9 Nisan 2017 Pazar

Şirince Köyü

Alaçatı'da ot festivali vardı bugün. Hayatta gidilmez dedik. İzmir'e de Ankara'dan! gelenler oldu malum. Aman hiç çekilmez dedik. Kaçtık Şirince'ye gittik. Fakat o da ne? Ot festivali için İstanbul'dan sadece bir tur firması  35 tane araç getirmiş tur içinde Saat Kulesi, Kemeraltı'nı da gezeceklermiş ama malum miting olunca vazgeçmişler ve rotayı Şirince'ye çevirmişler. Köye arabayla ulaşmak ne mümkün. Belli bir noktada aracı park edip hemen hemen 1 km. yol yürüdük. Elbette köy çok kalabalıktı her yer sürekli fotoğraf çeken, birbirini kaybedip tekrar bulan teyzelerle! doluydu. Onlarda haklı tabii bunca sene çoluk çocuk büyüt çalış çabala şimdi gezmek hakkım diyerek düşüyorlar yollara. 
Deli gibi bir hızla büyüyen yaşlı teyzeler turizmi oluşmuş bilginiz olsun.. 













29 Mart 2017 Çarşamba

Tuzlu kurabiye tarifi..



Şu görmüş olduğunuz tuzlu kurabiyem pek sevilir.
Bu akşam misafir gelecek yapayım dedim
Yaparken de videoya çektim.
Yazmakla uğraşamıycam dedim..

Tarif  için bir tık



Afiyet olsun...

Not;
 Videoya ulaşabildiniz mi?
Ben buradan açmaya çalıştım olmadı.. 
Yeniden şuraya eklemek istedim.


2 Mart 2017 Perşembe

Kitap almak

İnternetten kitap alırken çok sıkılıyorum. 

Kitabı bul konusunu oku, fiyatına bak, yorumları oku sepete at kaç lira tutmuş bak, ne kadar tutmalı ki tutara kargo eklenmesin falan hesaplat, banka bilgilerini gir off çok yoruluyorum. 

Oysa kitapçılarda öyle mi? 

Havanın yağmurlu, soğuk ya da çok güneşli olduğu bir zamanda kitapçıya girip şöyle en tatlısından müzikler dinlerken sakin sakin raflar arasında dolanıp kitabı seçip elime alıp arka kapağını okuyup ilk sayfaya biraz göz atmak sonra seninle beraber kitap bakanlarla fikir alışverişi, kitap önerileri alıp vermek, kasada beklerken kitap ayraçlarıyla flört etmek bir iki tane de kitap ayracı almak, ödemeyi alan kasiyerle karşılıklı tebessümleşmek varken.. 

Son olarak Kitapçıları ve kitap dükkanlarını yaşatalım diyerek şuraya güzel bir slogan bırakayım.



28 Şubat 2017 Salı

Kısa kısa

Merhaba,

Şu ŞALANJ olayına yazdığınız yazıları zevkle okuyorum. İlk soruya cevap vererek ben de katılmak istedim fakat sonrasında takıldım kaldım. Ne güzel hatırlıyorsunuz o zamanları. Ben maalesef hatırlayamıyorum. Ne cebimde ne olduğunu ne bir kahramanım var mıydı ne de başka bir şeyi. Elbette güzel bir çocukluk geçirdim. Ailem, akrabalarım, arkadaşlarım hep bir arada hiç yalnız kalmadım. Ama nedense o yaşadıklarımı yazıya dökemiyorum. O yüzden ilk sorudan sonra bıraktım. Her şeyde tam olmayı versin hayatta nolucak canım deyip geçtim.

Bazen insanlar sizi kırar. Bir minik kuş yüreğinize o kocaman ellerini sokup öyle bir sıkarlar ki ölmek bu mu dersiniz? Ve en fenası da farkında bile olmazlar sizi kırdıklarına. Seni kıran, üzen insanlar senin sabahı nasıl ettiğini bilmezler. . Ben kırıldığımla kalırım onlarsa kırdıklarının bile farkında olmadan hayatlarına devam ederler. Kimisi kırar geçer gider üzerinizden kimi ise hala yanınızdadır ve her defasında yine yine yeniden kırarlar. Hava bugün kapalı İzmir'de ve ben böyle havalarda hep bunları düşünürüm. Beni kıran insanları ve benim onlara bunu bir türlü söyleyemediğimi..Hatta bu dile getirememe huyumun üzerime yapıştığını kalıp üzerimden atmak için yardım almayı bile düşündüğüm anlar oluyor.




Her hafta bir kitap okuma etkinliği yaptım kendime.
Bu haftaki kitabım Hakan Günday Az..
Daha şimdiden sardı beni hem hikaye hem de yazarın akıcı dili.



Sonra dün bunca karamsarlık yeter deyip 
Kendimi kuaförümün kollarına attım.
Saçlarımı kestirdim.
Tazelendim bahara hazırlık yaptım.





20 Şubat 2017 Pazartesi

Şalanj 1


Eskiden mim derdik. Mim'lerdik bloglarda birbirimizi hadi bakalım ben bana sorulan soruyu cevapladım sıra sende dercesine. Oyunda ebe seçmek gibi. Şimdiyse adı meydan okuma oldu ama ben ŞALANJ denilmesini pek sevdim. Havalı bir şey oldu.. 
Başlayalım bakalım elimizden geldiğince cevaplamaya.

 1.     Nasıl bir apartmanda büyüdün?

Ben apartmanda büyümedim.  Hatta hayatımın son 6 yılına kadar hiç apartmanda oturmadım desem. 3 yaşıma kadar tek katlı bir evde yaşadım. O yaşıma kadar çok az hatırladıklarım. Televizyonun daha her evde olmadığı zamanlardı gece kapı önünde diğer komşularla oturduğumuzu hatırlıyorum hayal meyal. Bir de tarasamızda ki korukların üzüm olmasını. Kardeşim doğduğunda ailem ev değiştirmeye karar vermiş ve biz sokak arasından cadde üzerinde 2 katlı bir eve taşındık. Evimiz eski bir Rum eviydi. Alt katta mutfak, banyo arkada bahçesi üst katta ise odaları ve salonu olan bir evdi. Tv'miz hala yoktu camın önünde oturup tam evimizin önünde olan durakta inenlere bakar, caddeden geçenleri seyrederdik. Her daim hareketli bir yerdi evimizin önü. Karşımızda polis karakolu vardı hiç vukuat eksik olmazdı. Yine evimizin karşısında yazlık sinema vardı. Bilet gişesindeki amcayla dost olmuştuk ona soğuk su götürüp sinemaya biletsiz girerdik kardeşimle. Tüm yaz izlemediğimiz film, galaya gelen görmediğimiz artist kalmamıştı. Evimizin arkası diğer sokağa çıkardı. Orası bizim için sonsuz bir evrendi. İçinde palmiye ağaçları olan bir tepelik bir yer vardı. Çok merkezi bir yerdi oturduğumuz yer. Evimizin bir ev ötesi cami sonra bir sokak ve diğer köşe kahvehaneydi. Ramazan ayı yaz zamanıydı o zamanlar annemler teraviye gidince biz çocuklar sokakta bağıra çağıra oyun oynardık. Tabii teravi arasında camidekiler çıkıp bize bağırırlardı. 

Daha sonra ailem evimize bayağı bir uzak semtte aldıkları arsaya ev yapınca oradan ayrıldık. Çok üzülmüştüm gitmek dahi istemiyordum. Hatta ben gitmiycem deyip 1 durak ilerimizde oturan teyzemlere kaçtığımı hatırlıyorum. Bunca merkezi bir yerden sonra yeni kurulmaya başlamış ve sakin bir yerde oturmak düşüncesi beni çok üzmüştü. Orada da güzel arkadaşlar, anılar biriktirdim. 

17 Şubat 2017 Cuma

Reklam kokan hareketler


Blog sayfalarında reklam kokan yazılar okumaktan nefret ediyorum. Marka, ürün tanıtımı yapan bu tür blog sayfalarına rastladım mı pöff deyip çıkıyorum sayfadan.

Televizyon izlerken çıkan reklamları da sevmiyorum. Hafta sonları tv'de gezinirken hafta içi dizi tekrarlarına rastlıyorum ama hepsi reklam kuşağında oluyorlar. Pöff deyip tv'yi kapatıyorum.

Twittere giriyorum biraz twit okuyayım bakalım neler olmuş diye ama alakasız reklam twitlerini engellemekten yoruluyor pöff deyip çıkıyorum twitterdan.

İnstagramın bir özelliği var şimdilerde yukarıda kendi hikayenizi yayınlayorsunuz 24 saat yayında kalıyor. Onlara bakarken araya da hopp reklam giriyor tüm hevesim gidiyor pöff deyip oradan da çıkıyorum.

Facebook apayrı bir dünya zaten. Tarayıcınızda her ne aradıysanız facebook sayfanızda yan tarafta size çıkıveriyor. Bir de beğenmediğiniz, abone olmadığınız halde beğenmiş takip ediyorsunuz gibi ana akışta karşınıza çıkıyorlar. Dün baktım bir araba firmasının tırlarını beğenmişim. Ulen ne ara tırcı oldum ki ben dedim. Sayfaya girdim sayfanın takibinden çıkabilmek için akla karayı seçtim. Yapıştı kaldı takibim orada engelleme butonu da bulamadım bir daha denedim güç bela çıktım. Facede bozdu iyice dedim.

Reklam izlemeyi sadece sinemada seviyorum. Koltuğa yerleşmeme zaman tanıyor. Bir de tv'de olanlardan daha farklı reklamlar var hatta bazıları kısa film gibi.

EDİT: Sayfasında film, müzik, kitap,gezdikleri yerler   hakkında yazan bloggerlerimi ayrı tutuyorum. 




2 Şubat 2017 Perşembe

Çelınç 17



-2017'de olmasını çok istediğin bir şey:


Önce sağlık sonra huzur ve ardından olmasını istediğim bir kaç isteğin kabul olması..


Yol arkadaşım


O benim yol arkadaşımdı..
O'nu çok özledim..




Çelınç 16

-Kağıda bir şey çiz ve bize göster:

İş yerimde boş kaldığımda çizdiğim, karaladığım bişiler var..
O sayılır mı?



Çelınç 15

-15 yaşında birine vereceğin nasihat ne olurdu:

Valla bi laf etmezdim.
Bize ettiler de ne oldu bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıktı.
Ama bana edilen 2 nasihatı hep aklımda tuttum ben.
Bir tanesi teyzemin hep "Dişlerin çok güzel her akşam fırçala mutlaka" diğeri yine teyzemin "Cildin çok güzel sakın yaşından büyük makyaj yapıp bozma." Bu nasihatları dişini fırçala, makyaj yapma gibi direkt emir verir gibi demediği için beni bir şekilde tavladı. 

Fakat şimdi 15 yaşında olanlara bakıyorum da ııhh nasihat vermek şurada dursun iki kelam sohbet etmek bile çok zor.

Ne yaparlarsa yapsınlar düşe kalka, darbe yiye yiye, takdir alıp tekdir edile edile  - hani o argo tabiri yazamıyorum buraya siz anladınız- öğrensinler hayatı.. 

30 Ocak 2017 Pazartesi

Çelınç 13

-10 yıl sonra nerede, nasıl yaşamak istiyorsun?

Hayda ben soru atlamışım.
Çelınç cevaplayan blogları okurken fark ettim.
Cevaplamazsak olmaz tabi..

Eğer sağlığım, ömrüm elverirse 10 yıl sonra yaşadığım şehrimin yakınlarında bir yerde olmak isterim. Ne şehrimden ayrılayım ne de artık karışmaya başlamış olan şehrimde kalayım misali.
Beni bunaltan yaz sıcaklarını biraz daha serin olan yerlerinde geçireyim.Urla olabilir mesela. Şu an yakın arkadaşım sayesinde bol bol ziyaret etmekteyiz orayı. 

Çelınç 14

-Keşke arkadaşım olsa dediğin ünlü kim?



İşte sevdiğim bir soru daha..

Yedi Tepe İstanbul dizisi vardı hatırlar mısınız? Emre Kınay, Uğur Polat, Zuhal Olcay ve Meral Okay oynuyordu. Ben orada Meral Okay karakterini çok beğenmiştim. İkinci Bahar dizisinde de Kasap rolündeydi ama Yedi Tepe İstanbul dizisinde daha fazlaydı rolü. O zamanlarda başladı O'na hayranlığım. İşte arkadaşım olsaydı dediğim ünlü Meral Okay..

Böyle koruyan, kollayan, akıl danışılabilecek, arkadaşını geliştirebilecek bir insan. 

Yattığı yer cennet olsun.

29 Ocak 2017 Pazar

Çelınç 12

-Son 10 yılda hayatında neler değişti?

Al yine cevabını vermekte zorlandığım bir soru daha. 

Büyüdüm, geliştim kendimi tanıdım. 

6 yıl çalıştığım işimden ayrıldıktan sonra 6 yıl evde oturdum. 
Bir üniversite hastanesinde yerime alınan torpili sağlam birisi yüzünden son da memur olarak çalışma fırsatını kaçırdım.
Ama bu 10 yıllık sürenin son 3,5 yılında başka bir iş sahibi oldum ve hala çalışıyorum.

Blog sayfalarını keşfedip yazmaya başladım bu beni zaten sevdiğim okumaya daha çok yaklaştırdı bunu yaparken de yazmayı sevdiğimi anladım ve yazdım. Birde  bu sayede çok güzel dostluklar, arkadaşlıklar kazandım.

 Hiç düşünmediğim bir anda ev sahibi oldum.

Çok sevdiğim baba gibi gördüğüm eşimin abisini kaybettim bir trafik kazasında.
Evimiz, gönlümüz, soframız, eğlencelerimiz buruk bir tebessümle geçmekte artık.

Çok güzel yerler gezdim, yeni insanlar tanıdım. 
Kimilerinden kazık yedim kimilerinden de çok güzel şeyler öğrendim.

Aklıma gelenler bunlar oldu.



Çelınç 11

Dolabındaki en eski kıyafet ve anısı?


Oturdum elbise dolabımı göz önüme getirdim. 
Gelinliğim geldi aklıma  hatta 2 sene önce çıkarıp giymiştim ve hala içine sığabiliyordum!
 Ama şu an sandık içinde bir poşette buruşmuş bir halde olduğu için çıkarıp fotoğraflamak istemedim. 
Kına geceliğimi de daha sonra kısaltıp bir düğünde giymiştim onu çıkarayım dedim annemde olduğunu hatırladım.




 Sonra kına gecemde kına yakılırken giydiğim kıyafetim geldi aklıma.
 Annem  sarı renk bir şalvar dikmişti bana bir de siyah kadife yelek. 
Yeleğin kenarlarına bir yemeniden kestiği sarı baskıyı eklemişti. 



Başıma da yine şalvarımın kumaşından içine sünger koyup üzerine de pullar işleyip başlık hazırlamıştı. 
Onu giymiştim kına gecemde. 
Hem yelek hem şalvar hemde o başlık hala durur.










26 Ocak 2017 Perşembe

Çelınç 10

Çelınçımız da bugün 

Asla unutmak istemediğin anın?

Iyi bir an mı olmalı yoksa kötü mü? 

Karar veremedim açıkçası. Mutlu olduğumuz anları nedense o an yaşayıp bitiriyoruz da kötü anlarımızı unutamıyoruz. Ben öyleyim belkide. 

Güzel anlarımı ailemle, eşimle yaşıyorum mesela. Zaten ailem, ben ve kardeşim birbirimizden uzakta yaşıyoruz. Şu ana kadar bir kere annemle babamın evinin su basmasından dolayı kötü bir anda bir araya gelmiş olsak da genelde bayramlarda bir aradayız. Ve bu zamanlarda yaşadıklarımız hep gönlümde mutlulukla yer ediyor. 

Kötü anım ise, bundan bir kaç sene önce uyumak için aldığım hapın yanlış bir hap olmasından dolayı  sabah karşı acile zor yetiştiğim anım olabilir. 

Ah bir kerede Diyarbakır'da düşen bir helikopterde yanlışlıkla kardeşiminde olduğunu zanneden bir akrabamdan aldığım telefonda " Helikopter düşmüş kardeşinde o helikopter deymiş" dediği anda yaşadığım heyecan, panik, üzüntü ve yıkımı tarif etmem çok zor. Şu an hala yazarken o kısacık anda yaşadıklarımı hissedebiliyorum.

Soruyu gördüğümde aklıma gelenler bunlar oldu.


25 Ocak 2017 Çarşamba

Günün birbirine en yakışan çiftlerinde bugün








Birbirine yakışan çiftlerde bugün, 
Barbara Streisand ve Robert Redford. 

Dünya iki tip kadından oluşur basit kızlar ve Katie. 
Hubble Katie'ye deliler gibi aşıktır ama Katie'nin kafası karışıktır. 
Saçları da kıvırcık.
Ne sevgili olabilirler ne de dost kalabilirler. 
Ve Hubble, basit olan kızla evlenir. 

Sex and city dizisinde de işlenir bu.
Big dalgalı saçlı kızı yani Carrie yerine gidip basit olan Natasha ile nişanlanır. 







24 Ocak 2017 Salı

Çelınç 9


Göç etmek zorunda kalsan yaşamak için seçeceğin ülke?

İşte bu çelınçda en favori sorum buydu.. 

Elbette göç etmek kadar zor bir durum yoktur şu dünyada. Ama illa ki soru sorulmuş hele hele günümüz siyaseti malumken aklıma bazen şu ülkeden çekip gitsem mi sorusu gelmiyor değil.

Ama nereye gidebilirim?

Böyle bir hakkım olacak ve bana sorulacaksa şayet sınır kapısında benim gönlümde yatan elbetteki Yunanistan'ın bir adası. 

Neden?

Anne tarafım Boşnak olsa da neden Saraybosna değilde Yunanistan.

Çünkü küçüklükten beri tv'de onları seyreder, sahilde gece cızırtılar içinde de olsa yunan şarkıları dinlerdim. Ne de olsa suyun öte tarafı kardeşiz biz. Hatta o kadar sevdiğim ve hayran olduğum için Yunanca kursuna bile gittim. Yeniden alfabe öğrendim, yazdım, okudum. 

Olursa şayet böyle bir durum - ki dileğim asla olmaması- ama olursa işte beni oralara yollayabilirsiniz.