11 Nisan 2012 Çarşamba

Akşama hazırlık


Akşama misafir var yemeğe.
Yaşgünü birde eşimin ailesi gelicek bakalım.
Valla pasta yapmadım neli istiyorsan sen al dedim.
Yemek yaptım yetmez mi ?
Efendim menümüz şöyle;
Ekşili köfte çorbası, yaprak sarma, kereviz, domat soslu kızartma, salata..


Portakal soslu kereviz


Kıyma, kırık pirinç, soğan, tuz, karabiber harç hazırlandı 


Sonra da yuvarlanıp tepsiye oradan da dolaba kaldırıldı
Akşama pişirilecek içine bir yumurta sarısıyla terbiyesi yapılacak.


Salamura yaprak da dünden sarılıp hazırlanmıştı zaten.
Bizati şahsım tarafından...


















Hastayım !





Hiç sevmediğim tasvip etmediğim haller var üzerimde 
Ben ki hiç sevmem mesela ortalıklarda "hastayım, hastayım" diyerek dolanmayı
Hele de çevremde de kimseler demesin bi zahmet dünya kararıyor sanıyorum.
Ama gel gör ki 3 gündür ne konuşsam telefonda, nette, yüz yüze kurduğum cümlelerin
Muhakkak ki 2 kelimesi "hastayım" kelimelerinden ibaret.
Hiç yakıştıramıyorum kendime bu da böyle biline.
Tamam bunca lafın üzerine şikayetimi diyeyim de bende rahatlayayım, sizde öğrenin.
Sanırım tansiyonla ilgili bir sıkıntım var benim.
Sürekli bir baş dönmesi, şakaklarımda basınç hissi ve başımın arkasında sonsuz bir ağrı.
Bir de hemen ilaç içmeyip o ağrıyla yaşamaya çalışan bir yapıda biri olunca işler sarpa sarıyor.
Pazartesi gecesi zirve yaptı ve tüm gece huzursuz bir uyku dün sabah gözlerim, yüzüm, dudaklarım şiş kalktım.
Hani fotoğrafımı çeksem eklesem şuraya hayatta inanmazsınız ben olduğuma.
Bugün daha iyi gibiyim.
Dışarı çıktım dolandım kahvaltımı yaptım.
Kendime geldim diyebilirim.
Şimdi yapılacak dahiliyeden randevu alıp bi muayene olmak tomografi çektirmiştim hani
Yakışıklı nöroloji doktoru beni bir de dahiliyeye gitmemi salık vermişti.
Orayı da bir ziyaret edelim bakalım.
Kalbe mi bağlı bu baş dönmeleri, hızlı ve heyecanlı kalp çarpıntılarım.
Ah birde gözlerimi baktırmalı ekran karşısında yoruluyor, hızlıca akıp giden şeylere bakamıyorum.
Hemen gözlerimi kapatmak istiyorum.


Neyse videoyu tıklayın ve neşelenin biraz ben öyle yaptım çünki...



5 Nisan 2012 Perşembe

Bir hediye...

Sağolsun ben kütüphanemin fotoğrafını ekleyince 
Blog sayfama
Gönderiverdi bu kitabı.
Başladım bir iki sayfa okumaya hemen sarıverdi
Sanki Leylak Abla'cım ses tonuyla okuyor gibi geliyor.
Bir de buradan teşekkür edeyim dedim.




Bi dakka bakar mısınız


Gününüz güzel olsun bugün.
Hava kapalıy mış,
Trafik berbat mış,
Patron sinirliy miş,
Müşteriler kıl mış,
Hoca sana tak mış,
Kocanın akşama canı hünkar beğendi çek miş,
Çocuğun sabah çayı masaya devir miş,
Falan filan 
Boşverrr....
Takma kafaya
Aç şu şarkıyı dinle 
Bak fotoğrafa 
İçin açılsın yaz geliyor... 





3 Nisan 2012 Salı

Kitaplığım...


İşte kitaplığım oldu.
Çıkardım kolilerden esaretten kurtuldular.
Mis gibi ahşap, kitap kokusu sardı odayı.
Koridordan gelip geçtikçe bakıyorum odaya.




Oturma odam avuç içi kadar ama
Öyle çok dünya, hikaye, roman kahramanı sığdı ki...



Sanki daha çoktu kitabım dedim
Eşim ee kütüphaneden alıp okudukların var ya onları senin sandın galiba dedi.
Haklı unutmuşum ben bunu...
Eee alırım ben daha kitap
4 yada 5 kitap var okumadığım gerisi okunmuştur.
İsterseniz bencil deyin bana ama bir yere verip bağışlayamam kitaplarımı
Okumak isteyen olursa şayet 3 hafta süre veriyorum
Getirmezse de başına ekşiyip bıktırana kadar istiyorum.
Olmadı birde ceza olarak bi kitap alıp hediye etmelerini istiyorum.
Nasıl güzel fikir de mi ?


2 Nisan 2012 Pazartesi

Çalışma maceralarım 2

Nerde kalmıştık dün ha yıl 1996 Kültür matbaasında çalışıyordum
Haziran ayında zam olayı geldi çattı.
9,5 milyon alıyorum o zaman yol vardı yemek yoktu sanırım.
Birde çalıştığım yerde bi arkadaş var ki aman aman
Bilgisayar bildiğimi falan gizlemiş patrondan 
Birde son zamanlarda hanfendi özel işlerini de yaptırmaya başlamıştı 
O hafta Denizkızı geldi işyerime yeni girdiği işten bahsetti içim gitti çalışma şartlarına.
Çalışma şartları şöyle aylık 20 milyon yol, yemek, 3 tane ürün hakkı aldığın maaştan sigorta.
Elbette içim gitti gitmez mi..
Neyse salıydı sanırım yine özel bi işini yaptırmak istedi benim başımdaki
Gittim yine de özel iş de kupon biriktiriyordu bişi için modaydı o zamanlar
Kuponları onaylatmak yolda vazgeçtim gitmiycem dedim kendi kendime
Denizkızının  yeni girdiği iş de Çankaya'da yanına gittim hani ziyaret edeyim falan diye 
Toplantıda dediler tamam not yazayım iletir misiniz dedim. 
Geri gidiyordum ki arkadaşım aşağıya indi toplantı bitmiş.
Ve beni görünce çok şaşırdı 
"Bende seni arıyacaktım gel bi eleman eksiğimiz varmış müdür burada akşama İstanbul'a uçucak gitmeden görüşmelisin çünki yukarıda senden bahsediyordum şu anda" demez mi..
Üzerimde de etek bluz saçlar topuz yapmışım hani bi iş görüşmesi için olabilecek olumsuzluklar var falan.
Neyse çıktım müdürün yanına durumumu izah ettim görüşmeyi yaptık.
Bende işime geri döndüm.
Ertesi gün tekrar aradılar beni işe gelmekten vazgeçen kişinin tekrar gelmek istediğini beni de uygun gördüklerini bir görüşme daha yapacaklarını ilettiler. 
O görüşmeye de gittim çünki işi istiyordum.
Şartları çok iyiydi en yakın arkadaşım orada çalışıyordu.
Sancılı bir hafta bekleme süresi başladı.
Bu arada çalıştığım yerde de bi takım sıkıntılar yaşamaya başladım.
İstediğim zammı alamadım, hak ettiğim bana verilmesi gereken işler bana verilmedi falan filan.
Bir hafta sonra görüşmeye gittiğim yerden olumlu cevap geldi ve ben
2,5 sene çalışma hayatım sürecek Oriflame Kozmetik'te bürosunda sipariş girme, müşteri hizmetleri işine başladım.
Zaten en yakın arkadaşım yanımdaydı, ortam güzeldi.
Evet yorucuydu hemde çok insanlarla uğraşmak ayrı bir zordu.
Çünki distribütörlük yapanlar her isteklerinin olmasını isterlerdi.
Ama bunun yanında aldığımız eğitimler, çalışmalar her zaman beni geliştirdiğini düşünüyorum.
Evet 2 kere hakkım yendi başka bi şehirde açılacak teslim noktasında sorumluluk pozisyonunu 
Ve eğitim verme pozisyonunu daha yakınlardaki tanıdıklara kaptırdım.
2,5 sene sonunda 1998 yılında şirketin küçülme olayına girmesiyle işten çıkartıldım.
Haklarımı aldım.


Sonra nişan, evlilik derken 1 sene ara verdim çalışmaya.
Evlenince 6 ay sonra mobilya üreten bir firmada sekreterlik işi buldum.
Evim Bostanlı'da işyerim Torbalı'daydı.
İzmir'i bilmeyenler için diyim İstanbul Beşiktaş'tan Pendiğe gitmek gibi.
Servis vardı ama yol uzundu başka şeylerde oldu hoşuma gitmeyen işten ayrıldım.
Ve 2001 yılında mayıs ayında yine bir arkadaşımın vasıtasıyla bir tekstil firmasında iş buldum.
İşim telefonlara bakmaktı.
Ama zamanla patronum kendi işlerini hafifletip üretime ağırlık vermek için bana iş göstermeye başladı. 
Hatta bu işimle ilgili yazı yazmıştım daha önce okumak isterseniz son çalıştığım iş


İşte iş maceralarım böyle.
Neredeyse 6 senedir işsizim istediğim gibi bi iş bulamadım buldum nasip olmadı falan.
Sigorta günümün dolması için 6,5 senem var..
Umarım tamamlayabilirim..





Çalışma maceralarım...

1992 yılında mezun oldum liseden ilk yıl kazanamadım üniversiteyi tabii.
Dersaneye de gönderilmedim ama gönderilmediğim o dersane hakkımı
İlerde 10 yıl oturduğumuz evde kira vermeden oturmak olarak kazandım.
Hangisi iyi oldu derseniz yok bi cevabım.
Kendime bile itiraf etmedim belki de beni üzecek cevabı yapıştırmamak için yüzüme.
2.yıl evde hazırlandım üniversite sınavına tabii sonuç hüsran
İstediğim bölüm olan Boğaziçinde  sanat tarihi okumak hayal oldu tabii..


Ve evde geçen sıkıntılı günler başladı.
Nerde şimdiki gibi teknolji o zamanlar 
Jetonlu ankesörlü telefonlar vardı düşün yani.
Bari çalış dediler çeyizini tamamlarsın, oyalanırsın
Tezgahtarlık işi buldu bi arkadaşım Kemeraltı'nda Şadırvan Camii'nin oralarda
Sanırım 6 ay çalıştım orada sigorta yok, sabahtan akşama kadar ayakta cumartesi de dahil.


Eylüldü sanırım ayrıldım işten bari bişiler öğren dediler kursa yollayalım seni dedi evdekiler
O sırada annem babamın yanına gitti Didim'e bende bari kurs param çıksın dedim
Montrö'de Fesçioğlu market vardı o zamanlar kafetaryada işe girdim ne kadar para alıcam hatırlamıyorum
Bir hafta çalıştım babam izin vermedi olmaz dedi.
Oysa çok güzeldi ortam patronlar falan iyilerdi.
Ayrıldım kursa başladım.
Kursta hayatımı değiştiren biriyle tanıştım 19 yıllık arkadaşım Denizkızı'yla.
Neden değiştirdi derseniz 2 yere işe girmemi o sağladı.
Kurs bitti Eta program satan bi firmada iş buldum.
Sekreterlik yapıyordum 1,5 ay çalıştım orada niye ayrıldım hatırlamıyorum şimdi.


Ve evde oturup sıkılma günlerim başladı tekrar.
Bu arada yıl 1994 oldu.
Haziran ayında teyzemin oğlu bir sene önce kafeteryasında çalıştığım yerde Fesçioğlu markette
Sekreterlik işi buldu bana haftanın 6 günü sabah 8'den akşam 7'ye kadar.
Ve bu işyerinde sigortalı oldum ilk kez. 
O zaman için pek önemsemiyordum ama şimdi anlıyorum tabii.
İş ortamım güzeldi orda çalışırken tanıştığım bi arkadaşım 3 yıl sonra beni eşimle tanıştıran kişi
Hayatımızda önemli yeri olan bir arkadaşımız oldu.
Çalışma saatleri artık beni yormaya başlamıştı ayrıldım işten.
Ama işe girdim diye aldığımız fırın, halı, elektrik süpürgesi, yemek takımı borçları kaldı tabii.
Yine sıkılmaya başladım bu sefer sıkıntımdan vücudumda sivilceler çıktı.


1,5 ay sonra kursta tanıştığım Denizkızı çalıştığı firmada bana iş buldu.
Carfi cıvatacılıkta santralde durucaktım.
3,5 milyon aylık o zamanlar tabii şimdi ne kadara gelir sanırım asgari ücrettir
Çalışma saatleri iyi di en azından cumartesi öğlene kadardı.
İşyerindeki arkadaşlarda iyidi ortam güzeldi.
Önce santraldeydim 1 ay sonra muhasebe bölümüne geçtim oradan da vidalarla ilgili bölüme alındım.
9 ay çalıştım hemen hemen orada beni tekrar başka bir bölüme alacaklarını söylediklerinde yeter dedim ayrıldım işten.
Yine eve tıkıldım..


2 ay sonra Teyzem eski bi arkadaşının oğlunun firmasında iş buldu bana
Matbaa ama matbaa Çiğli organizede ben Kemeraltın'daki dükkanda durucam
Evrak satışı yapılıyor hastanelere kırtasiye falan.
Patronumun babası duruyordu bizle çok şeker biriydi.
Her sabah ben açardım dükkanı temizler falan o gelince milliyet gazetesinden köşe yazarlarını okurdum ona.
Bir de yalan rüzgarı dizisinin o günkü bölüm özetini :)
Şimdi düşünüyorum da gerçekten iyi yapmış O'nun sayesinde güzel şeyler öğrendim.
Aylığım 9,5 milyon o zaman şimdiye nedir karşılığı bilemiyorum.
Ve zam zamanı geldi çattı...


Gerisi yarın artık zaten çok uzun oldu bu sıkılmayasınız...

29 Mart 2012 Perşembe

Özet


(Nefret edilen eski sevgilinin arabasını gördüm sandığında
 idrak edene kadar geçen süredeki yüz ifadesi.)

foto konu dışı hoşuma gitti 




Günler kimi zaman ardı ardına sıralanmış vagonlar gibi geçiyor.
Nası bi benzetmeyse artık bağlayamadım.
Vagonların birbirine bağlı olması aynı birbirine benzer tekdüze anlamında kullanmak istemiş olabilirim.
En son yazdığım da sıkıntılı geçecek günler eşiğinde olduğumu anlatmıştım
Sağolun çok fazla gelen derdin sıkıntın ne ? 
Ya da geçti mi geçtiyse nası geçti mesajlarını cevaplamaktan anlayamadım bile.
( Burada hiciv yaparak taşlama yapmaktayım böyle de biline )
Geçti bi şekilde sıkıntılar.
Hep öyle olmuyor mu ama geçiyor işite.
Dünya yine dönmüyor mu?
senin sıkıntın var diye dönüşünü durdurduğunu gördün mü hiç ?
Hayır.


Efendim öyle de böyle de yaşıyoruz işte.
Sabah gözümüzü açıp gün boyu didinip, koşunuyor
Akşama sofraya 2 tas yemeğin yanına ne salatası yapıp koysak derdiyle donanıyoruz
Akşam da iflas eden vücudu şarjlamak için uykuya yatıveriyoruz.
Beynimizde sıkıntılar, dertler, geçim telaşı, ana baba koca çocuk iilişkileri derken.
Yoğruluveriyoruz işte hayatın bizim için tuttuğu mayayla.


Buradayım efendim 
Gitmedim okudum yazılanları hep elimde nescafem dilim yansa da bazı.

10 Mart 2012 Cumartesi

Dağ tepe deniz

Hayat tepelerden dağlardan ibaret
Ha dereleri denizleri okyanusları da unutmamak gerek.
Biri bitiyor biri başlıyor. 
Yine tepesi bulutlarla çevrili bir dağın eteğinde
Derinliği ölçülemeyen bir denizin kıyısındayız.
Ya çıkıcaz aşıcaz o tepeyi
Ya dalıcaz o denize boğulucaz...
Bakalım...

5 Mart 2012 Pazartesi

Pazar kokuları


Bugün pek bi masraflıydım bende canım,
Sabahtan kalktık kahvaltı faslı falan hazırlanıp çıktık yola
İstikamet Mavişehir Carfursa'ya gittik.
-Carfur yazın yanlış deyip kınamayın beni
Anam o nası bişidir öyle Türkçe kelimeler nerenize girdi de
Çıkaramadınız bi tane deyip devam ediyorum.- 
Aslında amacımız kitaplık almaktı
Hani dediydim ya 7 koli kitap var diye.
İyi de hangi vatan evladı bi tane kitaplık beğenemeyip
Var olan kitapların yanına eklemeler yapar.
Tabii ki kitap okumayı sevenler...
D&R'a sadece bakınmak için girmiştim ben
Eşim teknosa'da takılırken.
Eşim demişti zati dayanamaz kitap alırsın sen diye
4-Lira'lık
(Demeden edemiycem burda ay o yeni TL simgesi
ne feci bişi yarabbim öyle.
bir ilkokul çocuğu bile daha güzel simgeler çıkarabilirdi oysa.)
Neyse 4-Türk Lira'sı değerinde bir kitap aldım
Tam arkamı döndüm ne göreyim yana yakıla aradığım
"Parasız yatılı" 
Bana bakmakta raftan bir tane de kalmamış mı
Hemen aldım tabii...
Bir de Selim İleri'nin bi kitabını aldım.
Severim kendilerini hatta ödül aldı ya geçenlerde kendisi
Haberlerde izlerken sesli olarak Selim İleri'den bi kitap almalıyım demişim
Eşim dedi farkında değildim.
Eee sonra bu kadarla kalmadık tabii...
Tam o carfurdan çıkarken bi kampanya gördük.
Laptop aldık..
Benim bilgisayar geçen asırdan kalmaydı
Abim verdiydi.
Bu yazımı oradan yazmaktayım efendim.
Hadi bakalım.
Yatma vakti artık..
Şunu dinleyin ben bir pantolon ütülüycem sabaha.


1 Mart 2012 Perşembe

Bir dostluk



Erkek;
"Sen kimin canısın, cânı."

Kadın;
"Sen yine doldur fincanı."

Sabahattin Kudret Aksal
Gazoz ağacı

29 Şubat 2012 Çarşamba

Sıkıcı güne 2 kayıt

Sıkıcı gün demiştim demi 
Atraksiyonlarda oldu olmadı değil.
Sabahtan beri +903805.... ile başlayan 
Bi numaradan aranmaktayım. 
Cep telefonumdan.
Baktım kod ukrayna düzce diyende oldu ama
Ukraynalıların konuştuğu dili bilmediğim için açmadım.


Küçük odada 7 koli var daha açılmamış
İçi kitap dolu.
Hafta sonu dolanıp kitaplık bakıcaz
Alalım da yerleştireyim istiyorum.
Bayılıyorum kitaplıklarının fotoğrafını çekip koyanlara.
En çok da o hani raflardaki minik biblolar, objeler, fotoğraflar olmuyor mu
Bayılıyorum yaa...
Aslında niyetim oturma odamızdaki bi duvarı boydan kitaplık yapmak 
Ama şu an biraz ertelemekteyim zamanı var.
Hele bi şartlar olgunlaşsın inşallah..







Sıkıcı günün sıkıcı hadiseleri

Dinleyin efendim...
Bi sıkıcı gün ki hani nası desem içim daralıyor resmen.
Havanın kasveti üzerime oradan da el attığım işlere kadar geçti
Kalkmak zor geldi sıcacık yataktan 
Elektrikli şofbenimiz serviste sıcak su yok,
Banyo desen soba üzerinde ısınan güğümle bir acele oluyor
Saçımı her ellediğimde bi hoş oluyorum 
Hiç yağlanmayan saçım parım parım parlamakta şu anda
Eltime gidip banyo yapayım dedim bu soğuk havada dönüşü düşündüm.
Akşama sobaya başvurucaz artık.


Şofben maceram ayrı bi konu,
Garanti süresinde sözde parça takılmış para istedi sökme işini yapan çocuk
Oldu dedim yarın gel vereyim.
Hemen müşteri hizmetlerini aradım parça falan takılmamış ki
Çocuk 70-lira takmaya çalıştı ama nafile
Bi güzel şikayet ettim ama
İnşallah bu şikayetime rağmen sallamazlar işi.


Penceremin önüne konan kumru ve serçelere bulgur attım biraz
Karşımdaki evin çatısında kabarıp kabarıp duruyorlar tüylerini
Biri de akıl edip gelse keşke.
Tavukta değil ki çağırsam anlasalar.


Yapacak işte bulamadım kendime evde.
Çatı katında bi kablo buldum lamba taktım 
Karanlık olduğunda kullanmak için
Yalnız ne ters bi durum kaç kere aşağıya inip çıktım.
İlk lamba kırıldı daha yukarı çıkmadan
İkinci lamba bi yandı sonra oda çatlayıp sönüverdi
Üçüncü lambayı getirdim hiç yanmadı
Dördüncü lamba sonunda bana acıdı ışıl ışıl yaptı ortalığı
Edison amcama bi dua ediverdim o anda.


Eee bu iş de bitti bi nescafe yaptım
Geçen haftadan kalan elmalı kurabiyeleri buzluktan çıkarıp çözdürdüm
Yiyiverdim afiyetle.
Ama hala geçmedi sıkıntım
Bari saat 4 olsun da Esra Erol'u açıvereyim
Çiğdem çitleyip seyredeyim bi yandan...







20 Şubat 2012 Pazartesi

Gün daha bitmedi



"Akıllı adamlar sadece aptalların atladığını söylerler, 
Ama ben sana aşık olmaktan kendimi alamıyorum, 
Kalırsam Günah mı olur? 
Eğer sana aşık olmaktan kendimi alamıyorsam?"

Şarkıyı dinlemek için Elvis Presley üzerine bir tık lütfen.





Oysa bu sabah ben şöyle geç kalkmayı falan düşünüyordum.
Olmadı sabah yatağımın sallantısıyla uyandım.
Yine deprem oldu.
Tire Yeniçiftlik 4,4 şiddetinde..
Uzun sürdü sanki yada bana öyle geldi. 
Biraz daha sürseydi usulca inicektim yatağın yanına cenin pozisyonu alaraktan.
Bu çok önemli.
Hani aklımızda, kulağımızda küpe olucak cinsinden.
Arabaya ilk bindiğinizde emniyet kemerinizi elinizin beyninizden emir beklemeden
Emniyet kemerini takmanız gibi!
Deprem oldu mu panik yapmadan usulca bi yere uzanıp cenin pozisyonu almak.
Kalktım pencereden baktım sokakta kimseler yok
Bu sokakta depremi hisseden tek ben miyim ?


Yarın gün'üm var...
Kalktım temizlik yaptım. 
Kahvaltıyı yine atladım...
Öğlene doğru teyzemin kızı aradı sana gelicem dedi.
Gel dedim bahaneyle kahvaltı yaparım bari.
Oturduk ordan burdan bol bol da ailemizden dedikodular
Ne yazık ki flaş haberlerimiz yok şıra.
Genelde rahatsızlıklar, hastaneye yatanlar, çıkanlar, vefat edenler falan.
Flaş haberler neşeli günlerde oluyo hani eğlenelim bir iki kıkırdayalım diye.


Akşam olmak üzere güzel bi şarkı buldum tesadüfen daha önceden de dinlemiştim
Ama pek bi güzel geldi hatta 3 keredir üst üste dinlemekteyim.
Şarkı yukarıda dinlemenizi tavsiye ediyorum.
Birazdan mutfağa geçip yarın için hazırlık yapıcam.
Sarı tatlı kabak aldım börek yapıcam,
Tatlı olarak ağlayan pasta
Zeytinyağlı yaprak sardım dün akşam 1 kilo 
Umutsuz ev kadınlarını izlerken 
Eşim yaprak saplarını kestiği için içim umutla dolu olarak.


İş arama çalışmalarım hala devam etmekte.
Daha önce eleman arayan bi firmaya cv yollamıştım
Baktım dün akşam bir ilan cv yolladım meğer aynı firma
Daha önce cv yollamışım oraya ben oysa..
Tüh dedim..
Neyse kısmet işi bunlar belli olmaz.
İş çok iş seçen de çok diyenlere selam olsun diyorum buradan.
Emeğinize sağlık..

18 Şubat 2012 Cumartesi

Leylâ ile Mecnun




"Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."



Son zamanlarda Fuzulî'nin
Leylâ ile Mecnun mesnevisini
Okuma isteğindeyim. 
Eski basım olucak, sadeleşmemiş haliyle
Okumak istiyorum.
Ha öyle herhangi bir yerde de değil.

Bir Yâr tarafından 
Orhan Pamuk'un "Benim adım kırmızı" romanındaki gibi
Karlı ve soğuk bir kış gecesinde mangal başında,
Titrek mum aleviyle oynaşırken odanın duvarlarında
Dışarıdan esen rüzgarın sesine eşlik ederek
Okunulması.


ordan burdan

Bu kadar mı kararsız olur bir insan ?
Ya da beğenememezlik yakıştıramamazlık da diyebilirim.
İçimden geldi hadi dedim blog sayfamın temasını değiştirivereyim
Yok yok bi türlü beğenemedim bişi.
Amannn dedim kalsın yine şöyle...
Zaten pek yazasım gelmiyor içimden şu günlerde nedense
Yine bi tıkanmazlık, kısır günler silsilesi
Yazacak pek çok şey oluyor aslında 
Hastalıklar, ölümler, üzüntüler, neşeler, sevinçler
Yaşasam da içimden gelmiyor 
Zaten hava kasvetli kış çetin geçiyor
Kış demek ölüm sonbahardan sonra ki kıyameti bekleme süresi.
Bahar gelse bir iki kuş şakısa, ağaca yürüyüverse can suyu açılıcam aslında.
Okuyorum diyelim bol bol..
Gel gör aklımda kalmıyorlar mı işte pek kötü oluyorum ozaman.
Elime aldığım kitabın son sayfasını okuyup kapağını kapattığım anda
Uçup gidiveriyor aklımdan kitabın konusu.
Ne anlatmıştı diye sorsanız sonrasın da hatırlamam güç.
Oysa nasılda severek okuyorum, nasılda üzülüyor, seviniyor aşık oluyorsam 
Kitaplardaki kahramanlarla beraber.
Bazen bir sohbet esnasında çalıveriyor kapımı kahramanlar
Anlatıveriyorum bişiler işte o zaman diyorum ki zamanı var.
Maya tutucak önce, kısık ateşte yavaşça işliyecek 
Tadını, kokusunu, özünü.

Son olarak sözümü İskender Pala'nın yazdığı "Leylâ ile Mecnun" kitabından bi sözle bitirmek istiyorum
"Gönüller anlaşınca surette kıymet mi kalır"

16 Şubat 2012 Perşembe

İçimden geldi



Şimdi şuraya o densiz öğrenci kızların facebookta diğer paylaşım sitelerinde yayınlanan fotoğraflarını koymak istemedim. Önce başını kapatan kızların fotosu çıktı ortaya hemen arkasından yorumlar yükseldi. Herkes nefretini kustu, kustu..Tam durulmuşken ortalık bu seferde başını örtmeyen kızların fotosu dolandı ortalıklarda. Yine yorumlar, küfürler falan dolandı ortalıklarda.
İyi de biz nasıl böyle olduk ?
Ne zaman bu kadar seviyesiz, terbiyesiz, had bilmez, şımarık genç nesiller yetişti ?
Hangi ara ?
Okullarda öğretilenler, öğretilmeyenler neden tekrar tartışılmıyor ?
Bence orada poz veren ne yazık ki sadece o çocuklar değil o çocukları yetiştiren aslında yetiştiremeyen anne, baba, öğretmen, dede, bakkal, babaanne, eğitim kurumlarından sorumlu bakan ve o hükümeti yönetenlerdir.
Şu dönem hükümet, bu dönem hükümet diye ayırmıyorum. Genel olarak konuşmak istiyorum.
Bazı değerlerimiz maalesef bitmiş. Duyarlılık sıfır. Yaklaşım bağcıyı dövme düzeyinde.
Karşılaştırmam yerinde olur mu bilmiyorum fakat Amerika'da okullarda her sabah kendi antlarını okuyan çocuklar varken bıraktım ülkemizdeki andın içindeki kelimeyi tartışılması böylesi öğrencileri hak ettiğimizin yeridir.

Kahve bahane



Öyle fal meraklısı biri değilimdir aslında.
Gezmeklerde, gün'lerde fal bakan biri çıktığında
Etrafındakileri ezercesine sıraya geçip, 
Merakla gelecekten haber alanlardan hiç değilim.
Bakabilirse karşımdaki bakar bakmıyacaksa da oturup üzülmem.
Bugün işlerim bitince kahve içicem demiştim.
İçtim kahvemi o an içimden geldi yalnız olduğum, faldan da anlamadığım halde
Kahve fincanımı kapattım.
Yalnız açtığımda gördüğüm bişey çok ilgimi çekti.
Bura da paylaşmak istedim.
Bakalım sizde görebilecek misiniz?
Bulana benden kahve 
Derrrrrrmmmiiişiiiimmmmm....





Keyif molası


Sabah kalktım kahvaltımı yaptım
Pek sıkıcı geldi her şey
Bari kalkıp camları sileyim dedim.
Bu havada mı demeyin
Yağmur bi duruyor bi başlıyor
Onun keyfini mi bekliycem
Sildim misler gibi oldu.
Sonra da yemek yedim
Bi de gayfe yapıverdim üstüne
Şöyle şekerli, bol köpüklü
Şu videoyu da açıverdim
Göksel Baktagir'in güzel nağmeleriyle
Hem seyreyledim hemde gayfemi içiverdim.
Falda kapattım kendime
Çok bilirmiş gibi
İçimdeki dışıma çıksın diye niyet ederekten.




10 Şubat 2012 Cuma

Kahvaltı en gerekli öğün'dür.

Küçükken rahmetli babaannemin yanında kaldığımızda
Sabah kalkar kalkmaz bahçedeki çeşmede yüzümüzü yıkamadan
Sokak kapısını açıp hangi arkadaşımız sokakta diye bakardık
Tabii her sabah aynı lafı yerdik Babaannemden
"Yüzünü yıkamadan sokağa bakılmaz"
Geçer çeşmenin başına yıkardık yüzümüzü yalapşap
Büyüdük değişen bişi yok
Rahmetli babaannecim dediği laflarla kaldı
Sabah kalkar kalkmaz lavaboya gitmeden ilk iş bilgisayarı açmak oluyor
Sonra tabii yüzümü yıkıyorum o zamana kadar da bilgisayar açılmış oluyor.




Bu sabah yine böyle yaptım sonrada oturdum netin başına
Daha kahvaltı bile etmeden
Bir arkadaşıma rastladım
"Vay niye kahvaltı yapmadın? hadi kalk da yap?
Çayda yap fotoğrafını çek yoksa inanmam"
dedi.
Kaktım hazırladım kahvaltımı fotosunuda çektim
Ve anladım ki arkadaşımın asıl derdi fotoğrafı görmek değil,
Benim kahvaltımı yapıp yapmadığımdan emin olmak.
Malum biraz düzensiz yemek yeme alışkanlığı olan ben için
Düşünceli bi arkadaşımdır, 
Sağolsun var olsun...



Cep telefonumdan aktarırken fotoları bunları da fark ettim
Bu eldiven bi arkadaşımın kızının
Hazır aslında ama otobüs beklerken bir acele çekiverdim fotosunu
Bi eldivenim var ona yapıvereyim bari.


Bu da yine aynı arkadaşımın annesinin yaptığı kırkyama 
Eşinin kravatlarından yapmış
Pek hoşuma gitti...


Tabii hemen eşimin evdeki eski kravatları geldi aklıma
Bi akşam dizi izlerken onlara el atmalı
Artık kırkyama mı olur ki bilmem ama öğreniveririz
Ya da makinada dikiveririz annemle.





Bu da bi blog sayfasından bulduğum kazak örneği
Sanırım örnek ağaç kökü denilen bi örnek
Ama düğmelerle süsleyip
Ne de güzel baykuş haline getirmişler ?
Gri ip alıp yapıvermeli.

Not :
İş bu blog yazısı Sevgili Leylak abla'mın hediyesi
Göksel Baktagir "Boğaziçi" cd'si dinlenerek yazılmıştır.



8 Şubat 2012 Çarşamba

Yediklerim, içtiklerim benim olsun



Pazar akşamı eşimin abisindeydik.
Maç vardı Fenerbahçe - Beşiktaş
Öğleden sonra yaprak sardım zeytinyağlı tabii
Bir de karnıbahar haşlayıp kızarttım
Abimlere gittik.
Maç izlicez ya giriş bileti olsun diye
Tabii biz bayanlar maçı izlemedik 
Mutfakta oturup Mardin'den gelen şu güzelim takımlarda 
Kahve içip iki sohbet ettik.


İşte bu fotoğraf bugünden 
Elmalı poğaçalarım pişti.


Yanına da nescafe yaptım
Geçtim bilgisayarın başına
Blogları okudum.
Pek nefis olmuş elime sağlık
Emeğime, mesaime sağlık...



Bu fotoğraf geçen haftadan
Torbalı'da oturan liseden 4 yıllık sıra arkadaşımdan
Sabahtan gittim kahvaltı yaptık.
Nasılda soğuktu hava
Kimseler yoktu dışarıda



Mutfak sıcaktı tabii, sohbette
Kek tahinli, portakal sulu pekte lezizdi doğrusu.
En çok da arkadaşımın şu nescafeye sıktığı köpüğe bayılıyorum.


Haydi şimdi de şu aşağıdaki kısa filmi izleyin derim.
Teknoloji'nin insan üzerinde etkisiyle ilgili
Kısacık, minnacık bişi.


mutfakta işim var biraz



Şimdi ben çok üşüyorum ya
Isınayım diye karar verdim
Elmalı kurabiye yapıcam 
Bir iki okuyacağım blogcu var
Kimler mi ?
İsim vermiyim canım bugün yazmışlar yollamışlar yazılarını
Hemen her zaman zevkle yazılarını okuduğum arkadaşlarım.
Pişsin kurabiyeler yanına da çay demliycem
Ohh bi güzel okuycam...
O zamana kadar o blogculardan Sevgili Leylak Abla'da yazar umarım yazısını.
Ay kızmayın blogcu arkadaşlarım hepinizi seviyorum 
Ama O'nun yazılarını  bi başka seviyorum...
Kaçtım ben.