13 Haziran 2010 Pazar

Sıcakkk !!!

Bu pazar çok ağır geçecek anlaşılan,
Gece sıcaktan yatamadım,
Sabah sıcaktan uyuyamadım,
Ve pazar sabahı saat 08,36- da uyandım
Şimdi de sıcaktan duramıyorum.
İzmir, İzmir intikam mı alıyorsun bizden.
Bu ne sıcak !
Klimayımı açayım.
Bilirim açmayı ama nedense bir alerjim var üflediği havya.
Ayrıca demeyin şimdi 
"Çeşme burnuzun dibi gitsenize"
Öncelikle şunu diyim İzmir'liyim ama,
Çeşme'ye gidişim sağ elimin parmak sayısı kadardır.
Sol elim yok daha ortada.
Didim daha yakın olsaydı keşke :(

Arap saçı, Arap çorbası

Böyle der annemler,
Bir iş karışıksa, çözülemeyecekse
Ya da yine çok karışık bir türlü tadı gelmiyorsa bişilerin.
Durdum mutfağa giderken tamda banyo kapısının önünde
Bişiler geçti içimden kaybetmek istemedim.
Dedim ki kendi kendime;


Şimdi ne gereği var ki durup dururken hayatını karıştırmaya demi ama
Eline almışsın bir kepçe daldırıp daldırıp içine 
Çıkarıyorsun dipte kalmış ne varsa
Dibi tutmuşsa tat vermez ki kötü bir tortu bırakır en fazla.
O zaman ne yapmak lazım ?
Dök içindekileri ser ortaya
Bak bakalım neler kalmış içinde
İnanıyorum ki seni üzecek olanlar çok olsa da
Çıkarırsın sen içinden mutluluk için bir iki kırıntı
Gül o zaman çınlatsın kahkahan evinin duvarlarını
Ekle bir iki gülücük daha...

12 Haziran 2010 Cumartesi

Başım yok yerinde ne başlığı



Kafanıza koca bir kaya düşmüş gibi hissettiniz mi hiç?
Tüm düşüncelerim karıştı birbirine
Sağlıklı düşünemiyorum, buna da sinir oluyorum
Doğru kelimeleri bulamıyorum bu seferde abuk sabuk cevaplar veriyorum
Bu seferde samimiyetsizlikle suçlanıyorum.


Ağlamak istiyorum bir yandan da boşver yaa değmez diyorum
Diyorum, diyorum, diyorum.
O koca kayanın altında eziliyorum,
Kendi kendimi mahvediyorum.

11 Haziran 2010 Cuma



İtiraf ediyorum len,

"Seni seviyorum"

Anlatamadım galiba

Yok yeni bişi kafam çok karışık bu günlerde.
Şöyle bol kahkaha efektli bişiler yazayım diyom ama
Yok olmuyo bi türlü...
Dedim ya kafam dağınık yaşıyom bi türlü.
Olursa elbette paylaşırım yaa..
Hah buldum.
Şimdi bakmayın bazen öyle cin fikirli, şeytana pabucunu ters giydirir hallerime
Bazen benimde dumura uğramış hallerim mevcuttur.
İki tanesini daha önce paylaşmıştım 
İşte şurada Hayat güzeldir..
İşte bi tanesi daha;
Eski çalıştığım şirketin mağaza poslarının hesap dökümleri gelirdi bankadan.
Bir de bankanın haberlerini veren broşürler çıkardı zarftan.
Bi gün diyorki, 
Üye işyeri numaranızı mail atın çekilişte çıkınca dvd yollayacağız.
Atladım hemen patronuma ilettim.
Katıl dedi.
Neyse gerekli işlemleri yapıp katıldım. 
2 ay sonra yine broşürde kazandığımız belirtildi.
Hediyelerinde gönderildiğini.
Bekle bekle 2 ay geçti yok hediye.
Aradım müşteri hizmetlerini, kazandığımızı ama hala hediyemizin ulaşmadığını belirttim.
Gün içinde geri dönüş yapıldı ve beni hediyeyi gönderen dağıtım şirketine yönlendirdiler.
Oradan bir telefon,
Hediyenin gönderildiğini hatta teslim alan kişinin adının da 
Hadi bilin bakalım kim sizce ?
Bennnnnnnnnnn!!
Yok dedim ben almadım hem koca dvd bilmez miyim aldığımı.
Hadi tekrar bi araştırma yapalım dediler.
Yine aradılar yok efendim alan sizsiniz.
Kuduruyorum.
Yahu diyorum ben kör müyüm, koca dvdyi aldım hadi nereye saklıycam yok burda.
Bir ara bir sessizlik oldu telefonda sonrada bayan ağır ağır tane tane konuşmaya başladı,
"Yalnız sayın mavi balon, hediye dvd değil, "Anlatamadım galiba" isimli filmin dvd film kaseti."


Benim tarafımda daha uzun bir sessizlik 
Ayağa kalktım yanımdaki dolaptaki raftan bankanın zarfıyla beraber yerinde duran o filmin kasetini çıkardım
"Anlattınız hanımefendi hemde çok güzel" dedim ve telefonu kapattım.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Komutan geliyor



Bu gün evime Komutan geliyor.
Evde bir telaş bir telaş yapıcam ki bu yazımdan sonra
Off.
Mıntıka temizliği, mutfak iş çok.
Haa Komutan kim mi?
Annemmmmmm :))


Kuzenimin oğlunun nikahı var yarın.
Annem'de Didim'den geliyor.
Bakmayın bu kadar telaş yaptığıma içim rahat
Ama yine de sizi hala büyümeyen çocuğu gibi gören anneniz olunca
El ayak dolanıveriyo tabii.
İşin şakası bu,
Seviniyorum geliyor diye
Gece bir saat kadar beraber yatıcam Annemle
Sabahları uyduruk kahvaltı yapmaktan kurtulucam,
Bol bol akraba ziyareti yaparız
Eh bi de Kemeraltı yaparsak başka ne diyim :))





8 Haziran 2010 Salı

İş arıyorum..

Yine iş görüşmelerine başladım.

İnternetten bulduğum eleman arayan bir iki firmaya özgeçmişimi yolladım. 
Açıkçası internetten yapılan başvurulara güvenmiyorum. Geri dönüşü olmuyor. 
Ne olumlu ne de olumsuz. İş ilanıyla dolu, insanlara iş bulduğunu iddia eden sitelere değil göz atmak sayfalarını açmıyorum bile. 
Çünki çok fazla prosedürleri var. Onların oluşturduğu bilgileri doldurunca kendimi yeterince ifade edemediğimi düşünüyorum. 

Başvurduğum firmaların birinden dün aradılar ve bugün için bir randevu verdiler.
İki dirhem bir çekirdek hazırlanıp gittim. Öncelikler gittiğim yer ne yazık ki İzmir'e çok uzak bir yerde.
Gidişim biraz sorunlu oldu. Semt garajından tarif edilen dolmuşa binmek için epey bekledim ve bu yüzden randevuya geç kaldım. Yolda firmayı arayıp durumumu belirttim ve beni çok sakin bir şekilde karşılayıp sıkılmamamı ilettiler. Normalde araba ile yarım saatte gidilebilecek mesafe 1 saati buldu neredeyse. 

Dolmuş beni yolda bıraktı ve  İTOB Organize Sanayisinin güvenliğine ulaşabildim. Güvenliğe geldiğim firmayı haber ettim, orayı arayıp beni almaları için bir araba istediler. 
Orada beklerken güvenlikteki 3 kişiden başka kimse yoktu. Ve aralarında para mevzusu üstüne hararetli bir konuşma geçmeye başlayınca açıkçası biraz tedirgin oldum ve yan tarafa doğru kaydım. 

Daha sonra bir araba geldi içindeki kişi önümde durup kendini tanıttı. Ben de arabaya bindim ve tepeler üzerinde yeni yeni kurulmaya başlamış olan organizenin uçsuz bucaksız yollarında geçerek firmaya geldik. Açıkçası firmanın girişe bu kadar uzaklığına çok şaşırdım. Yol hiç bitmeyecek sandım. Bir de hiç tanımadığım biri ile özel bir araçta yol alınca ortam sanki ağırlaştı. Ben de laf açarak organize hakkında bilgi aldım. Görüşmeye gittiğim firmanın bu organizenin alt yapı işlemlerini ve diğer prefabrik fabrikaları kurup inşa eden bir firma olduğunu öğrendim.

Görüşme olumlu ve olumsuz geçti benim görüşüme göre. 

Olumsuz olan yanı, sanırım çocuğum olmayışından ve uzun süreli çalışacak bir eleman arayan firma için sorun olabileceğiydi. Gerçi benim çocuğum olsa da çalışmak isteğimi belirttim.

Olumlu olan yanı ise, Gençlerle çalıştıklarında, gençliğin verdiği düşünce ile hareket edince olumsuz durumlar meydana geldiğinden istedikleri elemanın genç çalışanlara göre daha olgun biri olmasıymış. 

Bişi demiyorum, hayırlısı olsun diyorum.....

7 Haziran 2010 Pazartesi

Facebook



Facebook, 
Artık sıkmaya başladı.
Hep aynı paylaşımlar, videolar
Paylaşılan sözler var ya  hani,
Yok onlarda sıkmaya başladı.
Lafla karın doymuyor mantığı,
Mevlana'nın onca sözü bitti sanırım
Tur bindirmeye başladım paylaşımlarda
Bir de milletin siyasi propagandaları
Sandık başındayız sanki
Yok "Evet" de
Yok "HAYIR" de !
Biri İsraili karalar,
Biri Şehitlerimizi unutur,
Konuşmayayım diyorum 
Dayanamıyorum
Bişi yazıyorum
Hopp siyasi arenaya çeviriliyor yorumlardan
Kalsın 
Zaten buldum arkadaşlarımı ben
Eski sevgililerim de evlenmişler çoluk çocuğa karışmışlar
- Not; Göbekler yapılmış ama saçı dökülen yok ;) -
Tamam ne kaldı ki geriye....
Yok sıktı beni facebook
Onun yerine kitap okumak daha eğlenceli.....

5 Haziran 2010 Cumartesi

Mutfak ve ben



Mutfaktan gelen tıkırtılar, sesler, kokular her zaman hoşuma gitmiştir.
Çünkü yemek hazırlığı, boş midenin gurultusunu her zaman için yener.
Kızarmış ekmek kokusu tüm mutfağı kaplarken,
Nescafe suyu için - evet yalnızken kahvaltıda nescafe içerim-
Su ısıtıcıdan gelen kaynama sesi eşlik etti sabahki neşeme.
Bu sabah tatlı ağırlıklı beslenmek istedim.
Normalde yemem ama bu sabah daha bir tatlı olmalı dedim kendi kendime.
Kızarmış ekmek üzerinde eriyen margarin her zaman çok mutlu eder beni.
Demek ki güzel kızarmış ekmekler derim o zaman.

Bir yandan yapılan kahvaltı bir yandan da 
Elimden bir türlü bırakamadığım Alacakaranlık serisinin 2.kitabı olan Yeni ay eşlik etti bana.





Mutfağımda bu köşeyi çok seviyorum.
Bu divanda oturularak kahve eşliğinde yapılan sıcak sohbetler 
Kimi zaman abartılı olsa da günlük işlerden sıyrılmak adına edilen dedikodular
Ve sıcak ve uzun yaz günlerinde meyve eşliğinde uzanılarak okunulan kitaplar.


İzmir'de bugün hava kapalı ama bu kapalı hava nedense kış zamanı kapalı olan havalar gibi boğmuyor beni.
Biliyorum ki, yarın güneş açacak,
Açmalı çünki bir kır düğününe davetliyiz :)

Kalemim silah, mürekkebim de kandır benim.



Canım bişi yazmak istemiyor.
Ülke resmen değil iki
Üç'e Dört'e bölünmüş durumda.
Ya da isterse daha da fazlalaştırılabilir.
Tamam insandır, candır, yardım yapıyordur.
Silahsız, savunmasızdır...
DAAAAAAAAAAAA
Peki bu kadar gösteri nedir Allah aşkına?
Serebrenitsa'da kıyım olduğunda nerdeydiniz?
Karabağ'da bir gece içinde katledilenler Türk değil miydi?
Ya da çok uzağa gitmeyin canım
Geçen sene hani Uygur Türklerine yapıldı bir kıyım
Kaç kişi hatırlıyor ?
Kaç kişi döküldü sokaklara ?
Nedir bu kardeşim ben anlayamıyorum 
Ne yani müslüman mı olmak gerekiyor illa?
Birileri anlatsın bana?


Şehitlerimizin mekanı cennet olsun inşallah...

3 Haziran 2010 Perşembe



Hava bugün İzmir'de serin ve rüzgarlıydı.
Eteklerimin savrulmasına aldırmadan
Konak iskeleden Karşıyaka'ya geçtim vapurla.
Tam 3 tane seyahat gemisi demirlemişti Liman'a.
Harikaydı.
Sonraa 

Karşıyaka Çarşı'da eski belediye binasındaki 
Belediyenin düzenlediği  sergisine gittim.
Çünki orada  Sevgili kamikaze ile  tanıştım.
www.lunaparktayasamak.blogspot.com



Blog sayfalarımız aracılığı ile tanıştık önce,
Sonra 4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Gününde buluşup tanışacaktık kısmet olmadı.
Bugün Karşıyaka'da açılan Halk eğitim sergisine gittim.
Orada tanıştık, konuştuk, güldük sergiyi gezdik.
Çok güzel el emekleri vardı.
Hepsine bayıldım.
Resimde sol altta olan örtü Sanem'in eseri.





2 Haziran 2010 Çarşamba

Mehter marşları her yerde


Şimdi efendim,
Öyle siyaset falan yazamam ben,
Alasını yapanlar var ülkemizde.
Bir bebeğin mamasını yerken yüzüne gözüne bulaştırması gibi aynen.


Ama anlayamadığım bişi var
Nedir bu halkımızdaki 
Cengaverlik ruhu
Savaş naraları
Mehter takımı önde
"Allah, Allah" nidaları eşiliğinde.


Kör uçuşu gibi herkes savaş savaş savaş.
Savaşmayın sevişin yaa...


Hem savaşınca ne olucak sanıyonuz
Siperler kazacaksınız karşılıklı oyun oynar gibi
"Dan,dan,dan" silah elinizde.
Böyle mi olacak sanıyorsunuz?


Sen daha siper için kazmayı eline almadan tükürüklerken avucunu
Adam o tertemiz parmağı ile basacak kırmızı düğmeye
Sen daha "Allah" demeden 
Hopp dağılacak zerren her bir yere kalırsa şayet.


Hadi basmadı o düğmeye diyelim
Yanındaki mavi düğmeye basıcak
Sen bir nefes alıcan, tüp mü açık kaldı mutfakta diyeceksin.


Hadi bunlardan da kurtuldun diyelim kedi kılıklı dokuz canlı misali
Ortalık berbat olmuş, taş taş üstünde kalmamış,
Ne bir bitki ne bir canlı.


Ama benim bunu sana anlatmamın bi faydası yok ki,
Sen mehterin sesinden duymuyon ki bişeyi.

1 Haziran 2010 Salı

Müzik ruhun gıdasıdır

Maşallah ne kadar ruhumuzu müzikle doyuran bir millet olmuşuz böyle.
Yolda, otobüste hepimizde kulaklık dinliyoruz da dinliyoruz.
Ruhumuzu doyuruyoruz.
Neler dinliyorlar acaba diye düşünürüm hep o insanların.
Kimilerininkini duyuyoruz gerçi cıstak cıstak 
Kimide havy metal dinliyor sanırım
Dışarıya yayın yapıyorlar.
Kimileri de var ki şarkıya eşlik ederken rastlıyorum 
Hayır birde o şarkıları dinlerken yüzler bi değişik
Ruhsuz, soğuk, donuk.

Şehitler ölmez



Ölürler ne yazık ki.
Kanları yerde kaldığında,
Uğruna öldükleri toprakları satanlara bir kelam edemeyince,
Kalleşçe yedikleri kurşunu kendi içlerinden geldiğini öğrenince,
Magazinsel haberlerde 20 saniye içinde adları okunup geçiştirildiğinde,


Ölürler ne yazık ki,
Uğruna öldükleri topraklarda bir oyuna getirildiklerinde,
Bağıra bağıra gelenlerin
Savaş naraları atanların
Terbiyesizce saldırı için tarih verenlerin
Sesi susturulmadığı 
Tam tersi daha da arsızlaşmalarına izin verildiği sürece


Şehitler ölür ne yazık ki.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Özgürlük resmi



Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. 

Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.

Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Zeytin mi?"

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri...



Alıntı....

Çıldırmak üzereyim

Yaa bir insani yardım çağrısıda ben yapmak istiyorum.
Çıldırmak üzereyim.
Neden mi?
Elbise dolabını düzenliyorum
Ama ortalığa dökülen tüm kirli çamaşırlar ne yazık ki beni hiç memnun etmiyor.
Verilecekler ayrılıyor,
Atılacaklar üstünde bir kez daha düşünülmeden göz önünden kaldırılıyor
kimi etek ve elbiseler
"İnşallah dar gelmez" dilekleriyle deneniyor
Şükür ki kilo almamışım geliyorlar üstüme
Katlananlar renk renk, kullanım yerine göre ayırılıyor
Offfff offfff.
Bi program vardı dijitürkte,
Amerikada yayınlanıyor birisinin elbise dolabına bakılıyor
Tüm giysiler verilecekler, tamir olucaklar, giyilecekler diye ayrılıyor
Sonra da bi güzel o elbise dolabı yeniden dizayn edilip
Kişiye teslim ediliyor.
Tamir olucaklar içinde terziler elbirliğiyle
Kimi pantalonun paçasını kesiyor, kimi elbiseye çiçek ekleniyor
Bişiler yapılıyordu.
Onları istiyorum buraya gelsinlerrrrr
Çıldırmak üzereyim..............

Gazze

Gazze için küresel ses
Sadece ve sadece insana yardım götürmek için yola çıkmıştı bu gemiler.

30 Mayıs 2010 Pazar

Ben seni sevdim ama sen bilemedin



Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Çok büyük bir tesadüftü tanışmamız aslında
Bir söz tanıştırdı bizi.
Ne kadar da yakınmışız meğer uzaklardan gelmişken
Belki de aynı yerde yaşadığımızdan olsa gerek
Karşılaşmışızdır bir yerlerde
Tarasam diyeceğim beynimdeki yüzleri 
Ama senin görüntün yok ki beynimde
Ya da varda ama ben bakamadım ki sana o an.
Heyecandan...


Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Her gün seni beklemek,
Biliyor musun güzel olanı buydu.
Bana işkence gibi uzun gelse de 
Bekleme süresi
İçimde bir kıpırtı, unuttuğum saniyelere kızarak
Hatırladığımda dudağımın kenarında oluşan tebessüm.
Kimseler bilemezdi bir ben, 
Hatta sen bile.
Sabahları nerden biliyordun o saatte uyandığımı?
Beni aradığında telefonda "Canımmmm" diyişin
İşte o zaman geçerdi hepsi ama hepsi...


Ben seni sevdim ama sen bilemedin.
Tek isteğim seni tanımaktı biraz
Tamam itiraf ediyorum hadi yaptım biraz hafiyelik
Bişiler öğrendim hakkında
Ama bırak bu da bana kalsın en azından.
Yalnız şu var
Bilesin diye kendini 
Bir ip ucu veriyorum sana,
Bulabilecek misin acaba?


Benim içinde ilkti onlar, ve onlardan birileri. 
Kulaklarımı o zamanlar wolkmenimdeki  o yüksek sesten sağır etme pahasına
Deli gibi deli gibi söylerdim her yerde bir zamanlar parçalarını
Dinle şimdi yandaki müziği...


29 Mayıs 2010 Cumartesi

Kahraman market boynu bükük bakkala karşı


Pek sevgili sayın devlet büyüğümüzü dinleyip,
Bulunduğum yerdeki cadde de 200 metrelik sırada 
Tam 5 tane market açıldı.
tamam ekmek parası kazansınlar ne diyim,
Ama şu tanıtım broşürleri dağıtmıyorlar mı?
Bahçeye bi iniyorum bir tomar kağıt.
Bir de bizim evi iki ayrı kişi oturuyor sanıyorlar sanırım
Hem alt kat için hem de üst kat için ayrı ayrı broşürler
Pislikten başka bişi değil ya....

Ayranımı içtim


İzmir'de metro'da bir şeyler yiyip, içmek yasakmış.
Yıllardır kullanırım metroyu bugün öğrendim.


Şimdi Efendim,
Bir iş görüşmesi için dışarı çıkmam gerekiyordu,
Basmane'de otobüsten inip Gar'ın içinden metroya bindim.
Halkapınar durağında inip 1.sanayide çalışan Eşimin yanına uğrayıp
Bilgisayardan özgeçmişimin çıktısını aldım


Tekrar metroya dönüp binip Sanayi durağında inmem gerekiyordu.
Ama 1.Sanayiden Halkapınar metroya gidene kadar sıcaktan resmen beynim eridi.
Yanımdaki suda imam beyin abdest suyuna doğru oluşmaya başlayınca
Ayran aldım kendime,
Metroya indim ayranı içe içe,
Son basamağa geldim görevli 
"Bayan yiyecek-içecek yasak yukarıda demediler mi ?" dedi.
Haydaaa dedim,
"Görmediklerini,hatta böyle bir kuralında olduğundan haberim olmadığını,
Erimiş beynimin yerine gelebilmesi için içmezsem sarı çizgiyi geçebileceğimi 
Ki sarı çizgiyi geçmeninde yasak olduğunu bildiğimi belirttim."


Hayır adam öldürüyorum sanki ayran içerek 
Ya da içtiğim ayran değilde rakı sarhoş olucam 
Oraya buraya sarkıcam nara atıcam sanki.
Neyse, bende 
"Ee kamera nerden çekmez beni, hani orda içsem" dedim
Görevli, 
"Her yerde kamera var" dedi.
Yine aynı şekilde yasak olduğunu belirtti fosfor yelekli görevli,
"Tamam napalım, benim 3 yudumluk ayranım yüzünden işinizden olmayın istemem, 
hem size de bakamam çinki zaten iş görüşmesine gitmekteyim" dedim. 


Çantama koydum ayranı, dökülmemesine dikkat ettim 
Metro gelip de binince arkalara kaçarak hemen ayranımı içtim.


Not: Şimdi fark ettim bu yazı 333.cü yazımmış, 
         bu vesile ile burdan herkesi öpüyorum.....