çok zor.

Ne yaparlarsa yapsınlar düşe kalka, darbe yiye yiye, takdir alıp tekdir edile edile  - hani o argo tabiri yazamıyorum buraya siz anladınız- öğrensinler hayatı..