2 Nisan 2012 Pazartesi

Çalışma maceralarım...

1992 yılında mezun oldum liseden ilk yıl kazanamadım üniversiteyi tabii.
Dersaneye de gönderilmedim ama gönderilmediğim o dersane hakkımı
İlerde 10 yıl oturduğumuz evde kira vermeden oturmak olarak kazandım.
Hangisi iyi oldu derseniz yok bi cevabım.
Kendime bile itiraf etmedim belki de beni üzecek cevabı yapıştırmamak için yüzüme.
2.yıl evde hazırlandım üniversite sınavına tabii sonuç hüsran
İstediğim bölüm olan Boğaziçinde  sanat tarihi okumak hayal oldu tabii..


Ve evde geçen sıkıntılı günler başladı.
Nerde şimdiki gibi teknolji o zamanlar 
Jetonlu ankesörlü telefonlar vardı düşün yani.
Bari çalış dediler çeyizini tamamlarsın, oyalanırsın
Tezgahtarlık işi buldu bi arkadaşım Kemeraltı'nda Şadırvan Camii'nin oralarda
Sanırım 6 ay çalıştım orada sigorta yok, sabahtan akşama kadar ayakta cumartesi de dahil.


Eylüldü sanırım ayrıldım işten bari bişiler öğren dediler kursa yollayalım seni dedi evdekiler
O sırada annem babamın yanına gitti Didim'e bende bari kurs param çıksın dedim
Montrö'de Fesçioğlu market vardı o zamanlar kafetaryada işe girdim ne kadar para alıcam hatırlamıyorum
Bir hafta çalıştım babam izin vermedi olmaz dedi.
Oysa çok güzeldi ortam patronlar falan iyilerdi.
Ayrıldım kursa başladım.
Kursta hayatımı değiştiren biriyle tanıştım 19 yıllık arkadaşım Denizkızı'yla.
Neden değiştirdi derseniz 2 yere işe girmemi o sağladı.
Kurs bitti Eta program satan bi firmada iş buldum.
Sekreterlik yapıyordum 1,5 ay çalıştım orada niye ayrıldım hatırlamıyorum şimdi.


Ve evde oturup sıkılma günlerim başladı tekrar.
Bu arada yıl 1994 oldu.
Haziran ayında teyzemin oğlu bir sene önce kafeteryasında çalıştığım yerde Fesçioğlu markette
Sekreterlik işi buldu bana haftanın 6 günü sabah 8'den akşam 7'ye kadar.
Ve bu işyerinde sigortalı oldum ilk kez. 
O zaman için pek önemsemiyordum ama şimdi anlıyorum tabii.
İş ortamım güzeldi orda çalışırken tanıştığım bi arkadaşım 3 yıl sonra beni eşimle tanıştıran kişi
Hayatımızda önemli yeri olan bir arkadaşımız oldu.
Çalışma saatleri artık beni yormaya başlamıştı ayrıldım işten.
Ama işe girdim diye aldığımız fırın, halı, elektrik süpürgesi, yemek takımı borçları kaldı tabii.
Yine sıkılmaya başladım bu sefer sıkıntımdan vücudumda sivilceler çıktı.


1,5 ay sonra kursta tanıştığım Denizkızı çalıştığı firmada bana iş buldu.
Carfi cıvatacılıkta santralde durucaktım.
3,5 milyon aylık o zamanlar tabii şimdi ne kadara gelir sanırım asgari ücrettir
Çalışma saatleri iyi di en azından cumartesi öğlene kadardı.
İşyerindeki arkadaşlarda iyidi ortam güzeldi.
Önce santraldeydim 1 ay sonra muhasebe bölümüne geçtim oradan da vidalarla ilgili bölüme alındım.
9 ay çalıştım hemen hemen orada beni tekrar başka bir bölüme alacaklarını söylediklerinde yeter dedim ayrıldım işten.
Yine eve tıkıldım..


2 ay sonra Teyzem eski bi arkadaşının oğlunun firmasında iş buldu bana
Matbaa ama matbaa Çiğli organizede ben Kemeraltın'daki dükkanda durucam
Evrak satışı yapılıyor hastanelere kırtasiye falan.
Patronumun babası duruyordu bizle çok şeker biriydi.
Her sabah ben açardım dükkanı temizler falan o gelince milliyet gazetesinden köşe yazarlarını okurdum ona.
Bir de yalan rüzgarı dizisinin o günkü bölüm özetini :)
Şimdi düşünüyorum da gerçekten iyi yapmış O'nun sayesinde güzel şeyler öğrendim.
Aylığım 9,5 milyon o zaman şimdiye nedir karşılığı bilemiyorum.
Ve zam zamanı geldi çattı...


Gerisi yarın artık zaten çok uzun oldu bu sıkılmayasınız...

29 Mart 2012 Perşembe

Özet


(Nefret edilen eski sevgilinin arabasını gördüm sandığında
 idrak edene kadar geçen süredeki yüz ifadesi.)

foto konu dışı hoşuma gitti 




Günler kimi zaman ardı ardına sıralanmış vagonlar gibi geçiyor.
Nası bi benzetmeyse artık bağlayamadım.
Vagonların birbirine bağlı olması aynı birbirine benzer tekdüze anlamında kullanmak istemiş olabilirim.
En son yazdığım da sıkıntılı geçecek günler eşiğinde olduğumu anlatmıştım
Sağolun çok fazla gelen derdin sıkıntın ne ? 
Ya da geçti mi geçtiyse nası geçti mesajlarını cevaplamaktan anlayamadım bile.
( Burada hiciv yaparak taşlama yapmaktayım böyle de biline )
Geçti bi şekilde sıkıntılar.
Hep öyle olmuyor mu ama geçiyor işite.
Dünya yine dönmüyor mu?
senin sıkıntın var diye dönüşünü durdurduğunu gördün mü hiç ?
Hayır.


Efendim öyle de böyle de yaşıyoruz işte.
Sabah gözümüzü açıp gün boyu didinip, koşunuyor
Akşama sofraya 2 tas yemeğin yanına ne salatası yapıp koysak derdiyle donanıyoruz
Akşam da iflas eden vücudu şarjlamak için uykuya yatıveriyoruz.
Beynimizde sıkıntılar, dertler, geçim telaşı, ana baba koca çocuk iilişkileri derken.
Yoğruluveriyoruz işte hayatın bizim için tuttuğu mayayla.


Buradayım efendim 
Gitmedim okudum yazılanları hep elimde nescafem dilim yansa da bazı.

10 Mart 2012 Cumartesi

Dağ tepe deniz

Hayat tepelerden dağlardan ibaret
Ha dereleri denizleri okyanusları da unutmamak gerek.
Biri bitiyor biri başlıyor. 
Yine tepesi bulutlarla çevrili bir dağın eteğinde
Derinliği ölçülemeyen bir denizin kıyısındayız.
Ya çıkıcaz aşıcaz o tepeyi
Ya dalıcaz o denize boğulucaz...
Bakalım...

5 Mart 2012 Pazartesi

Pazar kokuları


Bugün pek bi masraflıydım bende canım,
Sabahtan kalktık kahvaltı faslı falan hazırlanıp çıktık yola
İstikamet Mavişehir Carfursa'ya gittik.
-Carfur yazın yanlış deyip kınamayın beni
Anam o nası bişidir öyle Türkçe kelimeler nerenize girdi de
Çıkaramadınız bi tane deyip devam ediyorum.- 
Aslında amacımız kitaplık almaktı
Hani dediydim ya 7 koli kitap var diye.
İyi de hangi vatan evladı bi tane kitaplık beğenemeyip
Var olan kitapların yanına eklemeler yapar.
Tabii ki kitap okumayı sevenler...
D&R'a sadece bakınmak için girmiştim ben
Eşim teknosa'da takılırken.
Eşim demişti zati dayanamaz kitap alırsın sen diye
4-Lira'lık
(Demeden edemiycem burda ay o yeni TL simgesi
ne feci bişi yarabbim öyle.
bir ilkokul çocuğu bile daha güzel simgeler çıkarabilirdi oysa.)
Neyse 4-Türk Lira'sı değerinde bir kitap aldım
Tam arkamı döndüm ne göreyim yana yakıla aradığım
"Parasız yatılı" 
Bana bakmakta raftan bir tane de kalmamış mı
Hemen aldım tabii...
Bir de Selim İleri'nin bi kitabını aldım.
Severim kendilerini hatta ödül aldı ya geçenlerde kendisi
Haberlerde izlerken sesli olarak Selim İleri'den bi kitap almalıyım demişim
Eşim dedi farkında değildim.
Eee sonra bu kadarla kalmadık tabii...
Tam o carfurdan çıkarken bi kampanya gördük.
Laptop aldık..
Benim bilgisayar geçen asırdan kalmaydı
Abim verdiydi.
Bu yazımı oradan yazmaktayım efendim.
Hadi bakalım.
Yatma vakti artık..
Şunu dinleyin ben bir pantolon ütülüycem sabaha.


1 Mart 2012 Perşembe

Bir dostluk



Erkek;
"Sen kimin canısın, cânı."

Kadın;
"Sen yine doldur fincanı."

Sabahattin Kudret Aksal
Gazoz ağacı

29 Şubat 2012 Çarşamba

Sıkıcı güne 2 kayıt

Sıkıcı gün demiştim demi 
Atraksiyonlarda oldu olmadı değil.
Sabahtan beri +903805.... ile başlayan 
Bi numaradan aranmaktayım. 
Cep telefonumdan.
Baktım kod ukrayna düzce diyende oldu ama
Ukraynalıların konuştuğu dili bilmediğim için açmadım.


Küçük odada 7 koli var daha açılmamış
İçi kitap dolu.
Hafta sonu dolanıp kitaplık bakıcaz
Alalım da yerleştireyim istiyorum.
Bayılıyorum kitaplıklarının fotoğrafını çekip koyanlara.
En çok da o hani raflardaki minik biblolar, objeler, fotoğraflar olmuyor mu
Bayılıyorum yaa...
Aslında niyetim oturma odamızdaki bi duvarı boydan kitaplık yapmak 
Ama şu an biraz ertelemekteyim zamanı var.
Hele bi şartlar olgunlaşsın inşallah..







Sıkıcı günün sıkıcı hadiseleri

Dinleyin efendim...
Bi sıkıcı gün ki hani nası desem içim daralıyor resmen.
Havanın kasveti üzerime oradan da el attığım işlere kadar geçti
Kalkmak zor geldi sıcacık yataktan 
Elektrikli şofbenimiz serviste sıcak su yok,
Banyo desen soba üzerinde ısınan güğümle bir acele oluyor
Saçımı her ellediğimde bi hoş oluyorum 
Hiç yağlanmayan saçım parım parım parlamakta şu anda
Eltime gidip banyo yapayım dedim bu soğuk havada dönüşü düşündüm.
Akşama sobaya başvurucaz artık.


Şofben maceram ayrı bi konu,
Garanti süresinde sözde parça takılmış para istedi sökme işini yapan çocuk
Oldu dedim yarın gel vereyim.
Hemen müşteri hizmetlerini aradım parça falan takılmamış ki
Çocuk 70-lira takmaya çalıştı ama nafile
Bi güzel şikayet ettim ama
İnşallah bu şikayetime rağmen sallamazlar işi.


Penceremin önüne konan kumru ve serçelere bulgur attım biraz
Karşımdaki evin çatısında kabarıp kabarıp duruyorlar tüylerini
Biri de akıl edip gelse keşke.
Tavukta değil ki çağırsam anlasalar.


Yapacak işte bulamadım kendime evde.
Çatı katında bi kablo buldum lamba taktım 
Karanlık olduğunda kullanmak için
Yalnız ne ters bi durum kaç kere aşağıya inip çıktım.
İlk lamba kırıldı daha yukarı çıkmadan
İkinci lamba bi yandı sonra oda çatlayıp sönüverdi
Üçüncü lambayı getirdim hiç yanmadı
Dördüncü lamba sonunda bana acıdı ışıl ışıl yaptı ortalığı
Edison amcama bi dua ediverdim o anda.


Eee bu iş de bitti bi nescafe yaptım
Geçen haftadan kalan elmalı kurabiyeleri buzluktan çıkarıp çözdürdüm
Yiyiverdim afiyetle.
Ama hala geçmedi sıkıntım
Bari saat 4 olsun da Esra Erol'u açıvereyim
Çiğdem çitleyip seyredeyim bi yandan...







20 Şubat 2012 Pazartesi

Gün daha bitmedi



"Akıllı adamlar sadece aptalların atladığını söylerler, 
Ama ben sana aşık olmaktan kendimi alamıyorum, 
Kalırsam Günah mı olur? 
Eğer sana aşık olmaktan kendimi alamıyorsam?"

Şarkıyı dinlemek için Elvis Presley üzerine bir tık lütfen.





Oysa bu sabah ben şöyle geç kalkmayı falan düşünüyordum.
Olmadı sabah yatağımın sallantısıyla uyandım.
Yine deprem oldu.
Tire Yeniçiftlik 4,4 şiddetinde..
Uzun sürdü sanki yada bana öyle geldi. 
Biraz daha sürseydi usulca inicektim yatağın yanına cenin pozisyonu alaraktan.
Bu çok önemli.
Hani aklımızda, kulağımızda küpe olucak cinsinden.
Arabaya ilk bindiğinizde emniyet kemerinizi elinizin beyninizden emir beklemeden
Emniyet kemerini takmanız gibi!
Deprem oldu mu panik yapmadan usulca bi yere uzanıp cenin pozisyonu almak.
Kalktım pencereden baktım sokakta kimseler yok
Bu sokakta depremi hisseden tek ben miyim ?


Yarın gün'üm var...
Kalktım temizlik yaptım. 
Kahvaltıyı yine atladım...
Öğlene doğru teyzemin kızı aradı sana gelicem dedi.
Gel dedim bahaneyle kahvaltı yaparım bari.
Oturduk ordan burdan bol bol da ailemizden dedikodular
Ne yazık ki flaş haberlerimiz yok şıra.
Genelde rahatsızlıklar, hastaneye yatanlar, çıkanlar, vefat edenler falan.
Flaş haberler neşeli günlerde oluyo hani eğlenelim bir iki kıkırdayalım diye.


Akşam olmak üzere güzel bi şarkı buldum tesadüfen daha önceden de dinlemiştim
Ama pek bi güzel geldi hatta 3 keredir üst üste dinlemekteyim.
Şarkı yukarıda dinlemenizi tavsiye ediyorum.
Birazdan mutfağa geçip yarın için hazırlık yapıcam.
Sarı tatlı kabak aldım börek yapıcam,
Tatlı olarak ağlayan pasta
Zeytinyağlı yaprak sardım dün akşam 1 kilo 
Umutsuz ev kadınlarını izlerken 
Eşim yaprak saplarını kestiği için içim umutla dolu olarak.


İş arama çalışmalarım hala devam etmekte.
Daha önce eleman arayan bi firmaya cv yollamıştım
Baktım dün akşam bir ilan cv yolladım meğer aynı firma
Daha önce cv yollamışım oraya ben oysa..
Tüh dedim..
Neyse kısmet işi bunlar belli olmaz.
İş çok iş seçen de çok diyenlere selam olsun diyorum buradan.
Emeğinize sağlık..

18 Şubat 2012 Cumartesi

Leylâ ile Mecnun




"Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."



Son zamanlarda Fuzulî'nin
Leylâ ile Mecnun mesnevisini
Okuma isteğindeyim. 
Eski basım olucak, sadeleşmemiş haliyle
Okumak istiyorum.
Ha öyle herhangi bir yerde de değil.

Bir Yâr tarafından 
Orhan Pamuk'un "Benim adım kırmızı" romanındaki gibi
Karlı ve soğuk bir kış gecesinde mangal başında,
Titrek mum aleviyle oynaşırken odanın duvarlarında
Dışarıdan esen rüzgarın sesine eşlik ederek
Okunulması.


ordan burdan

Bu kadar mı kararsız olur bir insan ?
Ya da beğenememezlik yakıştıramamazlık da diyebilirim.
İçimden geldi hadi dedim blog sayfamın temasını değiştirivereyim
Yok yok bi türlü beğenemedim bişi.
Amannn dedim kalsın yine şöyle...
Zaten pek yazasım gelmiyor içimden şu günlerde nedense
Yine bi tıkanmazlık, kısır günler silsilesi
Yazacak pek çok şey oluyor aslında 
Hastalıklar, ölümler, üzüntüler, neşeler, sevinçler
Yaşasam da içimden gelmiyor 
Zaten hava kasvetli kış çetin geçiyor
Kış demek ölüm sonbahardan sonra ki kıyameti bekleme süresi.
Bahar gelse bir iki kuş şakısa, ağaca yürüyüverse can suyu açılıcam aslında.
Okuyorum diyelim bol bol..
Gel gör aklımda kalmıyorlar mı işte pek kötü oluyorum ozaman.
Elime aldığım kitabın son sayfasını okuyup kapağını kapattığım anda
Uçup gidiveriyor aklımdan kitabın konusu.
Ne anlatmıştı diye sorsanız sonrasın da hatırlamam güç.
Oysa nasılda severek okuyorum, nasılda üzülüyor, seviniyor aşık oluyorsam 
Kitaplardaki kahramanlarla beraber.
Bazen bir sohbet esnasında çalıveriyor kapımı kahramanlar
Anlatıveriyorum bişiler işte o zaman diyorum ki zamanı var.
Maya tutucak önce, kısık ateşte yavaşça işliyecek 
Tadını, kokusunu, özünü.

Son olarak sözümü İskender Pala'nın yazdığı "Leylâ ile Mecnun" kitabından bi sözle bitirmek istiyorum
"Gönüller anlaşınca surette kıymet mi kalır"

16 Şubat 2012 Perşembe

İçimden geldi



Şimdi şuraya o densiz öğrenci kızların facebookta diğer paylaşım sitelerinde yayınlanan fotoğraflarını koymak istemedim. Önce başını kapatan kızların fotosu çıktı ortaya hemen arkasından yorumlar yükseldi. Herkes nefretini kustu, kustu..Tam durulmuşken ortalık bu seferde başını örtmeyen kızların fotosu dolandı ortalıklarda. Yine yorumlar, küfürler falan dolandı ortalıklarda.
İyi de biz nasıl böyle olduk ?
Ne zaman bu kadar seviyesiz, terbiyesiz, had bilmez, şımarık genç nesiller yetişti ?
Hangi ara ?
Okullarda öğretilenler, öğretilmeyenler neden tekrar tartışılmıyor ?
Bence orada poz veren ne yazık ki sadece o çocuklar değil o çocukları yetiştiren aslında yetiştiremeyen anne, baba, öğretmen, dede, bakkal, babaanne, eğitim kurumlarından sorumlu bakan ve o hükümeti yönetenlerdir.
Şu dönem hükümet, bu dönem hükümet diye ayırmıyorum. Genel olarak konuşmak istiyorum.
Bazı değerlerimiz maalesef bitmiş. Duyarlılık sıfır. Yaklaşım bağcıyı dövme düzeyinde.
Karşılaştırmam yerinde olur mu bilmiyorum fakat Amerika'da okullarda her sabah kendi antlarını okuyan çocuklar varken bıraktım ülkemizdeki andın içindeki kelimeyi tartışılması böylesi öğrencileri hak ettiğimizin yeridir.

Kahve bahane



Öyle fal meraklısı biri değilimdir aslında.
Gezmeklerde, gün'lerde fal bakan biri çıktığında
Etrafındakileri ezercesine sıraya geçip, 
Merakla gelecekten haber alanlardan hiç değilim.
Bakabilirse karşımdaki bakar bakmıyacaksa da oturup üzülmem.
Bugün işlerim bitince kahve içicem demiştim.
İçtim kahvemi o an içimden geldi yalnız olduğum, faldan da anlamadığım halde
Kahve fincanımı kapattım.
Yalnız açtığımda gördüğüm bişey çok ilgimi çekti.
Bura da paylaşmak istedim.
Bakalım sizde görebilecek misiniz?
Bulana benden kahve 
Derrrrrrmmmiiişiiiimmmmm....





Keyif molası


Sabah kalktım kahvaltımı yaptım
Pek sıkıcı geldi her şey
Bari kalkıp camları sileyim dedim.
Bu havada mı demeyin
Yağmur bi duruyor bi başlıyor
Onun keyfini mi bekliycem
Sildim misler gibi oldu.
Sonra da yemek yedim
Bi de gayfe yapıverdim üstüne
Şöyle şekerli, bol köpüklü
Şu videoyu da açıverdim
Göksel Baktagir'in güzel nağmeleriyle
Hem seyreyledim hemde gayfemi içiverdim.
Falda kapattım kendime
Çok bilirmiş gibi
İçimdeki dışıma çıksın diye niyet ederekten.




10 Şubat 2012 Cuma

Kahvaltı en gerekli öğün'dür.

Küçükken rahmetli babaannemin yanında kaldığımızda
Sabah kalkar kalkmaz bahçedeki çeşmede yüzümüzü yıkamadan
Sokak kapısını açıp hangi arkadaşımız sokakta diye bakardık
Tabii her sabah aynı lafı yerdik Babaannemden
"Yüzünü yıkamadan sokağa bakılmaz"
Geçer çeşmenin başına yıkardık yüzümüzü yalapşap
Büyüdük değişen bişi yok
Rahmetli babaannecim dediği laflarla kaldı
Sabah kalkar kalkmaz lavaboya gitmeden ilk iş bilgisayarı açmak oluyor
Sonra tabii yüzümü yıkıyorum o zamana kadar da bilgisayar açılmış oluyor.




Bu sabah yine böyle yaptım sonrada oturdum netin başına
Daha kahvaltı bile etmeden
Bir arkadaşıma rastladım
"Vay niye kahvaltı yapmadın? hadi kalk da yap?
Çayda yap fotoğrafını çek yoksa inanmam"
dedi.
Kaktım hazırladım kahvaltımı fotosunuda çektim
Ve anladım ki arkadaşımın asıl derdi fotoğrafı görmek değil,
Benim kahvaltımı yapıp yapmadığımdan emin olmak.
Malum biraz düzensiz yemek yeme alışkanlığı olan ben için
Düşünceli bi arkadaşımdır, 
Sağolsun var olsun...



Cep telefonumdan aktarırken fotoları bunları da fark ettim
Bu eldiven bi arkadaşımın kızının
Hazır aslında ama otobüs beklerken bir acele çekiverdim fotosunu
Bi eldivenim var ona yapıvereyim bari.


Bu da yine aynı arkadaşımın annesinin yaptığı kırkyama 
Eşinin kravatlarından yapmış
Pek hoşuma gitti...


Tabii hemen eşimin evdeki eski kravatları geldi aklıma
Bi akşam dizi izlerken onlara el atmalı
Artık kırkyama mı olur ki bilmem ama öğreniveririz
Ya da makinada dikiveririz annemle.





Bu da bi blog sayfasından bulduğum kazak örneği
Sanırım örnek ağaç kökü denilen bi örnek
Ama düğmelerle süsleyip
Ne de güzel baykuş haline getirmişler ?
Gri ip alıp yapıvermeli.

Not :
İş bu blog yazısı Sevgili Leylak abla'mın hediyesi
Göksel Baktagir "Boğaziçi" cd'si dinlenerek yazılmıştır.



8 Şubat 2012 Çarşamba

Yediklerim, içtiklerim benim olsun



Pazar akşamı eşimin abisindeydik.
Maç vardı Fenerbahçe - Beşiktaş
Öğleden sonra yaprak sardım zeytinyağlı tabii
Bir de karnıbahar haşlayıp kızarttım
Abimlere gittik.
Maç izlicez ya giriş bileti olsun diye
Tabii biz bayanlar maçı izlemedik 
Mutfakta oturup Mardin'den gelen şu güzelim takımlarda 
Kahve içip iki sohbet ettik.


İşte bu fotoğraf bugünden 
Elmalı poğaçalarım pişti.


Yanına da nescafe yaptım
Geçtim bilgisayarın başına
Blogları okudum.
Pek nefis olmuş elime sağlık
Emeğime, mesaime sağlık...



Bu fotoğraf geçen haftadan
Torbalı'da oturan liseden 4 yıllık sıra arkadaşımdan
Sabahtan gittim kahvaltı yaptık.
Nasılda soğuktu hava
Kimseler yoktu dışarıda



Mutfak sıcaktı tabii, sohbette
Kek tahinli, portakal sulu pekte lezizdi doğrusu.
En çok da arkadaşımın şu nescafeye sıktığı köpüğe bayılıyorum.


Haydi şimdi de şu aşağıdaki kısa filmi izleyin derim.
Teknoloji'nin insan üzerinde etkisiyle ilgili
Kısacık, minnacık bişi.


mutfakta işim var biraz



Şimdi ben çok üşüyorum ya
Isınayım diye karar verdim
Elmalı kurabiye yapıcam 
Bir iki okuyacağım blogcu var
Kimler mi ?
İsim vermiyim canım bugün yazmışlar yollamışlar yazılarını
Hemen her zaman zevkle yazılarını okuduğum arkadaşlarım.
Pişsin kurabiyeler yanına da çay demliycem
Ohh bi güzel okuycam...
O zamana kadar o blogculardan Sevgili Leylak Abla'da yazar umarım yazısını.
Ay kızmayın blogcu arkadaşlarım hepinizi seviyorum 
Ama O'nun yazılarını  bi başka seviyorum...
Kaçtım ben.

4 Şubat 2012 Cumartesi

Soru - cevap

Sevgili Leylak Abla'cım
Mim cevaplamış sorulara da pek de güzel eğlenceli nev-i şahsına münhasır cevaplar yazmış
Güle oynaya okurken sonunda baktım ki beni de MİM'lemiş.
Aman dedim etme eyleme ben senin cevaplarına gülerken kendim nasıl cevaplar yazarım
Olmadı..
El mahkum cevaplıycaz işte....


Hey koca topçuuu
Sorular hak getire 
Tez elden cevaplaya
Haydi Allah rasgetire aman
Dedik başladık bismillah... 


1- Sence çok anlamlı bir söz:


Hangi birini desem çok var aslında hani onu desem olmaz bunu desem olur mu? 
Hadi bakalım pek severim şu sözü onu deyivereyim bari;
Tenhada gebe kalanın doğumu açıkta olur muş.. 
Varın mealini siz bulun.


2- Makyajında olmazsa olmazın?


Gözaltı kapatıcım. Göz altlarım mor değildir ama sanki bi ışıltı veriyor yıllardır kullanırım.


3- Uyguladığın güzellik tüyosu nedir?

Yok öyle  saklı gizli bi sırrım. 
Ama yüzüme sürdüğüm kremlerimi devamlı kullanmaya gayret ederim. 

4- En sevdiğin çiçek?

Tüm çiçekleri severim ben aslında ama Kasımpatlarının ayrı yeri vardır ne de olsa doğduğum ayın çiçeği...

5- Nefret ettiğin birşey?

Bayanların sokakta 
cak cuk yada cak cuk suz sakız çiğnemelerinden nefrettttttt ediyorummm yaaa.... 

6- En çok sevdiğin iltifat?

Özellikle yeni tanıştığım insanların yaşımı söylediğim anda
 "Aaa yaşınızı hiç göstermiyorsunuz" demelerine bayılıyorum.

7- Favori Kitabın?

Bizimkilerden Benim adım kırmızı Orhan Pamuk 
Yabancılardan Simyacı Paulo Coelho 

8- Sana görünüş olarak yakın bulduğun ünlü?

Bi zamanlar saç modelimden ötürü Ebru Gündeş'e benzeten çoktu. 
Şu an için bi ünlüye benzerliğim yok..

9- Herkesin beğendiği ama senin sevemediğin bir ürün?

Duymasınlar ama LC waikiki kıyafetleri. Benim bedenime göre üretilmiyor ki, olmuyor bişeyleri bana.  Ha birde kosla veniş daha uygun fiyatı ve etkilisi varken.

10- Şu an en çok almak istediğin kozmetik ürünü?

Dip boyam geldiği halde her dışarı çıktığımda alıcam deyip unuttuğum saç boyası..
Yarın mutlaka almalıyım...

Ben şimdi bunu kime paslasam ki ?
Hımm....
And the Mim go es tuuuu...

Haber vermiycem sayfama girip okurlarsa görsünler 
Hadi bakalım...







30 Ocak 2012 Pazartesi

Bişi yazıp çıkıcam

Yok olmuş olabilirim ama buralarda sayılırım yine.
Biraz yoğun geçiyor günler 
Sağlık sorunları, sıkıntıları, soğuklar falan derken.
Annem ve babamda burada hatta Yer Gök Aşk dizisi bitsin eminki
Arkamdaki koltukta yatan annem 
"Eee ne bu be takır tukur yat gari kocanın yanına" 
Deyip beni kovalayabilir.
Onları yolcu edeyim gelirim yine....

27 Ocak 2012 Cuma

Başlık falan yok zaten kısa bişi

Yazabilecek çok şey varken yazamamak,
Anlatacak çok şey varken anlatmamak
Ağır gelmesi her şeyin.
Ağlamak vaktidir sormayın
Gerekir bazen yazmak, anlatmak yerine..

23 Ocak 2012 Pazartesi

Bugünden



Hava pek güzeldi doğrusu bugün 
Haydi dedim evde durma kızım çık dolaş biraz
Kalktım Şirinyer Hipodromu'na gittim



Girişte midilliler var onları sevdim biraz


Sonrada kulağımda Vivaldi kâh yürüdüm Kâh koştum
Benim gibi yürüyüş yapanlar, koşanlar vardı.


Bu kadar yürüyüşten sonra üşenmedim kalktım eve döndüm
Kitabımı ve biraz yiyecek alıp parka gittim


Park boştu ama güneş çok güzeldi.
Kitabımı okudum bitirdim.
Birazda güneşte ısındım.
Güneş çekilmeye başlayınca da evime geri döndüm.

Julia child






Bu sabah kendime çökelekli, maydanozlu, dereotlu omlet yaptım.
Kendimi Julia Child sandım. 
Julia & Julie filmini izlemişsinizdir umarım.
İzlemediyseniz de izlemenizi öneririm
Çok keyifli bir film. 
Tıpkı julia gibi yaptım çırpılmış yumurtayı tavaya döküp
Durmadan salladım ve omletim yapışmadan kabarıp çok güzel bi hal aldı.